İnternette 'hayat' klonlanıyor
Tanılar koymak yerine daha çok kafa yormak, bu yeni dünyayı anlamak zorundayız. İnternetle birlikte hayata katılan değişiklik ve bundan sonraki değişme potansiyeli nedir?
DUYDUK DUYMADIK DEMEYİN! İNTERNETTE HAYAT KLONLANIYOR
Enformasyon teknolojileri, o kadar hızlı bir biçimde gelişiyor ki, psikolojik ve beşeri bilimlerde üretilen bilgi, çok kısa sürede geçersiz ve hatta komik duruma düşüyor. Örneğin psikolojik bilimlerdeki gelişim ve insan ilişkileri teorileri, bırakın bilgisayarı, radyo, televizyon gibi iletişim araçlarını bile göz önünde bulundurmazlar. Beşeri bilimler ise "postmodern ve postyapısalcı düşünce" adı altında geçerli ve güvenir bilgi arayışı görevinden firar edeli zaten epeyce oluyor. Oysa dün "sosyobiyoloji"den bahsedilirken bugün "biyososyoloji"den bahsedecek bir hale gelmişiz. Toplumun biyolojideki ve gen teknolojilerindeki gelişmelerden tarafından biçimlendirileceğini ileri sürmek, enformasyon teknolojileri sayesinde, "insan" adı altında, bugüne kadar tarihte eşine benzerine rastlamadığımız yepyeni bir varlıkla karşılaşacağımız iddiasında bulunmaktır. ABD'nın derin akıllarından Fukuyama'nın da dillendirdiği bu iddia, ciddiye alınmayacak gibi değildir ve itiraf ediyorum ki, benim kendimi karşısında en zor durumda hissettiğim entelektüel meydan okumalardan birisi de budur.
Bu nedenle, internet ve internet ilişkileri hakkında düşünmelerimizi sürdürmeliyiz zira geleceğin ibresi, internetin bundan sonra daha da artan bir şekilde hayatımıza gireceğini ve üstelik de giderek gerçek yüz yüze iletişimi alabildiğine taklit eden yeni teknolojik gelişmelerle karşımıza çıkacağını gösteriyor.
İnternet ortamı dediğimiz yere bilimciler "siberalan" ya da "siberuzay" gibi adlar veriyor ve bu adlandırmayla internet ortamında gerçek bir fizikselliğin olmamasını kast ediyorlar. İnternetteki biz, gerçek bedensel varlık olarak biz değiliz; orada bedenimizle bulunmuyoruz, bizim için geçerli olan bu durum karşımızdaki(ler) için de geçerli. Bu durumu güzel Türkçe'mizdeki "sanal" kelimesi çok iyi ifade ediyor.
İnternet, gün geçtikçe daha çok hayata benziyor; internet ilişkileri de, teknoloji sayesinde, giderek daha çok gerçek bir ilişkiyi taklide yelteniyor. Dün yalnızca yazışabiliyorken, birkaç yıldır konuşuyor hatta web-camlarla görüşüyoruz. İnternet, hayata benziyor, hayatı ekrana taşıyor, gözümüzün önüne getiriyor. Hayatın yerini alıyor, hayat internet oluyor. Her işimizi orada görecek bir ortam haline geliyor giderek internet. Birçoğumuz oradan alışveriş, bankacılık ve yolculuk işlemleri yapıyoruz; orada gazete dergi okuyor, sohbet ediyor, oyunlar oynuyoruz; eğlenmeye, hatta bir eğitim programını sürdürmeye çalışıyoruz. Bu yer değiştirme, daha doğrusu hayatın insanlık tarihinde ilk kez böylesine sanal bir boyut kazanması, dilimize de yansıyor. İnternetteki yapıp etmelerimizle ilgili ifadeler de açık biçimde görülüyor bu yeni durum. İnternette kullandığımızı şu ifadelere bakın: Bir yere gitmek, gezinmek, yolculuk, sörf yapmak; siteler, yerleşimler, dünyalar, odalar, alanlar…
"Hayatın bürokrasisi" diyebileceğimiz mekanik işlemlerin aktarımında internetin taklidi, yani hayatın yerini alması oldukça başarılı ve üstelik de yararlı. Buna bir diyeceğimiz yok şimdilik. Ama "hayatın dinamiği" adını verebileceğimiz iç-dünyamızın kendisiyle ve diğerleriyle ilişkilerini internet üzerinden yapmaya kalktığımızda, aynı şeyi söyleyemiyoruz. İnternet ilişkileri, gerçek hayattaki (elbette internetin ve internet ilişkilerinin kendisi de gerçek hayatın bir parçası ama internet ilişkilerindeki "sanal" boyutu vurgulamak için internet-dışındaki ilişkilere gerçek hayat ilişkileri diyoruz) ilişkilerin iyi bir taklidi değil, hatta birbirlerinden oldukça farklılar. O yüzden afallayıp kalıyor, birçok sorun yaşıyor internetteki ilişki ortamında bizim neslimiz. Bizim neslimiz dediğim, internetin doğuşuna akıl baliğ olduktan sonra tanık olanlar. Birden internet ortamına doğan nesil var şimdi. Onları, hiç ama hiç bilmiyoruz; yabancı bir dil, sevimsiz bulduğumuz yeni bir müzik kadar yabancı onlar bizim neslimize… Belki bu söylediklerimiz, internet üzerine konuşmalarımız onlar için hiçbir şey ifade etmiyor. Çünkü onlar, internetin hayatla iç içe olduğunu, ayrılamazlığını çok iyi biliyorlar. Biz nasıl kendi çağımızın teknolojisi olan daktilo, dikiş makinesi gibi araçların kullanımında onlardan daha iyiysek, onlar da klavye başında döktürüyorlar…
İnternet ilişkileri, bizim aşinası olduğumuz gerçek hayattaki ilişkileri taklide yelteniyor ama onu başaramıyor. Artık bu konuda epey şey biliyoruz. Yazıyoruz, yazacağız. Şimdi de daha önce ele almadığımız internet ilişkilerindeki "sanal" boyutun çok önemli bir özelliği üzerinde duracağız. "Sanal boyut"un, "psikolojik olan" ile bağlantısını, benzerliğini ele alacağız.
İnternet ilişkilerindeki siber (sanal) boyutu anlatmak için kullandığımız ifadeler, psikolojiyi anlatmak için kullandığımız ifadeleri andırıyor; benzer ifadeleri psikolojimiz için de kullanıyoruz. Alın size daha geçen gün (7 Eylül 2006), Ulusal Psikoloji Kongresi'nde davetli konferansçı olarak yaptığım konuşmadan bir ifade: "Psikiyatrinin bilim nesnesi, somut bir alan, yer, şey değildir; daha ziyade yaşantımızla ilgili bir metafordur. Ama metafor olması, gerçek olmadığı anlamına gelmez; onun insanın dolaysız ve canlı yaşantısı demek olan fenomenal dünyanın gerçekliği içinde bir karşılığı vardır. Psikiyatristlerin aradığı belirti ve işaretler, bu fenomenal dünyanın içinde bulunurlar."
Siberalan, gerçekten de "psikolojik olan"a, yani psikolojimize benziyor, onun hem varlığını biliyoruz hem de bir türlü bir yerinden yakalayıp tanımlayamıyoruz, hem var hem yok; hem burada bizimle hem bizden ayrı. Psikolojimizin siberalana benzerliğini, "iç-dünyamızın kral yolu" diye tanımlanan rüyalar üstüne düşünürsek daha iyi anlayabiliriz. Ama bu o kadar kolay değildir. Psikoloji, insanın; rüyalar, psikolojinin en az bilinen ve en mahrem alanıdır. Rüyalar, bizim üretimimizdir ama aynı zamanda bizi dışa vuran, bizden bağımsız bir ayna. Bu yüzden rüyalar her tarihsel dönemde yoruma ihtiyaç duymuş, hepimiz rüyalarımızın anlamalarını bilmek için kulak kesilmişizdir. Rüya nasıl bizimse, bizim, bizden farklılaşan bir parçamızsa, kendi siberalanımız, daha doğrusu siberalanda gezinen etkinliklerimiz de psikolojimizin devamıdır.
Siberalanın psikolojimizle benzerliği basit, tesadüfi bir benzerlik değil, biraz üzerinde çalışılırsa, dikkatli bir kazı yapılırsa birçok hazine bulunabilir burada… Postmodernliği, kapitalizmin gelişiminin bir üst-evresi olarak görenler, artık bu dönemde, tüm diğer şeylerin yanı sıra, bizim görme alanımıza kapalı yani farkına varamadığımız bir arzu yatağı olan bilinçdışımızın da metalaştırıldığı ve yağmalandığı kanaatindeler. Bu saptamaları ne kadar yerindedir emin değilim ama artık insan ilişkisinde, internet sayesinde, psikolojimizin en derin boyutlarının ayan beyan işin içine girdiği yeni bir dönem yaşadığımızı çok rahatlıkla söyleyebilirim. Elbette tüm zamanlarda, tüm iletişim biçimlerinde insan psikolojisinin her katmanıyla ilişkinin içindedir ama yüz yüze iletişimde daha çok psikolojimizin üst-katmanları tarafından yönetilen kurallar, normlar, ilkeler ve ego işlevleri işbaşındadır.
İnternet iletişiminde ise, psikolojimizin farkına varmadığımız derin katmalarının etkisi hemen kendini belli ediyor. Tıpkı rüyalarımızda, hayallerimizde olduğu gibi siberalanda da fiziksel kurallar kalkıyor. Fiziksel mekanı sıfırlayarak dünyanın öbür ucundaki insanla konuşup görüşebiliyoruz; aynı anda hem orada hem şurada üstelik hem de burada olabiliyoruz. Kendi fiziksel gücümüzün, erkimizin sınırlarını hiçe sayıp dilediğimize dilediğimiz kimliğimizden dilediğimiz kadarını sunabiliyoruz. Cinsiyetimizi bile farklıymış gibi göstererek iletişmek mümkün.
Yalnızca karşımızdakileri değil kendimizi de büyüleyebilir; kendi yalanlarımıza kanabiliriz internette. Sözüm ona her şey nicelikseldir, kimin, nereye, ne kadar tıkladığı kesinlikle, şaşmaz biçimde saptanabilir ama tıklayanların iç-dünyalarında nasıl bir etki oluştuğuyla ilgili bir fikrimizin olma şansı bulunmadığından boşlukları hayal gücüyle doldururuz. Benimle ilgili sayfalara girenler, benim tıklayıcılarım, hepsi de hayran olmuşlardır bana, şu gülüşüme, şuradaki cümlemin muhteşemliğine (!) Böyle sanmamamız, böyle hissetmememiz, sağlıklı değerlendirme yapabilmemiz öyle zor ki…
Çoğu zaman ve hala gerçek hayattaki ilişkilerin gerçekleri geçerli olduğundan amaca ulaşamasalar bile her şey rüyalarımızda olmasını istediğimiz gibi, hayalini kurduğumuz gibi kurgulanabilir internette. Gerçekliğe tosladığımızda kendimizi bu hayal oyununun risklerine hazırlamışsak (Hazırlamamışsak canımızın çok yanmasına ve hayal kırıklığına katlanmamız gerekir) hemen olup biteni belleğimizden siler, yeni heyecanlara doğru yelken açabiliriz. Gelen her gece, ne her gecesi dalacağımız her uyku ve hatta gözlerimizi kapatıvermemiz bile yeterlidir. Neye? Her şeye.
Tüm bunlar nedeniyle, siberalanın, insan psikolojisiyle benzerliği çok önemli. Siberalanda, bilinçlerimizden ziyade psikolojilerimizin derin katmanları daha çok rol alıyor, siberalanı psikolojimizin en ilkel, en bebeksi, en denetimsiz derin katmanları biçimlendiriyor. Psikolojilerimizin derin katmanlarının başrolde olduğu, arzularımızın, dürtülerimizin sıkı dokunmuş toplumsal süzgeçlerden geçmeden kendini ortaya seriverdiği yepyeni bir durumla karşı karşıyayız ve onun hakkında hemen hiçbir şey bilmiyoruz. Nasıl bu kanaate vardıysak, teknolojiyi adeta teknoloji olduğu için güvenilir sanıyoruz. Teknolojiye babamızdan bile daha çok güveniyoruz ve kendimizi onun kollarına bırakıveriyoruz. Bu tuhaf ve hak edilmemiş güven duygusu başımıza birçok iş açabilir.
Yaşamlarımızı, giderek gerçek hayata benzeyen internette geçirmeye başladık ve bu eğilim çok daha hızlı bir ivmeyle artacak. Bu sürate psikolojik bilimler yetişemiyor. Daha birkaç yıl öncesine kadar bilgisayar oyunları diye bilinen oyunların çocukların saldırganlık eğilimlerini nasıl etkilediği üzerine çalışmalar yapılıyordu. Ama daha bunlar sonuç vermeden araştırılan bilgisayar oyunları demode oldu ve çocuklarımız "online" oynanabilme imkanına kavuşan yeni oyunları oynayabilmek için can atar hale geldi. Saatlerini bilgisayar başında harcıyor, dünyanın her yerinden değişik yaştaki insanlarla tuhaf oyunlar oynuyorlar. Çocuklarımızı ve kendimizi her gün biraz daha fazla internet başında gördükçe ve orada (oyun dahil) hayat için gerekli olan işler yaptığımızı düşündükçe, "internet bağımlılığı" gibi bir dönem moda olmaya yüz tutan kavramların ne kadar erken konulmuş tanılar olduğu ortaya çıkıyor. "İnternet bağımlısı" olduğu iddia edilen kişilerin en çok tercih ettikleri mekanların oyun ve sohbet odaları olması ve çoğunlukla ilk yıl kullanıcıları arasından çıkmaları, zamanın ilerlemesiyle bu kişilerin bağımlılığında azalma olduğunun bulunması, bu tanının sahteliğini göstermektedir. Kaldı ki, örneğin hastalıklı kumar oynama davranışı olan birisi kumarı internet üzerinden oynuyorsa ona kumarbaz mı diyeceğiz yoksa internet bağımlısı mı? Gibi ciddi kargaşa vardır. Bu nedenle internetin giderek hayatı taklit eden bir ortam olduğunu hep göz önünde bulundurmalıyız. İnterneti bağımlılık derecesinde aşırı kullanan kişilerin hayatta başka aşırılıkları ve ruhsal rahatsızlıkları olup olmadıklarına bakmalıyız. Araştırmalar, sorunlu internet kullanıcılarında yüksek oranda depresyon ve diğer duygudurum rahatsızlıkları, dürtü denetim güçlükleri olduğunu göstermektedir.
Tanılar koymak yerine daha çok kafa yormak, bu yeni dünyayı anlamak zorundayız. İnternetle birlikte hayata katılan değişiklik ve bundan sonraki değişme potansiyeli nedir? İnternetin psikolojisi daha doğrusu psikolojimizde yaptığı ve yapacağı değişiklikler üstüne neler söylenebilir? Eğer bu soruları ciddiye alıp cevaplamak için yeterince çaba göstermezsek, bir süre sonra hiçbir itiraz hakkımız kalmayacak zira biz de siberyaratıklar olup çıkacağız.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız