Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 101 Üye Adayı ve 1 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 "Varlık her zamankinden de çok varolan'ın tehdidi altın
 Turuncu
 4 mıhlı çarmıh
 Bilim adamları gen avına çıkmışlar
 Söyle bana hangisi gerçek?
 Postmodern Çorba
 buğulu kuğunun akşam kadınında unuttuğu pirinç
 Gazoz Kapakları
 Gazete Kültürü
 İnci Dakikaları
 Nazi-Yahudi denklemi
 Savaşçı 1
 Bıraksana
 Erbuğ
 TİSVA
 Tanrı ve şeytan
 Tuvalet
 Kıyametin kopması zamana ve mekana mı bağlıdır?
 ...
 Hangi karakter olmak isterdiniz?

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Karakutu.com-Kültür Sanat: Karakutu Forum

Can Yücel


Can Yücel
Sayfa 1, 2, 3, 4  Sonraki
 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Şairler ve Şiirleri
Yazar Mesaj
nazenazen
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Aug 14, 2005
Mesajlar: 738

MesajTarih: Prş Ksm 02, 2006 9:43 pm    Mesaj konusu: Can Yücel Alıntıyla Cevap Ver

Poetika

Yalnızlığı sevmiyorum
Yalnız kim ola ki
Kendim...
Kendimin kendini sevmiyorum
Kediler hariç...

Kahve ocakçısı olacaktım ben
Tuttum kavlimi
Yazdıklarımsa hep nafile
Hep nişanlı angaje ısloganlı
Can, diyorlar, bir kahve yap şu dümenin ağzına
Kallavi olsun!

Bende yoksa kahve, yemişçiden tedariklenip
Ve cezveyi ateşe sürüp, üstüne yemeni, şekerini
Taşırmadan pişiriyorum

Biliyorum, bilmez miyim bu kahve ocağınnan
Ocağımızı bucağımızı
Isıtamayacağımı!

İşte onun içinde de içim titreyerek
Cezvenizi sürüyorum ateşe

*

Muhabbet

Bir fasulye çimleniyordu
Çiseledikçe yağmur.
Koştum vardım ki yanına
Anlasın ne nimet olduğunu
Sen git yerine! dedi Ayşa Kadın
Böyle kibar erkeyin ayağ’na
Ben kendi ayağ’mnan gelirim

Bu muhabbeti görünce uzaktan
Kıpkırmızı oldu biberiye

Bayram nedir ki dedim kendi kendime
Bayram bir ömürdür ben gibi bir deliye

*

Ağıt

Dün gece seyrimde gördüm cerenim.
Kızlar ne kadar çok seviyorlarmış ki seni
Mosmor olmuş gülyazısı bedenin
Mosmor olmuş gülyazısı bedenin
Düşmüş sanki erguvanlar içinde
En genç burcu yıldızdan bir kalenin
En genç burcu yıldızdan bir kalenin
Uçmuş sanki uçsuz bir uçuruma
Gökyüzünün çakır gözlerinden
Gökyüzünün çakır gözlerinden
Düşmüş bir damla, bir deniz feneri
Işınlarıyla şile bezlerinin
Güdüyor çobansız kalmış tekneleri

*

Ağaçları Kesmeyin

Düş bir yaş dalından düşerse
Nereye düşer hiç düşündünüz mü?
Yerde bir iz kalmayacak mı izdüşüm?
Düşen yaş dalından düşünce
Gözlerinizdedir pınarı
Bir yaş bir daldan düşünce
Kökündedir yaşı
Bir yaş düşer bir daldan
Hepimizin ölen arkadaşı
Ve çok eskilere dair bir düşünce

*

Kibrit Çakıyorsun Karanlıkta

Kibrit çakıyorsun karanlıkta
badem çiçeklerini görmek için
Ve mart denizlerinde tedirgin bir çift
sarnıç gemisi gözlerin
Bir iş açacaksın sen başımıza
yangın mı olur artık, bahar mı?

*

Rengarenk

Bir yelkenli bayrağı al
- Mor da olabilir -
Almış yaprağına rüzgârı
Rumca bir şarkı patlatıyor
Denizin gözüne gözüne

Mubalâğa lâz oldu vre sevgilim
Aramızda bu yaz
Pontuslarını zaptetmeye birbirimizin
Selvi yeşili serenlerimize

Beğenmediysen o yeşili
- Nefti mi? Değil. -
Camgöbeği olabilir meselâ
Suların pöstekisinde sevişmek için

Mubalâğa yaz oldu bu yaz
İkimiz de ömrümüzün güzünde
Fuzulî'nin dediği Gedây - ı Muhteşemler

Bitkiniz tatlı - işemeden
Böyle böyle deryadil oluyor derya
Derûnumuzdaki...
Uyuyalım mı dedin vre sevgilim?
Gaflet ki, o bayrağı al yelkenliden
- Mor da olabilir -
Dalgalarla dalga geçen geçerken
Kucağımıza atlayan bir lâpindir

Menzilimiz Pontus değil Azrail
Ve önümüz sırf ebabil...
Lâkin o da ölecek bir gün mutlak
Bizcileyin yaşarsa bir yaz

Bunu Rabiş'in camına
Bayrağı al bir yelkenliye yaz !
- Mor da olabilir ama-
Rumca bir şarkı patlataraktan
Ağaran siyaha doğru
Siya siya !

İki ceset ki aşktan boğulmuş
Kasımpatları gibi patlayan kulaklarıyla
Tozlarından tuzlarından donanmalar kurulmuş
Gidiyorlar Cezayir'i fethe yeni baştan
Biri erkek biri dişi
İki korsan

Güler'le Can...
İkisi de birbirinden alâ
İkisi de mubalâğa !

Şiirin bütün felâketine rağmen
İkisi de yaşıyorlar hâlâ ...
Böylece tekmil oluyor yavaş yavaş
Bütün bir sonbahar...

*

Nur İndi

Kış kışlada kışlar iken
Karakuşi bir yazıylan
Kışkışlanıp, kışkışlanıp
Akkuğulu yazmalarla
İne inmez yazılara
Elif oldu ne demezsin
Teliflerim, teleflerim
Sivil oldu savaşlarım
Onbeş gündür kardı yağdı
Daha da yağacakmış eyvah
Yarına kalmaz görürüm
Bütün çocuklarıyla çocukluğumun
Ve tuşları üzerinde İlahi bir orgun
Nur baba gibi geçerken Bach

Zeyil
Bu sulu kar ve bu pespaye şiir
Sürerse bu minval üzre
Bizi bilmem ama, aziz karilerim
Gözlerimde hüzünlü ve tütsülü bir tebessüm
Yarına kalmaz, ben, fücceten ölürüm...
Başa dön
nazenazen
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Aug 14, 2005
Mesajlar: 738

MesajTarih: Pzr Ksm 05, 2006 8:29 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

BÜYÜK CAN DEDİ Kİ

Kovalamayın beni yatağa
Hiç uykum yok
Daha lafınıza karışacağım
Ortalığı dağıtacağım
Televizyonu kapatacağım
Ayçiçeği resmi yapacağım daha
Başparmağıma şiir okuyacağım
Islık çalacağım
Daha çok işim var
Gecenizi karartacağım
Kütahya vazonuzu kıracağım
Vakitsiz yatırmayın beni
Daha çok erken

*

MAARİF TAKVİMİ

Anne, ne zaman bahar gelecek?
Kış gelsin de öyle, yavrum.


CAN YÜCEL
Başa dön
anxsiyete
Yazar


Kayıt: Jun 27, 2006
Mesajlar: 111

MesajTarih: Pzr Ksm 05, 2006 8:36 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

gökgürültüsünden korkup yamacıma sokulan sevgiliye
sarıl bana sarıl.
öp beni öp öp dedim
baksana allah yıldırımlarıyla resmimizi çekiyor...
Başa dön
nazenazen
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Aug 14, 2005
Mesajlar: 738

MesajTarih: Pzr Ksm 05, 2006 8:56 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Belkim Bir Kertenkeleyim

Belkim bir kertenkeleydim
piç edilmiş bir yağmurun serini
bir güzelin çirkiniydim
çirkinlerin en güzeli
yeşil koşsa güneşlerin gölgesi
ben en hızlı yeşiliydim
kurbağa yarışlarında annemin

çatal matal kaç çataldım kim bilir
bin dereden bir kendimi getirdim
haydan gelip huya giden bir huysuz
heyheyler içinde bir heydim
belkim yedi belkim sekiz belaydım

düdük çalar hırsızlanmış polisler
ben korkudan üstlerime işerdim
üç yıldızlı bir albaydı gökyüzü
karşısında önüm açık gezerdim
ağzı bozuk meymenetsiz bir ozan
rus cenginde çağanozdum bir zaman

iki gözüm iki koltuk-eviydi
mavilerim bir miyobun koynunda
kendi düşen köyler kentler ağlamaz
sur dışında ben oturur ağlardım
ekmek diye bağrışırdı bebeler
elma derler ben ortaya çıkardım
ağıtlarla kutlanırdı İsa-doğdu gecesi
fildişinden bir kuleydim yıktım kendimi

bilmem hangi keloğlanın fesiydim
bir püskülsüz sümbülteber tohumu
fesleğenler yaprak dökmüş şerrimden
bir naraydım kimse bilmez nereden
ya yakından ya uçmaktan gelirdim
belkim ince belkim kalın bir sestim
belkilerin kol gezdiği saatta
belkim belki bile değildim.
Başa dön
nazenazen
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Aug 14, 2005
Mesajlar: 738

MesajTarih: Prş Ksm 09, 2006 2:05 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

CENNEŞANUHU

Baykuş aslen bir hatundur bakmayın baylığına
Mekânı cennet ola, makâmı şattaraban
Her mendakkadukkada bir dokuz doğuran ...
Kuşkonmaz sütüyle emziriyor geceyi
Ve zifirî yıldızlar ürüyor eski samanyollarından

Yavruları yetişip süzüldü müydü dünyaya
Kadifeden çıtı çıkmaz kanatlarıyla
Düşlerini yiyorlar, gümüşü düşlerini gülibrişim
ağaçlarının
Nasıl yerse ayçiçeği çekirdeklerini çocuklar
Dişlerinin arasında çatırdatarak çıtır çıtır

Tuh sana Puhu Kuşu
Çini mürekkebinlen sarı, susak ve uykusuz nehrime
Batırdığın bu kaçıncı tahtel - bahir !

Can Yücel


Binaenaleyh, uyku vakti.
Başa dön
fadim
Forum Admin


Kayıt: May 27, 2006
Mesajlar: 2844

MesajTarih: Çrş Arl 06, 2006 9:10 am    Mesaj konusu: Bırakıp gitmek isteyen gidemeyen Alıntıyla Cevap Ver

Gitmek

Bugünlerde herkes gitmek istiyor.
Küçük bir sahil kasabasına,
Bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara...

Hayatından memnun olan yok.
Kiminle konuşsam aynı şey...
Herşeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.

Öyle "yanına almak istediği üç şey" falan yok.
Bir kendisi.
Bu yeter zaten.
Herşeyi, herkesi götürdün demektir.
Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
Ama olmuyor.

Hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor.
Yani herşeyi yüzüstü bırakmak göze alınmıyor.

Böyle gidiyoruz işte.
Bir yanımız "kalk gidelim",
öbür yanımız "otur" diyor.

"Otur" diyen kazanıyor.
O yan kalabalık zira...
İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,
Güvende olma duygusu...
En kötüsü alışkanlık.
Alışkanlığın verdiği rahatlık,
Monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.
Kalıyoruz...
Kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz.

Evlenmeler...
Bir çocuk daha doğurmalar...
Borçlara girmeler...
İşi büyütmeler...
Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.

Misal ben...
Kapıdaki Rex'i bırakıp gidemiyorum.
Değil bu şehirden gitmek,
İki sokak öteye taşınamıyorum.
Alıp götürsem gelmez ki...
Bütün sokağın köpeği olduğunun farkında,
Herkes onu, o herkesi seviyor.
Hangi birimizle gitsin?

"Sırtında yumurta küfesi olmak" diye bir deyim vardır;
Evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin,
Kendi imalatımız küfeler.

Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada.
Ölüm var zira.
Ölüme inat tutunmak lazım,
İnadına kök salmak lazım.

Bari ufak kaçışlar yapabilsek.
Var tabii yapanlar, ama az.
Sadece kaymak tabakası.
Hepimiz kaçabilsek...
Bütçe, zaman, keyif... Denk olsa.
Gün içinde mesela...
Küçücük gitmeler yapabilsek.

Ne mümkün.
Sabah 9, akşam 18
Sonra başka mecburiyetler
Sıkışıp kaldık.
Sırf yeme, içme, barınmanın bedeli
Bu kadar ağır olmamalı.

Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.
Bir ömür karşılığı, bir ömür yani.
Ne saçma...
Bahar mıdır bizi bu hale getiren?
Galiba.

Ben her bahar aşık olmam ama
Her bahar gitmek isterim.
Gittiğim olmadı hiç,
Ama olsun...
İstemek de güzel.


Can Yücel |
Başa dön
fadim
Forum Admin


Kayıt: May 27, 2006
Mesajlar: 2844

MesajTarih: Çrş Arl 27, 2006 11:06 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Doğan Hızlan: Ciddiyeti sarakaya almak

Garip bir saplantımız vardır. Ciddi şeyler yazarsak içine ince alayın, ironinin zırnığını bile koymayız. Eğer işi alaya dökersek o zaman da ciddiyeti şiirimizden defederiz.


İşte Can Yücel'in jiletin sırtındaki şiirini böyle tanımlayabilirim. Şiiri de, hayatı da, siyaseti de, bu toplumu da ciddiye alırdı. Şiirimize Garip Üçlüsü'nün getirdiği humour'un alanını genişletti. Hiciv şiire yükseklik kaybettirdi, bu kaybı düzeyli, şiirsel hicivle önledi.


Can Yücel'in şiiri ve kişiliği üzerine çok yazdım. Yeni yazıma başladığımda onlara bakmadım. Çünkü biliyordum ki, onun şiiri her zaman bana yazmadığım bir yanını gösterecekti. Kolay anlaşılan, mesajı hemen farkedilen şiirin basit şiir olmadığını, basitliğin yalınlıkla karıştırılmaması gerektiğini şiiriyle belgeledi.


Zekanın şiiri okuru her zaman etkilemiştir. Şiirinin kitlelere yayılışının ardındaki sır budur. Toplumun, şiir okurunun, şiiri az bilenlerin, çok bilenlerin ne olursa olsun sevenlerin şiirsel ve imgesel ortak paydasını şiirde buldu.


***


CAN Yücel, şiiriyle, konuşmasıyla kitlelerin ilgisini çekti. Düzenlenen günlerdeki yalın konuşmasıyla, şiirini, yüreğini dinleyicilere açan tavrıyla okuru ile kendisi arasında kopmaz bir içtenlik hattı kurdu. Bulunduğum nice toplantıda, kokteylde o ağırbaşlı, tütsülü havaya zekanın hafif meşrepliğini katardı. Söylediği bir aykırı söz, dostlarına yönelttiği bir yergi, durgunluğu delen bir oktu. Son olarak ÖDP'nin toplantısında karşılaşmıştım, beni sevindiren, gönendiren laflar atmıştı. Şiir, edebiyat sanatlarının en yoğun biçimidir. Ben öyle tanımlarım, çünkü şiirden yanadır gönlüm. Üstelik manzum bir düşünce insanın belleğinden çıkmaz. Düzyazının ağırlığını, insanı durduran ritmini şiir hızlandırır. Şiirine bir de bu açıdan bakmak gerekir. Gündelik dilin şiir katına yükselmesi, onun ustalığının yönlerinden biridir. Halk deyimleri, çok kullandığımız deyişler, şiirin dışında kalması gerektiğini bir takım şairlerin hatta sıradan okurun bile düşündüğü konuşmadan gelen güzellikler, onun şiir karışımı içinde yeniden hayat bulurlar. Toplumun dili şiir dilidir onun için. Elbette her şairin okur alanı farklıdır. Kimilerinde değişik şiir anlayışlarındaki okurlar bile bir ortak noktada buluşur, kimileri şiir kitaplarını alıp ayrı bir köşeye çekilirler. Birbirleriyle teması keserler. Can Yücel, özellikle genç kuşağın şairiydi. Toplumsal, siyasi hareketlere karşı tepkisi, sürekli izlemenin canlılığı onu genç kuşakla yakınlaştırdı.


Tepkinin şiirselliğini onda yakalamışlardı.


***


CAN Yücel, umutsuzluğu umuda dönüştüren bir simyacıydı. En iyi kendi anlatır sizlere: ‘‘Şiir bir umutsuzluktur. Elbette bir umutsuzluktur. Niçin mi? Umutsuz olmayan adamlar şiir yazamaz. Onların içinden bir umudu bulmaktır şiir. Onu bulmak için yazıyorum ben de... Birdenbire, bütün bu dünyada, deli olan bu dünyada tek akıllılığı, uslanmayan akıllılığı anlatmaktır şiir. Ben haberciyim, deprem habercisiyim.’’
Başa dön
nazenazen
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Aug 14, 2005
Mesajlar: 738

MesajTarih: Prş Şub 08, 2007 2:48 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Sen miydin o, yalnızlığım mıydı yoksa
Kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi
Dilimizde akşamdan kalma bir küfür
Salonlar piyasalar sanat–sevicileri
Derdim gülüm insan arasına çıkarmaktı seni
Yakanda bir amonyak çiçeği
Yalnızlığım benim sidikli kontesim
Ne kadar rezil olursak o kadar iyi

Kumkapı meyhanelerine dadandık
Önümüzde Altınbaş, Altın Zincir, fasulye pilakisi
Ardımızda görevliler, ekipler, Hızır Paşalar
Sabahları açıklarda bulurlardı leşimi
Öyle sıcaktı ki çöpçülerin elleri
Çöpçülerin elleriyle okşardım seni
Yalnızlığım benim süpürge saçlım
Ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi

Baktım gökte bir kırmızı bir uçak
Bol çelik bol yıldız bol insan
Bir gece Sevgi Duvarını aştık
Düştüğüm yer öyle açık öyle seçik ki
Başucumda bi sen varsın bi de evren
Saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi
Yalnızlığım benim çoğul türkülerim
Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi
Başa dön
Yagmurca
Yazar


Kayıt: Jun 15, 2005
Mesajlar: 163
Nereden: Afyonkarahisar

MesajTarih: Cum Mar 09, 2007 2:01 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Can Yücel hapisteyken eşi Güler hanım çalıştığım büroya sıkça gelirdi.
Elimden çokça kahve içmişliği vardır.

İki çocukları vardı.
Çocuklarının adı Su ve Güzel idi.

Güler hanım, Can Yücel'in hapiste geçen dönemlerinde hep sapasağlam ayakta duran, yiğit bir kadındı.

On altı-on yedi yaşlarındaydım o zamanlar. Aile dostumuz, ilk muhasebe bilgilerini kendisinden öğrendiğim (rahmetli) Ali Rıza Güney ağabeyin bürosunda çalışırdım yarım gün. (Üsküdar'da)

Güler hanım geldiğinde bilirdim ki tatlı bir sohbet başlayacak. Hemen kahveleri yapardım.
Bilemiyorum şimdi nerede ve ne yapmakta ama benim aklımda başında yünden örülmüş beresi ve deve tüyü rengi mantosuyla kapıdan içeri giren üzgün gözlü ama kocaman sevgi dolu yürekli o güzel kadın kaldı eski yıllardan.

Can Yücel sayfasına bir bilgi olarak bu notu düşmek istedim.
Başa dön
nazenazen
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Aug 14, 2005
Mesajlar: 738

MesajTarih: Çrş Nis 11, 2007 11:33 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

İntihar

Balkonun altına kapamışlar hint horozunu
Önüne de bir kara tel çekmişler
Dünya yüzü görmesin diye...
Yine de herkesten önce ötüyor sabahları...
Erken öten horozu... sözü bir yerlerden
kulağına çalınmış olmalı...
Başa dön
hakandemir
Yeni Üye


Kayıt: Jan 28, 2007
Mesajlar: 60
Nereden: istanbul

MesajTarih: Pts Hzr 04, 2007 9:02 pm    Mesaj konusu: Kim Özlerdi Avuç İçlerinin Kokusunu Alıntıyla Cevap Ver

Kim Özlerdi Avuç İçlerinin Kokusunu

O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar
bırakılmasaydı eğer.

Dayanılması o kadar da zor değildir,
büyük ayrılıklar bile, en güzel yerde başlatılsaydı eğer.

Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer.

Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.

Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.

O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.

Daha çabuk unutulurdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.

Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.

Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı
belki de,
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.

Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece
sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.

Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır
yaralamasaydı eğer.

Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.

Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.

O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.

O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.

Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.

Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.

Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.

Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipekten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.

Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.

Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
kulağına okunacak biri olsaydı eğer.

İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir
ayrılık gizlendiğine
belki de, kartvizitinde "onca ayrılığın birinci
dereceden failidir"
denmeseydi eğer.

Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.

Issızlığa teslim olmazdı sahiller,
kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle
avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.

Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya canım ellerini
tutmak isterse...

Evet Sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu, kim
uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık
etmiş olmasalardı eğer!!
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Prş Tem 05, 2007 12:38 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Varsın Çalsın



İzgân Baz'a

İhtiyari durak değil ihtiyarlık
Kaderi kateden bunca keder
Kızıl bir tramvay değil gayrı vücudun
/..../
Çilekler de Arnavutköy'den gelmiyor
Hep Öyle kokacaklar mı sandın
Gözün değil sade olmayan dişlerin de
Kesmiyor artık dolunayları
Sürekli bir keser var kaslarında
Yemeklerden sonra iki kaşık
Uyumak istiyorsun hep
Kalkınca da ama bir tekmil huzur
Bir zensin sen güneşe, karşı gerinen
Acayip bir açıkseçiklik
İyi sular akıyor sanki
Zihnin ve bedenin üstünden
Varsın çalsın sağır kulaklarında
Ölümün özelleştirilmiş telefonu
Elinde kalem yazıyorsun gelmeyen geleceği
O bitürlü açmayan gülü
Yeniden basıncaya dek uyku
Anılar arada bir anırsa da
Düş düş düş düştü düşecekken
Nedense düşemiyorsun uçurumun sabahına


Alıntı:
Can Yücel / Milliyet Sanat / Ağustos 1994
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4216

MesajTarih: Prş Tem 05, 2007 12:39 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

METAMOSMORİS


İlkin ELİFBA'ydı
Sonra ALFABE oldu
Derken ABeCe
Şimdi de A.B.D.

Can Yücel
Başa dön
karelin
Yazar


Kayıt: Jul 02, 2007
Mesajlar: 189
Nereden: istanbul

MesajTarih: Prş Tem 19, 2007 3:58 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Opus-Corpus-1999

Gümüş kanatlarıyla bezmimize gelen
O huriler o kumrular
Yaşamı yaşatmak için
Sevişmeyi ilan ediyorlar

Huu çekerek içlerinden
Hakuran kafeslerinden
İndirerek darağaçlarını yaprak yaprak
Bach'ın yepyeni bir yapıtını çalıyorlar
Siyah beyazlarıyla
Kumrular ki makamları cennet

Mekanımı cennet ediyorlar benim de
Türemiş bir Tuba ağacının köklerinde
Gözyaşlarımla düşünüyorum o gelmeyen geleceği
Yaşamı yaşatmak için

Can YÜCEL
Başa dön
karelin
Yazar


Kayıt: Jul 02, 2007
Mesajlar: 189
Nereden: istanbul

MesajTarih: Cmt Tem 21, 2007 11:39 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Ellerimde Bir Göztaşı

Ellerimde bir göztaşı, gözlerim boş gidiyordum
Ne bileyim, bir damlanın böyle deniz olduğunu
Şaştım, mavi bir fal gibi açılınca önümde
Giritli bir ölümüm varmış, bir balıkçı fitil gibi
Patlayacakmış avucunda otuz çubuklu gençliğim
Üç günde mi desem, üç gökte, üç kulaçta mı
Ben ki, o camgöbeği çiçekler açan ağaç
Kırılmaz bardaklar gibi tuzla buz olacakmış
Ne zaman boğulsam böyle yosun kokuyordu ışık
Sabahcı kahvelerde bir çiroz ötüyordu
Ve dalgalarımı geçen o deniz şoförleri
Böyle uyur düşlere bindirmiş gemiler
Uyuklar gibi üstünde mermer masaların
Bir tahta parçasıydım, osmanlı bir kazadan kalmış
Yüzüyordum, islam kaptanın ahşap ayağında
Öbür tahtalara öbür insanlara doğru
Cumhurdu mürekkep balığı, simsiyah yüzüyordum
Ne bileyim, bir korkunun böyle destan olduğunu
Ağardım, nisanlayınca gece, ve yavrulayan yalnızlık
Ya da ilk insanın doğduğu, öldüğü dağdı Moby Dick
Nefes aldıkça filbahriler köpürüyordu sulardan
Çanlar çalıyor kulaklarımda, yunuslar yarışıyordu
Alyuvarlar, dolkuşları ve rüzgar midyeleri
Dedim, dünya gibi bulut yok dünya üstünde
Ellerimde bir göztaşı, gözlerim boş gidiyordum
Ne bileyim, bir türkünün böyle Veysel olduğunu
Açıldım, çıkmaz bir sokak gibi, kapanınca denizde.

Can Yücel
Başa dön
Mesajları göster:    Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Şairler ve Şiirleri Tüm saatler GMT +2 Saat
Sayfa 1, 2, 3, 4  Sonraki
1. sayfa (Toplam 4 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız

 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke