1948'de Tarsus'ta doğdu.İstanbul Eğitim Enstitüsü Resim Bölümü mezunu
Selahattin Taran, Süleyman Saim Tekcan, Ramis Aydın, Zeki Çakaloz, Aydemir Atalay, Mustafa Tömekçe, Şinasi Barutçu, Hakkı Karayiğitoğlu, İsmail Öcal ve İlhami Demirci’nin öğrencisi. Bir süre öğretmenlik yaptı.Yazıları Türkiye'de Sanat,Genç Sanat, Cey Sanat, Antik Sanat, Çekirdek Sanat, Sanat Çevresi vb. dergilerde yayınlandı.
Ödülleri;
1983 IX. Akdeniz Festival Resim Yarışması Ödülü
17. DYO Resim Yarışması Ödülü Ev-Ofis Dergisi Başarı Ödülü
3. Vakko Büyük Resim Yarışması Ödülü
1984 1. Talens Resim Yarışması Ödülü
1986 3. Yunus Emre Resim Yarışması Ödülü
1988 Orman Genel Müdürlüğü Resim Yarışması Başarı Ödülü
5. Yunus Emre Resim Yarışması Ödülü
Avanos Belediyesi Çağrılı Sanatçılar 2. Ödülü
Beyaz Altın Resim Yarışması 2. Ödülü
2. Tekel Resim Yarışması 2. Ödülü
22. DYO Resim Yarışması Ödülü
Kazlıçeşme Resim Yarışması Ödülü
6. Yunus Emre Resim Yarışması Ödülü
1991 Denizli Ana Sigorta Resim Yarışması Ödülü
Adana Çimento Resim Yarışması 2. Ödülü
En son nazenazen tarafından Pzr Eyl 17, 2006 6:33 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Ekrem Kahraman’ın, önce nakışsı ve bir ölçüde de patetik bir duyarlıkla başlayan, daha sonra ıssız bir doğa melankolisine dönüşen, ama özündeki renkçi uyumu hiçbir zaman yitirmeyen resimleri, aşağı yukarı on yıllık bir gelişme sürecini içeriyor. Bu süreç içinde varabileceği olası noktaların neler olabileceği gerçeği üzerinde, hazır modellerin hiçbirine iltifat etmeksizin, doğrudan doğruya kişisel gözlem ve imgelem olanaklarını araştırmış olması, Ekrem Kahraman’ın resmine, söz konusu süreci epeyce aşan bir inanırlık ve kararlılık disiplini aşılayabilmiştir. Sanatçının, çevresini kuşatan ya da bir döneminde kuşatmış olan doğal gerçekliği, kendine öğretilen bilgiler aracılığıyla değil, doğrudan doğruya kişisel gözlem ve deneyimleriyle kavrama yetisine örnek gösterebileceğimiz bu resim türü, aslında, etkileri dışlamak isteyen sanatçı davranışının ürünü olabilir. Ne var ki Ekrem Kahraman, hoşgörülü ve esnek yapılı kişiliğinden de kolayca anlaşılacağı gibi, etkilere karşı kendini peşinen koruma saplantısının uzağında kalmaya özen gösterir. Resmine kaynak oluşturabilecek etkenler karşısında, o kadar da güçbeğenir bir tavra sahip değildir. Ancak bütün bunlara karşın, resminin yöre kaynaklı bir doğa mistisizmine, yalnızlık ve terkedilmişlik imgesine bağlı içedönük bir felsefeye gelip dayanmış olmasını, içten dışa ve dıştan içe yansıyan, durmaksızın birbirini bütünleyen zengin içerikli duyum mekanizmalarına bağlayabiliriz. Bir başka deyişle, ondaki özgünlük arayışı, alışılmış ya da klasik sanatçı davranışında sık sık karşımıza çıkan bir yol izlemez; etkilerin, etkilenmelerin arıtılması, ayıklanması ilkesiyle açıklanmaz. Tam aksine, erken dönemden başlayarak özerk bir eğilimi kökleştirmek gibi, fazla yaygın olmayan, örnekleri giderek azalmakta olan bir yöntemle açıklanabilir.
Bu açıdan ilk resimlerine baktığımızda, gözümüzü çelen ilk özellik, sıcak lekelerin ışıkla birlikte kaynaştığı, yerden buharlaşarak gökyüzüne doğru salkım saçak uzandığı bir renk yangınıdır. Yaygın ve yerleşik deyimiyle “sarı sıcak” bir yöre ikliminin ve peyzajının yansımasıdır. Ekrem Kahraman belki de çocukluk ve ilk gençlik yıllarını geçirdiği yörenin bilinçdışına yerleşmiş görüntü motiflerini, resimsel çağrışım yumakları halinde, bu resimlerine coşkulu bir anlatımla yerleşiyor, bir tür görsel lirizm oluşturmaya çalışıyordu. Bunda, ozan yanının bir katkısı olduğu da düşünülebilir.
Kuşkusuz, altyapıyı tek başına oluşturan salt bir şiirsellik değildi bu. Öyle olsa, kolayca kendi içinde kıvrılıp, kalır, ileriye yönelik bir sentez gücünü, özgül kalıpları yeni bir tasarım mantığıyla kurgulama esnekliğini gösteremezdi. İkinci dönem resimleri, bu sözünü ettiğim şiirselliği, coşkulu duyumsallığı, gene kendi bulgularıyla dizginlemesini bilmiştir. Renkçi bir plastisite gene egemen olmakla beraber, bu kez görüntünün, doğa gerçekliğinin ötesine geçme, gizli anlamları sezgisel bir yolla yansıtma çabası ağır basar. Resmin içeriğine, anlamsal yönüne ilişkin bir soyutlama eğilimi, Ekrem Kahraman’ın son resimlerinde, imgesel bir kurguyla bütünleşir. Şiirselliğin ve coşkunun yerini, garip bir gizemsellik, bir tür içe - dönüklük, arınmışlık alır. Ufuk çizgisini yukarda bırakan ve gökyüzüne resim yüzeyi üzerinde geniş bir yer ayırmayı sürdüren bu resimlerde, rüzgarın savurduğu cılız doğa parçaları, boşlukta eriyip kaybolur, her şey gizemli bir sonsuzluğun kuytuları içinde erir. Simgeci ressamlarda sık rastlanan yaşam - ölüm, sonluluk - sonsuzluk, sınırlılık - sınırsızlık, umut - umutsuzluk gibi anlamsal motifleri, görsel analojilere dönüştürme tutkusu, Ekrem Kahraman’ın bu dönem resimleri için de geçerlidir.
İmgesel doğa motifleri, resimde genellikle “muhayyel” bir peyzaj kavramını akla getirir. Bu kavramla gerçekçi yaklaşım arasında, klasik yöreselci tutumla açıklanması pek de tutarlı olmayacak derin bir ayrım bulunduğu bile öne sürülebilir. Nitekim Ekrem Kahraman’ın her iki dönemi kapsayan resimleri, Anadolu gerçekliğine yabancı bir kişinin gözünde, yöre karakterine ilişkin izlenimler uyandırmaktan çok, fantastik boyutları abartılmış bir eğilim modeli oluşturur. Salt yansıtmacılıktan öte, anlama dönük çağrışımlar uyandıracak yorumsalcı tutuma öncelik tanıma biçiminde özetleyebileceğimiz bu eğilim, benzeri yöreselci yaklaşımlardan ayrılır. Fantazya, şiirsellik ve fizik - ötesi anlam çağrışımları, birbiri içinde eriyerek, yer yer gerçeküstücülüğün kıyılarına kadar uzanan garip bir gizemsellik boyutuna bürünür. Bu gelişmeyi, özellikle son resimlerinde izleyebilmekteyiz.
Üzerinde durulacak diğer bir özellik, bu resmin dayandığı renkçi anlayıştır. Ekrem Kahraman’da kesin bir seçenek doğrultusunda kendini açığa vuran bu renkçi anlayış, doğa gerçekliğinden kaynaklanan bir renkçilik değildir. Başka bir deyişle, bu resmin gerekli kıldığı üslup yoğunluğunun kaçınılmaz bir ifadesi olarak kendini gösterir. Bizi, gerçekliğin ötesindeki imgesel dünyaya çağıran bir renkçiliktir bu. Resmin kendi mantığı ve kuralları içinde yoğunluk kazanır. Ait olduğu gerçekliğin zorunlu bir uzantısı değildir. Fantazyanın ağır bastığı her resim gibi, imgelem sürecine paralel bir yol izler. İmgesel motiflerin varlığını somutlaştırıcı yönde yoğunlaşır.
Ekrem Kahraman, sanatımızın güncel oluşumları içinde yeni sayılabilecek bir isim. Daha ilk adımlarında, resmini, kesin biçimci kuralların ve bağlayıcı etkenlerin dışında, özgür ve serbest bir biçimleme güdüsüyle bağımlı görmüş olmasını, onun bundan sonraki çalışmaları için de, şimdiden sağlam bir güvence sayabiliriz.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız