Tarih: Pzr Oca 15, 2006 9:47 am Mesaj konusu: Şu dağlarda kar olsaydım, olsaydım..
Şu Dağlarda Kar Olsaydım Olsaydım
İşte bir yer! Şükür, Hop! Otobüsün yan koltukları da ne sinir olur. Menemen testileri gibi dizilir başlarsın bakışmaya karşı sıradaki
Menemen testileriyle. Ben bu mini ve uzun burun ince topuk botlarla otobüse bindim ya gerisi vız gelir. Tren trene bakar ortadaki fren yapar . Al işte düşüyordu kucağıma. Yaratığı görmemle başını çevirmem bir oluyor. Kucağıma düşene bak. Bu
ne ya! İnceden çaktırmadan bak kızım. Üstündeki bu aba da ne? Erzurum yünü pelerin gibi eski bir palto adam içinde sanki kaybolmuş. Morumsu siklamenimsi göynek, boynunda kirli sarı kovboy fuları, ya ayakkabılarının garipliği, pezeveng
ayakkabısı dedikleri türden ince uzun burunlu, a üstünde renkli deri işlemelerde var. Elinde golf sopası benzeri monşer bastonu belli hurdacıdan falan kapma. Buram buram bitki çayı kokuyor ama bu da olsa olsa Eminönü işi küçük tezgâhta
satılan hacıyağı benzeri bitki özlerinden. Yüzü dağ yanığı gibi ama çingene esmeri. Kemikleri yüzünü oyar gibi çıkmasa yakışıklı diyeceğim. Dağınık siyah saçlarını esaslı bir berber tarasa falan yani. İşte dikti gözünü bakıyor bacaklarıma. Uf uf!
Giym’iycektim bu eteği ama nerden bil’ecem ki otobüsle gitmek zorunda kalacağımı. O kadar da özendim bu sunuma. “Sinema 7. sanat ha!” “ Kubrick mi yoksa Lars Von Trier mi? Al Pacino mu çağın aktörü
yoksa Robert de Niro’mu?” Eh giyilir yani bu etek şimdi. Hiç de belli olmuyor Terkos pasajından alındığı. Hele kumaşın altından çıkan ince fistolar. Gelgelelim bacaklarımı toplayamıyorum ki bu öküzün yüzünden. Bir de geç kaldım
şimdi herkes anfide toplanmış ön hazırlıklara girişmiştir bile. Böyle bir trafikte yaşamaya mahkûm isen nene gerek senin Lars Von Trier.
“ Kardeşim öyle dik dik ne bakıyorsunuz?”
- Ha? Bana mı dedin?
- Evet
sana.
Dürttü yanımdaki emekli memur kılıklı
- O kör, kör.
Buyurun, şimdi herkes dönmüş bana bakıyor. Kıçının üstünde etek giymiş şıllığın teki otobüste kaşınıyor. Bir köre yaptığı muameleye bakın. Beygire biner gibi bankosundan
sağa sola devrilen biletçi “Cık, cık, cık! “ yaptı. Döndü başını hırsla. Gerçekten adamın iki gözü de çapraz ateşte hep aynı noktaya bakıyor. Zaten yer bu etekle bana yar olmayacak, doğru dürüst oturamıyorum, ayakta durayım da
oramı buramı kollamayayım bari. Gel otur kör kardeş, al dinlendir kıçını. İyi de sırt çantamı da sırtıma almak zorunda kalıyorum. Uf kat kat. Aman heybesi de mi varmış bunun. Bu nasıl heybe ya. Nepal’e falan mı uğramış. Al bak vereyim
heybeni de kucağına. A boynundan bir de su matarası sallanıyor. Tanrım bütün otobüs bize bakıyor. Orta çiftli sıraların önündeki kaynana tipli hatun enine boyuna süzüyor beni ve körü. Hepsinin gözlerinde bir merhamet bir kırılma, fettan kıza
nefret. Yerleşiyor seninkisi iyice. Yaslıyor bastonuna gövdesini yan yan. Döküyor saçını sağa ve yarım devirdiği ağzından birden tiz ama yumuşak bir ses yükseliyor en notalısından:
“Şu dağlarda kar olsaydım, olsaydım.
Yıkık
perişan olsaydım olsaydım.”
Derin bir sessizlik seyircilerde. Huşu’ ya geçiş ve ses tırmanıyor havasız otobüsün karbon zehirlenmesiyle kafayı bulmuş yolcularına doğru en üst perdeden:
“Arar bulur muydun beni
beni,
Sahipsiz mezar olsaydım, olsaydım.”
Kalan dizeler de keman yayı gibi dökülüyor dudaklarından.
“Şu dağlarda kar olsaydım olsaydım
bir asi rüzgâr olsaydım olsaydım
arar bulur muydun beni beni
sahipsiz
bir mezar olsaydım olsaydım
su yangında har olsaydım olsaydım
ağlayıp bizar olsaydım olsaydım
belki yaslanırdın bana bana
mahpusta duvar olsaydım olsaydım
su bozkırda han olsaydım olsaydım
yıkık perişan olsaydım
olsaydım
yine sever miydin beni beni
simsiyah duman olsaydım olsaydım
su yarada kan olsaydım olsaydım
dökülüp ziyan olsaydım olsaydım
bu dünyada yerim yokmuş yokmuş
keşke bir yalan olsaydım
olsaydım”
Türkü bittiğinde herkes şaşkın ve ağlamaklı.
Biletçi “Hemşerim sen nerelisin? diyor.
- Şiraz.
- Haaa. Diyor, biliyor ya Şırnak Şiraz Şemdinli… Haaa.. Ayol Şiraz neresi, İran değil
mi?
- İran diyorum. Ters ters bakıyorlar.
Kaynana kılıklı, saçı balyajlı, makyajlı, açık dekolteli pullu penyesini illaki de çatalından açmış sarkık memeleri belli olsun diye, degajesindeki top top selülitlere bile fondöten sürmüş. Kırmızı kalemle
kenarlarını çerçevelediği dudaklarını büzü büze, ağzını yaya yaya.. “ Ah yazık. diyor. Oğlum senin anan baban yok mu böyle sokaklarda bir başına bu halinle?”
Başını geriye atıyor “ Yok ablam, beni kuyuda bulmuşlar.
Sahabım yoktur.
“Ya .”. diyorum. Kara gözlerindeki yaşlar ince ince yol buluyor aşağı. Görmeyen gözlerin ağlaması.. Dayanamam. Kim ağlarsa ağlasın karşımda otomatiğe basmış gibi iner benimkiler de gözümden.
“Lütfen ağlama” diyorum. Bak al, peki sen nasıl geldin buraya ta Şiraz’dan?”
- Vaporla ablam vaporla.. Şiraz’dan vaporla? Hangi denizden? Bir bilirkişi fırlıyor oradan.
- Alçaklar diyor.
Zavallım tıkmışlar tıra bunu denizden geldiğini sanıyor. Paralarını alıyorlar bu garibanların, dolduruyorlar balık istifi tır konteynırlarına getirip atıyorlar işte buraya böyle. Oğlum sen ölmediğine dua et. Ah ülen ah! Sallandıracaksın bunları, bak bir tane
dolandırıcı kalır mı bu memlekette!
Kaynana mavi boncuklarını şıngırdatıyor.
– Ayol yazık sana. Ben seni götüreyim programa. Seda’ya. Bak sesin de güzelmiş. Yok! Valla elin garibanı. Seda’cım seni hemen
göz hastanesinde bir baktırsın. Diğeri atlıyor oradan:
– Abla sen o Seda Sayan’ın programındaki kadınlardan mısın? “ Ben oranın Gülşen ablasıyım ayol, hem Aydın’a da gidiyorum Aydın’a da, diyor.
Göçmen bir yaşlı teyze yeldirmesinin altından bağırıyor: “ Kontör attım kontör. Tam yüz kontör saydım Tülin’e. Ah benim sarı gelinim. Hadi yavrım biccik söylesene Mihriban’ı. Hele bi deyiver.” der demez kör tuşuna
basılmış gibi “ Sarı saçlarını yüzüme ……. Bağlanmışım çözülmüyor Mihriban, sevgilim…
Artık bir ağızdan söylüyor bütün otobüs. Mihriban’a değil o gözyaşlarına ağlıyorum
Ama a o da ne! Tam göğüslerimin
altından iki pençe, ama adam parmaklarının uçlarıyla o ince ince dokunuşlarla öyle girme giriyor ki içime içime neye uğradığımı şaşırıyor, göğüslerimi toparlamaya davranırken pençeler iki bacağımda yukarı sıvazlanıyor? Kör ayağa kalkmaya
davranmış ve beni tırabzan sanmış gibi ama taciz mi yoksa yoklama mı belli değil. Resmen tecavüze uğradım ya. Lanet olası etek. Kibarlık edip kabanını da almazsan böyle de olur işte!
– Dur sen kıpırdama n’apıyorsun?
Dur ne istiyorsan veririm ben diyorum.
Heybeye davranıyor. Samanlı kâğıtlara basılmış notalar. “ Şu dağlarda kar olsaydım olsaydım.
”Çocuklar, şist mektepliler, şunları dağıtın bakalım otobüse..”
Elden ele geziyor
notalar. Birer milyon birer milyon âlicenap Türk halkının yüreğinden bir tomar olmuş. Çok param varmış gibi halkın gözüne gözüne bir milyonda ben ekliyorum tomara, veriyorum. Buğulu camlardan dışarı bakıyorum. Daha Pangaltı’ya bile
varmamışız. Kaynana çevreyle muhabbet halinde bastıra bastıra “ Yardım edeceksin kardeşim iki varsa vereceksin birini. Kaynana Canerci. Muhabbet ilerlerken kaynana “Eh bana müsaade daha Yasemin’e de
gidi’cem. Hadi oğlum gel hayrına seni de götüreyim. Seni kurtarayım bu körlükten, hem sana bir iş falan da buluruz.” diyor. Kurtuldum deyip kendimi tekrar eski yerime atıyorum. Hayırsever kaynana körü kolundan tuta tuta
indiriyor. Biletçi “Abi helal olsun ne insanlar var ya diyor. Dünya bizden örnek alsın. İnsanlık görsün.”
Adım adım ilerliyoruz ve Tanrım sunumun başlamasına yarım saat var ve ben daha buralardayım. Derken arkadan o korkunç
ses patlıyor. “ Abi kapat kapıları. Cüzdanım yok!” Şimdi yüreğime indi işte! Biletçi “Canına yandığımın!“ diyor. “Tamam, kapattık abi, iyice baktın mı? diyor, herkes cüzdanlarına baksın!” Hep derim hep
yaparım, sırt çantalarının cüzdan gözüne koymayayım cüzdanımı. Hep unutur koyarım. Yok işte, yok yok yok. Tanrım! kimlikler, kartlarım, pasom, daha nice önemli evrakım. Hadi parası değmez, zaten yok. Olsa binerdik taksiye. Yolcuların yarısı
cüzdanını bulamıyor. Bari hırsız bulunsa da cüzdanlar çıksa. İşte şimdi ağlayacağım ama yediremiyorum. Beyoğlu Emniyet’e çekiliyor otobüs. Tek tek aranıyoruz. Tek sıra bir odaya dolduruyorlar. Bulunamamış bizim cüzdanlar.
Tutanaklar açılıyor. Tek tek mi vericez ifade? Ha, otobüste bir sürü de mektepli ufak çocuk vardı. Başka olağanüstü. Şiraz’lı bir kör vardı. Bir Gülşen miydi? Gülşen abla vardı. Komiser topluyor hepimizi üst kata. Geçiyor masaya. Anlatın
bakalım şu körü, Gülşen ablayı, çocukları! diyor. Ne anlatacağız hep bir ağızdan hikaye ediveriyoruz. “ Yuh olsun! Diyor. Şimdi de otobüslere mi dadandı bu çete. Oğlum yine İskele çetesi. Vapurları bitirdiler şimdi sıra otobüslere geldi.
Beşiktaş’ta üslendiler diyorduk. Bak şimdi de şehre dağıldılar. Bu sefer de taktik değiştirmişler. Yahu sizde hiç akıl yok mu bir de kendi ellerinizle para vermişsiniz bunlara. Tek tek cüzdanların yerini tespit edip balık toplar gibi yolmuşlar
sizi. Daha neler göre’cez ya. Yarın hepiniz Gayrettepe’ye geleceksiniz öğleden sonra sabıkalı fotoğraflarına bakacaksınız. Abi, yapma ya işimiz gücümüz, oğlum bu devlet işi. Kazıklatın kendinizi sonra devlet nerde. Biraz da
uyanık olsanız. Burası İstanb…gerisini duymuyorum. Gözyaşlarım, mıncıklanmak, gidenler, kaçırdığım seminer, uğraşmak, yaşamanın o alabildiğine nankör tokatları! Kom’serim şimdi bu adam kör falan da değildi Allah bilir. Ya,
demek geçen sefer de dilsizdi, darbuka çaldı.. Öyle topladılar paraları. Kubrick, Lars Von Trier Al Pacino. Yemin ederim Al Pacino’ya fark atardı o kör rolü. Dünya sineması görün, görün bu doğal yetenekleri. Alın bizi AB’ye, bu
sefer gerçekten ağlıyorum karakolun önünde bitap çaresiz.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız