Vardır. Ermenileri katlettik, Kıbrıs'ı işgal ettik varmı başka soru? Evet, hepsini yaptık. Suçluyum hakim bey. Yanlız bir talebim olucak yüksek mahkemenizden; "hukukta emsal teşkil etme" diye bir kavram var yanlış hatırlamıyorsam. Lütfen banada Kızılderelileri katledenlere, Afrika'yı sömürenlere ne ceza verdiyseniz bana da onu layık görün lütfen. Yıllarca Cezayir'i inletenler, kızıl tehlike-yeşil tehlike-domino etkisi diye söylemedik yalan bırakmayanlar hangi cezaya çarptırıldıysa beni de o cezaya çarptırın.
Beni de medeniyetin beşiği, demokrasinin yılmaz savaşçısı ilan edin, başpehlivan seçin beni. Bakın sizin kadar olmasa bile benim ellerimde de kan var. Evet, henüz sizin kadar iyi referanslarım yok ama eğer bir şans tanırsanız sizleri mahcup etmiyeceğime inanıyorum.
Saygılarımla
VATAN HAİNİ
Not: Bu kadar döktürdükten sonra artık bu aciz kulunuzdan nobeli esirgemiyeceğinizi umut ederim. En azından pen bu yıl ki ödülü bana versin.
Azeri bir arkadaş anlatmıştı. Karabağ savaşı sırasında bir Ermeni'yi yakalamış halk. Nerden bulmuşlarsa artık. Adamı çok yüksek katlı bir binaya çıkarmışlar. (20 kat diyordu kendisi). Adamın boynuna ipi düğümlemişler. Ve sonra ipe dolamışlar kendisini. Sonra da aşağı yuvarlamışlar. Tabi ip bir noktada bitince, adam feci şekilde ölüyor. Boynu kırılırmış.
Anlatıcı Azeri arkadaşım, bunun Ermeniler'in yaptıkları karşısında az bile olduğunu söylüyordu. Hamile kadınların karnını deşme gibi vakti zamanında Ermeni usülü vahşetler, kulak, burun koparmalar, göz oymacalar..
İnsanın derinlerinde bir şiddet te var ne yazık. Aynı arkadaş çeçenlerin bir usülünü anlattı. Yakaladıkları Rus'ları önce bir alanda bellerine kadar toprağa gömerlermiş. Beden derilerini belden itibaren yukarıya doğru soyarlarmış. Ve sonra kafalarının üstünde deriyi düğümlermişler. Orası artık bir lale bahçesi görünümüne dönermiş. Tabi deri güneşte kaldıkça göğeriyor. Sahibi de çoktan ölmüş oluyor.
Buna mukabil Rus'lar da boş değil tabi. İki kürek kemiği arasına bir faça atarlarmış. Derin bir yarık yani. Böylece kişi her hareket ettiğinde, derisi bir ceket gibi sırtından açılırmış. Çok acı verici bir işkenceymiş.
Bilmiyorum anlatılanların doğruluğunu. ama altının boş olduğunu da sanmıyorum. anlatmak istedim ve anlattım.
Ermeni meselesi hakkında... Zamanında tehcirdeki Ermeniler'in sürülmesi sırasında vuku bulan ölümler yüzünden bir kaymakamımız bile devlet eliyle idam edilmiş. Düşünelim artık, böyle yapan bir devlet kalkıp Ermenileri katledecek!
Ama halkımız boş durmamış, Ermeniler'in katliamına sessiz kalmamış. Fırsat buldukça tepelemişler Ermenileri. Özellikle Kürtler'den kurulu Hamidiye alaylarının bölgede Ermeni çetelerini avlamasını katliam olarak sunuyorlar. Ki bu da devletin ordusunun yetmediği için milislerden yararlandığını gösteriyor. Eli armut toplayacak değildi halkın. Zaten eli silah tutan müslüman erkek sayısı savaşlar yüzünden azalmış Anadolu'da. Kalanlar da direnmişler katliamlara.
Gene tehcir sırasındaki uzun Ermeni konvoylarına hınçla saldırılar yapılmış yöre halkı tarafından. Fakat konvoyu koruyan askerlerimiz yapmamış bunu. Tehcir sırasında genelde hastalıklardan bir hayli dökülmüş Ermeniler.
Halen toplu katliamlara ait mezarlar çıkar Doğu Anadolu'dan. Bir yöre insanı olarak hoş değildir Ermeniler'le aramız. Bir küfürdür Ermeni nitelendirmesi bizim orda. "Ermeni kızı, Ermeni dölü" gibi nitelendirmelere az şahit olmadım bölge insanında. Hikayeler de çoktur eminim. Ama zamanında kulak vermediğim için hatırlayamayacağım.
Sözün kısası, halk ta Ermeniler'in azgınlığına karşı bir tepkime olmuştur. Bu da nefsi müdafadır. Fakat devlet eliyle, sistemli bir tertip olmamıştır. Tehcir olmasaydı bundan müslüman ahali zarar görecekti. Devlet te tabi. Kurtuluş Savaşi'nı da vermek hayal olurdu, düşmana sırtını dönünce.
1889-1909 arasındaki on yılda, Ermeniler, büyük bölümü Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da; yirmi altısı 1895 yılında olmak üzere, otuz iki isyan ve olay çıkarttılar.
1895 Ekim'indeki Trabzon İsyanı'nda hadiseler aşama aşama çığrından çıktı. Zamanın Trabzon Valisi, tedbirsizlik ve bölgedeki devlet güçlerinin zayıflığı sebebiyle, bir türlü önü alınamayan olayları defalarca İstanbul'daki hükümete bildirdi; yardım talep etti. İstanbul'dan her defasında, "Durumu idare-i maslahat ediniz" telgrafını aldı.
Hareket kontrol edilemez duruma gelince de, bunalmış olan vali gözünü karartıp, şu telgrafı İstanbul'a çekti:
"İdare gitti, maslahat elimizde kaldı."
1896 Temmuz'undaki İstanbul Osmanlı Bankası baskını, Ermenilerin Sultanahmet'te toplanarak Galata'ya yürüyüşe geçmeleri ile başladı.
Rusya ve Avrupa'nın şımartmasıyla bir zamanlar Osmanlının gözde tebası Ermeniler, Osmanlının başkentinde ona kabadayılık taslayarak; hakaretler, küstahlıklar, taşkın hal ve hareketlerle Eminönü'ne ulaştıklarında bir jandarma subayı daha fazla dayanamayıp şahsen müdehalede bulundu. Çoğu silahlı olan gruptan açılan ateşle öldürüldü. Bunların önüne herhangi bir emniyet gücü çıkamadığı gibi, halkta bu hezeyanı, hakaretleri, ürkek bir şekilde uzaktan izledi. Bu başıboş kitle Galata'ya gelince buradaki Osmanlı Bankası'na saldırarak binanın altını üstüne getirmeye koyuldular. Onlar bu işi yaparken Tophane rıhtımında ekmek paralarını kazanmaya çalışan hamal, çimacı ve kayıkçılardan oluşan Türklerin tepesi atınca sopalarla çıldırmış haldeki Ermenilerin arasına daldılar, kan gövdeyi götürdü.
Ertesi gün, ne kadar Avrupa devleti varsa hepsinin büyükelçileri sarayda II. Abdülhamit'in huzurundaydı. Ağızlarından alevler çıkarak, bir gün önceki olaylarla ilgili akıl almaz şeyleri saydılar, döktüler. Abdülhamit sakindi. "Beni takip etsinler" dedi. Bir odanın önünde durup kapısını açarak, onlara içerdeki silahları gösterip: "Bu silahları Ermeni yurttaşlarım kullandılar. Benim memleketimde bu silahları üreten fabrika yok," dedi. Sonra onları başka bir odaya götürüp içeride istif edilmiş sopaları gösterip: "Bunları da Türk vatandaşlarım kullandı. Bu odunlar benim memleketimin ormanlarına aittir," dedi, arkasını dönüp gitti.
Yıl 2000'ler, Ermeniler'in Karabağ'da yaptıklarına bakınca; bir asır önce dedelerinin Anadoluda neler yapabileceğini düşünmek hiç de zor değil. Karabağ'da bir asırlık tekamül süreci yaşamış torunlarının yaptıkları, dedelerinin neler yapabileceğinin referansıdır.
Kaldı ki; Osmanlı Adalet ve İnsan Haklarına saygılı olmasaydı, bugün ne Sırbıstan, ne Avusturya, ne Polonya, ne Macaristan, ne Romanya, ne Bulgaristan, ne Yunanistan, ne Çek, ne Slovakya, ne Hırvatistan, ne Slovenya diye bir millet ve devlet olurdu.
OWL'un yazdığı gibi, batı kendi ellerini temizlesin.
Ayrıca, katılımcıların yazılarını okudum ve maalesef kimse işin vehametiini kavramış gözükmüyor. Esasda sözde Ermeni soykırımı batının umurunda bile değil. Bu konu sadece batının dama taşlarından biridir.
Sevgi ile kalın ve sevilin.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız