Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 105 Üye Adayı ve 9 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 Dağ Başında...
 İsimler
 Cemil Meriç
 SULUKULE
 Gelenek
 Birleşik Devletler'e ait bazı coğrafik bilgiler
 Dilemmalara, tekliğe, vahdete dair
 CEZA ve Rap
 Töremeyesiceler...
 tahammül
 köy
 eskimiş bir dosta
 J.J.ROUSSEAU ve EMİLE
 Berat Kandili
 Keşke hiç yaşamasalardı!..
 Dilemma
 SANAT'IN TARİHİ
 TNT'ye Kafa Atmak
 4 ağustos

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Karakutu.com-Kültür Sanat: Karakutu Forum

KIRIK/DÖKÜK


KIRIK/DÖKÜK
Sayfa Önceki  1, 2, 3, 4, 5  Sonraki
 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Kişisel
Yazar Mesaj
hamster
Okur


Kayıt: Aug 08, 2004
Mesajlar: 26

MesajTarih: Pzr May 11, 2008 10:22 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Çıplakta gezseniz bir imaj ve tarz sunacaksınız. İstemesenizde, istenizde, hiçsede, felansa da, filansa da, fransa da, nerede olursa olsun. Kırılmamak biraz elde, dökülmemek pek değil.
Başa dön
kukulkan
Yazar


Kayıt: Aug 20, 2007
Mesajlar: 850

MesajTarih: Sal May 13, 2008 10:12 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

SONSUZ GENÇLİK VE GÜZELLİK İÇİN




Tarihin hiçbir döneminde gençlik, güzellik, sağlıklı olma, uzun yaşama bu kadar yaygın, saplantılı bir moda, bir değer olmadı.
Artık yaşlılık, şişmanlık, çirkinlik, hastalık, sigara tiryakiliği, aylaklık bağışlanmaz bir suç. Modern insan kendine bakmalı, şişman olmamalı, bedeni arzulanır ölçülerde olmalı, genç görünmeli, sağlıklı olmalı, yürüyüş yapmalı, aerobiğe ya da fitness salonlarına devam etmeli, sayısız bedensel ve ruhsal sağlık tekniklerine başvurmalı, tembellik yapmamalı, kadınsa bakımlı, erkekse metroseksüel olmalı, sürekli aktif, iş süreci dışında da ona sunulan sayısız boş zaman etkinliklerini “tüketen” “sosyal” bir insan olmalı. Olabildiğince çok şey tatmak, denemek, yaşamak, tüketmek isteği modern insana has bir özelliktir. Yine, modern insan yeniliklere, farklı olana açık olmalı, yeni olanla en kısa sürede tanışmalı ve yeniyi ve farklıyı (ki yeni, farklı olanı hemen tüketip daha yenisi, daha farklısını da tüketmeye hazır olmalı) tüketmelidir. Moda da bunu amaçlar, bunu körükler. Her yıl için farklı tarzlar, renkler sunulur, bir sonraki yıl geçersiz kılınır, “eskitilir”, yenisi arza sunulur. Reklâmlar da aynı işlevi üstlenir, nesneler artık kullanım değeri olan şeyler değil statü göstergeleridir ve yerini “daha” iyisine bırakmak üzere hızla tüketilmelidir. .
Bir nesne olarak insan bedeniyle ilgili teknolojiler de muazzam bir gelişme içinde… Kalın bir bel inceltilir; kilo sorun değildir, zayıflamak için bin tane seçenek sunulur; kırışıklıklar yok edilir; cilt 10 ya da 20 yaş gençleştirilir; kassız biri bir Herkül’e dönüştürülebilir; çirkinlik doğal bir durum değil artık makyaj ve estetik girişimlerle düzeltilebilecek bir arıza o kadar. Bu tutkunun sonu var mı? Yok… Örneğin tekrar dirilmek olası mı? ABD’ndeki kimi merkezler yüz binlerce dolar karşılığında sizi en gelişmiş teknolojiyle donduruyorlar, ta ki uygun zamanda, tıbbın ve teknolojinin çok daha geliştiği bir zaman diliminde yeniden diriltilmek üzere... Daha ötesi var mı?
Peki neden, neredeyse çılgınca uzun ömür, gençlik, güzellik, ün, zenginlik, güç peşinde koşuyoruz?
Sanki herkes kendini “aşmaya” çalışıyor, kendiyle yetinmiyor. Modern dünyanın dayattığı ve kitlelerin artık içselleştirdiği tüketim çılgınlığı doyumsuz, sonu yok. Yaşamayı olabildiğince çok tüketmeyle eşanlamlı gören insanların da kaçınılmaz olarak o maldan bu mala, bu zevkten şu zevke, o insandan bu insana, bir aşktan başka bir aşka, hazdan hazza, maceradan maceraya koşmasının sonu yok. Tüketim toplumunun doyumsuz insanı giderek insan olmaktan uzaklaşmaya mecburdur. İnsanca bir yaşamın anlamı ve bağlamı, değeri yoktur artık, her şeyin hızla ve sonsuz sayıda üretildiği ve tüketildiği ve hemen eskiyip yok olduğu bir çağda “yaşamak”, her şeyi olmak, yaşamak, tatmak ancak Yunan tanrılarının harcıdır. Sonsuz bir yaşama, sonsuz sağlık, güzellik, gençlik ve güce sahip o antik tanrıların dünyasıdır bu (gösterilen dünya). Sıradan bir insan gibi yaşayıp, doğal olarak, yaşlanıp ölmek ne kadar banal! Gösterişsiz ve insanca bir yaşam ne kadar sıkıcı ve demode!

İnsan olmakla sahip olduğu benzersiz değerlerin farkında olmayan, kendinde ve çevresinde bunları aramayan, göremeyen, dolayısıyla insanca bir yaşamı yaşayamayan bir insanın ölümsüz ve kaygısız bir tanrı olmayı istemesinden başka bir seçeneği var mı?
Başa dön
mavilale
Yazar


Kayıt: May 26, 2007
Mesajlar: 230
Nereden: Muğla/Yatağan

MesajTarih: Çrş May 14, 2008 12:42 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Bütün ihtimaller bittiğinde kaçınılmazdır ÖLÜM!
Gel!
İhtimal sebebim ol!

Yeterki kalmayayım böyle Kırık Dökük
Başa dön
kukulkan
Yazar


Kayıt: Aug 20, 2007
Mesajlar: 850

MesajTarih: Çrş May 14, 2008 9:37 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

YAKIŞIKLI CESETLER








JİM MORRİSON:
8 Aralık 1943’te doğdu. 1965’de The Doors’u kurdu. Üniversitede sinemacılık okumuştu. İyi bir ressam ve şairdi. Alkol ve uyuşturucu ile sıkı bir dostluğu vardı. Bir konserinde seyirciye dönüp “ben size bir şeyler anlatmaya çalışıyorum ama siz dinlemiyorsunuz. Buraya şov izlemeye geliyorsunuz. Alın size şov” deyip sahneden mastürbasyon yapmaya kalkmıştı. İki kez tutuklandı. Bir süre sonra müziği bıraktı, şiirlerini bastırdı ve sevgilisiyle Paris’e yerleşti. 3 Temmuz 1971’de sevgilisinin intiharından bir gün sonra küvette ölü bulundu.

“Diyelim ki, gerçeğin sınırlarını zorluyorum. Olup biten her şeyi merak ediyorum, görmek istiyorum. Hepsi bu, sadece merak” demişti Jim Morrison.

“Fazla merak adamı öldürür” derler. Neden merak mıdır bilinmez ama pek çok rock yıldızının sonu Morrison gibi erken ama cool bir ölüm oldu. Aklıma gelenlerle sınırlı değil liste ama genelde ölüm nedeni olarak ilk beş sırayı uyuşturucu, intihar, kalp krizi, cinayet ve kaza alıyor.

Yakışıklı cesetler:
Brian Jones(27)- Rolling Stones’un gitaristi. Evinin havuzunda ölü bulundu.
Himmy Hendrix(27)- uyuşturucu ile intihar
Janis Joplin(27)- uyuşturucu ile intihar
Jim Morrison (27)- ölü bulundu
Elvis Presley (42)- kalp krizi
Keith Moon (31)- The Who’nun davulcusu. Hapla intihar
Sid Vicious (21)- Sex pistols’un gitaristi. Uyuşturucu
John Bonham (32)- Led Zeppelin’in davulcusu. Kalp krizi
John Lennon (40)- hayrarnı tarafından öldürüldü
Marvin Gaye (44)-papaz babası tarafından öldürüldü
Kurt Cobain (27) -Nirvana’nın solişsti. İntihar
Tupac Shakur(25)- rap yıldızı. Bir bar çıkışında öldürüldü
David Byron (3Cool - Uriah Heep. kalp
Karen Carpenter (33)- The Carpenters. Anorexia
Freddie Mercury(40)- AİDS
Başa dön
peruza
Yazar


Kayıt: Aug 19, 2006
Mesajlar: 464

MesajTarih: Çrş May 14, 2008 11:45 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Hepsi onun sayesinde yürüdü
Bu isimlerin avangardı: Arthur Rimbaud
Başa dön
kukulkan
Yazar


Kayıt: Aug 20, 2007
Mesajlar: 850

MesajTarih: Cum May 16, 2008 10:26 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Çünkü
Her şey için bir nedenimiz vardır her zaman. Daha doğrusu bir neden buluruz. Tıpkı her yaptığımıza, yapmadığımıza, yapamadığımıza bir neden bulduğumuz gibi. Düğüm burada, kendimizi doğru, haklı çıkaracak o nedeni bulmada. Doğruluğuna inanmak/inandırmak üzere bir neden bulursak sorun kalmaz. Utancı, duyarsızlığı, bencilliği ve “kötü”yü kabullenmektense, bunları ortaya çıkaran neden-sonuç bağlantısını çarpıtmayı seçeriz. Yapmamız doğru olduğu halde yap(a)madığımız şeylerin verdiği rahatsızlıktan kurtulmanın en kolay yolu, yapıl(a)mayan şeylerin yapılamazlığına en başta kendimizi inandırmaktır.
Başa dön
kukulkan
Yazar


Kayıt: Aug 20, 2007
Mesajlar: 850

MesajTarih: Cum May 16, 2008 10:39 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Kaçış?

Güvensizlik güçlü bir yalıtkandır, insanları ayırır. Ayrı duranlar, güvensizliği ve korkularını da yanında taşırlar. Böylece yalnızlık bir çare olmaz, büyütür yanında götürdüklerini. Kaçmak çözüm değildir, zaten kaçacağımız bir yer de yoktur aslında.
Yitirmekten korktuğumuz için kaçarız. Oysa zaten, insanlara güvenimizi yitirmiş değil miyiz? Daha ne yitirebiliriz ki? Yitireceği bir şeyi olmayanın kazanma şansı vardır aslında. Sorun, insanlara nasıl gittiğimizdedir. Büyük beklentilerle onlara gitmediğimiz, beklentilerimizin gerçekleşmeyeceğini bilerek ve buna hazırlıklı olarak –çünkü beklentilerimizin gerçekleşmesi bizim elimizde değildir- insanlara gittiğimizde en kötü olasılıkla başladığımız yere döneriz. Bu, bir yenilgi midir?
Başa dön
mavilale
Yazar


Kayıt: May 26, 2007
Mesajlar: 230
Nereden: Muğla/Yatağan

MesajTarih: Cmt May 17, 2008 5:49 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

İçimdeki her şey kırık dökük... Dışım sağlam görünsede.
Başa dön
kukulkan
Yazar


Kayıt: Aug 20, 2007
Mesajlar: 850

MesajTarih: Cmt May 17, 2008 10:47 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Zan

Mermerleşmiş yürekleri, hissetmiyorlar
Richter ölçeğine sığmayan yürek sarsıntılarını
kör olmuş gözleri, görmüyorlar güzellikleri
güneş tutulmuş gözlerinde
tıkalı kulakları, duymuyorlar çığlıklarını
yoksulluktan, sevgisizlikten, haksızlıktan, çaresizlikten acı çekenlerin
burunları körelmiş, almıyorlar
çirkefin, yozlaşmanın dayanılmaz kokusunu
paslanmış ağızları, doğrular çıkmıyor
dudaklarının arasından
beyinleri küflenmiş, düşünmüyorlar
neden, niye, ne için
tenleri kurumuş, hissetmiyorlar
bahar yellerini, denizde dalgaları, yağmuru, bir bebeğin dokunuşunu

aslında ölmüşler,
yaşamayı bu sanıyorlar…
Başa dön
kukulkan
Yazar


Kayıt: Aug 20, 2007
Mesajlar: 850

MesajTarih: Cum May 23, 2008 11:10 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Kırık/dökük bir konuşma

— böyle kırık/dökük bir görüntü sunman seni rahatsız etmiyor mu?
— hayır, başka türlü olamaz zaten, bir bütünlüğüm varsa, o da parçalarımın bütünlüğü
— yine de insanlar karşılarında net bir görüntü bulmak istemezler mi?
— belki. Ama sonuçta herkes kırık bir camın ardından bakmıyor mu dünyaya?
—evet, kimseyi bütünlüğü içinde bilme, tanıma şansımız yok. En fazla, anlaşılır bir kompozisyon sunabiliriz dışımıza.
— o da bir süreliğine çünkü öyle bir yap-boz ki bu, parçaların yeri sürekli değişiyor, kimi parçaları yitiriyoruz/atıyoruz ve yeni parçalar ekleniyor yaşamımıza.
— istesek de, istediğimiz resmi oluşturmak olanaksız. Örneğin ruhumuza saplanmış öyle parçalar var ki dokunamıyoruz bile. Kimi parçalar belli boşlukları, yarıkları örtüyor, kaldıramıyoruz. Kimi parçaları yerinden oynatmak yıkılma tehlikesi yüzünden sakıncalı.
— haklısın, dokunamadığımız, değiştiremediğimiz parçalarımız var. Ama diğerleriyle oynayabiliriz, tam da istediğimiz gibi olmasa da daha iyi bir bileşim sağlamak için olanaklarımız var, bu sınırlar içinde yetkinleşmek mümkün.
—özetle, hep kırık/dökük bir resmimiz olacak aynada ve başkalarının gözünde, değil mi?
— ne yazık ki ya da ne iyi ki, öyle. Ne yazık, çünkü hep kusurlu, eksik, idealimizin altında olacağız. Ne iyi ki, bu parçalı halimiz bizi değişmeye, ileriye/yukarıya güdümlüyor.
— kaldı ki, gerçekçi olmalıyız, benliğimiz, yaşamımız, dünyamız böyle ve hep böyle kalacak. Bundan yakınmanın bir şeyi değiştirmeyeceği de açık.
— dostum, seni böyle seviyorum, paramparça…
— Bölük/pörçük bir sevgi değildir umarım?
—olsa çok fark eder mi?
--sanmam… Dostluğumuza…
Başa dön
sidharta
Okur


Kayıt: Dec 19, 2007
Mesajlar: 49
Nereden: sakarya

MesajTarih: Cmt May 24, 2008 4:58 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Dünde kaldı kaç parçam. Her güne eksik başlıyorum. Zaman akıyor, ben kenarında durgun öylece bakıyor,eskiyorum. Kaç bin plan eskittim sahi, bilmiyorum. Her güne yeni sözlerle, yeni sandığım vaatlerle başlıyorum. Neden bu evrensel düzene ayak uyduramıyorum anlamıyorum. Çok idealist değilim artık evet biliyorum. Gündüzleri uyanmaya geceleri uyumaya çalışıyorum. Hayat devam ediyor işte, kırık dökük yaşıyorum. Bir insanım ben, normal , yoruldum, kabul ediyorum. Sonsuzluğu içime sığdırıp sonluyu dışımda yaşıyorum.
Başa dön
kukulkan
Yazar


Kayıt: Aug 20, 2007
Mesajlar: 850

MesajTarih: Pts May 26, 2008 7:22 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

savaş ve müzik



Stalingrad Kuşatması’yla ilgili bir anekdot vardır. Kuşatma tüm şiddetiyle sürerken Rus Cephesi’nde askerlere moral vermek için senfoni orkestrası gelir ve konser verir. Konser Alman cephesinden de duyulmaktadır. Almanlar ateşi keser ve savaşa ara verirler. Orkestra sustuğunda Almanlar megafonla Rus cephesine seslenirler: “Biraz da Bach çalar mısınız? Söz, ateş etmeyeceğiz”. Orkestra çalmaya devam eder.
Ama her konserin bir sonu vardır. Sonra? Savaş devam eder…

Şostakoviç ünlü 7. senfonisini Leningrad’da, kuşatma koşulları altında besteler. Senfoni kuşatma altındaki Leningrad’da ve tüm Rusya’da askerlerin ve halkın direncini ve cesaretini artırır. Kuşatmaya katılmış bir Alman askeri savaş bittikten sonra, “Rus radyosundan senfoniyi dinlediğimde anladım ki, asla Leningrad’ı alamayacağız” demişti.

2. Dünya Savaşı yıllarında Afrika göçmeni sıska ve çirkin bir şarkıcı her iki cephede de popülerdi. Edith Piaf Nazilerin de hayranlığını kazanmıştı. Piaf, sık sık Nazilerin davetlerini kabul ediyor ve onlar için konserler veriyordu. Savaş bittikten sonra Piaf’ın Nazilerin bu hayranlığını, müttefikler için casusluk yapmada kullandığı anlaşılacaktı, Piaf halk kahramanı oldu, Fransızların en büyük nişanlarıyla ödüllendirildi.

Apocalypse Now filminin ünlü sahil bombardımanı kesitinde Amerikan helikopterleri (Nazilere nazire yaparcasına) megafonlarını sonuna dek açarak Wagner’in kıyameti çağrıştıran müziği eşliğinde napalm bombalarıyla Vietnam topraklarını yakıp yıkarlar. Wagner’in tek talihsizliği bu değildir, onun müziğini ırkçı söylemleri için uygun bir araç olarak gören Naziler Strauss gibi Wagner’i de propagandalarında bir araç olarak kullanmışlardı.

Müziğin insan ruhu üzerindeki büyük etkisi ilkçağlardan beri biliniyor, şamanlar davulların ve ritimli sözlerin gücüyle kendilerini veya kabilelerini, transa sokarlar ve kerametlerini gösterirlerdi. Savaşta düşmana karşı psikolojik bir üstünlük sağlamak ve korkutmak için müzik sonuna dek kullanıldı. Osmanlı’nın mehter marşlarını, İskoçların gaydalarını dinleyen düşmanların nasıl bir psikolojik baskı altına gireceğini düşünün.

Savaşa asker yani savaşan insan yetiştiren ordular askerleri bedenen olduğu kadar ruhen de savaşın sertliğine, acımasızlığına hazırlamalıydı. Böylece askeri müzik, marşlar doğdu. Bir makine gibi düzenli işleyen, bir makine gibi isteneni yapan otomat askerler yetiştirmek için makine ritmindeki marşlar gerekliydi. Öte yandan bu marşlar doğal olarak eril özellikler taşır (bkz Full Metal Jacket). Bireyin egosunu övdüğü kadar (erkek özelliklerine naat), özlem, sevgi gibi duyguları da boşaltan (yaylalar) içerikleriyle marşlar orduların vazgeçilmez mühimmatıdır.

Savaş hep uluslar arasında olmaz, bazen ordular kendi halkına savaş açar. Tıpkı Şili’!de olduğu gibi. Sadece müziğiyle cuntanın haklı korkusunu ve nefretini kazanan Victor Jara tutuklandığında, tıpkı kendi gibi muhaliflerin (hapishaneler dolduğu için) toplandığı Santiago Stadyumu’na getirilir. Bir albay, Jara’nın ellerinin kırılması emrini verir, askerler çekiçle parmaklarını kırarlar. Albay getirttiği gitarı Victor Jara’nın önüne fırlatır ve “çal şimdi de!” der. Jara “Venceremos’u söylemeye başlar ve stadyumdaki tutuklular da eşlik eder. Albay Jara’nun parmaklarını kırabileceğini ama direncini, inancını kıramayacağını anlamıştır. Victor Jara ve pek çok tutuklu albayın emri ile öldürülür. Kısa bir süre sonra Dünya Kupası eleme grubunda SSCB-Şili maçı vardır. SSCB futbol takım “kanlı stadyum"da maç oynamayı reddeder ve Şili 3–0 hükmen galip sayılır.

Victor Jara örneğindeki gibi müzik savaşan, savaş isteyenlerin karşıtlarının da en büyük silahlarındandır. Vietnam savaşı süresince savaş aleyhtarı kitlelerin en büyük protesto araçlarından biri de müzik olmuştur. Bob Dylan, Joan Baez, Paul Mc Cartney gibi müzik insanları müzikleriyle barışın yanında yer almışlar ve güçlü bir ses oluşturmuşlardı. Öyle ki, Paul Mc Cartney CİA tarafından izlenmişti (kuşkusuz onun kadar ünlü olmayanların üzerindeki baskı çok daha fazlaydı).
Başa dön
kukulkan
Yazar


Kayıt: Aug 20, 2007
Mesajlar: 850

MesajTarih: Pts May 26, 2008 11:48 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Soğuğu severim, karlı sözcüklerle konuşmayı, üşürüm yalancı baharlarda
düz yolda düşerim de/ koşarım uçurumlarda
istenmedik sulardan içtim,
yasaklanmış dağlardan geçtim, hep telli çitleri aştım, sınırlarda dolaştım
korkuyu ve korkusuzluğu gecelerde öğrendim.
Ben de utanıyorum bazen. öyle, gibi de değil, bir çocuk bile anlar.
Ben de acılar gördüm, ölümler giydim üstüme, karalar giymedim. Güz akşamları renginde bir yas, tuttuğum
Ben de halümce Bedreddinem demiş ozan/
ben de halümce ben'im, kime ne?
Başa dön
kukulkan
Yazar


Kayıt: Aug 20, 2007
Mesajlar: 850

MesajTarih: Pts May 26, 2008 11:56 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

... ve insanlar,
korkularından ve yenilgilerinden yaratırlar efsaneleri
ve insanların efsanelere inanmasının nedeni budur.
Başa dön
mavilale
Yazar


Kayıt: May 26, 2007
Mesajlar: 230
Nereden: Muğla/Yatağan

MesajTarih: Prş May 29, 2008 5:05 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Hala direnmekte can! Bütün görünmelere...
Başa dön
Mesajları göster:    Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Kişisel Tüm saatler GMT +2 Saat
Sayfa Önceki  1, 2, 3, 4, 5  Sonraki
4. sayfa (Toplam 5 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Benzer Başlıklar
Başlık Yazar Forum Cevaplar Tarih
Yeni mesaj yok Kırık mızraklar Yagmurca Okunası Kitaplar 0 Cum Şub 16, 2007 9:15 am
Yeni mesaj yok Kanadı kırık kuş merhamet ister Karakutu Duyurularınız 10 Sal Tem 25, 2006 5:43 pm

 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com RSS uyumludur RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke