Dün, kanalın birinde fantastik ve batı ile ortak yapım bir Çin filmi izledim. Beyaz oyuncular da vardı. 19. yüzyıla ait bir zaman ve mekan görüntüsü verilerek 'batılıların orda ne işi var?' sorusunun yanıtı veriliyordu böylece. (Çin, büyük bir oranda İngiliz işgali altındaydı 19. yüzyılda). Esas oğlan beyaz çocuktu. Onun hocası da ünlü Kung-fu dizisinin oyuncusu. (Kill Bill'de Uma Thurman'ın hocası ve düşmanıydı.)
Çinli prenses, kalbini çalan beyaz adamla konuşur sarayının bahçesinde. Karlı dağlara gittiğini söyler yazları. Beyaz adam, ona, hiç kar görüp görmediğini sorar. 'Hayır' diye cevap verir prenses. Sonra adamın gözlerine bakarak, 'Beyaz, soğuk ve güzel olduğunu söylüyorlar." der.
Dağların tepesinde, güzel, soğuk ve beyaz.. Prenses biraz daha yukarıya çıkabilseydi ulaşabilecekti demek ki o erişilmez manzaraya.
İngilizler, XVIII. yüzyılda Hindistan ve güney Çin'i işgal ettiklerinde afyondan yapılan beyaz, parlak ve zengin bir tozla karşılaştılar.-Eroin- Bu sıralar özellikle Çin'de bu mamülün üretimi ve kullanılması yasaklanmaya çalışılıyordu. 1787'de İngiltere dış işleri bakanı Dundas, East İndia Company ve Jardine Matheson şirketlerinden Çin'e sattıkları eroinin miktarını arttırmalarını istiyordu. İngilterenin Modern Avrupa'da lokomotif rolünü devam ettirmesi gerekiyordu. Bu da para ile oluyordu. Bu istek üzerine Hindistandaki Afyon tarlalarının kapsadığı alan genişletildi. Ve acı veren bir ayrıntı, Adam Smith (Yani bugün tüm üniversitelerde iktisat ve ekonomi deyince akla gelen ilk duayen) Doğu Hindistan Şirketinin baş danışmanıdır.
"Anglosaksonlar dünya halklarını köleleştirirken, Hindistan'da,Amerika kıtasında, Afrika'da, Arabistan'da,Çin'de, 13 Şubat 1945'te Dresten'de, Hiroşima ve Nagazaki'de ve şimdi de holigan olarak futbol alanlarında, ırklarının bu ana özelliğini -insan insanın kurdudur- bir bilgi sistematiği içerisinde temellendirirken İngiliz emperyalist politikalarının sonraki yüzyıl içerisinde gereksinim duyacağı kuramsal yapının da temellerini attı.
(XVII.yüzyıl) Bu temeller üzerine John Locke, Herbert Spencer ve Charls Darwin' felsefi sistemleri yükseldi." Tırnak içerisindeki alan Tuncar Tuğcu'nun Batı Felsefesi Tarihi adlı kitabından alıntıdır.Alesta Yayınevi,Ankara,2000,4.Baskı,s.487.
Beyaz ve soğuk doğru ama Güzel değil o senaristin uydurması. Aksine oldukça Çirkin...
Film kesitine bütün olarak bakarsak daha aydınlatıcı olur sanırım. Oryantalizm, batının doğuya bakış açısı olduğuna göre.. Batılılar bir de karşı taraftan kendilerini görmek istiyorlar. Ama bunu kurgu yollu olarak yapıyorlar. Oryantalizm, çok geniş kapsamlı ve içinde bir sürü şey barındırıyor bildiğiniz gibi. Ama benim aklımda kalan şey, belki de en keskin hatta ait: Erkek batı, dişi doğu. Fetihçi beyaz adam ve fatihini bekleyen doğulu dişi. Sömürgeciliğin altyapısında bile bu var. Bunu okudum. Ayrıca özellikle eski oryantalist resimlere bakıldığında miskin doğulu erkekler bir yana, hep gizemli ve egzotik kadın bedeni resmedilir. Freud bile bir Türk haremine sahip olmayı istermiş. Türk kilimleriyle bezeli bir de odası varmış.
Tekrar filme dönecek olursak.. İşte egzotik doğulu güzel, soğuk, beyaz ve güzel olan adamı, daha önce hiç görmediğinden ötürü, büyüleyici buluyor. bu hava yoğundu.
Oryantalizm öldü mü peki? Hayır, yaşıyor. Avrupa'da doğulu kadınların batılı erkekleri kutsayan, kendilerini -sözümona- özgürleşiren, kendini (yani bedenini) tanıtan, yoğun cinsel soslu kitapları batı edebiyat piyasasında var olmanın tek koşulu. Geçenlerde Akşam Kitap'ta okudum: 'Kocanızı nasıl pişirir siniz?' adlı romanında Afrika'lı göçmen kadın, batılı erkek bakışının kendilerini nasıl değiştirdiğini ve kendilerinden çıkardığını anlatıyor(muş). Şahsen okunmaya değer.
oryantalizm kavramı gözlemlediğim kadarıyla bizim islami kesimce batıyı toptan reddetmenin bir bahanesi olmuş.. ben zatı şahanelerinin edward said i ne tam olarak okuduklarını ne de hakkıyla anladıklarını düşünüyorum..o yüzden artık oryantalim lafları işitince kulak asmıyorum söylenenlere..bugün oryantalizm kavramı bizim islami kesimin özeleştiriden kaçmasının entel-dantel dayanağı olmuş vaziyette..
işte hep bu nedenlerden artık oryantalizm konusu suyu çıkmış-çıkarılmış bir konudur bence ve artık konuşulması-tartışılması gereken kavram westernizm dir..
nasıl ki edward said oryantalizm=şarkiyatçılık kavramının altını doldurduysa aynı şekilde westernizm=garbiyatçılık kavramının da altı doldurulmalı bence..
zaten rahmetli edward said in gerek söz konusu kitabında gerekse röportajlarında şarkiyatçılık a doğunun garbiyatçılık ile karşılık verebileceğini-verdiğini sezdiğini görürsünüz..
yine rahmetli said in şarkiyatçılık ın düşünsel ve insani bir kusur olarak görmesi -insanın bulunduğu yerde bu kusurun eksik olmayacağına göre- garbiyatçılık kavramının altını doldururken temel haereket noktası olacaktır/olmalıdır...
Kerim Balcı bir yazısında (Oksidentalizm ve Irak Savaşı)oryantalizme tepki olarak gelişen bir oksidentalizm kavramından bahsediyor.Edebiyatta ve akademik alanda doğunun intikam arayışı.Şimdi bu onun öteki ismi mi oluyor yoksa aralarında fark var mı?
gibi gibi..ama bence bir nüans var..benim kastım bu durumun bir ihanet arayışından değil tam olarak bir insani ve düşünsel kusurdan kaynaklanmakta olduğuna ilişkin..
özetle; nasıl oryantalizm kavramının içini dolduran hususlar bu kavramın keşfinden önce mevcut ise, westernizm de aynı anda mevcuttu bence..oksidentalizmin oryantalizme bir tepki olarak doğmasından çok önceleri yani..
ama yazında bildiğim kadarıyla birbirinin zıttı olarak bu iki kelime(Oryantalizm-oksidentalizm) kullanılıyor..ben kullanmıyorum..
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız