Tarih: Cmt Tem 15, 2006 6:18 pm Mesaj konusu: Andrei Tarkovsky..
Dünyanın kuşkusuz en iyi yönetmenlerinden olan Rus yönetmen.Uslubuyla,sinemaya bakışıyla sinemanın bir sanat olduğunu dünya'ya kabullendiren,Eisenstein'dan sonra Rus Sinemasının ikinci dehası.All-Union State Rus Sinematoğrafı Fakültesi'nde okuyan Tarkovsky çağdaşları olan yönetmenlerin akımlarından çok daha farklı bir sinema dili geliştirmiştir.İnsanın bilinci,varoluşu,sonsuzluğu ve buna karşın sonluluğu tematik bir şekilde filmlerinde konu edinen ve adeta araştıran Tarkovsky,Sadık Yalsızucanlar'in deyimiyle tam bir DERVİS YÖNETMEN'dir.Filmlerinde ki çekim teknikleriyle görsel bir şölen veren,keskin kontrast ayarları,insanın beynine mıhlanan metofarla bezeli dokundurmaları,seçtiği muhteşem senaryolar sinemadan sanatsal bir zevk almak,bedii bir haz duymak isteyenlere can simidi uzatıyor..
En son akabe tarafından Cmt Tem 15, 2006 7:55 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Andrei Tarkovsky'nin kişiliğini ve sanatını biçimlendiren çok temel bazı kavramlar var. Bunlardan en önemlisi, diğerlerinin lokomotifi olarak işlevselleştiğini söyleyebileceğimiz odipus kompleksidir.
Andrei Tarkovsky kişiliğinde pozitif odipus belirgin olmakla birlikte bazı durumlarda negatif odipus öne çıkmaktadır.
1932 yılında bir oyuncu ile bir şairin oğlu olarak dünyaya gelen küçük Andrei, çocukluğunun ilk büyük travmasını baba Arseny Tarkovsky'nin çalışmak için gitmesiyle yaşadı. Baba asla gerçek anlamda geri dönmedi. Çünkü savaş vardı. Andrei çocukluğunun hem duygusal hem de odipal yönden en önemli dönemlerini babasını bekleyerek geçirdi. Fakat savaştan sonra bir madalyon ve tek bacakla yurduna dönen babanın artık 'aile'yle bir işi yoktu, küçük Andrei'in hararetle nefret duyduğu ikinci karısıyla yaşıyordu.
Andrei, tümüyle anaerkil bir evde büyüdü. Büyükannesi, annesi ve kız kardeşinin oluşturduğu evreninde son derece sert, duygusuz, soğuk annesi, Andrei'in yaşamını biçimlendirdi. Anne modeliyle baba modelinin iç içe geçtiği bu çocukluk yaşantısına baktığımızda küçük Andrei'in, hem sağlıklı bir ayna evresi yaşayamadığını ve hem de özdeşleşilecek - nefret edilecek bir baba modeli bulunmadığı için babadan kaynaklanacak kastrasyon korkusunu değerlendirerek, odipus kompleksini pozitife çevirip kurtulamadığını, tam tersine, bunu negatif odipusa çevirerek tüm yaşamına ve sanatına aktardığını görürüz. Sonuçta, pek bilinmeyen bir gerçek olarak Andrei Tarkovsy'nin biseksüelliği, çocukluğunun etkilerini taşımakta ve ölümüne kadar çözemediği odipus karmaşasının yansımasıyla birleşerek tüm yapıtlarında anne ve baba karakterlerinin yaşadıkları, ya da karakterlerin anne ve baba figürleriyle karşılıklı yaşadıkları ilişki ve olaylarda oldukça net bir bicimde yansımaktadır.
Filmlerde daha açık biçimde inceleyeceğimiz bu negatif odipal (fakat modellerin örtüşmesi sonucu çözülmemiş pozitif odipusu da içinde barındırmaktadır) Andrei-Arseny ilişkisinin -Andrei, filmlerde de görüleceği gibi, babasından hem nefret eder ve onu suçlar, hem de tam da bu nefretle bütün oluşturan yoğun bir sevgi yaşar. Garip doğasına dair Tarkovsky, günlüklerinde şunları yazar:
"Babamı ne zamandir görmedim. Onu ne kadar uzun görmezsem sonra ziyarete gitmek o kadar zor ve endişe verici oluyor. Benim ailemle ilgili bir kompleksimin olduğu artık çok açık. Onlarla birlikteyken kendimi yetişkin biriymiş gibi hissetmiyorum. Onlar da beni yetişkin olarak görmüyorlar zaten. İlişkimiz her nasılsa zedelenmiş, karmaşıklaşmış ve konuşulamaz bir durumda. Öyle basit ve düz değil. Onları çok seviyorum fakat onlarla kendimi hiç rahat hissetmedim. Beni sevmelerine karşın onların da benden çekindiklerini düşünüyorum.
...Eğer evet ya da hayır, siyah ya da beyaz diyemeyerek konuşmak durumundaysan bu iş çok zor. Bu kimin suçu? Onların, belki de benim. Bir yerde herkesin.
Her şey aynı, Japonya'ya gitmeden babamı görmem lazım. İlişkimizin böyle olması onun için de bir işkence. Bundan adım gibi eminim. Gene de olur ya, aramızdaki buzlar kırılacak olsa, gelecekte ilişkimizin ne tür bir şekil alacağını hayal bile edemiyorum. Ayrıca bu da çok zor. Belki bir mektup yazmalıyım. Fakat mektup hiçbir şeyi çözmeyecek. Daha sonra görüştüğümüzde sanki mektup hiç yazılmamış gibi davranacağız..."
(‘Andrei'in Bakışı - Tarkovsky Sineması'nda Psikanalitik-Semiyolojik Açılımlar’ adlı kitaptan.)
wachovski kardeşler insanları sıkmadan da felsefe ve sinemanın harmanlanabileceğini göstermişlerdir..en azından insanı elinde kağıt kalem, şurda ne yaptı, metafor muydu, imge neydi demek zorunda bırakmıyorlar..
“My discovery of Tarkovsky’s first film was like a miracle. Suddenly I found myself standing at the door of a room the key of which had, until then, never been given to me. Tarkovsky for me is the greatest, the one who invented a new language, true to the nature of film, as it captures life as a reflection, life as a dream.”
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız