Bir süre önce bu soruları koymuş, kaldırmıştım… Ama hep merak ediyorum… kendim yanıtlayamadım…
Kader nedir bireyin elindeki ne?
Doğduğumuz zamanı seçemiyoruz…Tarihin hangi noktasında yaşama başladığımız elimizde değil…
Doğduğumuz ülke, kent kasaba elimizde değil…(kişiliğimizi etkileyen faktörlerden biri: dış dünyadan uyaranlarla oluşurmuşuz ya!)
Alanı daraltıyorum:doğduğumuz mahalle ve ev elimizde değil… (yani varoşlarda doğan bir çocukla aynı yeteneklere-zekaya sahip sütunlu, şömineli bir evde doğan çocuğun biriktirdikleri farklıdır..değil mi?) Kişiliğimizi etkileyen çevreyi seçmek; yani maddi gücümüz elimizde değil, bu maddi gücün getirdiği olanak ya da olanaksızlığı (en azından çocuklukta değiştiremeyiz…içimize işleyen izler bırakabilir…) kaçıncı çocuk olduğumuzu seçmek de elimizde değil... (ki kişiliğimizde izler bırakabilir…)
Alanı daraltıyorum:
Anne-babamızı, kardeşlerimizi, akrabalarımızı seçmek elimizde değil…(En iyi koşullarda da olsanız içki-uyuşturucu bağımlısı bir ebeveyn ya da olumsuz aile yakını tüm kişiliğinizi altüst eden bir yapı oluşturmanıza neden olabilir! Örnekleri zenginleştirebilirsiniz!)
Bireye iniyorum: Cinsiyetimizi seçmek elimizde değil…(yaşama erkek ya da kız olarak başlamak yolarımızın açılımını değiştirecektir…)
Güzel ya da çirkin olmak elimizde değil…(hayatımızın akışında uç noktalardaki değişiklikler önemlidir…)
Zeki ya da aptal olmak elimizde değil…(gene uç noktalardan başlayarak düşünürsek; çok zeki, programlanmış bir insanın hayatı engelenemez bir akış gösterecektir.Aynı şekilde çok güzellik de?)
İrade ve iradesizlik de nereye kadar elimizde? Unutmayın ki her bağımlı insan bağımlı olduğu “şey”in zararını bilir; ama engelleyecek, değiştirecek iradeyi gösteremez!
Alıntı
Bu koşullar altında “anladığımız” nereye kadar bizim…
Umursamadığımız neden dışımızda?
Nerden nereye kadar kaderimizi tayin etme hakkımız var?
Kayıt: Aug 05, 2006 Mesajlar: 495 Nereden: baktığınız yerden
Tarih: Pzr Şub 11, 2007 11:15 pm Mesaj konusu:
varsa bir kader tartışması, bu, bahsettiğiniz alanların dışında bir kader tartışmasıdır..
dini metinlerde bahsettiğiniz anlamda bir kader anlayışı yoktur..
Bu konu üzerine ders çalışıyorum, 600 sayfalık bir ders kitabı, pazartesiyi (önümüzdeki hafta) beklerseniz temel kaynaklardan, dini metinlerden, çağdaş yazarlardan küçük notlar alıntılayabilirim.
Dini Metinlerde (KELAM) Tercih, Sorumluluk, Özgürlük, Kader... İNSAN VE FİİLLERİ
İnsan içinde yaşadığımız evrenin bir parçasıdır. İnsan sahip olduğu doğasıyla, içeriğiyle evrendeki diğer varlıklardan ayrılan ve ayrıcalıklı kılınan bir varlıktır. İnsanı, kendine özgü yaşam şartları olan bir varlık olarak da görmek mümkündür. Kur’an, bu kendine özgü varlığın yaratılışını, onun yaşamının ifade ettiği anlam ve önemi, kendi öz benliğini anlamada ve geliştirmedeki gücünü veya güçsüzlüğünü, inancını veya inançsızlığını çok açık bir şekilde anlatmaktadır.
(İnsanın kaderi)Yüce Allah Kur’an’da, “Andolsun ki Biz insanoğlunu şerefli kıldık; onları karada ve denizde taşıdık; temiz şeylerle rızıklandırdık; yarattıklarımızın pek çoğundan üstün kıldık.”(17 İsra, 70), “İnsanı en güzel surette(kıvamda) yarattık.”(95 Tin, 4), buyurmakta ve insanın bu şekilde yaratılmasının nedeninin de şu şekilde açıklamaktadır: “Biz emaneti göklere, yere ve dağlara sunduk. Onu yüklenmekten kaçındılar. On(unsorumluluğun)dan korktular. Onu insan yüklendi.”(33 Ahzab, 72) İslam bilginleri bu ayette geçen emanet kavramını, akıl, bilgi, vahiy ve sorumluluk şeklinde tanımlamışlardır. Gerçekte bunların her biri insanı insan kılan unsurlardır. Bu yüzden ayeti, “insan olma şartlarını insan kabullendi” şeklinde anlamak mümkündür. İşte bu insan olma şartları aynı zamanda insanın kaderini oluşturmaktadır.
(Akıl.Özgürlük ve Sorumluluk) Evrende yaratılan her varlığın, kendine özgü bir kaderi bulunmaktadır. İnsanın kaderi de akıl sahibi, özgür ve sorumlu bir varlık olarak yaratılmasıdır. İnsanın iyilik ve kötülük işleyebilecek yetenekte yaratılması da onun kaderidir. İnsanın gayesi Allah tarafından tespit edilmiş olmasına rağmen, bu hedefin gerçekleştirilmesini Allah, insana bırakmıştır. İnsan aklı ve tecrübesi sayesinde bu amacı gerçekleştirebilecek imkana sahiptir. İnsan Allah tarafından akıl, özgürlük ve sorumluluk nitelikleri ile yaratılmış, ancak o Allah tarafından adeta bir makine gibi kurulmamıştır.
(Davranışlar) Allah insanı, kendi fiziki ve sosyal çevresinin gereklerine uygun olarak akli düzenlemeler yapacak yapıda yaratmıştır. Bu bakımdan insan, olaylar karşısında hüküm çıkarma ve düşünce geliştirme gücüne sahiptir. Bu niteliklere sahip olan insan değişebilen ve çevresini de değiştiren bir varlıktır. Allah, insanı yaratırken onun öz benliğine iyiliği ve kötülüğü bilme ve yapma imkanını yerleştirmiştir. İşte bu imkan insanın kaderidir.
(İnsanın sorumluluğu) Kur’an’ın, “Allah, Ademe bütün isimleri öğretti…” ve “Yaratan Rabbinin adıyla oku…” ayetleri insanın bilen ve öğrenebile bir varlık olduğuna işaret etmektedir. İnsan diğer varlıklardan ayrı olarak bu özelliğe sahip olduğu için Allah, meleklerden insana saygı göstermelerini istemiştir.
İnsan bu öğrenme ve bilme yetisi sayesinde, kendi öz benliğini, doğal çevresini ve yaratıcısını tanımakta ve bütün varlıklarla verimli ilişkiler kurmaktadır. İnsanın yücelmesi için bu yeteneğini yerinde kullanması ve geliştirmesi gerekir.
İnsan Allah’ın yaratmış olduğu varlıklar arasında sadece insan irade özgürlüğüne sahiptir. Bu özgürlük, bir kişinin düşünerek, bilerek, karar vererek ve isteyerek bir eylemi ortaya koyabilmesinin temel şartıdır. Ancak böyle bir özgürlükten sonra insanın sorumluluğundan söz edilebilir.
Yüce Allah insanı hür bir varlık olarak yaratmıştır. Bu konuda Kur’an’da, “İnsan ve onu şekillendirene. Sonra da ona iyilik ve kötülük yeteneği verene ant olsun…”(Şems, 7-8) buyrulmaktadır. İnsana iyilik ve kötülüğü yapabilme imkanını Allah vermiştir. İnsan özgürlüğü doğrultusunda bu imkanı kullanabilir.
Özgürlük, insanın bir işe başlarken kendisinde var olan seçme ve tercihte bulunma yeteneğini kullanmasıdır. İnsana serbestçe ve özgür olarak seçime bağlı fiilleri yapabilecek irade verilmiştir. Bu durumda insan yaptığı kötülükler için, “ne yapayım kaderim böyleymiş” diyecek durumda değildir. Zira özgürlüğü sayesinde, iyilik dururken kötülüğü seçmiş ve yapmıştır. Bundan dolayı da sonucuna katlanacaktır.
İslam dininde ahlaki sorumluluğun temel öğelerinden biri olan özgürlük, insanın yapısal niteliğidir. Bu niteliğin ilahi adaletle ve teklifle ilişkisi vardır. Özgürlük, teklifin temelini oluşturmaktadır. İnsan özgür olmamış olsaydı, ona teklifte bulunulması ilahi adalete aykırılık teşkil ederdi. Zira ilahi adalet, insanın sorumluluğunun gerçekleşmesi için, bir şeyi yapma ve yapmama konusunda insanın özgür olmasını gerekli kılmaktadır.
İnsanın sorumluluğu üstlenecek bir yetkinlikte olması, onun özgür olmasını gerektirmektedir. Bu yüzden sorumluluk üstlenecek yetkinlikte olmayan diğer varlıklar özgür de değillerdir. Bu tür varlıklar sadece Allah’ın kendileri için tespit etmiş olduğu yasalar çerçevesinde yaşamlarını sürdürmektedirler. Varlıklar içerisinde sadece insan, inanma veya inanmama, iyiyi veya kötüyü tercih etme özgürlüğüne sahiptir.
(Tercihler) Özgürlük, hem iyiliğin hem de kötülüğün kaynağıdır. Kötülük yapma imkanı olmayan insanın, iyilik yapmasından söz edilemez. Aksi halde iyilik zorunlu olur. Oysa insan hem iyilik hem de kötülük yapma yeteneğine sahiptir. Onun tercihte bulunma imkanı vardır. Allah’ın önceden belirlemesi, irade konusu olmayan, insanın özgür ve sorumlu olmadığı alanlarda söz konusudur. İnsan bırakılan alanda ise insanın kaderini, insanın davranışları belirlemektedir. Başka bir ifadeyle, insanın sorumlu olduğu konularda kaderi insan çizmektedir. Kur’an bu durumu açık bir biçimde şöyle dile getirmektedir: “…Bir millet kendini değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez.”(Ra’d, 11; Enfal, 53), “İnsan ancak çalıştığına erişir.”(Necm, 39)
Dağların ve göklerin bu emaneti, yükünden çekinerek kabul etmemesi, insanın ise kabul etmesi, sözlü bir kabul etme veya kabul etmeme değildir. Dağların ve göklerin teklifin yükünden çekinerek kabul etmemeleri, onların teklifi kabul edecek bir organizmaya sahip olmadıklarını; insanın emaneti kabul etmesi ve yüklenmesi ise, onun teklifi kabul edebilecek bir yapıya sahip bir varlık olarak yaratılmasından kaynaklanmaktadır. İnsanın yüklendiği bu sorumluluk sembolik bir dille anlatılmıştır.
Özgürlük İnsanın dışındaki varlıkların kaderlerinin tayin ve tespitinde, sorumlulukları olmadıklarından dolayı, bir sakınca yoktur. Ancak insan, sorumlu bir varlıktır. Sorumlu olması yönüyle diğer varlıklardan ayrılan insanın, sorumluluğu oranında özgürlüğünün olması, sınırları Allah tarafından çizilmiş alanda, insanın kendi kaderini kendinin belirlediği ortaya çıkmaktadır. İnsan kendi kaderini belirlerken Allah, ona yol göstererek yardımcı olmak için, peygamber ve kitap göndermektedir. Başka bir ifadeyle, insanın özgür iradesi olduğu için, Allah insana teklifte bulunmaktadır. Buna göre insanın kaderi, iyiliği ve kötülüğü yapacak şekilde yaratılmış olmasıdır.
(İyilik ve kötülük )Şu halde insanın bireysel sorumluluğu kendisinde var olan irade özgürlüğü ile yakından ilgilidir. Yüce Allah iyiliğin ve kötülüğün, başka bir ifade ile, hayır ve şerrin ne olduğunu Kur’an’da bildirmiştir. Hayra mükafat şerre de ceza vereceğini yine Kur’an’da açıklamıştır. İnsan, özgürce karar verecek durumda olduğuna göre, davranışlarını kendisi belirler ve tayin eder. Fail kendisi olduğu için de yaptığı işin sonucunda mükafat ve cezaya hak kazanacak olan da bizzat kendisi olmuştur. Bu yüzden Kur’an bir çok ayette Allah’ın insanlara haksızlık etmeyeceğini, herkesin yaptığı iyi veya kötünün karşılığını eksiksiz alacağını bildirmektedir. Allah’ın insanlara haksızlık etmemesi, herkesin yaptığı en ufak iyiliğin ve kötülüğün karşılığını görmesi, insanın yaptığı işleri kendi özgür iradesi ile yaptığından dolayıdır.
(İrade ve Kader) Yüce Allah insana yapabilme gücü ve imkanı vermiştir. Bu gücü ve imkanı iyiliğe ve kötülüğe sevketmek insanın elindedir. İyiliğin ve kötülüğün yapılabilmesi imkanı kader, insanların bunlardan birini tercih ederek yapması ise, özgür iradesinin sonucudur. Başka bir ifadeyle, iradenin özgür olması kaderdir. Seçeneğin olmaması, özgürlüğü, dolayısıyla sorumluluğu ortadan kaldırır.
(Hayır ve Şer )Yüce Allah, insana serbestçe ve özgür olarak seçime bağlı fiilleri yapabilecek irade ve yapabilme gücü vermiştir. İlahi iradenin çevrelediği sınırlar içerisinde insan, özgürce hareket ederek eylemlerde bulunabilir. Allah, insana iyi ve kötünün, başka bir ifadeyle hayrın ve şerrin ne olduğunu da Kur’an’da bildirmiştir. Bunlardan herhangi birisini seçmekte insanı serbest bırakmıştır. İyi bir seçim yapmışsa, bunun sonucunun mükafat olacağını da haber vermiştir. İyi bir seçim yapmamışsa, yani, bilerek kötüyü seçmişse, bunun sonucunda ceza vereceğini de Kur’an’da bildirmiştir. İnsan iradesi ile serbestçe karar verebilecek durumda olduğuna göre, davranışını kendisi belirler ve tayin eder.
Fail kendisi olduğu için de yaptığı işin sonucunda mükafat ve cezaya hak kazanacak olan bizzat kendisi olmaktadır. Bu durumda insan yaptığı kötülükler için, “ne yapayım, kaderim böyle olduğu için bu kötülüğü mecburen işledim” diyecek durumda değildir.
Çünkü kendi özgür iradesi ile, iyilik dururken kötülüğü seçmiş ve yapmıştır. Bundan dolayı da sonucuna katlanacaktır. Bu konuda Kur’an-ı Kerim: “Rabbin kullara karşı zalim değildir”(41 Fussilet, 46), “Rabbin kimseye haksızlık etmez”(18 Kehf, 49), “Kim zerre kadar hayır işlerse (onun karşılığını) görecektir. Kim zerre kadar kötülük işlerse (onun karşılığını) görecektir.”(99 Zilzal, 7-8) Şeklindeki ayetlerle bu durumu gayet iyi bir şekilde açıklamaktadır.
(Kesb) İnsanın sorumluluğuna gerekçe olarak sunulan ve adeta Eş’arilikle özdeşleşen kesb kavramı, insanın kudret ve iradesinin fiile ilintisi, ihtiyar ile sebeplere bağlanmak; insanın yarar gördüğü şeylerden tercih etmesi; insanın kendisi için ve başkası için bir şey alması gibi anlamlara gelmektedir. Eş’ari kesb kavramını, “yaratılmış bir kudretle insandan meydana gelen şey” şeklinde tanımlamaktadır. Ona göre, “fiili kesb edecek bir kasib gerekir. Bu kasib insandır; onu yaratacak bir yaratıcı gerekir. Bu da Allah’tır.” Kesb kavramını yaratma konularından biri olarak gören ve yaratmayı sadece Allah’a özgü kılan Eş’ari, fail ve halik kelimelerini eş anlamlı olarak kullanarak, Allah’tan başka yaratıcı kabul etmemektedir. Eş’ari kelamında, “kesb”’ fiil olarak nitelendirilmekte ve insanın bütün fiillerinin Allah tarafından yaratıldığı öne sürülmektedir. Pek çok İslam bilginine göre kesb teorisi, insanın eylem özgürlüğünü açıklamada yeterli değildir. Onlara göre kesb, anlaşılması zor, gerçeklikten uzak, anlamı olmayan akıl dışı bir kavramdır.
Tevlîd teorisine göre insan fiilleri Mütevelled (Dolaylı) ve Mübâşir (Doğrudan) olarak iki kısımda incelenmiştir. Doğrudan fiiller ‘Efâl-i ibâd’ başlığı altında ele alınırken; dolaylı fiiller ise Tevlîd başlığı altında ele alınmıştır.
Tevlid, sözlükte; doğurmak, meydana getirmek, sebep olmak gibi anlamlara gelir. Kelam terminolojisinde ise, Bir kişinin, yaptığı bir fiil vasıtasıyla başka bir fiili meydana getirmesidir. Elin hareketiyle anahtarın dönmesi, okun atışıyla yaralama veya ölümün meydana gelmesi gibi. Bu şekilde bir fiilden kaynaklanarak ortaya çıkan ikinci fiiller, Mütevelled fiiller olarak kavramsallaştırılmıştır.
(Sebeb ve Sonuç) Mu’tezile düşüncesi içerisinde geliştirilen Tevlid teorisi, sebep ve müsebbep kavram çifti ile yapılanmıştır. Herhangi bir fiil, müsebbep yani sonuç ise; o sonucun sebebi ise irade ve kasd’dır. Buna Dâî de denmiştir. Buna göre sebebin öznesi kimse, sonucun öznesi de o’dur.
İrade ve kasıt, kişinin, sezgisel olarak kendisine ait olduğunu bildiği zarurî bilgilerdendir. Dolayısıyla bir fiili irade etmek, sezgisel anlamda bize ait olan kesin bir bilgidir. Bu noktadan hareketle Mu’tezile, önce fiilin sebebinin insana ait olduğunu temellendirmeye çalışmıştır. Ancak bu sebep-sonuç ilişkisi zorunlu bir ilişki olmayıp birliktelikten ibarettir. Çünkü sebebin gerektirdiği müsebbep sebepten ayrılabilir, yani onunla eş zamanlı değildir. Her ne kadar sonucun ortaya çıkması için sebebin önce bulunması kaçınılmaz olsa da sebep var olduğunda sonucun ortaya çıkmaması da mümkündür.
Eş’ari ve Eş’ari kelamcıların çoğu, güç yetmeyen işle teklifin caiz olduğu görüşündedirler. Onların böyle bir anlayışı benimsemeleri, sahip oldukları Allah ve İnsan tasavvurlarından kaynaklanmaktadır. Onlara göre Allah, dilediğini yapan ve dilediğine hükmedendir. O’na hiçbir şey vacip değildir. O, yegane ve etkin güce sahiptir. O’nun iradesi mutlak anlamda özgür olup, her hangi bir şeyle sınırlı değildir.
İnsanların sahip olduğu irade ve güç, Allah tarafından verilmiş olup, O’nun tarafından kontrol edilmektedir.
Mu’tezili kelamcılara göre, Allah’ın insanı gücünün yetmeyeceği işlerden sorumlu tutması mümkün değildir. Zira Allah’ın akla ve adalete aykırı davranması düşünülemez. Öte yandan onlar, teklif edilen şeyde insanlar için fayda ve yararın olması gerektiğini savunmuşlardır. Allah’ın insanlara teklif ettiği şeyler kötü ve zararlı şeyler olmayıp, iyi ve yararlı şeylerdir. Peygamberlerin ve kutsal kitapların gönderilişi buna delalet etmektedir.
(Teklifin Şartı ) Mu’tezili kelamcılar yanında Hanefi/Maturidi geleneğe mensup alimler insanın güç yetiremeyeceği şeylerden sorumlu tutulmasını caiz görmezler. Onlara göre, teklifin yerine getirilebilmesinin şartı, onun imkan dahilinde olmasıdır. Aksi halde, mümkün olmayan bir şeyle teklif etmek anlamsız olur. Maturidilere göre teklif, insan tarafından gerçekleştirildiğinde ödül kazanılan, yerine getirilmediğinde ceza gerektiren bir hususta düşünülebilir. Bu da ancak, insanın yerine getirmesi mümkün olan konular için geçerlidir. Allah’ın insanları güçlerini aşan şeylerden sorumlu tutması akli açıdan imkansızdır.
Hidayet ve dalalet konusunda kelam ekolleri tarafından geliştirilen yaklaşımların birbirinden farklı olduğu anlaşılmaktadır. Mu’tezile hidayeti, Allah’ın insanlara doğru yolu, akıl, peygamber ve kitap aracılığıyla göstermesi şeklinde; dalaleti ise, doğru yoldan çıkanları
Allah’ın bu isimle isimlendirmesi şeklinde kabul etmiştir. Ehl-i Sünnet ise hidayet ve dalaleti, Allah’ın bu fiilleri insanda yaratması şeklinde anlamıştır.
İnsanın fiillerinin bizzat insan tarafından gerçekleştirildiğini, fiillerin gerçek failinin ve yaratıcısının insan olduğunu savunan Mu’tezile, hidayet ve dalaletin, insan açısından ele alındığında, insanın kendi tercihi, kendi fiili ve kendi yaratması anlamına; Allah açısından ele alındığında ise, yol gösterme, sebep ortaya koyma ve isimlendirme anlamına geldiğini öngörmektedir. Maturidi yaklaşıma göre insanın hidayet ve dalalet fiillerini işlemesi, arzu, irade ve karar açısından insana; yaratma açısından da Allah’a aittir. Her iki yaklaşımda da insanın özgürlüğü ve sorumluluğu konusunda tamamen veya kısmen bir kaygı taşınmaktadır. Eş’ari yaklaşım ise, Allah’ın mutlak ilmini, mutlak iradesini ve mutlak kudretini kurtarmak adına insanın özgürlüğünden vazgeçmektedir.
(Lütuf ve tevfiki) Eş’ari kelamcılara göre hızlan, isyan kudretinin insanda yaratılmasıdır. Şu halde onlar, hem hızlanı hem de hızlanın karşıtı olan lütuf ve tevfiki Allah’a dayandırmaktadırlar. Tevfik, itaate özgü kudretin, hızlan ise, isyana özgü kudretin Allah tarafından yaratılmasıdır. Mu’tezili kelamcılara göre Eş’ari yaklaşım, Allah’ın adaletine aykırılık teşkil eder. Bu yüzden hızlan, lütfun engellenmesi anlamına gelir. Hızlanın Allah’a ilintilenmesi düşünülemez. Aksi takdirde insanın sorumluluğunun anlamı kalmaz. Onlara göre lütuf, Allah’ın inananlara, doğru yolu açıklayıp göstermesidir.
Bu da Allah’ın onlara bir ihsan ve hidayetidir. Allah insanları sorumlu kıldığına göre, sorumlu tuttuğu fiilin insan tarafından meydana gelmesi için, fiilin önündeki engelleri gidermesi ve fiilin oluşmasına yönelik sebepleri de kolaylaştırması gerekir.
Kur’an-ı Kerim’de pek çok ayet, insanların dikkatini insan tabiatına çekmekte ve iradesinin dışında insanın yaratılışı ile ilgili psikolojik, biyolojik ve fizyolojik yasalara işaret etmektedir. Kalplerin mühürlenmesi, kalplerin katılaşması gibi Kur’an terimlerini veya olgularını, insanın yaratılışındaki psikolojik olgulara işaret eden ayetler ışığında değerlendirmek gerekir.
Kader mevzusu en çetrefil mevzulardan olduğundan çoğu zaman bıktırıcı olabilir.Yapılan açıklamalar tam tatmin edici olmayabilir.Benim kader ile ilgili en son anladığım;ALLAH ,EBEDİ VE EZELİDİR.GEÇMİŞİ VE GELECEĞİ ŞÜBHESİZ Kİ BİLENDİR. BU BİLGİYE GÖRE, BİZ ÖYLE YAPACAĞIMIZ İÇİN KADERİMİZ ÖYLE YAZILMIŞ, ALLAH GELECEĞİ,YANİ EZELİ TEK BİLEN OLDUĞUNDAN BİZİM YAPACAK OLDUKLARIMIZIN DA BİLGİSİNE SAHİPTİR.KISACA BİZ KADERİMİZDE ÖYLE YAZDIĞINDAN ,ÖYLE YAPMIYORUZ,BİZ ÖYLE YAPACAĞIMIZDAN KADERİMİZ ÖYLE YAZILMIŞ.
Anlamaya yardımcı olması dileğiyle..
BİZ ÖYLE YAPACAĞIMIZ İÇİN KADERİMİZ ÖYLE YAZILMIŞ, ALLAH GELECEĞİ,YANİ EZELİ TEK BİLEN OLDUĞUNDAN BİZİM YAPACAK OLDUKLARIMIZIN DA BİLGİSİNE SAHİPTİR.KISACA BİZ KADERİMİZDE ÖYLE YAZDIĞINDAN ,ÖYLE YAPMIYORUZ,BİZ ÖYLE YAPACAĞIMIZDAN KADERİMİZ ÖYLE YAZILMIŞ.
BİZ ÖYLE YAPACAĞIMIZ İÇİN KADERİMİZ ÖYLE YAZILMIŞ....
Biz “neye” göre “öyle” yapıyoruz?… Gene başa dönüyoruz…
Neye göre kodlanıp gönderiliyorsak … ona göre…mi?
Kader “seçemediklerimiz” bizim dışımızda, “önüne geçemediğimiz koşulların oluşturduğu yol ” denir….
Seçebildiklerimiz nedir?
Özellikle bu koşullar altında “insanın yapabilecekleri-insanın elindekiler” in sınırları nelerdir?
İrademiz insana göre değişiyorsa, iradesizden ne bekleyebiliriz?…
Bu bağlamda iradeli, çalışkan, zeki birini alkışlarken, aksini yermek, küçültmek hakkımız nereye kadar?
Ne çetrefil sorun olduğunu bilmez miyim…
Piyon muyuz” a kadar giden ucu açık bir soru..“ Bıktırıcı değil…ürkütücü bir soru!
Kayıt: Aug 05, 2006 Mesajlar: 495 Nereden: baktığınız yerden
Tarih: Sal Şub 13, 2007 12:15 am Mesaj konusu:
kader konusu çetrefilli bir konu, amenna..
ama ben şu noktayı anlamakta zorlanıyorum..
önceden yazıp çizme olayı nerden çıktı.. bunun kaynağı ne..
yazıldığı için mi yapıyoruz, yaptığımız (veya yapacağımız) için mi yazıldı.. kader konusunda duyduğum en saçma cümledir bu.. kaderi tartışırken bu cümlenin yanından geçmek dahi konuyu sığlaştırır..
mehmet aydın otorite gibidir kelam-felsefe (islam felsefesi) konusunda.. ama o da belli bir yerden sonra taklitçidir.. mutezile, imamiyye, eş'ari, maturidi.. bu konuda kimi uçlarda dolaştı kimi arayı bulmaya çalıştı.. söylenecek herşeyi söylediler.. aynı şeyleri tekrar etmek mesaj sayımızı arttırır.. neyi ne kadar bildiğimizi ortaya döker..
bu konu teorik olarak tartışılmıştır.. çizgiler çizilmiş bize sadece okumak ve yürümek kalmıştır..
oysa pratik hayattan yola çıkarak bir kader tarifi, anlayışı, işleyişi, sistemi'nden konuşmak lazım..
bir ucunda cennet diğer ucunda cehennem olan bir yolda özgürlükten asla bahsedilemez..
akli baliğ olma ertesi hedef hazırsa orada asla bir özgürlükten bahsedilemez..
"insan başıboş bırakılacağını mı zannediyor" ayeti varken asla bir özgürlükten bahsedilemez..
..
hayat Karakutu gibidir..
forumun içinde doğuyorsunuz..
forum kuralları varken bir özgürlükten bahsedilemez..
forum elçileri sizi yönlendirken bir özgürlükten bahsedilemez..
foruma yeni kurallar koymak mı..
bunu ancak admin ve ancak elçiler aracılığıyla yapabilir.. gerek gördüğü yerlerde kendi mudahale edebilir.. (ve şu an sınav modunda olmasaydı yukarıdaki metnini de göremezdiniz)
dinde nasıl bir özgürlükten bahsedebiliriz..
kim zerre kadar iyilik yaparsa karşılığını görür.. her kim de zerre kadar kötülük yaparsa karşılığını görür.. özgürlük bu ayettlerin ucunda..
temyize açıktır..
Konuşmamak en iyisimi oluyor?
KONUŞMAK SEVAP mı kazandırır?
kONUŞMAK GÜNAH mı olur?
Din konusunda konuşuyoruz,herkes hemfikir.İçtihat yapılması gerekir.Eh ,bende alim olmadığıma göre ' günah ' 'a girmeyeyim.
HZ.Peygamberimiz,(s.a.v.)müçtehit alimler farklı görüşler sahip olduğu zaman;
''Ümmetimin ihtilafı rahmettir'(Beyhaki,Medhal)buyurmuştur.
Mesala meşhur sahabi Abdullah b. Mesud r.a kendisine sorulan bir soruyu 1ay araştırmış,cevabını vermiş ve şunları söylemiştir;
'Bu konuda kendi içtihadıma göre hükmediyorum.Eğer doğru ise Allah tandır.Şayet yanlış ise bu benden ve şeytandandır;Allah ve Rasulü ondan uzaktır'
En iyisi bu konudan uzak durayım,herşey birbirine geçiyor.
En son cemm tarafından Sal Şub 13, 2007 12:42 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız