Yardımcılarımla ben, ortaya çıkarmakta olduğumuz gerçeklere uzun süre inanamadık.
...Fakat akıllara durgunluk verecek sayıda, her yaşta erkeğin, ayrıca kadın ve çocuğun, amerikan ve fransız kontrolündeki savaş esirleri kamplarında, 1945 Nisan’ından itibaren, yani Avrupa’da savaşın bitiminden hemen önce başlayan süre içinde, açık havadan, sağlıksız koşullardan, hastalıktan ve açlıktan öldüğü artık anlaşılmıştır. Ölenlerin 900.000 den fazla olduğu kesindir. Bu ölümlere ordu subayları, esirleri yaşatacak erzak stokunun ellerinde var olduğunu bile bile göz yummuşlardır. O sıra bütün bunlar gizli tutulmuş, Kızıl Haç, Le Monde ve Le Figaro gazeteleri gerçeği açıklamak isteyince de onlara yalan söylenmiştir. Kayıtlar imha edilmiş, değiştirilmiş veya gizlenmiştir. Ve aynı tutum hâlâ sürüp gitmektedir.
Ölümlerin sayısı, 1941 Haziran’ı ile 1945 Nisan’ı arasında tüm batı cephesinde Almanlarca öldürülen müttefik askerlerinin sayısından fazladır. Bu kitapta okuyacağınız hikâyede, tarihi trajedinin üzerindeki perde açılmaktadır.
Ren yöresinde, nisan ayında amerikan kamplarındaki durumu izleyen iki Amerikalı albay, James B. Mason ile Charles H. Beasley, şöyle yazmaktadırlar:
20 Nisan günü hava kötüydü. Yağmur, dolu ve kar birbirini izliyor, ilik donduran bir rüzgar Ren vadisini kuzeyden dövüyor, kampların bulunduğu düzlükleri de süpürüyordu. Dikenli tellerin içinde, ısınmak için birbirine sokulmuş insanların görüntüsü dehşet vericiydi. Avurtları çökmüş, kir pas içinde, hortlak gibi, boş bakışlı yüz bin kadar adam, lekeli gri üniformalarıyla bileklerine kadar gelen çamurun içinde, ayaktaydılar. Dikkatle bakınca bunların başı veya kolu sarılı, ya da gömlekle kalmış insanlar olduğu anlaşılıyordu. Esirlerin başı olan Alman subayı, adamların en az iki günden beri bir şey yemediğini söyledi. Su temini de sorundu. Oysa iki yüz metre ötede, mevsim nedeniyle yatağını doldurmuş olan Ren nehri gürül gürül akmaktaydı. (Sayfa: 56)
“amerikalılar bize çok pis davrandı,” diyordu Heinz T. Başlangıçta, kampta henüz ağaçlar varken, esirlerden bazıları birkaç dal kesip ateş yakmayı başarmışlardı. Nöbetçiler de onlara ateşi söndürmelerini emretmişlerdi. Kampların pek çoğunda, korunmak için yere çukur kazmakta yasaktı. “Yiyebileceğimiz tek şey çimenlerdi,” diye hatırlıyordu Heinz. Ceviz ağacı yapraklanınca içlerinden bazıları ağaca tırmandılar, tütün gibi içmek üzere yaprak topladılar. Tabii o yaprakların bir kısmı da yenecekti. Arasıra küçük bir uçak ağır ağır başlarının üstünden geçiyor, durmadan dönüp duruyordu. Adamlar herhalde bir amerikan dergisi veya gazetesi için resimlerinin çekilmekte olduğunu anlamışlardı. (Sayfa: 59)
Doktorasını da yapmış 50 yaşında bir çavuş, Rheinberg’deyken tuvalet kâğıdı üzerine bir günlük tutmuştu. Şöyle yazıyor:
Kemp Rheinberg, 17 Mayıs 1945
Genellikle kuru toprak üzerinde yatıyorum. Sıcak bastığı zamanlar yerdeki bir çukura giriyorum. Üzerimde bir palto ve çizmeler var. Şapkamı kulaklarıma kadar geçiriyorum. İçinde bir çatalla bir kaşık bulunan arazi çantam, bana yastık görevi yapıyor. Fırtına patladığında çukurumun bir duvarı üzerime çöktü. Paltomla çoraplarım sırılsıklam.
Geceleri kampın içinde tedirgin dolaşıyorum. Ayın doğuşunu seyrediyor, yakınlardaki ormanda bülbüllerin ötüşünü dinliyorum. Goethe’den şiirler okuyor, uyumaya çalışıyorum. Kendi kendime Nietzche’nin “Hayat ve Kuram” ını tartışıyorum.
Arkadaşlar esir olmaktan yakınıyorlar. Onlara dikenli teli düşünmemelerini, tellerin arasından bakmalarını tavsiye ediyorum.
Sık sık, “Düşünceler özgürdür, onları kim bilebilir...” Şarkısını söylüyorum, özellikle esirlerden söz eden mısralar bana zevk veriyor.
Akşamları şarkı söylemeyi seven arkadaşlar şarkı söylüyor. Alman halk şarkılarını. Şarkı söylemek insanları birleştirici bir şey.
Her akşam Protestan ve Katolik duaları yapılıyor ama bu duaların dogmatik darlığı beni hiç tatmin etmiyor.
“Beyin işlevleri tekniği” konusunda düşünüyorum. Kendimi öğrencilere ders verirken hayal ediyorum. Belki de “Bir entelektüel işçinin atölyesi” diye kitap yazabilirim.
Yeni plan: Kendi dualar kitabımı yazmak. Benim değerli bulduğum şeyler belki başka insanlar için de bir şeyler ifade edebilir.
İyi ki bu kamptayım diye Tanrı’ya şükrediyorum. Başka hiçbir yerde düşüncelerime bu kadar gömülemez, İnsanları bütün çıplaklığıyla böylesine göremezdim. Ayrıca galiplerin bu kadar zalim olabileceklerine de inanamazdım.
Kemp Rheinberg, 20 Mayıs 1945
Daha ne kadar barınaksız kalacağız, battaniyesiz, çadırsız kalacağız? Köpeklerin bile yağmurda içine girebildikleri kulübeleri var. Tek istediğimiz başımızın üstünde bir dam olması. Vahşiler bile daha iyi korunuyor. Diojen, Diojen, senin hiç değilse fıçın vardı! (Sayfa: 60 - 63)
1986 yılında James Bacque tarafından incelenen Altı Fransız Kampında ki ölümler
Toplam Sayı 34.400
Ölümler 5.891
Ölüm Oranı (Yıllık) %30
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız