Tarih: Pts Tem 10, 2006 2:42 pm Mesaj konusu: PEKİ RİLKE NE DEMİŞ?
Sür, sür, sür, gün boyu, gece boyu, gün boyu.
sür, sür, sür
ve öylesine yorgundur cesaret, özlem ve öylesine büyük Hiçbir dağ yoktur artık, neredeyse hiçbir ağaç. Hiçbirşey yüreklenip çıkmaz ortaya. Yabancı kulübeler çömelmiştir sususz susuz bataklık oluş çeşmelere. Hiçbiryerde yoktur bir kule. Ve hep aynı görüntü. Fazla iki gözü de kişinin. Ancak gecenin içinde bazen yolu tanıdığını sanır kişi.Belki geceleyin içinde bazen yolu tanıdığını sanır kişi. Belki geceleyin gerisin geriye katerderiz hep, yabancı güneş altında zorlukla elde ettiğimiz yol parçasını? Olabilir. Güneş ağır; bizde, yaz ortasındaki gibi. Oysa yazdı ayrıldığımızda. Yeşilliğin içinde uzun uzun pırıldamıştı kadınların giysileri. Epeydir de sürüp gidiyoruz boyuna. Güz olmalı öyleyse. En azından orada, hüzünlü kadınların bizi bildiği yerde.
Yanındaki ufak narin Fransız, ancak üç gün konuşup gülmüştür. Şimdiyse bilmiyordur artık hiçbirşeye.Uyumak isteyen bir çocuk gibidir. İnce beyaz sivri yakaladığı toz tutmuştur; farketmez bunu. Yavaş yavaş büzülüp kuruyordur kadife eyerinin üstünde.
Ama Langenau'lu güler ,der " Ne ilginç gözleriniz var, Bay Marki. Belli ki annenize çekmişsiniz..."
Bunun üzerine canlanıp dikilir yine ufaklık, yakaladığını silkeler, yenilenmiş gibidir.
ve bir yerlerde hala gezinen arslanlar,onlar
bilirler ihtisamlari süresince düsmeyeceklerini.
bizler,yalnizca birini düsünenler ise,duyariz
simdiden ötekilerin cabalamalarini.düsmanliktir
en yakinimizda olan.ve sınır boylarinda
gezinirler sevenler,birbirlerine nice enginleri,
ganimetleri ve yurtlari vaad ederek.
geceleri ağlayarak
yattığımı söyleyemediğim sen,
özü beni bir beşik kadar yoran.
benim yüzümden uyumadığını
bana söylemeyen sen:
bu hasreti gidermezsek
nice olur halimiz?
sevenlere bir baksana,
itiraf etmeye başlar başlamaz
nasıl da yalan söylerler.
sensin yalnızlığımın tek sebebi. tek seni karıştırabilirim.
bir süre sensin o, sonra yine uğultu
ya da iz bırakmayan bir koku.
ah, kaybettim hepsini kollarımda,
bir tek sensin, sen, tekrar tekrar doğan:
sana hiç bir zaman sarılamadığımdan, vazgeçemiyorum senden.
İncir Ağacı, öteden beri anlam yüklüdür gözümde
senin çiçek açmaya nerdeyse hiç yer vermemen
ve tam vaktinde kesin kararlı meyveye,
övgüsüz, iletivermen en katkısız sırrını.
Eğik dalın, çeşme borusu gibi, sürer özsuyu hep
aşağı doğru ve yukarı: uyanmış uyanmamışken,
sıçrar uykusundan en tatlı başarının mutluluğuna.
Bak: kuğudaki tanrı gibi.
...Bizse geç kalırız,
ah, çiçeklenmeyle övünürüz; çoktan açığa çıkmış,
gireriz ertelenmiş özüne son meyvemizin.
Eylemin basıncı pek az kimsede öyle güçlü yükselir ki,
gece havasınca baştan çıkaran çiçeklenme ayartısı
ağızlarının gençliğine dokununca, göz kapaklarına dokununca,
parıl parıl yanan yürekleriyle hep dururlar sımsıkı:
belki ancak kahramanlarda ve erken ayrılmaya seçilenlerde-
bunların, bahçıvan Ölüm başka türlü bükmüş damarlarını.
Fırlar ileri bunlar: önünde giderler fatih gülümseyişlerinin,
usul biçimli Karnak kabartmalarındaki o
üstün gelmiş hakanın atları gibi tıpkı.
Şasılası bir yakınlık görülür erken ölenlerle kahraman arasında.
Süre ilgilendirmez onu. Kahramanın yükselişi varlıktır. Hiç
durmadan ilerleyerek, girer değişmiş takım yıldızına
sürekli tehlikelisin: Onu pek az kimse bulur orada. Oysa yazgı,
bizi karanlık karanlık gizleyen, kendinden geçip ansızın.
türküler onu taşkın dünyasının fırtınası içine.
Kimse yok onun gibi duyduğum. Birdenbire,
akan havayla gelen karanlık yankısı yarar geçer beni.
Derken nasıl gizlenesim gelir bu özleyişten: keşke ah,
keşke bir küçük oğlan olsaydım, ona yaklaşsaydım, otursaydım
dayanıp gelecekteki kollara, Samson'u okusaydım: anası
önce nasıl hiçbir şey doğurmamış ve sonra doğurmuş her şeyi.
O daha senin karnındayken, ey ana, kahraman değil miydi,
senin karnında başlamadı mı hakanca seçmesine?
Binlercesi kaynardı dölyatağında, O olmayı arzulardı,
oysa bak: kavrayıp atardı,seçerdi, elinden gelirdi bu.
Sütunları devirdiyse, senin gövdenin dünyasından
daha dar dünyaya fırlarken oldu bu: orda
seçer dururdu hep, eylerdi. Ey kehraman anaları,
ey azgın ırmakların kaynakları! Siz, yüreğin ta
kenarından, ağlayarak, genç kızların çoktan
atıldığı vadiler: oğula sungu olmaya.
Kahraman hışımla geçerken sevgi duraklarından,
uğrunda çarpan her yürek ancak yukarı kaldırırdı onu:
öteye döner dönmez, gülümseyişlerin bittiği yerde dururdu,
bir başkası
Yalnızlık bir yağmura benzer,
Yükselir akşamlara denizlerden
Uzak, ıssız ovadan eser,
Ağar gider göklere, her zaman göklerdedir
Ve kentin üstüne göklerden düşer.
Erselik saatlerde yağar yere
Yüzlerini sabah döndürünce sokaklar,
umduğunu bulamamış, üzgün yaslı
Ayrılınca birbirinden gövdeler;
Ve insanlar karşılıklı nefret içinde
Yatarken aynı yatakta yan yana:
geceleri ağlayarak
yattığımı söyleyemediğim sen,
özü beni bir beşik kadar yoran.
benim yüzümden uyumadığını
bana söylemeyen sen:
bu hasreti gidermezsek
nice olur halimiz?
sevenlere bir baksana,
itiraf etmeye başlar başlamaz
nasıl da yalan söylerler.
sensin yalnızlığımın tek sebebi. tek seni karıştırabilirim.
bir süre sensin o, sonra yine uğultu
ya da iz bırakmayan bir koku.
ah, kaybettim hepsini kollarımda,
bir tek sensin, sen, tekrar tekrar doğan:
sana hiç bir zaman sarılamadığımdan, vazgeçemiyorum senden.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız