Tarih: Pts Ksm 06, 2006 3:10 pm Mesaj konusu: Kopenhag Değil Haçlı Kriterleri
Avrupa Birliği’nin çıkarılmasını istediği ve daha çok Türkiye’deki Rum, Ermeni ve Yahudi azınlık cemaat vakıflarını ilgilendiren düzenlemeler, 25 yıldır AB üyesi olan Yunanistan’da bile hiç olmayan birçok yeni hakkı getiriyor. Lozan’a göre ‘mütekabiliyet’ esası bulunan Yunanistan’daki vakıflarla ilgili uygulamaların neredeyse tamamı, insan haklarına ve özgürlüklerine aykırı.
Yunanlıların vakıf uygulamalarından bazı örnekler şöyle: Vakıf yöneticilerini Ortodoks vali atıyor. Yöneticilerin seçilme hakkı yok. Türk yerine Müslüman olarak adlandırılan vakıflar, yeni mülk edinemez. Cunta yönetiminde kamulaştırılmış taşınmazların iadesine yönelik bir hüküm olmadığı gibi yeni bir çalışma da yok. Türk müftü ve belediye başkanları ile akrabaları vakıf yöneticisi olamaz. En önemlisi vakıfların, idari ve mali denetimi hristiyan valinin iki dudağı arasında.
Yunanistan nasıl AB’ye üye oldu?
Batı Trakya Dernekleri Dayanışma Derneği, Yunanistan’da bulunan Batı Trakya Türk azınlığına ait vakıflarla ilgili uygulamaları bir raporla ortaya koydu. Genel Başkanlığını Op. Dr. Erol Kaşifoğlu’nun yaptığı derneğin çalışması, Türkiye azınlıklara birçok hak getirmeye çalışırken Yunanistan’da durumun ne olduğunu ortaya koyuyor.
Buna göre, 1923 tarihli Lozan Anlaşması, Yunanistan’daki vakıflara yönetici olarak, azınlıklık mensubu Batı Trakya Müslüman Türklerinin seçilmesine olanak tanıyordu. Ancak 1967 yılında Albaylar Cuntası, Yunanistan yönetimine el koyunca Lozan anlaşmasına aykırı olarak bütün kurulları dağıttı. Vakıfların başına ise, Yunanlılara yakın kişiler atandı.
Albaylar cuntası Yahudilere dokunamadı
Çok önemli bir ayrıntı, Albaylar Cuntası yönetimi Yahudi Cemaat heyetlerini feshetmek için harekete geçti. Ancak dış baskılar nedeniyle Yahudiler’e dokunulamadı. Cunta yönetiminden sonra Türk vakıflarının birçok taşınmazına el kondu. Mal varlıkları azaldı. Cunta yönetimi 1974 yılında sona ermesine ve Yunanistan’ın 1981 yılında AB üyesi olmasına rağmen, bu vakıfların başındaki kişilerin yöneticiliği, ölünceye kadar devam etti.
Yürürlükteki kanun 1980 tarihli
Yunanistan’da şu anda yürürlükte olan vakıflarla ilgili düzenleme, 20 Kasım 1980 tarihli 1091 sayılı Vakıflar Yasası. “Batı Trakyadaki Müslüman Azınlığa Ait Vakıfların ve Bunların Servetlerinin Yönetimi ve Kullanılmasına Dair” yasa, 23 maddeden oluşuyor. Bu yasada tek değişiklik 2000 yılında gerçekleştirildi. O tarihte çıkarılan Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile yasanın 20. maddesinin birinci paragrafı değiştirildi.
29 Ocak 1997 tarihinde Yunan Meclisi’nde “İslam Vakıflarının Vergilendirilmesine Dair” yasa kabul edilerek, Lozan Anlaşmasının öngördüğü ve kar amacı gütmeyen azınlık vakıflarının büyük taşınmazlarına vergi ödeme yükümlülüğü getirildi. Ancak bu yasaya konulan bir madde ile İstanbul Rumlar’ından vergi alınmaması halinde ‘mütekabiliyet’ çerçevesinde Yunanistan’daki Müslüman vakıflarının vergiden muaf tutulmaları hükme bağlandı.
Halen yürürlükte olan 1980 tarihli yasanın 1. maddesinde; yasanın çıkarılış gayesi 1923 tarihli Lozan Anlaşması ile devletlerarası mütekabiliyet ilkesi gösteriliyor. Yasanın 5. maddesinde, kimlerin vakıf yöneticisi olabileceği sıralanırken, 5 kişilik yönetim kurulunun vakfın bulunduğu şehirde, seçmen kütüklerinde kayıtlı erken ve kadın seçmenler tarafından seçiliyor. Seçilenlerin sayısı, yönetim kurulu sayısının iki katı. Ancak aday bulunmaması halinde vali, azınlıklardan gerekli sayıyı tamamlamak için 3 katına kadar aday gösterebiliyor. Bu düzenleme, Müslümanları ilgilendiren bir konuda Ortodoks hristiyan bir valinin tercih ederek atadığı adayların çoğunluğu ele geçirmesi ve Müslüman vakıfların Yunan yönetimlerin eline geçmesine neden olmuş. Bu hüküm çerçevesinde bugüne kadar birçok vakıf malı satıldı, kamulaştırıldı veya yok edildi.
Dernek çalışmasında bu durum şöyle analiz ediliyor: “AB üyesi Yunanistan, müftülükleri ve vakıfları ele geçirerek, Batı Trakya Müslüman Türk Toplumunun can damarlarını ve geleceklerini ele geçirerek, dinamitleyerek yok etmektedir. Yunan yönetimi, müftülük ve vakıflarda denetimi kendi adamlarını atayarak, özerkliği uygulatmayarak, bu kurumlarda çalışanları maaşa bağlayarak, devlet memuru statüsüne indirgeyerek ve vakıf taşınmaz mülklerini kötü yöneticilere teslim ederek, sattırarak azınlığın ekonomik bağımsızlığını ortadan kaldırmaktadır.”
Hıristiyan valinin inanılmaz yetkisi
Yine Yunanistan’da okullar camilerin yanında inşa edilmiş durumda. Cami imamı ve okulun öğretmeninin maaşı, müftülükler aracılığıyla vakıflar tarafından ödeniyor. Türk okullarının yüzde 60’ının mülkleri Müslüman vakıflara ait. Okulların yüzde 20’si de camilerle aynı çatı altında. Dolayısıyla Yunan devletinin mali yardımlarını kabul etmeyen bu okullara, vakıflara yönelik herhangi bir kısıtlamadan en çok etkilenen azınlık kurumları arasında yer alıyor.
Söz konusu yasanın 6 ve 7. maddelerinde vakıf yönetimlerine kimlerin seçilebileceği belirtiliyor. Vakıflara seçilmeyecek kişiler ise şunlar: Herhangi bir nedenle medeni ve siyasi haklardan yoksun kalanların yanı sıra milletvekilleri, müftüler, müftülük memurları ve bunların ikinci dereceye kadar akrabaları, belediye ve nahiye meclis üyeleri. Böylece, siyasal nedenlerle hüküm giyenlerin ve azınlık önderlerinin vakıflardan uzak tutulması sağlanıyor.
Aynı yasanın 11. maddesinde ise, birden fazla vakfın bulunduğu yerde yönetim kurulu oluşturulmasında valiye büyük haklar tanınıyor. Yönetime seçilen kimseleri vali, aldıkları oy sırasına göre istediği vakfa atayabiliyor ve bir kişi birden fazla vakfın yönetim kuruluna katılamıyor. Yasa, vakıf başkan ve üyelerinin uygun bir maaş almasını da hükme bağlayarak, bunun hayır işinden çok ticari bir şirket gibi algılanmasına neden oluyor.
Vakfın denetimi ise, tamamen valinin kontrolünde. Yasanın 16. maddesine göre, vakıfların idaresi, çalışması ve mali yönetimi yerel vali tarafından yapılıyor. Vakfın bütçesi, her yılbaşından 2 ay önce Valinin onayına sunuluyor. Mali yılın bitiminde ise, dengeleme ve bilanço hesabı yine Valiye sunuluyor. Valinin onaylamadığı hiçbir mali düzenleme, kredi ve nakil değişikliği veya masraf yapılamıyor. Vakıfların bütün mali tasarrufları, valinin kontrolü altında bulunuyor.
İki ülke arasındaki azınlık vakıf uygulamalarına ilişkin karşılaştırma:
YUNANİSTAN TÜRKİYE
– Vakıflar, sürekli kısıtlıyor – Vakıfları güçlendiriyor, bağımsızlaştırıyor
– Mal, mülk alıp– satması sınırlı – Bundan sonra izin almadan mal alıp– satabilecekler
– Yönetimi yerel vali atıyor – Yönetim cemaat üyeleri arasından seçiliyor
– Türk müftü, belediye başkanı – Artık yabancılar bile vakıf yöneticisi olabilecek
vakıf yöneticisi olamaz
– Devletin el koyduğu taşınmazların – Kilise toprakları ve taşınmaz mülkler iade edilecek
iadesi ile ilgili yeni bir gelişme yok
– Devlet kamulaştırma yapabiliyor – Haciz, rehin ve kamulaştırma yok
– İslam vakıfları vergiye tabi – Azınlık vakıflarından vergi alınmıyor
– Denetimi vali yapıyor – Denetimi bağımsız kurullar yapacak
– Yasa çıkarken görüş bile sorulmadı – Vakıflar Meclisi’nde azınlıklar temsil edilecek
EBUBEKİR GÜLÜM
aa evet buna ek olarak genel yasalarında da mutlaka yabancıların mülk edinmesinde büyük bir kısıtlama vardır ama bizde nihat genç'in de tasdiklediği gibi adamlar mahalle kurmuşlar çocuk parkı istiyorlar ve türk çocukları gelmesin diyorlar ben şahsen AB ye girmek istemiyorum bir milletle bu kadar oynanılmaz ve şanlı tarihi olan bir millet bu kadar aşağılanamaz
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız