| Yazar |
Mesaj |
pervanef Yeni Üye

Kayıt: May 25, 2006 Mesajlar: 40 Nereden: ISTANBUL
|
Tarih: Sal Oca 23, 2007 12:02 am Mesaj konusu: |
|
|
Ben kemanı vaslını çekmek dilerdim dilberin
Hicr hükm endaz imiş tığ ı kazasın bilmedim
Ahmed Paşa |
|
| Başa dön |
|
 |
pervanef Yeni Üye

Kayıt: May 25, 2006 Mesajlar: 40 Nereden: ISTANBUL
|
Tarih: Sal Oca 23, 2007 12:08 am Mesaj konusu: |
|
|
Ağlasa aşık belayı hecr ile nalan olup
Gözlerinden akan anın yaş yerine kan olup
Fatih
Aşk evinden içeriye adım atanlar için adabı muaşeret kaideleri
Giriş kapısı üzerindeki Besmele hattı kadar elzem
Lazım ı gayrı mufarıka (onsuz olunamayan) bu revadır |
|
| Başa dön |
|
 |
pervanef Yeni Üye

Kayıt: May 25, 2006 Mesajlar: 40 Nereden: ISTANBUL
|
Tarih: Sal Oca 23, 2007 12:14 am Mesaj konusu: |
|
|
Yavuz Sultan Selim (Selimi)
yukaridaki beyitde ona ait degil mi
tesekkurler
En son pervanef tarafından Sal Oca 23, 2007 2:10 am tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi |
|
| Başa dön |
|
 |
pervanef Yeni Üye

Kayıt: May 25, 2006 Mesajlar: 40 Nereden: ISTANBUL
|
Tarih: Sal Oca 23, 2007 12:21 am Mesaj konusu: |
|
|
Gelir mihmân-ı gam cânâ şeb-i firkat hücum eyler
Gönül zenbûr-veş inler ne bal eyler ne mum eyler
(Gam gelip cana misafir olur, ayrılık gecesi hücuma geçer. Zavallı gönül eşek arısı gibi inler ama ortaya ne bal çıkar ne de mum.)
Günün bitimiyle birlikte hücresine çekilen ve sevgiliden ayrılık derdiyle baş başa kalan aşığı iki hasım beklemektedir. Bunlardan biri -aşığın dertlerini arttırdığı için hücum eden bir hasım gibi gösterilen- gece, diğeri ise davetsiz konuk gibi çıkagelen ve cana çöreklenen gam misafiridir.
Cânâ kelimesi ikinci anlamıyla okunduğu takdirde mısra şu anlamı kazanır: "Ey can, ey sevgili! Gam misafiri gelir, ayrılık gecesi hucuma geçer." Cümle keza: "Ayrılık gecesinde gam misafiri gelir ve cana karşı hücuma geçer." şeklinde tercümeye de müsaittir.
Ayrılık gecesinde dertlerin hücumuna uğrayan aşığın yapacağı tek şey ağlayıp inlemektir. Ta gönülden gelen bu kesik kesik inleyişler ve hırıltılar bir nevi arı vızıltısını andırır. Ne var ki bu inlemeler -sevgili katında herhangi bir değer taşımadığı için-beyhude inlemelerdir. Yani sonuçta aşığın elde ettiği herhangi bir şey yoktur. Şair bu güçlü iniltileri ne bal ne de mum yapmayan, emeği gürültüden ibaret olan eşek arısının beyhude gayretine benzetiyor.
Bal kelimesi aynı zamanda gönül mânasına geliyor bal ve mum kelimeleri bir araya gelince balmumu ortaya çıkar. Balmumu ise gece aydınlatmada kullanılan mumun hammaddesidir. Normalde gece yalnız kalan aşığın arkadaşı kendisi gibi eriyip duran mumdur. Ancak burada aşığın böyle bir arkadaştan da mahrum olduğu anlaşılmakta.
Taşlıcalı Yahya(-1580)
Cihan OKUYUCU |
|
| Başa dön |
|
 |
pervanef Yeni Üye

Kayıt: May 25, 2006 Mesajlar: 40 Nereden: ISTANBUL
|
Tarih: Sal Oca 23, 2007 12:59 am Mesaj konusu: |
|
|
Gerçek hadis imiş bu ki hubun vefası yoh
Kim sevdi hubu kim dedi hubun cefası yoh
Seyyid NESİMİ (İMADUDDİN-Dinin direği-)
14. asra kaynaklık edecek bir divanı vardır.Nesimi Türk dilinin henüz fazla Osmanlıca yani Arapça Farsça kelimelerle klasik yapıya bürünmeden önceki ifade gücünü anlatmak bakımından önemli bir insandir.
Seyyit Nesimi 14. yüzyılın sonlarına doğru Halep te cübbemin altında Allah tan başkası yoktur dediği için devrin kadısı tarafından mahkum edilip öldürülmüştür. Hakkında pek çok rivayet olduğunu bildiğimiz Seyyit Nesimi ye ipe giderken, boğazı sıkıldığı sırada yüzünün sarardığını gören birisi,
Sen ki cübbemin altında Allahtan başkası yoktur diyordun, yüzün neden sapsarı kesiliyor diye sormuş. Nesimi buna cevaben
Ben aşk iklimine doğan güneşim her güneş batarken sararır,onun için yüzüm sararıyor demiş.
Gerçek hadis imiş bu ki hubun vefası yoh
Şiire gelecek olursak şair hubun (sevgilinin) vefasının olmadığının, gerçek bir haber olduğunu duydum diyor. Nereye gidilirse gidilsin hubun vefası olmadığına dair söz gerçek sözdür. Çünkü hiçbir yerde hub vefa göstermez. Hiçbir aşık yoktur ki maşuk kendisine vefa göstermiş olsun hiçbir sevilen yoktur ki sevilenin iltifatına mazhar olmuş olsunç aşkın derecesi aşkın büyüklüğü ve yüceliği sevilenin yani maşukun iltifatından kaynaklanır. Onun iltifatı, onun güleryüzü, onun aşkına yakınlığı ne derece az ise aşkın derecesi o kadar çoktur. Aşkın aşk olmasındaki asıl maksat, vefasızlıkta gizlidir.
Kim sevdi hubu kim dedi hubun cefası yoh
Sevenin nazarında, sevilenin bütün hareketleri ihsandır. Cefa değildir artık. Aşık sevgiliye kızsa bile ona gücenmez. Sevgili aşıka yüz vermese, ona sırtını dönse bu sadece aşıkın aşkının artması için bir vesiledir. Vurgusunu değiştirerek okuyacak olursak
Kim sevdi hubu güzeli sevebilen mi var kim dedi hubun cefası yok diye o yolda adım adım kademe kademe, eriye eriye, ağlaya ağlaya, yana yana bir yerlere varan mürid için cefası yok demek de ne demek |
|
| Başa dön |
|
 |
pervanef Yeni Üye

Kayıt: May 25, 2006 Mesajlar: 40 Nereden: ISTANBUL
|
Tarih: Sal Oca 23, 2007 1:14 am Mesaj konusu: |
|
|
Öldükte bu ben hasteyi eşk ile yusunlar
Canane güzar ettiği yollarda kosunlar
Celili
16. yüzyıl şairlerinden. Klasik şiirin zirveleri arasında kaybolup giden bir adam. Kaynaklar onun garip halleriyle ünlü olduğunu söylüyor. Orta yaşlarda iken şuurunu kaybediyor.
Sevgilinin hasreti ile akıttığı gözyaşlarıyla yıkanmayı arzu ediş, gasil suyu olarak kendi gözyaşlarıından medet uman bir aşık.
Beni sevgilinin geçtiği yollar üzerine gömün diyerek sevgilinin onun toprağına basıp geçmesini ummakta. Böylece aşık için vuslat gerçekleşmiş olacak. Dahası da aşık bunca gözyaşı ile toprağa düştüğü vakit mezarında yeşillikler belirecek ve o yeşilliklerin her biri göz göz olup, yoldan geçen sevgiliyi görme şansına sahip olacaktır. |
|
| Başa dön |
|
 |
pervanef Yeni Üye

Kayıt: May 25, 2006 Mesajlar: 40 Nereden: ISTANBUL
|
Tarih: Sal Oca 23, 2007 1:30 am Mesaj konusu: |
|
|
Bergi gülle andelibi zarı tekfin ettiler
Bir gülistan beytini üstinde telkn ettiler
İzzet Molla
Bülbülü gül yaprağıyla kefenleyince elbette gülistandan bir beyitle talkın edilmesi hale münasip düşer/ |
|
| Başa dön |
|
 |
pervanef Yeni Üye

Kayıt: May 25, 2006 Mesajlar: 40 Nereden: ISTANBUL
|
Tarih: Sal Oca 23, 2007 1:42 am Mesaj konusu: |
|
|
Derdiz ki deva şiftei sıhhatimizdir
Aşkız ki nihan hane i sevdada nihanız
Naili
18. yüzyılın Peyami Safası
İlginç bir şahsiyet entellektüel krizleri olan bir adam. Küçükyaşta anne ve babasını kaybetmiş hoppa bir çocuk olarak yetiştirilen bir çocuk iken birdenbire hayatın gerçekleri ile karşılaşmış, açmazlarını,çaresizliklerini,karamsar duygularını içinde biriktire biriktire, düğümleye düğümleye gençlik çağını geçirmiş. Güceniklikleri ve farklı algılayışlarıyla farklı bir kişilik olarak yerini almıştır. İçinden çıkamadığı bunalımları olan yalnızlığını iç dünyasında gidermeye çalışan ufak tefek bir yapı ile hastalıklı bir vücuda sahip olan biridir.
Şiire gelecek olursak öyle bir derdiz ki deva sıhhatimize tutkundur.şifa denilen şey bizim bu dert içerisindeki sıhhatli halimiz karşısında aciz kalmıştır. Biz aşkız ve sevdanın gönül evinde gizliyiz. |
|
| Başa dön |
|
 |
pervanef Yeni Üye

Kayıt: May 25, 2006 Mesajlar: 40 Nereden: ISTANBUL
|
Tarih: Sal Oca 23, 2007 1:58 am Mesaj konusu: |
|
|
Osman Nevres Efendi(1820-1876 )
Kırklı yaşlarında akli dengesini kaybetmiş.
Son yılları bu şarkıyı okuyan ve dinleyen sonra da sokaklarda ona imrenerek bakarak, birbirlerine parmakla gösteren insanlar arasında geçmiştir.
Senden bilirim yok bana bir faide ey gül
Gül yağini eller sürünür çatlasa bülbül
Etsemde abesdir sitem i hare tahammül
Gül yağini eller sürünür çatlasa bülbül
Ellerle o zevk etti ben ateşlere yandim
Çektim o kadar cevru cefasin ki usandim
Derlerdi kabul etmez idim simdi inandim
Gül yağini eller sürünür çatlasa bülbül
Senden güzelim bana care kat I emeldir
Etsende dahi ülfet diyemem ellerle haleldir
Ağyar ile gezsen de gücenmem ki meseldir
Gül yağini eller sürünür çatlasa bülbül
Gördüm açilirken bu seher goncayi hare
Sordum nola bu cevr u cefa bülbüli zare
Bir ah cekip hasret ile dedi ne care
Gül yağini eller sürünür çatlasa bülbül
Bigane edadir bilir ol afeti herkes
Ummidi visal eyleme ondan emelin kes
Beyhude yere ah u figan eyleme Nevres
Gül yağini eller sürünür çatlasa bülbül |
|
| Başa dön |
|
 |
mavera Yeni Üye

Kayıt: Feb 20, 2005 Mesajlar: 64
|
Tarih: Sal Oca 23, 2007 7:02 pm Mesaj konusu: Beşiktâşî Rızâ'dan |
|
|
`Azîz-i Mısra melâhatte ey gül-i hâşim
Kemâl-i husnile ihvân içinde efhamsın
Vucûda gelmedi mislin zamân-ı fıtratta
Habîb-i Ekrem ve Peygamber-i Mükerremsin
Medîne-i dil-i `uşşâkı reşk-i bâğ ittin
Gül nihâl-i harem nev nihâl-i hurremsin |
|
| Başa dön |
|
 |
adilenasit Yeni Üye

Kayıt: Mar 11, 2006 Mesajlar: 55
|
Tarih: Sal Oca 23, 2007 10:52 pm Mesaj konusu: |
|
|
Canıma bir merhaba sundu ezelden çeşm i yar
öyle mest oldum ki gayrın merhabasın bilmedim
Ahmet Paşa |
|
| Başa dön |
|
 |
adilenasit Yeni Üye

Kayıt: Mar 11, 2006 Mesajlar: 55
|
Tarih: Sal Oca 23, 2007 10:59 pm Mesaj konusu: |
|
|
Gel gel beru ki savm u salatın kazası var
Sensiz geçen zaman ı hayatın kazası yok
Nesimi |
|
| Başa dön |
|
 |
pervanef Yeni Üye

Kayıt: May 25, 2006 Mesajlar: 40 Nereden: ISTANBUL
|
Tarih: Sal Oca 30, 2007 12:34 am Mesaj konusu: |
|
|
Gitdin ammâ ki kodun hasret ile cânı bile
İstemem sensiz olan sohbet-i yârânı bile
Devr-i meclis bana girdâb-ı belâdır sensiz
Mey-i rahşânı değil sâgar-ı gerdânı bile
Bağa sensiz varamam çeşmime âteş görünür
Gül-i handânı değil serv-i hırâmânı bile
Sîneden derd ile bir âh edeyin kim dönsün
Aksine çerh-i felek mihr-i dırahşânı bile
Hâr-ı firkatle neşâtî-i hazinin vâ hayf
Dâmen-i ülfeti çâk oldu girîbânı bile
Her gâh ki yâd-ı ruh-ı cânân ederin ben
Künc-i gamı bir demde gülistân ederin ben
Bir dem mi geçer dîdelerim olmaya pür-hûn
Râz-ı dili bilmem niçe pinhân ederin ben
Bu âteş-i hasret ki dil ü sînede vardır
Bir lahzada bin âlemi sûzân ederin ben
Bu âh-ı pey-ender-pey eğer böyle kalırsa
Bir gün feleğin çarhını vîrân ederin ben
Rağbet mi var erbâb-ı dile şimdi Neşâtî
Bîhûde hemân da'vi-i irfân ederin ben
Neşâtî |
|
| Başa dön |
|
 |
mavera Yeni Üye

Kayıt: Feb 20, 2005 Mesajlar: 64
|
Tarih: Sal Oca 30, 2007 3:15 am Mesaj konusu: |
|
|
nâdân ile mucâlesedir ehl-i dillere
dünyâda çâşnisi azâb-ı cehennemin
gönül/muhabbet ehline dünyada cehennem azabı yaşatan tek şey, onları cahillerle bir arada tutup konuşturmaktır. |
|
| Başa dön |
|
 |
maivesiyah Sadece Okur Adayı Bölümüne Yazabilir

Kayıt: Apr 15, 2006 Mesajlar: 8
|
Tarih: Pzr Şub 11, 2007 5:39 pm Mesaj konusu: |
|
|
'Âdem Behişti dâneye satdı vü hâle ben
Benzerse böyle benzesin oğul atasına
(HAYÂLÎ BEY)
(Hz. Adem bir buğdayı cennete tercih etti, ben de sevgilinin yanağındaki bir ben için cennetten vazgeçtim. Oğul atasına benzerse böyle benzesin işte...)  |
|
| Başa dön |
|
 |
|