Tarih: Sal Ekm 11, 2005 7:44 am Mesaj konusu: domatesler nasıl kokar
Domatesler başın yana atmışlar
Uzamışlar sağa sola gitmişler
Sıtmalılar gibi boyun eğmişler
Durmaz olsa idim perişan gördüm
Bu sene gecikti diye düşünmeyin. Güneş saklasa da kendini, yaz geliyor. Güneş batarken uzaklarda, şehre tatlı bir serinlik yayılacak yakında, kışın karlarla kaplı Erciyes yeşili yakıştırdı kendine güneşle buluşması için. Bütün kış sıcak özlemi ile bekleyen insanlar her yıl olduğu gibi göçmenin telaşındalar. Bitişik nizam , ruh yoksunu , aynılaşmış ve bize aynı hayatları yaşamak mecburiyetini getiren apartman dairelerinden bağlara göçecekler.
Eski bağ yaşantıları yok ama biraz olsun eski günlerin esintisini taşıyan bu mekanlar insanlarla dolacaklar. Kimi Boğaziçi yalıları kadar şatafatlı, kimi bağ evi anlamını tam manası ile karşılayacak kadar mütevazı. Kış boyu evlere kapalı kalan insanlar kışı uzun, yazı kısa bu iklime en uygun çiçekleri ekecek, fidanlar alacak, domates, biber, salatalık, çilek dikecekler. Acemice veya dedelerden kalan kulaktan dolma bilgilerle bahçe bakımları yapılacak. Erikler kayısılar , dutlar sohbetlerin baş mevzuu olacak, meyve yüklü ağaçlar kıskanılacak ve yaz akşamları kimi zaman uzaklardan gelen akrabalar, kimi zaman dostlarla yenilen keyifli yemeklerle evler bereketlenecek.
Her sene olduğu gibi yaz kısa sürecek daha biberler çiçekte iken hava soğuyacak, domatesler kızarmadan hayal kırıklıkları soğuk Erciyes rüzgarları ile savrulacak bağlardan Kayseri’ye.
Hiç düşündünüz mü her sene ümitlenip dikilen sonra boynu bükük güzün koynuna bırakılan domateslerin aşkın ifadesi için bir dönem kullanılan meyve olduğunu. Anavatanı Meksika ve Peru olan bu bitkiye Aztekler 'tomotl' adını vermişlerdi. 16. yüzyılda Avrupa'yla tanışan domatesin adı 'tomato' olarak değiştirildi. Domates Amerika’nın keşfi ile İspanyollar tarafından yeni dünyadan Avrupa’ya getirildi. Uzun yıllar "zehirlidir" diye yasaklandı. Daha sonra bazı baharatçıların uğur getirdiğine dair iddiaları üzerine süs bitkisi olarak kullanıldı. Bu nedenle Fransa ve İngiltere'de ona "pomo d'amore"(sihir tokmağı) deniliyordu. Her türlü yemekte kendine yer bulan , salatada, kahvaltıda yediğimiz , salça , fast food dünyasının dayatması ile ketçap olarak tükettiğimiz domates inanın aşkın meyvesi.16 .-17. yy Avrupa’sında aşıkların mayhoş tadı, albenili görüntüsü, rengi ve o enfes kokusu ile gönül çelen hediyesi.
Domatesler başın yana atmışlar
Uzamışlar sağa sola gitmişler
Sıtmalılar gibi boyun eğmişler
Durmaz olsa idim perişan gördüm
Eminim o kokuyu hatırladınız , market raflarında bir boyda , kalın kabuklu, kan kırmızısı domates değil bizim domatesimiz yeşil, kırmızı, turuncu, sarı renkli , ince kabuklu, yumrular şeklinde, fidesi, meyvesi baş döndüren kokusu ile muhteşemleşen domates .
Çocukluğunuzda annenizin akşam yemeği hazırlarken “ koş bahçeden ermişlerinden domates kopar salataya doğrayayım “dediği sırıklara sarılarak yükselen, ah o kokusu ile domates. Ninenizin yıkayıp tuzladığı o sulu domatesi dişlediğinizde tadı damağınızı okşarken çenenizden aşağı üzerinize damlardı suyu ve siz çocuk yüreğinizle evin avlusunda sapanla kuş beklerdiniz. Bazen tavuklar girince fidelerin arasına , tavuklar kadar çok zarar vererek ortalığa kovalardınız onları. Muzipliğiniz tutunca kardeşinizle gök gök koparır birbirinize atardınız kimselere göstermeden. Güz başında kazanlarla kaynatılıp suyu süzdürülen salça olan, ekmeğe sürüp toz toprak içinde topun peşinde bir ısırık alıp topu tepiklediğinizde domates.
Kozmetik sanayinin tüm haşmeti ne rağmen yanına bile yaklaşamadığı baş döndüren kokusu Erciyes pınarlarının can verdiği topraklarda gevenleri, kır çiçeklerini , karıncaları, kuşları, kuzuları, çobanları hatırlatır bize.
Hayatlarımız birbirine benzerken, globalleşme adı altında tekdüze sürü psikolojisi hakim olurken hayatlarımıza, dünyanın her yerinde aynı tadlar damaklara yapışırken; domates ne dersiniz aşkın, çocukluğunuzun ve hayata isyanınızın sembolü olmasın mı ?
Yaz geliyor Kayseri’ye ve siz bu akşam eve dönerken ailenize, dostlarınıza çocukluğunuz kokan domatesler götürsenize .Bağımız olmasa da apartman dairelerinin küçük balkonlarında saksılarda isyanımızın meyvesini yetiştirmeliyiz. Çocuklarımızın o kokudan, o tatdan mahrum kalmamasını sağlamalıyız. Ve bir daha domates yediğimizde damağımıza gelen o leziz dayanılmaz tadın İspanyol gemicilerin dönüş yolunda Atlas Okyanusunda gemi güvertesinde tattıkları domatesten geldiğini unutmayacağız.
İster inanın, ister inanmayın ama domates kokuları ile bezenmiş, sıcak, güzel yaz geliyor.
Gökyüzü ve hava temizdi. Bize sundukları da. Biz de temizdik.
Pazardan peynir almak risk değil, sokak satıcıları dosttu. Onlarla selamlaşıyorduk.
Merhabanın hatırı vardı.
Hijyen, kalite ve garantinin belgesi işte bu merhaba idi. Sütçümüz, yoğurtçumuz, sebzecimiz vardı. Hal hatır sorduğumuz, hangi zeytinden hoşlandığımızı bilen, iyi peynirden bizi haberdar eden bakkalımız vardı.
Şimdi. Şimdi potansiyel tehlike olarak görüldüğümüz ve üstümüz arandıktan sonra girdiğimiz süper marketlerin on binlerce çeşidinin arasında "merhaba"dan mahrum alış veriş yapıyoruz.
Labirentin içinde raflarda şekiller, mesajlar ve imajlar var.
Reklamlar bizi zaten kodlamıştır önceden; algılıyor ve alıyoruz. İsminin başında hiper, süper ve mega gibi sıfatların bulunduğu mağazalarda, oraya ne kadar çok giderseniz gidin, güvenlik görevlileri, reyon sorumluları ve kasiyerlerle muhabbet kuramazsınız. Market arabalarıdır orada size en çok tanıdık gelen.
İnsan bazen laf atmak ister "işler nasıl gidiyor" veya "hayırdır bugün sol ön tekerin gıcırdıyor" diye. İnsanın hayatında kalabalıklar çoğaldıkça, yalnızlıklar da çoğalıyor. Bakkalların gidişiyle, sokakların ruhu da gitti.
Ve lezzetler de gitti. Yılın on iki ayı muhteşem görüntüsüyle arzı endam eyleyen sanal domatesler gibi. Domates mevsimini kaybettiği günden beri, çok şeyi kaybettik. Halbuki domates önemlidir. Mevsimi bittiğinde gidişine üzülmek, yokluğunda özlemek zamanı geldiğinde kavuşmaya sevinmek çok önemlidir. Kokusu çok önemlidir. Yöresi ve lezzeti de. Her yöre bir başka domates, bir başka domates lezzeti demektir. Artık yörenin adı; sera.
Sadece domates mi? Ekmek mesela. Ekmek, ekmek gibi kokmuyor. "Bir dilim ekmek" anlamını yitirdi. Ekmeği kesemiyorsunuz. Gerçek bir dilim gibi bir dilim çıkmıyor. Vitaminlerle şişirilmiş, kuş gibi hafif ve lezzetsiz.
Çay mesela. Çay, çay gibi kokmuyor. Seylanla Türk çayını, tomurcukla çay çiçeğini karıştırarak formüller üretiyor ve telef oluyoruz.
Evet. Şimdi, brokoliyle tanıştık, dört mevsim domatesle ve daha neler neler.
İmkanlar arttı, çeşitler arttı. Şimdi herşey her zaman var. Ama bu hengamenin, bu hayat düzeninin neticesi hamburgerle başbaşa kalışımızdır.
Şimdi herşey, her zaman var ve her şey kıymetsiz.
Bir süper marketten alışveriş yapmaya çalışmak, sevdiğiniz birini bulamayınca telesekretere not bırakmak gibi aslında. İkisinde de muhatabınız yok, içinizden konuşursunuz; sizi duyan olmaz.
Bu çağın cilvesi herhalde. Kalabalıkların içinde yalnızlığı yaşamak ve bundan keyif almaya çalışmak. Ama vakumlu, dondurulmuş, hijyenik ve ambalajı güzel hayatımızda eksik bir şeyler var. Önemli bir şeyler.
Sayın mehmetfatihekici, ne mutlu size ki, halâ o güzel domatesleri bulabiliyorsunuz. Bizim buralarda; ne pazarlarda, ne de marketlerde, bu toprağın kendine has domateslerini bulmak mümkün değil. Artık, okadar sinirlenmiştim bir ara, arabaya atladığım gibi, bir hafta sonu köylere gittim. Belki oralarda halâ, yerli domates fidelerinden üretilmiş domates bulunur diye düşünmüştüm. Fakat, ne mümkün. Oralarda bile, köylüler birer plâstik sanatçı haline gelmiş. Yetiştirdikleri Domatesleri bırakın ağız tadı ile yemeyi, bıçak bile kesemiyor, tencerede dahi pişmiyor.
Ben artık domates almıyorum, alamıyorum. Bir sanat sever olarak, plâstik san'atın bu güzel örneklerini daha fazla tahrip edip, yok etmek istemiyorum. Bu eserlerin yerinin, marketler, pazarlar değil de, plâstik eserler müzesinde saklanmasının daha uygun olacağına inanıyorum.
Yaz başında kış boyunca özlenmiş domatesin dönüşü özeldi evimizde. Annemin pazardan getirdiği mevsimin ilk domatesleri salata yapılırdı özenle. Yanında sadece ekmek yeterdi. Öyle hemen yemeğe falan konmazdı, yarım kilo alınırdı ancak , pahalı olurdu çünkü, eee ilk domateslerdi.
Okulda yaz meyve ve sebzeleri, kış meyve ve sebzeleri ayrımını öğrenirdik. Şimdi çocuklar gerçek tadını bilmedikleri domates ve salatalıkları her mevsim buluyor ve haberleri yok bizim çocuk sevinçlerimizden.
Şehirlerarası uzun yolculuklarımızda bahçe sahibi de yakınlardaysa izin alarak, içimiz rahat, bahçeye yanaşıp dalından koparıp koklaya koklaya sıcak ekmekle yemek domatesi, biberi. Şimdilerde pek çoğumuzun yapabildiği ancak bu kadar.
Ben biraz daha şanslıyım. Memleketim 80km. Aile büyüklerimiz, emeklisi gelip de fırsat bulduğunda göçüyor hemen. Artık küçük bir bahçe edinmek de şart oluyor. Biz de hafta sonları ve bayram kaçamaklarımızda, toprakla buluşuyor, hasret gideriyoruz. Çocuklara öğretmek, tanıtmak ne güzel bak yavrum bu dalında patlıcan, şu mevsimde, şöyle ekildi, otlar böyle ayıklandı, şimdi meyve verdi şeklinde.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız