Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 39 Üye Adayı ve 2 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 Fazıl Hüsnü Dağlarca
 Bugün Sokağa Çıktım!
 Edebiyatta Dine Yaklaşımlar
 Kargalar ve Türkler...
 Çakallar ve Araplar
 William Street, birinci sokak
 KORKUYORUM
 NİCCOLO MACHİAVELLİ
 İç...
 Yarış
 Gene Hackman
 Doktor Doktor
 Ahmet İnam'la sıradışı bir sohbet...
 Sömürünün kavramları
 Halide Nusret Zorlutuna ile yeniden
 Mutfak kitapları
 FELON
 Kalbin hafızası var mıdır?
 Dahası ne?
 Ayaklarının üstünde

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Karakutu.com-Kültür Sanat: Karakutu Forum

Tırtıl


Tırtıl

 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Denemeleriniz
Yazar Mesaj
Poe
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 25, 2005
Mesajlar: 2059
Nereden: Çevre'den

MesajTarih: Çrş Eyl 07, 2005 5:25 pm    Mesaj konusu: Tırtıl Alıntıyla Cevap Ver

Yağmur dinmek üzereyken, ufak yeşil bir tırtıl, kısa bacaklarıyla sürüklenircesine ilerleyerek kendini balkon kapısının altına ancak

atabilmişti. Bu, iki santimlik semiz bedenli bir tırtıldı. Taze erik ağacı yapraklarından birisini keyifle kemirirken, ilk yağmur tanelerinden irice bir damla, kemirdiği yaprağa düşmüş ve onun hemen yaprağın altına serili bulunan evin balkonuna

düşmesine neden olmuştu. Hızla yağan yağmur balkonu bir anda su içerisinde bırakmış, tırtıl da selahiyeti hafif aralık bırakılmış demir balkon kapısının halen kuru kalan altına girmekte bulmuştu.
Tırtıl kapıdan içeriye yavaşça süzüldü. Burası

Sedat Bey'în iyi döşenmiş oturma odasıydı. Yerlerdeki pahalı halılar, halis İtalyan işi mobilyalar, koltuk ve kanape takımları ile burası da evin diğer bölümleri gibi tam takırdı. Ayrıca saten renkli duvarlardaki orta mal yağlı ve guaj boyalı tablolar bu

evin ince ve oturaklı zevk sahibi bir kişiye ait olduğu izlenimini kolayca veriyordu. Sedat Bey ve eşi yıllarca kariyer sahibi bir memur olarak para biriktirmişler, ve pek te zorluk çekmeden iyi semtte edinilmiş bu iki katlı güzel yuvaya konmuşlardı.


Oturma odasında bu yeşil, semiz tırtıldan başkaları da vardı. Sedat Bey ve üç samimi arkadaşı eskiden beri tanışık olan ve aynı zamanda hepsi iyi mevkilerde bulunan bürokratlardandı. İş çıkışı Sedat Bey'in evinde sohbetli bir toplantı

gerçekleştirmek istemişler ve şimdi buraya yığılmışlardı. Böylesi bir toplantıyı her hafta herhangi bir günde iş çıkışı muhakkak gerçekleştirmeye çalışlardı. Hepsi koltuklarına yayılmışlar kimi ellerinde ağızlıklı sigarasını tüttürüyor, kimisi de eline bir

kadeh almış pahalı içkileri yağmalıyordu.
Çeşitli bakanlık kadrolarında çalışan bu elit kadro, tırtılın geldiği sırada hareretli bir tartışmanın ortasındaydılar.
Atıf Bey hırsla lafına kaldığı yerden devam etti:
- Olmaz!... Buna müsade

etmemeliyiz!. Efendim, ne demek diğer kadrolarla aynı statüye sahip olmak! Biliyorsunuz ki bizim yerimiz ayrıcalıklıdır, statümüz yüksektir. Aynı derecede olsak ta, aynı maaşlara sahip olsak ta aramızda fark vardır.
Elli yaşını henüz devirmiş

olan kıvırcık, ak saçlı Serhat Bey onu destekler tarzda konuştu:
- Dün caka sattığımız adamlar, yarın ensemize tokat vuracaklar. Bu tasarı bizi sürklase edecek, emin olabilrsiniz.
Sedat Bey viskisinden bir yudum daha çekip dudaklarını

yaladıktan sonra, bacaklarını sehpanın üzerine uzatarak lafa girdi:
- Öyle ise daha fazla direnmeliyiz. Etkili kişilerimize sus payı verilerek onları by-pass ediyorlar. Hakkımızı savunmak sadece bize düşüyor. Sen ne düşünüyorsun Nazmi?


İçlerindeki en genç olanı kırkını ortalamış Nazmi Bey'di. İnce yüzlü kara kuru bir adamdı. Sigarasını, doldurmuş olduğu kül tablasına bastıktan sonra derince nefeslendi:
- Bence abartıyorsunuz arkadaşlar. Sonuçta devletimiz bundan karlı

çıkacaksa ben fedakarlık yapmaya hazırım. Kaldı ki bizden kesinti yapılıp, diğer memurlara mı verilecek? Yapılan onlarla statüce eşitlenmek. Üst paydada eşitlenmek belki sizleri rahatsız edebilir ama ben aynı fikirde değilim.
- Sen olayı

anlamamışsın, dedi Atıf Bey. Bu resmen bizim altımızın oyulması. Hem bak, sosyal güvenlik reformuymuş, emeklilik kesenekleriymiş, yok zartmış, yok zurtmuş maaşlarımızı kırpıp duruyorlar. Rüşvete muhtaç bırakırlarsa karışmam.
Nazmi:


- Fakat yan ödemelerimizin kuvvetli olduğunu biliyorsun Atıf Bey. Asgari ücretlilerle işyerlerinin dolu olduğu bir memlekette bizim yüksek meblağlarla dansetmemiz zaten doğru değil.
Pantolon askılarını göbeği rahat etsin diye bolartan

Serhat Bey müdahale etti:
- Buralara gelmek için az mı ömrünü törpüledin Nazmi? Yaşın otuzu bulmuştu. Senin şu ahlakçılığın beni öldürecek!
Nazmi Bey dudaklarını gerip kafasını salladı:
- Doğru olanı savunuyorum ben. Çıkarlarıma

ters düşse bile.
-Sakin olalım beyler, diye ortalığı yatıştırıcı bir müdahalede bulundu Sedat Bey. Şu var ki, bu işten devlet daha çok zarar görecek. Bir çok kişi özel sektöre geçecek. En iyi yetişmiş elemanlar olacak bu kişiler.
-Özelde işi

olan varsa gidebilir. Ben kıpırdamayacağım yerimden. Belki gülebilirsiniz ama idealistim ben.
Serhat Bey gevrekçe güldü:
-Aç ve idealist.
- Ve aç ve onurlu, dedi Sedat Bey.
Atıf Bey gerginlikle oturduğu yerinden ansızın kalkıp az

ötedeki natürmort tabloya doğru yürüdü. Tabloyu yakından bir müddet inceledi. Heyecanla diğer arkadaşlarına seslendi:
- Hey millet! Bakın burda ne var? Bir şişko tırtıl üzümleri götürmeye çalışıyor.
Hepsi bu komik anı görebilmek için

tabloya doğru hücum ettiler. Hakikaten az önceki yeşil, semiz bedenli tırtıl, guaj boyayla yapılmış bu natürmort tablodaki resmedilen bir tabak dolu meyveye dadanmıştı. Yumuşak bir yer arıyormuşcasına meyveler üzerinde dönüp duruyor fakat

gölgelik olarak resmedilen yere dönüyordu tekrar.
Atıf Bey takıldı:
- Sedat! Tablonu delecek bu tırtıl.
Serhat Bey gülerek karşılık verdi:
- Yok yok... Mahluk görüntüyü yemeye çalışıyor.
Nazmi, ellerini pantolunun cebine soktu. Az

biraz düşündükten sonra teorisini açıkladı:
- Galiba resmedilen meyvelerin parlaklığı onu buraya çekmiş olmalı. Mor ötesi ışınlarla eşyayı gördüklerini izlediğim bir belgeselden hatılıyorum. Kelebekler ve bir çok böcek parlak kumaş yada kağıt

parçalarına sırf bu nedenden dolayı konuyorlar. Yoksa bir hayvan en azından kokusundan dolayı sahteliği anlayabilir.
Serhat Bey sarımtırak dişlerini iyice sererek:
- Belki haklısın Nazmi. Ama baksana üzerinde dönüp duruyor. Biz olmasak

bu hayvan bu tabloyu kemirir.
-Korkmuştur, ondan saklanmaya çalışıyordur, diye karşılık verdi Nazmi.
Arkasına dönüp balkon kapısına baktı.
- Bakın, kapı aralığından içeri girmiş olmalı. Yağmurdan kaçmış galiba.
-Neyse, şunu

ortadan kaldıralım dedi Sedat Bey. Ezersem ya tablo kirlenir ya da halılar, veya döşeme tahtaları. Hay Allah, ne yapsak?
Nazmi cebinden bir kağıt mendili çıkardı. Herkes ne yapacağını anlar gibiydi. Kağıt mendille tırtılı kavrayıp doğruca

balkon kapısına ilerledi.
Serhat Bey elleri ile göbeğine vurdu:
- Sanırım Nazmi akşam yemeğini yiyecek.
Ardından bu espriye bütün güçleriyle güldüler.
Nazmi onları umursamadan kapıya çıktı. Elindeki mendili halen kuru olan

balkonun altındaki toprağa silkelerken söylendi:
- Garip...

-pb-
Başa dön
eceaycan
Yeni Üye


Kayıt: Jun 09, 2005
Mesajlar: 84

MesajTarih: Çrş Eyl 07, 2005 7:22 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

tirtil
tirtilin sonu

pirpir
kelebek
kalbim
surunuyor birak ucsun
ellerinde.
Başa dön
BAYCIN
Yazar


Kayıt: Aug 19, 2005
Mesajlar: 142

MesajTarih: Çrş Eyl 07, 2005 10:16 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

çoooooooooooooooooooook uzun yaaaa......
Başa dön
turuncu
Yazar


Kayıt: Aug 27, 2005
Mesajlar: 490

MesajTarih: Prş Eyl 08, 2005 12:07 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

"Hakikaten az önceki yeşil, semiz bedenli tırtıl, guaj boyayla yapılmış bu natürmort tablodaki resmedilen bir tabak dolu

meyveye dadanmıştı. "

bizimde o tırtıldan pek farkımız yok sanırım.Parlaklığı çekiyordur dünyanın ve kokusundan (gerçekle-olmayanı)ayıramıyacak kadar açız! Herkes birşeylere..

açız ,
açıktayız,
yağmur yağar,


korkar,ıslanırız.
bir tabloya konsak, suçlanırız.
birkaç insan vardır,
görürler,yaman halimiz.
'garip'
garibiz,
ya alim ya zalimin dilinde;
illaki
kuru bir yer ararız.
Başa dön
Poe
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 25, 2005
Mesajlar: 2059
Nereden: Çevre'den

MesajTarih: Sal Eyl 20, 2005 7:52 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Tırtıl biz değiliz.
Görüntüye aldanan tırtıl değildir.
Başa dön
Mesajları göster:    Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Denemeleriniz Tüm saatler GMT +2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız

 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke