Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 131 Üye Adayı ve 6 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 Yarış
 Gene Hackman
 Doktor Doktor
 Ahmet İnam'la sıradışı bir sohbet...
 Sömürünün kavramları
 Halide Nusret Zorlutuna ile yeniden
 Mutfak kitapları
 FELON
 Kalbin hafızası var mıdır?
 Dahası ne?
 bir cumartesi
 Ayaklarının üstünde
 Bayramsız Çocuklar
 İyi Bayramlar
 bir cezm kaldı
 Uzlette...
 Çizginin Yüzleri...
 Eyy Uhnem! Eyy Uhnem!
 Seçmece
 İmkansızın peşinden koştunuz mu hiç ?

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Karakutu.com-Kültür Sanat: Karakutu Forum

Mezar taşları


Mezar taşları

 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Divan Edebiyatı
Yazar Mesaj
mavera
Yeni Üye


Kayıt: Feb 20, 2005
Mesajlar: 64

MesajTarih: Sal Oca 23, 2007 6:49 pm    Mesaj konusu: Mezar taşları Alıntıyla Cevap Ver

osmanlı döneminden kalan mezar taşları üzerinde çok güzel beyitler, yakarışlar, nükteler, tarih düşürme örnekleri mevcuttur. elinde bu örneklerden olanlar yazabilirler.
Başa dön
guest-only
Yazar


Kayıt: Sep 13, 2006
Mesajlar: 153
Nereden: gidece?imiz yerden

MesajTarih: Sal Oca 23, 2007 10:56 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Kapsamı biraz genişletebilir miyiz? Mesela çeşme kitabelerindeve türbe duvarlarında da oldukça hoş mısralar vardır.
Sultan Ahmet, İstanbul'a bir çeşme yaptırır ve kitabesine şunu yazdırır:
Aç besmele ile iç suyu
Hân Ahmed'e eyle dua... Bu beyit aynı zamanda ebced hesabı ile çeşmenin yapılış tarihini de verdiğinden oldukça mânidardır.
Başa dön
guest-only
Yazar


Kayıt: Sep 13, 2006
Mesajlar: 153
Nereden: gidece?imiz yerden

MesajTarih: Sal Oca 23, 2007 11:00 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Eski mezar taşlarının baş kısmında da mutlaka "El Bâkî Hüvel Bâkî" ya da "Hüvel Hayyul Bâkî" yazar.. Adeta fâniliğimizi yüzümüze vururcasına.
Başa dön
mavera
Yeni Üye


Kayıt: Feb 20, 2005
Mesajlar: 64

MesajTarih: Çrş Oca 24, 2007 12:16 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

evet,
mezar taşlarında baş taşının en üstüne huve'l- bâkî, huve'l- hayyu'l- bâkî, huve'l- hallâku'l- bâkî, huve'l- Hayyu'l- lezî lâ yemût, Küllü şey'in hâlikun illâ vechehû gibi Baki kalacak olanın sadece Allah olduğunu vurgulayan deyişler yazılması adettendir.
Başa dön
monark
Yazar


Kayıt: Nov 12, 2006
Mesajlar: 299

MesajTarih: Çrş Oca 24, 2007 10:35 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Mezar Taşlarında Sembolik ifadeler:

Mesleki Semboller:

Devlet ve din adamlarının, askerı kurum mensuplarının, esnafın, sanatkarın, ilim adamlarının başlıkları birbirinden farklıdır. "Mevlevı, Selimi, Yusufi, Celalı, Mücevveze (sarayda yüksek makam sahibi kişilerin tören kavuğudur ve istanbul'da 17. yüzyılın ortasından itibaren görülmektedir), Edhemi, Ahmedi, Cüneydi, Kallavi, Örfi, Serdengeçti, Düzkaş, Kalafat, Dardağan, Mollayı, Paşayı, Zaimi, Katibi (19 yüzyılda istanbul'da en çok kullanılan katibı kavuk biçimini toplumun bütün katmanlarında görmek mümkündür), Kafesı, Perişani, Çatal, Horasanı (hacegan), ve Silahşor gibi isimler alan serpuşlar devleti oluşturan sosyal sınıflar tarafından giyilirdi. Hayattayken giyilen serpuşlar, mezar taşlarının başlık kısımlarında kültürel sembol olarak kullanılmıştı.

"Kallavı kavuk"lar, Osmanlı yönetiminde Sadrazam, Kubbealtı vezirleri ve Kaptan-ı deryalar tarafından kullanılırdı. Bu kavuklar yalnızca orduyla birlikte sefere çıkıldığında ve arefe günlerinde giyilmekteydi En görkemli kavuk türü olan bu kavuk, büyük boyutluydu ve aşağıdan yukarıya doğru daralmaktaydı.
"Katibı kavuk"lar, istanbul mezarlıklarında en sık rastlanan başlıklardandır Baş kapı kethüdaları kapıkulu görevlileri ve üst düzey yeniçeriler tarafından kullanılmıştır.

Mezar taşlarında 1828 yılından itibaren giyilmeye başlanan Fes'ler de çok görülen başlık biçimlerindendir. Fesler hangi padişaha ait ise mezarda yatan kişi de zamanın padişahının döneminde yaşamış kişidir. II.Mahmud döneminde "Fes" lerin en güzel örneklerini görmek mümkündür. Bu dönemde giyilen feslere "Mahmud[ fes" denir Sultan Abdülaziz döneminde kullanılan feslere "Azizı", Sultan i. Abdülhamid devrinde giyilen feslere de "Hamidı fes" adı verilmiştir.

Mezarlıklarda en çok görülen fes "Azizı fesi"dir. Yeniçeri mezar taşları, üzerlerindeki simge ve başlıklarla, Osmanlı mezar taşları içerisinde ayrı bir yere sahiptir. 101 Yeniçeri ortasıyla 61 Yeniçeri bölüğünün damgaları birer simge olarak taşlar üzerine işlenmiştir. "Nalıncı keseri, ters kılıç, çizme, çark-ı felek, çifte makas, nalın, fener, süpürge, merdiven, dama, üç balık, üç bayrak, zurna" gibi isimler alan bu simgeleri yeniçeriler kol ve bacaklarına da işletiyordu. Yeniçeriler'in Sultan Mahmud devrinde ortadan kaldırılmasıyla izleri mezarlıklardan da silinmiştir.

Mezar taşları üzerinde kişinin mesleğine ve uğraştığı işlere ait sembollere de rastlamak mümkündür. Ressamın paleti işlenirdi mezar taşına askerin madalyası. Mesleği ile birlikte meşrebi de taş üzerinde yerini alırdı.

"Cellat" mezarları ayrı bir yerde bulunur ve ahalinin defnedildiği mezarlıklara gömülmezdi Cellat mezar taşları üzerinde beddua edilmesini engellemek için herhangi bir bilgiye de rastlanmazdı. 170 - 190 cm boylarında bulunan taşlardan günümüzde Eyüp'ten Piyerloti'ye çıkarken yeni defin yapılan mezarların arasında kalan 4 adet mezar taşından başka örnek kalmamıştır. Bunlar da kaybolmak üzeredir.

Dini Semboller:
Tarikat mensuplarına ait taşların başlıklarında mistik sembolizm oldukça barizdir. Hayattayken giyilen başlık, mezar taşının üst kısmında yer alır. Mesela, Mevlevi mezar taşlarının başlık kısmı, tarikatın sembolü sayılan "sikke" formu şeklindedir. Mevlevi taşlarında kişinin tarikat içindeki statüsü çok belirgin şekilde ifade edilir. Tarikata intisap edip derviş olanların taşlarında "destarsız dal sikke" vardır. şeyhlerin taşları "destarlı sikke" şeklinde olup birkaç çeşide ayrılırlar Tarikata intisap edip yalnız "muhıb" derecesinde kalanların mezar taşlarında ise, başlık olarak sikke yoktur. Bunun yerine sikke bir sembol şeklinde taşın gövdesine işlenmiştir. Bu uygulama diğer tarikatlarda da mevcuttur.

Bektaşı şeyhlerinin mezar taşlarında çoğunlukla 12 terkli yani dilimli "Hüseyn!" ve 4 terkli "Edhem!" başlık kullanılmıştır. Bektaşılere ait mezar taşlarında ayrıca 12 köşeli "teslim taşı" ile "teber" ve "keşkül" gibi tarikat eşyalarına da rastlamak mümkündür Kadirı ve Nakşı tarikatlarına ait mezar taşı başlıkları ise "müjganlı"dır. Ayrıca Kadiri mezar taşlarında "IS köşeli yıldız" ile "S yapraklı gül" motifli kabartmalar vardır. Diğer tarikatlara ait mezar taşları ise, başlarındaki "terk" sayısına göre ayırt edilirler. Bayrami' lerde 6, halvetı'lerde 13 terkli başlık bulunur.


Tarikat taşları arasında en ilginç mezar taşları "Melami Hamzavi"lere ait olanlardır. Bu tarikat, özel derviş kıyafet ve taçlarını reddettiği için mezar taşlarında başlık bulunmaz. Melamıler bütünüyle gizlilik esasına uydukları için ancak ölümlerinden sonra başsız-ayaksız anlamına gelen "bı ser ü bı pa" denilen değişik taş formuyla rahatlıkla ayırt edilebilirler. Taşların üzerinde kişinin tarikatla ilişkisine ait bir bilgi yoktur. Yalnız isim ve mesleğinden bahsedilir.
Sembolik Şekiller ve Motifler:

Mezar taşlarında en yaygın kullanılan ağaç sembollerinden biri "Hayat ağacı" motifidir. Bu motif, orta Asya kökenli bir motif olup, kullanımı M.Ö. 8. yıllara kadar iner. Hayat ağacı ve dalındaki kuş figürleri ölünün kendisini temsil etmekte ve onun Allah katına yükselmesini sembolize etmektedir. Hayat ağacı bolluk ve bereketin simgesidir. "Meyveli ağaç" ise, insan-ı kamili temsil etmektedir.
Ölüm ve faniliğin sembolü olarak kullanılan "servi ağacı" da mezar taşlarında en çok rastlanan motiflerdendir. Kendine has bir kokusu olan ve yaz-kış yeşil kalan servi, vahdeti, yani birliği sembolize eder. Allah lafzının ilk harfi olan Elif'e de benzetilen servinin rüzgarda sallanırken çıkardığı "HO" sesiyle Allah'ı zikrettiğine inanılır Servinin dalları başka cins ağaçlardaki gibi, rüzgarda kolay kolay sallanmaz .

Bu hali ile servi, sabrın ve temkinin de sembolüdür Dik ve doğru duruşu ile doğruluğu ve dürüstlüğü simgelerken şairlere ilham verir 17. yy. şairlerinden Tebrizli Saıb'in bir vecizesinde olduğu gibi:
"Sen bir fakirin bir yerine batmış olan dikeni çıkartırsan, o diken bir gün senin medfeninin servisi

olur .. " derken, Mevlana da Mesnevi'sinde

"Cömertlik cennet servisi'nden bir daldır" diyerek
servinin kutsallığından bahseder.

Servinin en üst dalının eğri durması yaratanın karşısında boynu bükük kalmayı, aczi yeti ifade eder. Mezar taşlarında görülen boynu bükük servi yitirilenin ardından boynu bükük kalmayı ve sabretmek gerektiğini de hatırlatır. "Servi kurak denebilecek, hatta başka ağaçların tutunamayacakları kireçli yerlerde dahi çok az su ile idare edebilen kanaatkar bir ağaçtır Bunun yanında servinin yeşil kısımlarının zamanla görünüş farklılıklarına uğraması bu ağacın dikkati çeken başka bir özelliğidir. Genç servinin yeşilliği yere yakın ve gövdesinin görülen kısmı ise daha kısadır. Yaşlı servide yeşil kısmın zamanla yerden yukarıya doğru uzaklaştığı, yeşilliksiz gövde kısmının da daha uzun bir manzara gösterdiği göze çarpar adeta gözle fark edilmeksizin, çok uzun yıllar süresince havalanan yeşil bir balon gibi. Bu keyfiyeti ağacın alt dallarında ki (tabii budanma) denilen ve servide uzun seneler sonra etkisi fark edilen olay ile ilgilidir Yeni sürgünler daima dalların uç tarafındadırlar. Geçmiş yıllardan kalan ve sürelerini dolduran pul yapraklar, dökülmeye başlayınca yerleri boş kalmaktadır. Tabii budanma neticesi bir yandan alt dallar eksilirken bir yandan da pul yaprakların azalması servinin yere bağlılıktan sıyrılıp göklere doğru yönelen bir manayı ilham eder. Tebrizli Saıb yine bir beytinde:
Kes izi kayd-ı hazô.n u bahar şud azô.d Ki hem çu serv ez ın bag çıd dô.men ra
(Hazan ve bahar kaydından azad olan kimse, servi gibi, bu fani dünyadan eteğini çeker) der.
Bazı mezar taşlarında sembolizm çok fazla ileri gitmiştir.
Mesela mezar taşı üzerindeki "servi içinde servi motif!" doğumda ölen kadını ve doğurduğu kız çocuğunu sembolize etmektedir'

"Haşhaş bitkisi ve çam kozalakları" ebedı uykuyu ve cenneti temsil eder.
"Meyve" motifi ölümsüzlük sembolüdür. Müslüman için hayatın meyvesi cennettir Bu sebeple meyve, sembol olarak Allah'a dönüşü ifade eder. Zira meyve geleceğin tohumunu içinde taşır, çünkü o özdür. Eski toplumlarda da çiçek ve meyveleri verimlilik, üreme ve berekete ulaşmak için adak olarak kullanılmıştır Mezar taşlarındaki meyve tabağı içinde yer alan "nar, armut, üzüm, erik, kayısı, kavun, karpuz, ceviz, limon, hurma, incir" gibi meyve örnekleri, hayat, bereket ve bolluk sembolü sayılmaktadır. Zira nar, incir, ve hurma Kur'an'da cennet meyvesi olarak anılmaktadır. Ayrıca, Hz Muhammed'in (sav) hutbe verirken hurma ağacına dayanması ile ilgili olay da Müslümanlarca bu ağaca gösterilen sevginin tezahürünün sebeplerindendir

Taşlar üzerinde sıkça görmeye alıştığımız "geometrik biçimlerin kökü Orta Asya'ya ve inanç olarak Taoizm'e bağlanır Eşkenar dörtgen, altıgen, kare ve dairevi sonsuzun, kainatın sembolleridir iç içe geçmiş çok kenarlı geometrik biçimler her dönemde sevilerek kullanılmış olmasına rağmen Anadolu' da daha çok Selçuklular Devri' nde kullanılmıştır islam sanatında geometrik biçimler, sonsuzluk ve süreklilik göstererek Allah fikrini hatırlatırlar. Bir düzen içerisinde süre giden geometrik çizgiler (tek, ve sonsuz olan) gücün, adaletin, genişliğin, sonsuzluğun sembolüdürler.
Anadolu mezar taşlarında yaygın kullanılan motiflerin başında "kandil" motifi gelir. Bu motif, ö[ünün yolunu aydınlatıcı bir ma na ile yüklü ve bazı örneklerde kandilin gövde kısmında 'Allah" yazdığı için "Yaratıcı" yı sembolize eder.

Nur suresi 35. ayette: "Allah, göklerin ve yerin nuru'dur O' nun nurunun misali tıpkı içinde lamba bulunan bir kandillik gibidir O lamba kristal bir fanus içindedir o fanus da sanki inciye benzer bir yıldız gibidir ki, doğuya da batıya da nispet edilemeyen mübarek bir ağaçtan, yani zeytinden (çıkan yağdan) tutuşturulur Onun yağı neredeyse, kendisine ateş değmese dahi ışık verir.

(Bu) nur üstüne nurdur. Allah, dilediği kimseyi nuruna eriştirir." buyurulmaktadır. Anadolu' da ilk örneklerinin Selçuklular döneminde görüldüğü kandil motifi, günümüze kadar değişik kompozisyon ve biçimlerde sevilerek kullanılmış bir motiftir. Mezarda yatan kişinin kabrini aydınlattığına, onu karanlıklardan yani bilinmeyen tehlike ve felaketlerden koruyacağına inanılır.

12. yüzyıldan itibaren çokça kullanılan "Lale" motifi ise, vahdet-i vücudu yani Allah'ı sembolize etmektedir. Zira Allah ismindeki harfler ile lale kelimesinin yazılışındaki harflerin ebcet hesabına göre sayı değerleri aynıdır. Hilal kelimesi de bu cümledendir. Lale ile gülün bir arada kullanıldığı örnekler de mevcuttur.
"Gül"ün süsleme sanatlarında ve özellikle mezar taşları üzerinde görülmesinin sebebi ilahi güzelliği sembolize etmesi ve Hz. Muhammed'in remzi olmasından kaynaklanmaktadır. Bu yüzden "verd-i Muhammed!" veya "gül-i Muhammed!" isimleri de verilen gülün kokusunu n, Hz. Muhammed'in kokusu olduğuna inanılır.

Sarıklarda, kavuklarda ve diğer başlıklarda bu motife sıkça rastlanır. Goncai gülün açılmamışı, yani "halvet" halidir. "Yakası dar, teng-dil, yüzünü dürmüş, uykuya varmış" gibi sözlerle de ifade edilen gonca "mahzen-i esrar" diri dudaklarda "hem-raz" dır. Gonca sırrını sakladığı halde gül açılıp saçılarak sırrını aleme faş eylemektedir. Başların tacı olan gül, aynı zamanda cennet çiçeğidir. ibrahim Peygamber'in, ateşe atılınca gül bahçesine düştüğüne inanılır.
"Sümbül" motifi, Halvetıliğin ve Sümbüllüye tarikatının sembolü olarak kullanılmıştır.
"Yasemin çiçeği", Hz. Fatıma'nın sembolüdür.
Mezar taşları üzerinde çok çeşitli çiçeklerin stilize edilerek kullanıldığı görülür. Bunun yanı sıra çiçeklerin natüralist yani tabiattan olduğu gibi alınarak ta kullanıldığına şahit oluruz. "Lale, gül, sümbül, karanfil, yıldız çiçeği, buhur-ı Meryem, şakayık, küpe çiçeği, haseki küpesi, nergis, süsen" ve birçok çiçek taşların üzerinde açmaya devam etmektedir.

16 ve 17. yüzyılda bulaşıcı hastalıktan ölen çocuk sandukalarının üzerleri kumaş desenleriyle kaplıdır ve bel kısımlarına işlenen kemer üzerindeki 'lama" ya da "hançer" hayatlarının kısa kesildiğini anlatır. Hançer motifi, ruh ve bedenin alakasının kesilmesini de ifade etmektedir. Bu motif Orta ve iç Asya' da tasvir edilmiş olup kurban, yemin, itaat, sadakat gibi önemli konuların sembolü olması ve ölünün ruhunu şeytan ve kötü ruhlardan koruduğu na inanılması bu motifin mezar taşları üzerinde tasvirine sebeptir. Taun yani vebadan ölenlerin mezar taşlarına dairevi işaretler hakkedilirdi.

Kadın mezar taşlarında kadının takıları ve özellikle kadını simgeleyen süs motiflerine yani "gerdanlık, küpe, broş, çiçek" gibi motiflere oldukça sık rastlanır. Kadın mezar taşlarında ıs. yüzyıldan sonra Batı tesiri süsleme çok fazla hissedilir ve çok süslü mezar taşları görülür. Gelinlik çağına gelmeden ölen kızların mezar taşlarında kitabenin
üzerinde gelinin boynunu ve hotozunu andıran kabartma ve işlemeler görülür. Taşın boyun kısmına çeyiz sembolü olan "gerdanlık ve küpeler" işlenir. Yüzün olduğu boşluğu da çiçekler doldurur. Uzaktan bakıldığında çiçeklere sarılmış bir kadın heykelini andıran taş, sembolizm açısından bir zirvedir. Yine gelinlik çağında ölen genç kızların mezar taşlarına işlenen "Ters Lale" yahut 'Ağlayan gelin" çiçeği Doğu ve Güney

Doğu Anadolu'da baharda açan, çiçekleri aşağıya bakan bir bitkidir. Ters lale, Hristiyanlar'ca da kutsal bir çiçektir. Hz. isa çarmıha gerildiğinde Hz. Meryem'in döktüğü gözyaşlarıyla yetiştiğine inanılan bu çiçek, Asurlularda her sabah göbeğinden su akıttığı için "Ağlayan lale" adıyla anılmaktaydı.

"Mühr-i Süleyman"motifi; bolluk, bereket ve güç sembolü olarak kullanılır. iç içe geçmiş iki üçgenden oluşan altıgen yıldız şeklindeki motifin, Süleyman Peygamber'in yüzüğünden mülhem olduğu ve üzerinde ism-i azam'ın yazılı olduğu rivayet edilir. ism-i azam ise, Allah'ın en büyük adıdır. Yahudiler bu motifi meydana getiren üçgenlerdeki her açıya: ibrahim, ishak, Yakub, Musa, Harun ve Davud peygamberi isnat ederler. Yüzüğün üzerindeki üçgenler tılsımı i kabul edilir. Bir inanışa göre, üçgen stilize edilmiş bir gözdür. Bu açıdan ele alınca üçgenleri her yöne bakan gözler olarak ta kabul etmek mümkündür. Halk arasında kullanılan "vakitsiz ölüm" tabiri de anne ve babasından önce vefat eden kişiler için kullanılırdı.

Mezar taşları üzerindeki simge ve semboller muhakkak bu kadarla sınırlı değildir. Bugün bazı insanlarımızın yanlarından geçerken sadece "bakıp geçtikleri" mezar taşlarımız kültür ve medeniyetimizin tapu kayıtlarıdır. Kısaca, mezar taşları herkesin bir gün fani olacağının simge ve sembolleridir.,

ALİ RIZA ÖZCAN
Başa dön
mavera
Yeni Üye


Kayıt: Feb 20, 2005
Mesajlar: 64

MesajTarih: Cmt Oca 27, 2007 3:01 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

aziz mahmut hüdai türbesi haziresinde bir mezar taşı var. güzel bir yerden yakalayıp yazıyı işlemişler.

silahşorân-ı hassadan mehmed emin bey
etti makam-ı firdevsi kendüye menzilgah

mehmet emin bey ordunun keskin nişancılarındanmış, zatın işi atış yapmak, son atışını da cennete doğru yapıp (inşallah) menzilini tutturmuştur temennisini işlemişler.
Başa dön
guest-only
Yazar


Kayıt: Sep 13, 2006
Mesajlar: 153
Nereden: gidece?imiz yerden

MesajTarih: Pzr Oca 28, 2007 12:28 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Harika yaa. Aslında bu mezar taşı başlığı çok hoş oldu, araştırıp örnekleri çoğaltalım.
Başa dön
mavera
Yeni Üye


Kayıt: Feb 20, 2005
Mesajlar: 64

MesajTarih: Pzr Oca 28, 2007 1:08 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Nice zamân nizâmiye veznesinde bu zât
Bulunmuş idi tutub hıdmetinde râh-ı savâb
İrişdi gûşuna fermân-ı irci`î nâgâh
Hemân hesâb u kitâbı bırakdı kıldı şitâb

nizamiye veznesi memuru ömer efendi
Başa dön
mavera
Yeni Üye


Kayıt: Feb 20, 2005
Mesajlar: 64

MesajTarih: Pzr Oca 28, 2007 1:09 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Huve’l- Hallâku’l- Bâkî
Dâr-ı dünyâda cüvân iken görürdüm bir zamân
Nâgehân irdi ecel itdi yerim bâğ-ı Cinân
Fânî dünyâda murâdım almadım terk itdim hemân
Ey benim dertli vâlidim ağlayûb itme fiğân
Emr-i Bârî ile oldum Dâr-ı `Ukbâya revân

dervişe şerife ayşe hanım
Başa dön
mavera
Yeni Üye


Kayıt: Feb 20, 2005
Mesajlar: 64

MesajTarih: Pzr Oca 28, 2007 1:11 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Mevlâ bendesi Şevket Paşa
Eyledi hû diyerek `azm-i Bekâ
Husn-i hıdmetler idüb milletine
Nâmını hayr ile kıldı ibkâ
Orduda olmuş idi Pîr-i Müşîr
Öyle ki şîr-i Hudâ dînine sezâ
Hakk onu mazhar-ı ğufrân buyura
İdelim rûhına bir hayr du`â

müşir ismaiş şevket paşa
Başa dön
mavera
Yeni Üye


Kayıt: Feb 20, 2005
Mesajlar: 64

MesajTarih: Pzr Oca 28, 2007 1:13 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Nâgehân bir derde düşdüm bulmadım aslâ devâ
Kimse me’mûl itmesün bu dehr-i fânîden vefâ
Bî karâr itdi Nihâl-i `umrimi bâd-i ecel
Hayıflarkim tâzelik hâlinde oldum mübtelâ
Nevresîde tıfl iken evlâdım öksüz kaldılar
Lutf idüb ihsân ide ecrin Cenâb-ı Kibriyâ

mehmed rağıb paşa oğlu galip bey
Başa dön
mavera
Yeni Üye


Kayıt: Feb 20, 2005
Mesajlar: 64

MesajTarih: Pzr Oca 28, 2007 1:14 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Âh Mine’l- Mevt
Ağlayub zâr itme mevtimle ey mâder peder
Bu fenâya Emr-i Hakkdır bes gelenler hep gider
Cennetu’l- me’vâ değilmi rûh-i sıbyânın yeri
Râh-ı Cennetdir mezârım doğru me’vâya gider

mehmed tevfik (çocuk yaşta vefat etmiş)
Başa dön
mavera
Yeni Üye


Kayıt: Feb 20, 2005
Mesajlar: 64

MesajTarih: Pzr Oca 28, 2007 1:16 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Âh Mine’l- Mevt
Âh ey çarh-ı denî ve âh ey baht-ı siyâh
İtmedin hiç kimseye sen rahm-i lutfinle nigâh
İşte ezcümle bu bîçâreye kıydın cevrile
Eyledin hemşîresin efnâk ile dûçâr âh
Seyyidu’l- kevneyn olan Zât-ı Risâlet `aşkına
İtsün ol biçârenin meskenini Cennet Allah
Söyledim târîhini âh-ı derûn ile şefîk
Âh gitdi Mîr Kadri genciken dünyâdan âh
Başa dön
mavera
Yeni Üye


Kayıt: Feb 20, 2005
Mesajlar: 64

MesajTarih: Pzr Oca 28, 2007 1:17 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Huve’l- Hallâku’l- Bâkî
Âh ile zâr kılarak tazeliğime doymadım
Çün ecel peymânesi dolmuş murâdım almadım
Hasretâ fânî cihânda tûl-i `umr sürmedim
Firkata takdîr bu imiş tâ ezelden bilmedim
Başa dön
mavera
Yeni Üye


Kayıt: Feb 20, 2005
Mesajlar: 64

MesajTarih: Pzr Oca 28, 2007 1:19 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Esüb bâd-i ecel gülzâr-ı `umrin eyledi ifnâ
O tıfl-i nûrunu âğûşa alub Dâye-i Kudret
Derûn-i vâlideyne âteş-i hicr eyledi ilkâ
Sezâ seng-i mezâr zer kalemle olmağa tahrîr
Hadice Hânıma cây oldu bîşekk Cennetu’l- Me’vâ
Sene 1232 hicri
Başa dön
Mesajları göster:    Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Divan Edebiyatı Tüm saatler GMT +2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Benzer Başlıklar
Başlık Yazar Forum Cevaplar Tarih
Yeni mesaj yok Savaşın Gölgesinde Yaşlanmayan Mezar ... remarkablenur Psikoloji 13 Cum Oca 11, 2008 3:38 pm
Yeni mesaj yok Büyük büyük dedenizin mezar taşında n... fadim El Sanatları 17 Pzr Ağu 13, 2006 9:16 am

 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke