Tarih: Sal Arl 19, 2006 3:29 am Mesaj konusu: Ahlak ve Dil
Politik ahlak denilerek, ahlakçılık ikiyzülülükle suçlanarak ve daha bir çok saiklerle, akıl aracılığyla ahlaka o kadar dehşetli saldırıldı ki, sonunda, bütün iddiaların aksine yeni bir ahlak anlayışı tesis edilemeden var olan da çözüldü gitti. (Politik ahlak, egemenlerin ahlakı.) Üstün insanın yerini 'alçak insan' aldı. Öylesina alçak ki, alçaklığı bile hiç umrunda değil.
Artık nerdeyse kutsal kitapların etrafında kısılmış kalmış bir ahlak var. Allah'ın yüksek öğütlerini tutmaya çalışan bir avuç insan. Bunlar dışında kalmış olanlar ise daha bir az. Bütün bu çözülme, kutsal metinlerin varlığına rağmen bile oluyor denebilir. Peki o ünlü ahlak eleştiricileri şimdi ne diyor? Niçin susuyorlar? Yoksa kurtarabildikleri yalnızca kendileri mi oldu?
Ahlaka yapılan saldırılar her zaman üstün tutuldu. Sözümona özgürlükçü bir tutum takınıldı. 'Kendi yasanı kendin koy' denilerek insan, kendisinden ibaret olan celladına teslim edildi. Oysa hem Tanrı, hem kul, ikisinin de bir ruhta olması mümkün değildi. En azından kahır çoğunluk için bu böyle. Ahlak bireyselleşince ne oldu? Ahlaklar oldu. Evrensel bir tanımlama ve herkes için kurallar nizannamesinden mahrumiyet neticesinde herkesin kendi kuralı doğdu.
Dev iletişim olanakları sayesinde insanın ve toplumun daha çok güdüldüğü (Simone repliği: "Bir toplumu kandırmak, bir kişiyi kandırmaktan daha kolaydır.") bu çağda dil de, daha çok bir bozum aracı olarak kullanılması da kaçınılmazlaştı. Artık kelimeler ve kavramlar, bir bozma aracı olarak kullanılıyor. En azından tercih ediliyor. Dilimize giren seks, seksi gibi kavramlar bu bozuculuk işlevine yalnızca bir örnektir. Cinsellik, kendi dilimizde bir ahlaki karşılığı olan veya en azından nesnel bir anlam yüklenmiş kelimelerle ifade edilirken (örneğin zina, cima) bozuk ve ahlaksız dillerde seks kelimesiyle bir bozuma uğratılmakta ve dil aracılığyla ahlaksızlık yayılmaya çalışılmaktadır. (Seks, sadece kışkırtmadır, ve tahrikçidir başlı başına.) Bundandır medyanın bu kelimelere sıkı sıkıya sarılması. Elbetteki böyle bir dil kullanan şahsın yada şahsiyetin kişilik profilini de ortaya çıkarmaktadır bu durum.
Yalnızca bu kadar basit mi? Kötü bir şey, iyi olanın yerine ikame edilmeye çalışılıyorsa, ortada bilinçli bir amaç yok mudur? Ne yazık ki buna olumsuz cevap verilemiyor. Yani cinselliğin, tenin bu denli dünya üzerinde hükümran olmasına hizmet etmenin maddi çıkarı yoktur sadece. Elbetteki amaç sahiplerinin ahlaka, kutsallara bir düşmanlığı da söz konusu. Bu meyanda son yıllarda gitgide artan çabalarla, başlı başına bir kutsal olan islam (ve hatta dini semboller ) ile seks ibarelerinin yanyana yerleştirilmesi, birincisini ikincisine kurban etmenin göstergesidir. Aslında bu sayede yüksek ahlaki anlayışlılık ta, ahlaksızlığın derin hazzının şişirdiği yelkenlerle ezilip geçilmek istenmektedir.
Lanet olsun bozgunculara! Bu da ahlakın en olumsuz yanıyla bir tepkiydi. İddiaların aksine, ikiyüzsüz!
Ahlak ve dil arasında elbette bağlantı vardır ama önermeleriniz yanlış. Hayatın içinde var olan bir kavramın dile katılması ahlaksızlık sayılmaz. Ahlakla dilin yan yana geldiği noktada, zaten var olan bir ifade, herhangi bir akım öncülüğünde başka bir yaftaya sokularak, anlam kayması yaratılarak, o kelimeyi söz konusu ahlak düşüncesinin himayesine vermekle olur.
Kişilerin kullandığı dil ahlakını gösterir ama bu, düz mantıkla yoğrulmuş bir çerçevede yorumlanamaz. Örneğin her argo, her küfür ahlaksızlığın göstergesi değildir (hatta bazıları ahlaklı olmanın göstergesidir). hayatın içinde var olan bir kelime ahlaksızlığı göstermez. Anlam kayması ve 'çarpıtma'lar ipucu verir ahlak hakkında.
Kitle ahlakı, düşüncenin ve ahlakın 'kitle imha'sından başka bir şey değildir. Bu konuda verilebilecek örneklerden biri 'hümanizm'dir. Başkasının çağrışım yüklediği bir kelime sizin kendi ahlakınızın göstergesi olamaz. Üstün-insan kendi ahlakını oluşturabilen insandır. Hümanizm ve benzeri 'kitle ahlakı' göstergeleri, ahlak uyuşukluğu ve ahlaki erdemin oluşamamasına neden olur.
En son nazenazen tarafından Sal Arl 19, 2006 9:34 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Ayrıca bahsettiğiniz kelime, menşeini, bu konuda çok katı kuralları olan katolik bir inanç sistemi ile beslenmiş bir toplumun dilinden alır. Yani her anlam, anladığımız anlam değil. Siz burada hem kitle ahlakını savunuyor, hem de kitle ahlakının bir sonucu olan bir çağrışıma saldırıyorsunuz.
"Gerçek, gerçekliğin belirli bir tarzda kurulmasıydı. Medya, 'gerçekliği' yalnızca yeniden üretmiyor, tanımlıyordu. Gerçeklik tanımları, tüm bir (geniş anlamda) dilsel pratikler yoluyla desteklenip üretiliyordu ve bu dilsel pratikler aracılığyla 'gerçek'in seçilmiş tanımları temsil ediliyordu. Ama, temsil etme yansıtmadan epey farklı bir nosyon. Temsil etme, aktif bir seçme ve sunma, yapılandırma ve biçimlendirme işini ima eder: Yalnızca zaten varolan anlamı aktarma değil, ama daha aktif bir 'şeylere' anlam verme işini ima eder. Söz konusu olan bir anlam pratiğidir, anlam üretimidir: Daha sonra anlamlandırma pratiği olarak tanımlanan iş. Medya, anlamlandırma failiydi... " Stuart Hall.
Medya, İktidar, İdeoloji - Derleyen, Mehmet Küçük.
Poe sütten ağzının yandığı kaç oldu... Ben bir süredir masaüstünde bir adet "text document" bulunduruyorum. Önce ona yazıyorum. Hem bu tür kayıpları önlüyor, hem de yazdıklarımı kaydetmiş oluyorum. Bir haftanın sonunda kimini siliyorum kimini arşive atıyorum.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız