Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 277 Üye Adayı ve 12 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 Gazete Kültürü
 ERTELEYEN ÖĞRENCİ PSİKOLOJİSİ
 İnci Dakikaları
 Nazi-Yahudi denklemi
 Savaşçı 1
 Bıraksana
 Erbuğ
 TİSVA
 Tanrı ve şeytan
 Tuvalet
 Kıyametin kopması zamana ve mekana mı bağlıdır?
 ...
 Hangi karakter olmak isterdiniz?
 SON CELLAT
 nicht allein
 İçimde Bir Ben Var...
 Bilgi Kuramı
 deprem
 O SEN MİSİN?
 ışıklı kentin sokak süpürücüleri

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Karakutu.com-Kültür Sanat: Karakutu Forum

Nurettin Topçu


Nurettin Topçu

 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> insanlar
Yazar Mesaj
mahmutali
Yeni Üye


Kayıt: Apr 28, 2005
Mesajlar: 88
Nereden: istanbul

MesajTarih: Pts Ekm 10, 2005 10:05 am    Mesaj konusu: Nurettin Topçu Alıntıyla Cevap Ver

Merakımı cezp ediyor epeydir. Nurettin Hocamızın bir yeri neden yok buralarda. Gerek forumda gerekse arşivde. Oysa Cemil Meriçin ötesindedir yaptığı hocalığıyla.
Başa dön
mavi_dokuz
Yazar


Kayıt: Aug 30, 2005
Mesajlar: 260

MesajTarih: Pts Ekm 10, 2005 11:02 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

sana katılıyorum kardeş, eğer açarsan böyle bir forum, katkıda bulunurum.
Başa dön
mahmutali
Yeni Üye


Kayıt: Apr 28, 2005
Mesajlar: 88
Nereden: istanbul

MesajTarih: Pts Ekm 10, 2005 11:25 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Konu başlığı açılır da, şu adı geçenler arasına adının yazılması işini maderatorlar yapıyor sanırım. Bir moderatora ihtiyacımız var!
Başa dön
hisar
Yeni Üye


Kayıt: Apr 27, 2005
Mesajlar: 84

MesajTarih: Pts Ekm 10, 2005 11:38 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

'...İslam,yalnız secde halinde değil,secdeye eğilen başımızdadır.Yalnız camide değil,ezan sesleriyle dolan evlerimizdedir.Yalnız Kur'an'da değil,onunla nurlanan yüzlerimizdedir.Onu imhaya çalışanlar, bilmelidirler ki bu ev yıkılmaz,bu baş koparılmaz, bu yüz yüzlerimizden çalınamaz.'
Nurettin TOPÇU.(Kültür ve Medeniyet)
Başa dön
mahmutali
Yeni Üye


Kayıt: Apr 28, 2005
Mesajlar: 88
Nereden: istanbul

MesajTarih: Pts Ekm 10, 2005 11:38 am    Mesaj konusu: daha.. Alıntıyla Cevap Ver

gençler çok bilmez, yaşlılardan kimisi de sevmez ama Nurettin Hocam en değerlileri arasındadır mücadelecilerin.

Kısa bir bilgi geçeyim hayat hikayesini özetleyen:

Nurettin Topçu, isyan ahlakına dayalı hürriyet anlayışı ve bu anlayışın temel doktrini hareket felsefesi ile mesuliyetini müdrik gençliğin bir filozof aradığında karşısına çıkan orijinal bir Türk düşünürüdür.

Türkiye’deki yönetici elitin ortaya koyduğu uygulama, fikrî yönden gelişmeyi tıkamış durumdayken; Nurettin Topçu, Fransa’da Blondel’in hareket felsefesinden yararlanarak Batı’yı tahlil eder, arkasından da çalışmasına başlar.

Eğer Türk düşünce tarihinden bahsedilecek olursak, onun en başında gelenlerden biri de hiç şüphesiz Nurettin Topçu’dur. Şaşaadan, debdebeden, gösterişten uzak yaşadı ve hiçbir zaman kalabalıklara güvenmedi. Fikriyatını kendine bir ikbal sağlamak için yansıtmadı.

1909’da İstanbul’da doğan Nurettin Topçu, Erzurumlu Topçuzâde Ahmet Efendi’nin oğludur. Annesi Fatma Hanım ise Eğinli’dir. Çok eski ve köklü bir kültür muhiti bulunan Eğin’in Nurettin Topçu’nun ruh dünyasında önemli bir yeri vardır. İstanbul’da büyüyen Topçu, hep ana yurduna olan hasretle yaşamıştır.

Erzurum ile İstanbul arasında canlı hayvan ticareti yapan babası Ahmet Efendi’nin işleri I. Dünya Savaşı’ndan sonra bozulur, artık Çemberlitaş’ta sıradan bir kasap olarak ticarî hayatını sürdürmeye başlar.

Türkiye’de başlayacak olan zor günler Topçu’nun düşüncesinde olumlu yankı bırakır. Bu arada henüz ilkokulda okuduğu yıllarda yabancı okullara tavır alan Nurettin Topçu, Vefa İdadîsi’ni (ortaokul) birincilikle bitirdikten sonra İstanbul Lisesi’ne kaydolur. Burada felsefeye merak saran Topçu, daha iyi bir eğitim için Avrupa’ya gitmek gerektiğine inanır; bunun için de burs için girişimde bulunur, kazanarak Fransa’ya gider. Burada Maurice Blondel, Remzi Oğuz Arık ve Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu ile tanışır. Bu üç fikir ve bilim adamının Topçu’nun fikriyatının şekillenmesinde önemli rolleri vardır. Ünlü Fransız filozofu Blondel’in hareket felsefesi Topçu’nun da Türkiye’de çıkardığı derginin adı olacak ve Topçu Anadolu’ya has milliyetçilik nazariyesini ve yerli hareket düşüncesini ona dayandıracaktır.

Bu arada Fransa’da çeşitli fikir kulüplerine devam eden Topçu, buradaki Türk ve Fransız düşünürlerle ilişkiler kurar. Üniversite tahsilini tamamlayan Topçu, Sorboune’da doktora yapmaya başlar. Bu üniversitedeki ilk doktora programını tamamlamış Türk öğrenci Topçu’dur. Bunun için yapılan törenlerde ne istediği sorulunca o, okulun gönderine Türk bayrağının çekilmesini istemiştir.



Öğretmenliği

Vatanına ve milletine ziyadesiyle bağlı olan Topçu, Fransa’dan Türkiye’ye gelince Galatasaray Lisesi’nde Felsefe öğretmeni olarak göreve başlar. Daha ilk öğretmenliğinde eğitim sistemimizdeki temel bozukluk hocayı harcayacaktır. Adam kayırmacılık, hatırı sayılan bir öğrenciye aşırı müsamaha, diğer öğretmenlerden beklendiği gibi Topçu’dan da beklenir. Bu duruma müsbet yaklaşmayan Topçu Hoca, İzmir’e sürülür. Sürgün haberi en mutlu anında kendine haber verilir.

Topçu, İzmir’de öğretmenliğinin dördüncü yılında dergi çıkarmaya başlar. Derginin adı Hareket’tir. 1939’da yayınlanan dergi ile Nurettin Topçu, artık resmî çevrelerin sürekli izlediği, sorguladığı mahfil ve kalem olacaktır.

Artık mimlenmiş bir öğretmen olan Topçu, ne yazık ki, Türkiye’ye verebileceği çok zengin fikirlerini dar bir çevrede tutmak zorunda kalmıştır. İzmir’den Denizli’ye sürgün edilen Hoca, orada Said Nursi ile tanışır.

Bir müddet sonra tekrar İstanbul’a dönen Topçu Hoca, sırasıyla Haydarpaşa Lisesi, Robert Koleji, Vefa Lisesi, İstanbul Erkek Lisesi ve İmam Hatip Lisesi’nde öğretmenlik yapmıştır.

Sadece öğretmenlik yapmakla yetinmeyen Topçu, aynı zamanda kendisi “mektep insan” konumundadır. Çıkardığı dergi ve ortaya koyduğu fikirler bir çok kimse tarafından paylaşılmaya başlar. Aynı zamanda Bergson üzerine yazdığı tezle de üniversitede Hilmi Ziya Ülken’in doçenti olur.



Hareket dergisi ve Topçu

Nurettin Topçu, hareket felsefesini ve Anadolucu fikirlerini işlediği Hareket Dergisi’ni fasılalarla 1939-1947, 1947-1949, 1952-1953 yılları arasında; 1966 yılından itibaren de düzenli olarak vefatına kadar çıkarmıştır. Milliyetçiler Derneği’nde aktif cemiyetçilik yapan, 1961’de AP’nin kuruluşunda aktif rol alan ve Konya’dan milletvekili adayı olan Topçu, 1966’dan itibaren fazla geniş olmayan bir kadro ile Hareket Dergisi’ne ağırlık vermiş ve ömrünün sonuna kadar Anadolucu bu genç kadro ile mütevazı bir mahfil oluşturmuştur.

Topçu hakkında bilimsel bir araştırma yapan Prof. Süleyman Seyfi Öğün, Topçu’nun bu dergi ile entelektüel sağın öncüsü olduğunu belirtmektedir.

Buradan yetişen çok sayıda insanın yanı sıra başlıca şu isimleri zikredebiliriz: Cemil Meriç, Orhan Okay, Ahmet Debbağoğlu, Mustafa Kara, Mustafa Kutlu, Ezel Erverdi, D. Mehmet Doğan vs.



Sona doğru Topçu

Nurettin Topçu’nun son yılları dar bir kültürel çevrede, yalnızlık içinde geçmiştir. Hareket çevresi onu bir hoca, bilge ve pîr gibi görür. Ölümünden sonra yazılanlar bunu göstermektedir. Bunu, düşünceleri kadar, mütevazı ve ilkeli hayatına borçludur. Polemiklere girmeyen, etkili ve ateşli kalemi de bu saygıda rol oynamaktadır. Kişiliğine ilişkin, ağabeyi Hayrettin Topçu şunları söylemekte: “Verdiği karardan kolay kolay dönmezdi. İradesi sağlamdı. İbadetini gizli yapmaya gayret ederdi. Eşyaya kıymet vermezdi. Zoraki elbise alır, zoraki yeni ayakkabı giyerdi.”

Ayrıca yakın dostlarından İsmail Dayı da son yıllarıyla ilgili şu husustan bahseder: “Emekli olduktan sonra, acaba Bursa’daki küçük camilerden birinde bir vazife istesem, ömrümün sonuna kadar orada kalsam kabul ederler mi? diye sormuştu.”

Aday olduğu Konya’dan seçilemeyen Topçu, yapılan kongrede Milliyetçiler Derneği’nden de ayrılır.

1974’te yaş haddinden emekliye ayrıldı. Emekliliğinden bir müddet sonra rahatsızlandı. Geçici sanılan bu hâl, yaşlılığın ve tıbbın ileri sürdüğü bahanelerle birlikte, emekli olduktan sekiz ay sonra bu büyük idealist muallim Nurettin Topçu vefat etti.

Her türlü gösterişten ve alayişten uzak, nümayişi sevmeyen, hem Batı’yı, hem de milletini, Anadolu’yu tanıyan Nurettin Topçu, bu vesile ile de Türk gençliğine sağlıklı bir Türk düşüncesi bırakmıştır.

www.ilkadimdergisi.com/182/tarih-ahmetbelada.htm

Eserleri

1- İsyan Ahlakı, 2- Yarınki Türkiye, 3- Ahlak Nizamı, 4- Türkiye’nin Maarif Davası, 5- Var Olmak, 6- İslam ve İnsan / Mevlana ve Tasavvuf, 7- İradenin Davası / Devlet ve Demokrasi, 8- Bergson, 9- Kültür ve Medeniyet, 10- Mehmet Akif, 11- Büyük Fetih, 12- Taşralı.
Başa dön
mahmutali
Yeni Üye


Kayıt: Apr 28, 2005
Mesajlar: 88
Nereden: istanbul

MesajTarih: Pts Ekm 10, 2005 1:11 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Hiçbir moderator duydu mu bizi?
Hocamın adını öğrencisinin önünde görmek isterim;Cemil Meriç
Başa dön
mavi_dokuz
Yazar


Kayıt: Aug 30, 2005
Mesajlar: 260

MesajTarih: Pts Ekm 10, 2005 1:17 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Moderatör yok mu aramızda?
Başa dön
murat_bedir
Sadece Okur Adayı Bölümüne Yazabilir


Kayıt: May 01, 2005
Mesajlar: 8

MesajTarih: Pts Ekm 10, 2005 9:39 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

VAR OLMAK
Nurettin Topcu

Var olmak, düşünmek ve hareket etmek demektir. Vakıa hayvanlar da hareket ediyorlar. Lakin onların hareketleri şuurlu değildir; alelade yer değiştirmeden, kımıldanmadan ibarettir. Yalnız insana mahsus olan hareket (action) ise, kendi kendisini ve başka varlıkları değiştirmek demektir. Bununla insanın hareketleri hür oluş vasfını kazanıyor. Ancak hareketlerimin hür oluşu,

kendisinden evvel var olan ve kendisine hakim bulunan hürriyet diye bir prensibin varlığını gerektirmez mi? Halbuki hareketten önce hürriyeti var kılacak başka bir hadise mevcut değildir. Hürriyetim, hareketimin varlığı sayesinde vardır ve hareketle birlikte kendini gösterir. Hareketin tahlili ise insanı daha büyük bir muamma ile karşılaştırmaktadır. Varlık, sanki hareketle beraber var olmuştur ve ebediyyen ondan ayrılmamaya mahkumdur. Hareket denizinin kıyılarında durup onun ufuklarına dalmışken filozof Moris Blondel'in bu temaşadaki vecdini dinliyelim :
"Hareket ediyorum, lakin hareket nedir bilmiyorum. Yaşamak istiyor değilim. Kim olduğumu, hatta var olduğumu hakkıyle bilmiyorum. Bende dalgalanan



bu varlık tezahürü, bu bir gölgenin silik ve yakalanmaz hareketleri , işitiyorum ki bunlar kendilerinde ebediyen ağır bir mesuliyet taşıyorlar; ve hatta kan pahasına bile yokluğu ele geçiremem; çünkü o artık benim için yok olmuştur; Demek ki hayata mahkûm oldum, ölüme mahkûm oldum, ebediliğe mahkûm oldum! Nasıl ve ne hakla ? Bunu önceden ne bilmiş, ne de istemiştim
Hareketi, insanın kâinata hür bir iltifatı gibi telakki etmek yanlıştır. Hayatımızın en önemli hadisesi olan hareket, aynı zamanda en zaruri hadisedir. Yine Blondel'i dinleyelim :
"Hiç olmazsa durmak çaresini bulacak mıyım ? Hayır, yürümek lazım. Hiçbir şeyden vazgeçmemek için kararımı sonraya bırakabilecek miyim ? Yok herşeyi kaybetmek pahasına da olsa yine herşeyi omuzlarına yüklenmek lazımdır. Beklemeğe hakkım yok, yahut da artık seçim ve tercih yapmaya kudretim yok. Eğer bizzat kendi hareketimle kımıldanmazsam, bende veya dışarıda bana muhtac olmadan hareket edecek şeyler var; ve bensiz hareket eden her halde benim aleyhime hareket edecek. Sükût bozgunluktur; hareketin mühleti ancak ölümdür."
Var olmak, insanın samimi olarak sahip olduğu isteklerin bütününü içerisine almaktadır. Belki onların tam bir toplamıdır.
"Eğer, ben var olmak istediğim değilsem, istediğim sözle değil, arzu ve tasavvurlarla da değil, fakat bütün kalbimle, bütün kuvvetlerimle, hareketlerimle, istediğim değilsem, ben var değilim... Var olmak istemek ve sevmektir."
Hareket, varlığı yalnız bir tarafından çekip götüren veya varlığımızda yalnız bir noktayı kazıyan kuvvet değildir. Kendi kendisine kapanan, kendi inhisarcılığına yine kendini mahkûm eden hareket, ölmeğe de mahkûm olur. Ancak bir yönden kendi varlığını lezzetle dolduran tek kımıldatıcının istikametinden harekete geçmek, varlığı doyurucu olmuyor. Bir menfaatin tatmini, bütün varlığı darlığa düşürücüdür. Yalnız bir ihtirasın tahriki insan ruhunun bütün diğer bölgelerinde felç yaratıyor. İskender ölürken, büyük isti lalarının bulutu altında bunalmıştı. Sezar, saadet terennümü ile ölmedi. Napolyon, Yena'da değil, filozof Volney'i tokatladığı sırada yenilmişti.
.....................
"Herkes düşünüyor" diyorlar. Acaba öyle mi ? Hareket hakkındaki görüşümüzü düşünceye de tatbik edeceğiz. Kainatın bütününe bağlanmıyan, sonsuzluktan cevap getirmiyen düşünceler, gerçek düşünce değildir. Olsa olsa muvaffak olmamış, gayesine ulaşamamış düşünme denemeleridir. Düşüncenin en umumi şekli, yakınlaşma suretiyle yapılanıdır. Bu düşünce, tabiatıyle yanyanadır. Kendisiyle tabiat arasında hakikatler arıyan şuurun çalışması böyle oluyor. Pascal'ın dediği gibi, "Eğer insan bütün tabiat olmasaydı, her şeyle ilgilenmeye kabiliyetli olamazdı."
.....................
Var olmak gerçek manasıyla var olmak, hareketleriyle düşüncesini sonsuzluğa istinat ettirmek demektir ve böylelikle kendi varlığını sonsuzlukta aramak demektir.
İnsanların, ruh ve irade bakımından parça parça bölünüp ayrılmaları, insanlığın bunca sefaletlerini yaratıyor. Hele bir milletin fertleri arasında zümreleşmeler her gün yeni felaketler doğurucudur. Varlıklar arasındaki ayrılıklar zahiridir; varlık birdir, insanlar arasındaki başkalıklar, aynada görülen hayal gibi aldatıcıdır; insan birdir. Bir milletin fertleri, aynı vücudun organları olduklarını, aynı iradenin emrinde bulunduklarını unuttukları zaman millet yıkılır. Birlikten ayrılan, birliği bozan hasta bir ruhtur, hasta bir varlıktır. Sıhhatli yaşayışta kinler yok, düşman davalar yok. Kin ve garez, varlığın kendi kendine inanmadığı yerde doğan bir afettir. Mutlaka sahibini mahvedecektir. İnandığımız varlık, Bir, alemşümul ve sonsuz Varlık, aşkın var kıldığı eşsiz eserdir. Biz ise onun en mükemmel parçasıyız. Artık felsefemizin formülünü ortaya koyabiliriz :Hareket ediyorum, düşünüyorum, birliği seviyorum, o halde varım.
Başa dön
reis
Yazar


Kayıt: Sep 13, 2005
Mesajlar: 249

MesajTarih: Çrş Şub 22, 2006 7:31 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

ISYAN AHLAKI"NDAN
Insanin ferdiyetini ortadan kaldiran hersey iradenin esareti anlamina gelir. Bu anlamda kendi tabiatiimiz, kibir ve gururumuz, bizi hareketsiz kilan sosyal dayanisma, bizim kendine koru korune itaatimizi isteyen toplum, hepside bizi esir eden kuvvetlerdir.Irade butun bunlarla mucadele etmek icin , adeta kendi basina yetersizdir.Irade bu yetersizligine son vermek icin, ferdiyeti kurban etmeyecek sekilde cevresinde halka gelisen otoriteyi istiyor.Bu zincirin ilk halkasinda aile son halkasinda ise mutlak otoriteden ibaret ilahi idareye istirak vardir.
Başa dön
reis
Yazar


Kayıt: Sep 13, 2005
Mesajlar: 249

MesajTarih: Çrş Şub 22, 2006 7:34 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Bir hareket ancak kendinden daha ustun bir duzene yonelirse isyan adini alir. Isyan icin isyan yahut sirf inkar, koklu yahutda kismi anarsizm, elbette ki isyanin inkari anlamina gelirler.
Bir toplumda ahlak ideali sayet o toplumun istekleriyle sinirlandirilirsa, sosyal vazifeye itaati isteyecek sekilde kendini belirlerse, bundan ferdin vicdanini korlestiren ahlaki dogar. Zaten bir toplumda bir hayli egilim bir hayli irade vardir. Bunlardan bir tarafi tutmak lazimdir. iste fert kendi vicdaninda bunlardan birisi arasinda tercih yaptiginda ahlak baslamaktadir.
Ahlak meselesinin merkezine sorumluluk kavraimni koyuyoruz.
Fayda, mutluluk, icgudu, toplum... bunlarin hepsi de insann kurtulmasi gereken, insani esaret sekilleridir.
haysiyetin butun kuvvetleri hareket edenin icinde ve disindaki bu carpismaya sarfedildigi olcude ahlaklidir. carpismanin sonunda insan kainati dolduran hayalleri kucumseme noktasina ulasir ve kendini kainattan daha buyuk hisseder.Kenidisinin ve sonsuza yani Allaha uzanan hareketinin disinda var olan hersey artik hayalden ve vehimden ibarettir.
hareketten once sorumluyuz fakat ancak hareket ederken hur oluruz.
hurriyet hareketin sarit degil belki onun sonucu olmaktadir
Inanclarimiz bizimle es degerdedir; bizim ta kendimizdir.bir kisinin inanc duzeninin bozulmasi beraberinde butun kisiligininde parcalanmasini da getiri. Sahsiyet bozukluklarinin ortaya koydugu sey budur. butun ruh hastaliklarinda, cozulmesi zihin fonksiyonlarinin anormal gelismesine yol acan bir esas unsur vardir; ruhi hayatin butunlugunu ancak inanc unsuru saglayabilir. Akil hastaliklarinda oldugu gibi derin suur bunalimlarinda da inanclarin baskiya ve sarsintiya ugradigi gorulmektedir.
irade Allah i istemeden once ve henuz onu arzi etmeksizin herseyi tabiatta aramayi denedi.Kendi hareketi kendi yetersizligini sonsuz derecede artirdi.o zaman yokluk gozlerinin onude sonsuz genislikte yayildi.Hareketin icine konulunca kainat onu dolduramaz Hedefe yaklasmak arzudan uzaklasmaktir ve rasladigi butun zahiri tatminleri bir anda asan irade sonra kendisin daha derin bir bosluk karsisinda bulur
Bu ic catismasi icerisinde irade tabiat ustu varliga baglanir.. o andan itibaren tabii hareketin kendi kendi askinligini tabiat ustu hareketin tabiat aleminde hazir olusunu goruruz
Hur irademle hareket ettigim muddetce iyiyim ve sadece iyilik yaparim, fakat ister zorunluliuktan kaynaklansin isterse insanlardan boyundurugu farkeder etmez dikkafali ve hatta asi hale geliyorum. o zamanda bir hic oluyorum. ROUSSEAU
Allahsiz ne gercek ahlak olur ne de gercek anlamda isyan. Her dinin temelini bir ahlak sistemi, bir isyan doktrini teskil eder; icinde bulundugu durumla yetinen insanin yanilgisina karsi isyan; ayni sekilde, yeryuzundeki bu insanligin iradesini istismar eden iradeler onundeki insanligin uysalligina karsi isyan.Muminin isyani, gorunuste ilahi iradel onunde sadece bir uysallik seklinde ortaya cikmaktadir.
Aile toplum insanlik tek kelimeyle bu yaratici iradenin insanlik tarihi icindeki butun ifade sekilleri kurutlusa goturen yolu goserdilerr.Gelenek ferdi iradelerin rehberi haline gelir.Ferde gelince fert, insanligi ve gelenegi yeniden insa eder. isyanini gerceklestirmesi ixin ferdin gelenkel ve insanlikla uyum icerisinde olmasi gerekir; kurtulusunu saglayabilmesi icin butun tarihin ve butun insanligin lutfuna mazhar olmasi lazimdir. Diger yandan, tarihin ve insanligin kurtulusu icin insanin isyani gereklidir.
İsyan ahlakı, her şeye boyun eğmek, her şeye evet demek, her söyleneni kabul etmek şeklindeki bir karakterden ziyade, düşüncelerini medenice ortaya koyabilmek, sonra bunların arkasında durmak, sonra da yine bu fikirlerini şahsiyetli bir şekilde savunabilmek şeklinde tarif edilebilir.

Yani burada, herkes ne derse ben de onu söylemek zorundayım fikrinden ayrı olarak, kendi fikrini söyleyebilme cesaretinin bir diğer adıydı isyan ahlakı. Özellikle haksızlıklara ve yanlış düşünce ve tutumlara karşı doğru bildiğini, doğru metot ve yollarla anlatabilmeydi isyan ahlakı. Hiçbir zaman ille de ben başkalarından farklı bir şeyler söyleyeyim diye zorlamayla meydana gelen bir karakter değildi isyan ahlakı.

Bu şekillerde çerçevesi çizilen isyan ahlakı, birbirine zıt iki kelimeden meydana gelmiş gibi görünse de aslında haksızlığa, yolsuzluğa, adaletsizliğe karşı bir isyan yani hakkını aramadır. Ama bir diğer yandan da bu hak aramayı, bizim kendi kültürel değerlerimiz içinde, sağı solu kırmadan, daha sonra onarılamayacak yaralar oluşturmadan, yapıcı bir tenkitle ve güzel bir üslupla, alternatif çözüm önerileriyle beraber ortaya koymadır. Hiçbir zaman Don Kişot’luğa soyunma değildir isyan ahlakı.

Gandi’nin yaşamıyla misal olduğu bu isyan ahlakı, kavga etmeden problemlerin çözülebileceğini gösterdiği, gösterişten uzak ama çözüme yönelik davranış biçimi, o gün Hindistan halkını huzura kavuşturduğu gibi bugün için de geçerli bir felsefe haline gelmiştir. İsyan ahlakının her grupta, her toplulukta, her millette ve her çağda yeteri kadar olması, insanların daha huzurlu bir yaşam sürmesi açısından bir sigorta gibidir. Sorgulanmayan davranış ve düşünceler, bazen o kadar tehlikeli bir boyuta ulaşabilir ki, içinde bulunduğu grubu, topluluğu ve bütün bir cemiyeti, yerine göre bütün bir insanlığı çok büyük tehlikelere sürükleyebilir. Kendi kültürümüz içinde tarihte de çok zengin misallerini gördüğümüz olaylarla bu davranış biçiminin, hatta okullarda ders olarak bile okutulması gerekmektedir. Hep evet-hayırlar, ya da hep ya siyah ya beyaz değil, ara tonların, gri sahaların da olabileceğinin yeni yetişen nesillere bir metodoloji olarak öğretilmesi çok büyük bir önem arz etmektedir. Medeniyetler tarihi incelendiğinde, bunların temelinde daima, fikir üreten, isyan ahlakı karakterine sahip, yerinde duramayan insanların varlığını görürüz. Sabit fikirli, fazla hareketi sevmeyen insanların kurduğu tek bir medeniyet gösterilemez. Suyun bile durağan olduğunda değil aktığında kendisinden enerji elde edilir.

Kişilere ve hadiselere karşı, önyargı ile yaklaşma alışkanlıkları da terk edilmek zorundadır. Kimseyi, bir özellikle damgalayıp onu daima öyle görmeye ve göstermeye kimsenin hakkı yoktur. ‘Sadece ölüler fikir değiştirmez’ kuralı da unutulmaması gereken kurallardandır. Herkesi kendi konumunda kabul etme de bu çerçevededir.
Bu eğitim esnasında genç nesiller, kendilerinin farklı fikirleri yoksa bile, olanlara saygı göstermeyi ve onları sabırla dinlemesini öğreneceklerdir. İsyan ahlakıyla oluşan bu çok sesliliğin, hayatı daha bir yaşanılır kıldığını da yıllar içinde göreceklerdir. Gelene ağam, gidene paşam düşüncesinin de son derece yanlış bir felsefe olduğunu tarihteki misalleriyle hatırlayacaklardır. Ortaya atılan bir fikre hayır derken, onun alternatifini de getirmesi gerektiğini aklından çıkarmayacaktır.

Böylece hadiseleri sorgulayabilen, ama bu sorgulama esnasında haddini hududunu da öğrenen bir nesil, geleceğin daha sağlam temellere oturtulması yönüyle de bir garantidir

ALINTI
Prof Dr SERIF ALI TEKALAN
ISYAN AHLAKI VE ROSA PARKS
ZAMAN GAZETESI
4 KASIM 2005 CUMA



"Ahlâklı olmanın ilk şartı, temeli, insanın her şeyden ve dünyalardan değerli, hürmete lâyık olduğunu kabul etmektir. Yapmamız lazım gelen ilk iş, garbın aşıkı değil, insan ruhunun müptelâ aşıkı olacak bir zümre yetiştirmektir. Aşkın ve dinin bulunduğu yerde insan pek büyük bir varlıktır."
Başa dön
Mesajları göster:    Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> insanlar Tüm saatler GMT +2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Benzer Başlıklar
Başlık Yazar Forum Cevaplar Tarih
Yeni mesaj yok Nurettin Rençber AyEsHa Şairler ve Şiirleri 4 Çrş Tem 12, 2006 3:10 pm
Yeni mesaj yok NURETTiN TOPÇU erdemolmez insanlar 1 Cum Hzr 09, 2006 9:52 am
Yeni mesaj yok NURETTİN RENÇBER selcanokyar Yerli 9 Cmt Oca 14, 2006 6:19 pm

 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke