Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Site içi Arama



Google Arama

Karakutu.Com - Arama


Online üyeler
Şu an sitemizde, 61 Üye Adayı ve 1 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Karakutu Forum Son Başlıklar

 Bilginin Muğlaklığı
 TARAF OLMAK !
 Divan edebiyatı üzerine konuşalım
 Her şeyi açık etmek
 Futbol Sadece Futbol Değildir
 Antonio Machado
 LAİKLİK YA DA ...?
 Sevmek ya da Sevmemek...
 SAKSI ÇİÇEKLERİ
 Siyasal Simge olarak Türk Bıyık Çeşitleri
 Vincent Van Gogh / Theo'ya Mektuplar
 Osmanlı'dan Miras- Türkiye'de Yönetici Sınıflar
 MÜSLÜMAN ESKİSİ
 İstihzanın psikosu..
 MİLATLARIMIZ
 Sanatçı küstahtır
 RODİN VE CLAUDEL=TRAJİK BULUŞMA
 Firavun, Musa ve deveyi kesen 9 kişi
 İdeoloji ve İdeolojik İnsan
 Aynalı sazan parlıyor...

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Üyelerimiz
Hoşgeldin, Misafir
Üye Adı
Şifre
Güvenlik Kodu: Güvenlik Kodu
Güvenlik Kodunu Girin

(Üye olabilirsiniz!)
Üyelik:
Son Üyemiz: canejackie
Bugün: 0
Dün: 3
Toplam: 20785

Şu An Bağlı:
Üye adayı: 61
Üyemiz: 1
Toplam: 62

Şu An Bağlı:
01 : estonhxt

Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Karakutu.com-Kültür Sanat: Karakutu Forum

Kir...


Kir...
Sayfa Önceki  1, 2, 3, 4, 5, 6  Sonraki
 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Genel
Yazar Mesaj
gifrer
Yazar


Kayıt: Feb 16, 2007
Mesajlar: 358

MesajTarih: Çrş May 07, 2008 11:09 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Kir seçimdir; seçebilene, açık seçik görebilene, seçip seçip serpilene... Ha bu biline !!!
Başa dön
kumsaati
Yazar


Kayıt: Mar 04, 2007
Mesajlar: 298
Nereden: Çöl...

MesajTarih: Çrş May 07, 2008 11:16 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Tanrı der ki: "Efele yanzurune ilel ibili keyfe huliket???"

Neyi seçeyim?
a- Deveyi mi?
b-Yaratılışı mı?


not: Tanrı cümlelerin sonuna ifham/soru işareti koymaz, sadece sorar.
Başa dön
gifrer
Yazar


Kayıt: Feb 16, 2007
Mesajlar: 358

MesajTarih: Çrş May 07, 2008 11:26 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

" La tuharrik bihi lisaneke lita'cele bihi "

Seçimler neyi seçeceklerini seçemezler.
Başa dön
mavilale
Yazar


Kayıt: May 26, 2007
Mesajlar: 168
Nereden: Muğla/Yatağan

MesajTarih: Çrş May 07, 2008 11:51 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Yeni doğmuş bir nehir 50 yıllık bir kiri temizleyebilir mi?
Nil temizledi mi acaba firavunun kirini?
Başa dön
kumsaati
Yazar


Kayıt: Mar 04, 2007
Mesajlar: 298
Nereden: Çöl...

MesajTarih: Prş May 08, 2008 6:55 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver



Mızmızlık birden mızıkçılığa, mızıkçılık da “mızıkacılığa” dönüştü. Gecenin sahipliğini yapan “karanlık” tarafından azat edilmiş birer “Bremen Mızıkacısıydık.” O, eşeği oynamayı tercih etti. Ben, susmayı. O, seçim yapınca ben durakladım. Gecenin içinde parlayan bir çift “sıpa gözden” daha güzel ne olabilir? Sıpa gözlüm…

Bir evvelinde, ceviz ağacına tırmanmıştı yapraklarla saçlarını taramak için. Avucunda bir ceviz ve bugün, bana ceylan gözünden çok daha güzel “sıpa gözlerle” bakıyor. Islak bu gözler. Bakışları da ıslak. Daha demin bir çizgi filmden fırlamış gibi. Anlam vermeye çalışıyor. Bakıyor. “Susabilirim…”diyor. Buna “sonsuzluğu…” da ekliyor.

- “Susma ne olur!” diyorum. “Bak, diyorum. Bak, dört elif miktarınca gürültü yap.” diyorum.

Durgunlaştığını anlıyorum. (Daha demin, bir sürü müzik parçası arasında bir şeyleri aradığını görüyordum.) Kendisini mi arıyor, kendinden bir şeyi mi?
Bıraktı. Müzik döküldü masanın üzerine. Oralı bile olmadı.

Siyah renge takılı kaldı, ruhu-duyguları-siyah gözleri. Bir de iki “o”lu çook kelimesine.

Daha demin bir müzik parçası için çekiştiren o, zorbalığımı gösteren ben oldum. Dillendirdim hatta. “Bunu kabalık olarak kabul et.”dedim.

Güldü. Gülüşüyle benim bu tavrımı kabalıktan kurtardı.

Farklı bir müzik duyuyordum, o an. Aslında zorbalığım bunu duyumsamasına yönelikti. Kabalığımı, onun müziğine “stop” düğmesi yapmaktı amacım.
Oldu.

Sonra…
Sırlı bir metni okur gibi satır satır okumamı istedi gecenin sessizliğini,gecenin ritmini, gecede kendi yüzünü ortaya çıkaracak o tortuyu, o duyguyu, o ğubarı*.

“Ben okuma bilmem..!”diyecek ümmiliğim yoktu. Mecalimde…Sussam, avucundaki cevizi de, Bremen Mızıkacıları hikayesini de , Edit Piaf’ın cüsse ve ses uyumsuzluğunun güzelliğini de param parça edecektim. Saçlarından başladım tecvide . Dudaklarında “bir elif miktarı” , gözlerinde tecvidi “dört elif miktarı” uzattım.

Edit Piaf , “Padam padam’ı “ bıraktı. Bir el işaretiyle alkışı susturan kadın, bu sefer sahnede kendisi sustu.

Bremen Mızıkacıları, mızıkçılığı bıraktı.

Kendisi de gecenin başlangıcında bana dayattığı “Lili Marlen Türküsünden” bile vazgeçti. Duyduğum müziği duymaya duyumsamaya başladı.
Müzik, bir sıpanın ıslak gözleri.
Müzik, “ç” ile “k” arasında iki “o”lu bir susma…
Müzik, iki elin iç içe duruşu.


*ğubar: Hattatların yeni yazdıkları yazıların üstüne serptikleri bir çeşit toz.

not:
Danstan kimseye söz etmeyeceğim. Yok…söylemeyeceğim.
Başa dön
peruza
Yazar


Kayıt: Aug 19, 2006
Mesajlar: 453

MesajTarih: Prş May 08, 2008 10:17 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Mahrem kirlerin ifşasıyla nispet yapmak, nispet yapılanı kir münkiri etmez mi?
Başa dön
bodosalbatros
Yazar


Kayıt: Oct 28, 2006
Mesajlar: 419
Nereden: kuyu'dan

MesajTarih: Cum May 09, 2008 9:49 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

...

En son bodosalbatros tarafından Cum Hzr 20, 2008 12:52 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Başa dön
gifrer
Yazar


Kayıt: Feb 16, 2007
Mesajlar: 358

MesajTarih: Cum May 09, 2008 1:31 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Biz canlıların cehennemi gelecekte var olacak bir şey değil, eğer bir cehennem varsa, burada, çoktan aramızda; her gün içinde yaşadığımız, birlikte, yan yana durarak yarattığımız cehennem. İki yolu var acı çekmemenin; birincisi pek çok kişiye kolay gelir: Cehennemi kabullenmek ve onu görmeyecek kadar onunla bütünleşmek. İkinci yol riskli: Sürekli bir dikkat ve eğitim istiyor; cehennemin ortasında cehennem olmayan kim ve ne var, onu aramak ve bulduğunda tanımayı bilmek, onu yaşatmak, ona fırsat vermek.
Görünmez Kentler'den

Kir'in Kaderi, Kir'in Kederi
Başa dön
kumsaati
Yazar


Kayıt: Mar 04, 2007
Mesajlar: 298
Nereden: Çöl...

MesajTarih: Cum May 09, 2008 7:10 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver


Durulanacak bir ortam mı arıyor insan?
Pek sanmıyorum.
İlkel ayinlerle barınaklar yaratıyor kendine. Kurşun döktürür başından aşağı. Suyu yirmi dört saatlik günlerinin her bir saatinden damıtır. Ne kadar geçmişten gelirse bu su kendi çocukluğuna bu kadar yaklaşır. Çocukluk, herkesin cadılar şehridir.

Büyür anılar insanın cüssesinde. Kendine bir cehennem arar. Aradığının farkında değildir ama. Bir şey bulur, dener ve cehenneminin inşasına mı; masallar diyarında yaşayan ALİS’in “Harikalar Diyarına” mı başlamıştır, bilinmez. Bilinen şey insana bir şeylerin ya dar geldiği yada çok bol.

Ritüele dönüştürülen sevaplar. Günahlar…Ritüelleştirilen haftalık çamaşır yıkama günleri. Kara Çarşamba, akşamları tırnak kesme …vb. bir sürü şey. Kutsallık atıfları. İnsan nasıl da kendine bir din yaratıyor, tanrısız. Hayatının her tarafına yayılır çocukluğunda bu ihtiyar dünyadan çaldığı kokular, korkular, dokular, tatlar.

Ve cehennemin inşası öyle bir hızlı sürer ki. Ezbere yaşanan her bir gün bu duvarı biraz daha kalınlaştırır. Yükselen duvarın arkasında kalan kimsesizliğimiz, eğilip bükülmelerimiz, islerimiz, sislerimiz, duvara yapışan hislerimiz, gizlerimiz…evet bizi biz eden kirliliğimiz/kirlerimiz bizden intikam alıyor.

Geçmişten getirdiğimiz ruhlarla kendi ruhumuzu kirletiyoruz
Farkında değiliz.
Biz diye bir şey var mı, yok mu? Bilmeyiz.
Toplumun ve en yakınlarımızın ifrazatıyız.
Şükrederiz.
Doğmadan hazırlanan bir kefenin içinde kendimize yaşama alanı belirlemeye çalışırız.
Kefeni şekillendirir, deli gömleğine çevirir öyle giyeriz.
Seviniriz.

Cehennemi inşa eder(burada burada…başka yerde değil.burada…) anahtarını bir büyük anneyle torunlarına uzatır,
Saçları ıslak , çırılçıplak birkaç kız çocuğu ayini izleriz,
Kirlerimizi ilkel bir ayin gibi severiz.
Başa dön
kumsaati
Yazar


Kayıt: Mar 04, 2007
Mesajlar: 298
Nereden: Çöl...

MesajTarih: Cum May 09, 2008 7:21 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

peruza demiş ki:
Mahrem kirlerin ifşasıyla nispet yapmak, nispet yapılanı kir münkiri etmez mi?


İsabet ettirmemişsem NİSPETİMDE,kabul.MÜNKİRİM...
Başa dön
bodosalbatros
Yazar


Kayıt: Oct 28, 2006
Mesajlar: 419
Nereden: kuyu'dan

MesajTarih: Cmt May 10, 2008 8:45 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

...

En son bodosalbatros tarafından Cum Hzr 20, 2008 12:53 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Başa dön
kumsaati
Yazar


Kayıt: Mar 04, 2007
Mesajlar: 298
Nereden: Çöl...

MesajTarih: Cmt May 10, 2008 10:53 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

“Lili Marlen Türküsü sadece ve sadece benim şarkımdı.” Bunu söyleyince notaların içinde dolaşma payımı gördüm. Yarıladım. Yarı+sende ,yarı+bende.
Sıra sende
Ve
Sıra bende.

“Lili Marlen Türküsünü” yarılamanın adıydı hisler. Hisleri bir şarkının ta dibine atmanın yeri nedir, bilemem.

Sırası gelen bir şeyler yoktur belki de.
Erteleyeceğimiz ne kadar senlerimiz benlerimiz var? Ne işe yarar bu benler? Ben, afallayan bir cümle sadece. Kurala tabi tutulan, askıya alınan, bir kenara atılan ve “Etnik-i Eterya Cemiyetinin” bizdeki en sevimsiz üyesi.
Zararlı cemiyet.
Ben,
Bizdeki biz olmayan biz.
Ben,
Ağırlık yapan, yoran, terleten alışkanlığımız.
Ben,
Sesini duymak istemediğimiz ses.
Ben,
Mutluluğun avcısı. Vuranı. Tehdit edeni.
Ben,
Sahip çıkmaktan korktuğumuz çakı.
Ben,
“SEN’in” yanına koyamadığımız I.tekil şahıs zamiri, kiri.

“Lili Marlen Türküsü” hangi radyodan çalınırsa çalınsın ses benden çıkar. Dünyaya ben dinletiyorum bu müziği. Frekansı değiştirsem, Zagrep Radyosunun sesi mi kalır gök kubbede.
Zagrep Radyosu,
Lili Marlen Türküsü
Ve
Ben.

Bir de şairlerin bizim kirlerimize ortak olacak şiirleri.
Değiştirsem yıkık kentin çiçeklerinin saksılarını ne olur? Çiçekler mermi üretir yeri geldiğinde ve Bağdat yıkılmıştır. Hangi şehrin sırası geldi kim bilir? Şam’a aşığım. İstanbul, Buhara, Semerkant, Bosna, ve onun “Lili Marlen Türküsü.” Şehirler ve yıkıntıları.

Onun şarkısı ve benim şehirlerim. Sussa, bir bir şarkılar çökecek. Bir bir şarkılar yıkılacak.
Şehirleri işgal eden bir tını. Şarkılar, yalnızlıkla basılır her gece. Ve herkes kendi şarksının salyangozu. Ve herkes bir başkasında kendi izini sürer.

Bulunan şehirler.
Bulunan şarkılar.
Herkes bir şarkı besteler içindeki şehre. Herkes, bir şehir fetheder şarkı bestekarına. Şarkının bestekarı dinleyendir. Şehrin anahtarı şarkının içinde.

Sussan şair kenti yıkmaya başlar.
“Sussan yıkılır bu kent. Kuşlar da gider”

Kentlerin yıkıntıları arasında dolaşan Ahmet Telli’nin şiirini kirlerimize göre değiştirsek ne olur?

Susarsan yıkılır bu kent, kirlerim de gider
Bir çocuk gibi uzanırım gözlerinin içine
Adres bu, kimsesizlik ne demek
Ceviz yeşili olurdu bütün duygular
Kir midir yalnızlık, durmadan kalabalık olurdun
Güler miydik sen bir şarkıda diretirken

Susarsan kim okşar notaları
Kelimeler kimle barışır gece olunca

Hikâyeni düşünüyorum şimdi ve duygularını
Sustuğun yerde bir şeyler kırılıyor
İçimdeki caddelere adımlarını ekliyorum, susuyorsun
Kendime sığınıyorum ve ayak seslerine
Dudakların kalabalığın mahşeri oluyor
Bir de seni ekliyorum susuşlarıma, susuyorsun

Unut selamı saygıyı yürümeyi ve sokakları
Belki seninle değişir tüm hurafeler
Geriye siyah bir renk kalır,
Konuşan, konuştukça dilenen saçlar
Tadını bilmediğimiz hisler kalır yalnız
Yalnızlığımıza alırız onları, kirletiriz.
Çıplak bir sandalyeyi giydiren bir kadınız her akşam

Susarsan Bağdat peçeli bir kadın olur acılarıma
Bir ceylan sessizliği olur burada aşklar

Burnu akan çocuklar olur dokunduğun aşklarda
Kendini sıkıştırmaya çabaladığın çerçeveler
Ve duvara bir çivi çakılıyor tüm kadın parmaklarıyla
Fotoğraflar çerçeveler yerine kadın günahları
Ve bana aşk anlatılıyor tüm susuşlarında
Gel-gitler yalpalamalar yerine aşk hikayeleri
Bir lili marlen türküsü bir zagrep radyosu şimdi uzak
İşgali ve devrimi hatırlatıyor çarpan kalplere


Susarsan yıkılır bu kent kirler de ölür
Bir tufan olurum sustuğun her yerde

Şiirin ağzını burnunu büktük kendi emellerimiz için. Lakin, “susma” kelimesinin geçtiği dizeleri bozmadım. Bozamaya kıyamadığım bir dize daha var:
Sokul yanıma sen, ellerin sımsıcak kalsın”


not: Ceviz ister misin?
Başa dön
bodosalbatros
Yazar


Kayıt: Oct 28, 2006
Mesajlar: 419
Nereden: kuyu'dan

MesajTarih: Pzr May 11, 2008 8:21 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

...

En son bodosalbatros tarafından Cum Hzr 20, 2008 12:54 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Başa dön
mavizeytin
Yazar


Kayıt: Mar 21, 2007
Mesajlar: 105

MesajTarih: Pts May 12, 2008 10:37 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Başkalarının kiriyle, arınmaya çalışırız bazen; ama sandığımız gibi arınmayız

sadece biraz daha kirleniriz...
Başa dön
gifrer
Yazar


Kayıt: Feb 16, 2007
Mesajlar: 358

MesajTarih: Pts May 12, 2008 10:44 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

biz onunla

ayrı çöplüklerin itiydik

kafiye çöplüklerinin

kayıp itleri

sen değersiz olan

ben gereksiz olan

dörtlüklerse inadına

hep tertemiz kalandı


Şimdi En Kirli kim?
Başa dön
kumsaati
Yazar


Kayıt: Mar 04, 2007
Mesajlar: 298
Nereden: Çöl...

MesajTarih: Pts May 12, 2008 6:02 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Evet, cehennemi oluşturduk bir yerlerde susarak yada konuşarak. Sonra bir başkasının kirine ortak olduk, sofrasına oturur gibi.

Kirlerimize biçtiğimiz bunca değer. (ki kaçmak da bir değerdir.) Kirlerimize mesafeli bakışlarımız. Kendimize yakın durmaktaki bunca korkumuz…

Bir şiirin çöpçülüğünü yapmak gibi bir şey bizim kir anlayışımız. İmgeyi elimize almaktan korkmadan, eldivensiz evirip çevirirken bir parçamız oluveriyor bu. Yıkamayı düşünmediğimiz bir şey oluveriyor bu. Alışıyoruz. Bir daha yaklaşıyoruz bir başkasının “başkalığına” ve tanıdık o kadar şey var ki orda da…Çömeliyoruz.

Mevsimlerin gidişatına bakmadan çiftçilik yapıyoruz duygularımızda. Tarla uzun. Yer verimli, hisler yeşerecek. Kirli olan her şeyi buraya ekiyoruz. Şiir çıkıyor ortaya, soytarıca dizeler, kokulu imgeler, rüyalar, aşklar…tertemiz şeyler…

Evet …evet…tertemiz şeyler.
Başa dön
bodosalbatros
Yazar


Kayıt: Oct 28, 2006
Mesajlar: 419
Nereden: kuyu'dan

MesajTarih: Sal May 13, 2008 12:45 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

...

En son bodosalbatros tarafından Cum Hzr 20, 2008 12:55 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Başa dön
kumsaati
Yazar


Kayıt: Mar 04, 2007
Mesajlar: 298
Nereden: Çöl...

MesajTarih: Sal May 13, 2008 7:22 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver



-Neyi ?
-Kimi ?

Bunlar belirtili (belli olacak olanı) nesneyi doğuran sorular.
Yüklem ne işe yarar “nesnesi” yoksa?
Eksiltili cümlelerin, Bileşik cümlelerin, Sıralı cümlelerin, hatta anlamca olumlu-olumsuz/şekilce bozuk-yamuk cümlelerin yüklemi de olabilirsiniz.
Ne işe yararsınız bir “nesneniz” yoksa…?

Yo…yo, öyle rasgele bir nesne değil. “Ne ve kim?” sorularına da cevap verebiliyorsa yüklem, biz bu yüklemi adam yerine koymayız. Seçim yapamayıp rasgele/olağan/sıradan “Belirtisiz nesneleri” özneleştirecek bile olsa da bu “yüklemi”, adamdan saymayız.
Bu yüklem, “binek yüklemidir.”
“Hamal yüklemidir.”
Ve sadece “yük katarıdır.”

Tüm Üniversite sorularında boy gösteren yüklemlere bir uyarı kıyağımız olacak.”Belirtili nesneleri biraz daha belirtin. Belirtili nesnelerden güç alın. Karadut çalın. Damağından, dudağından. Evet …Yükleneceğiniz nesneye dikkat edin! Belli mi, rasgele mi?”

“Neyi ve kimi?” sorularına rastlayan her yüklem mesuttur, mesrurdur, ballı yüklemdir.

Ey ahali!
Ne ve kim?” soruları soru mu ya hu?
Kalabalık yaratır bu sorular. Kalabalık olan ve kalabalıkta kuyruğa giren sorular/ifhamlar.

Dilbilgisi kuralları düdüğü çalar:
- “Önce özne…önce özne! Hoppala…Ulan, önce ÖZNEEE dedik ya hu! Bak Belirtisiz nesne, gelirsem oraya…???Geç yerine geri zekalı tümleç…geeeç.!!!”

Dilbilgisi kuralları,
Özneler,
Sözde özneler,
Nesneler, yüklemler
Ve
Sen.

Kuyruğa geçmediğim tek yer sensin. Bak, farz-ı misal:
- Kimi?
- Seni.

Dilbilgisi kuralları yırtınıyor.
“Kimi...diyor kimi??? “ ,”Bu sorunun muhatabı kim? Bu soru mu şimdi?” diyor. “Yüklem nerde, yüklem…?”

- Yüklem mi? Peki…

Örn.

Özledim.( kimi?)

Arıyorum.(kimi?)

Bekliyorum.(kimi?)

Hissediyorum.(kimi?)

Görüyorum.(kimi?)

Kazıyorum.(kimi?)

Çiziyorum/boyuyorum.(kimi?)

Düşünüyorum/tasarlıyorum/allem edip kulem ediyorum/yaşıyorum…
Ve…

SEVİYORUM.
(kimi???)
Elbette SENİ.

not: Belirtili nesnenin en yalın haline ne çok yakışıyor gülüşün, Sen(i) zamirin, damağındaki dut kekremsiliği ve şu kalabalıktaki mmmmırıldanmaların.(mmmmmmmmmmmmmmmm…)
Başa dön
bodosalbatros
Yazar


Kayıt: Oct 28, 2006
Mesajlar: 419
Nereden: kuyu'dan

MesajTarih: Sal May 13, 2008 10:42 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

...

En son bodosalbatros tarafından Cum Hzr 20, 2008 12:56 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Başa dön
tu_ce
Yazar


Kayıt: Jan 15, 2006
Mesajlar: 837

MesajTarih: Çrş May 14, 2008 6:31 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Kafka'nın kirli sözcükleri olmasaydı, Milena'sı var olamazdı ki...
Başa dön
kumsaati
Yazar


Kayıt: Mar 04, 2007
Mesajlar: 298
Nereden: Çöl...

MesajTarih: Çrş May 14, 2008 8:40 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Beraberlik

Siz Tanrı’nın sessiz belleğinde bile beraber olacaksınız.

Fakat birlikteliğinizde belli boşluklar bırakın.

Ve izin verin, cennetlerin rüzgârları aranızda dans edebilsin...

Birbirinizi sevin; ama sevgi bir bağ olmasın,
Daha ziyade, ruhlarınızın sahilleri arasında
hareket eden bir deniz gibi olsun.

Birbirlerinizin bardaklarını doldurun;
ancak ayni bardaktan içmeyin...
Ekmeklerinizi paylasın; ama
birbirinizinkini yemeyin...

Beraberce şarki söyleyin, dans edin, coşun;
fakat birbirinizin yalnızlığına izin verin;
Tıpkı bir lavtanın tellerinin ayri ayri olup,
yine de ayni müzikle titreşmeyi bilmeleri gibi...

Birbirinize kalbinizi verin; ama diğerinin saklaması için değil;
Çünkü yalnızca Hayat’ın eli, sizin kalplerinizi kavrayabilir...

Ve yan yana ayakta durun; ama çok yakin değil,
Çünkü bir mabedin ayakları arasında mesafe olmalıdır;
Ve meşe ağacıyla, selvi ağacı,
birbirinin gölgesi altında büyüyemez.'

Halil Cibran.


Batı, bizim çocukları ne dinler, ne de anlar. Anlamak da istemez. Kendi sağırlıklarına ve sığırlıklarına kendilerini kapatmışlarken/kaptırmışlarken bizim çocukların aşklarını mı damıtacak kendi hayatına?

Hayat, sonradan din değiştirmiş bir şairin kelimelerinden akar mısırlı bir kadına. Çizer bu şair çıplak bedenlerin devinimlerini yer yer.
Ve söz daima bir kadınadır. May.
Söz bir kadındır. May.
Söz bir kelime değişikliği ile kelam olur. Tanrıya yakın durur. Tanrı bir kadın yaratır. Adını Cibran bulur. May.

Cibran, mistikliği karıştırdığı kadar karıştırır sokağa. Doğuyu sokağa taşır. Çoğaltır kelimelerini. İçtimaya tabi tutar. Toplanılan her yerde Batıya bir başkaldırı var. Batı, buna bariyerler koydu. Kesti önünü. Duyguyu kim tutar, ne tutar? Bizim çocukların kendilerine ilham verişlerine ve oluşlarına tahammülü olmaz. Olmadı da.Yerden göye kadar metafizik kokar. Fizik ve makaraların f1 ve f2’leriyle uğraşacak ruhu da yoktur vakti de. Ruhu çölün ellerinde. May’da.

Cibran bende, May bende. Bunları nasıl barıştırırım, bilemem. Dijital kelimeler işe yarar mı, bilemem.
Denerim Cibran olmayı.
May olmayı denerim.
Yada,
Biriktire biriktire Cibran’ı, May’ı , aşkı ve olamadıkları /yaşayamadıkları zamanı ve hepsinden damlayan kiri..
Başa dön
gifrer
Yazar


Kayıt: Feb 16, 2007
Mesajlar: 358

MesajTarih: Çrş May 14, 2008 11:29 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Yıkık dökük kelimeler içinde harabe olmuş ruhum, ne en doğru cümleyi kurabilir ne de tertemiz kalabilir.
Kirler sığınak mıdır, sağanak bir yağmur mudur?
Perdeleri kaldırdığımda tüm çıplaklığıyla önüme serilen o manzara körlüğüm müdür ?
,gördüğüm müdür?

Kirler kördüğüm müdür, çözdüğüm müdür?

"Aşk bir hırsızdır, aşk bir sürüngendir... " cosi fan tutte
Başa dön
arascan
Okur


Kayıt: Jan 14, 2008
Mesajlar: 27

MesajTarih: Prş May 15, 2008 10:37 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

sen miydin o yalnızlığım mıydı yoksa
kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi
dilimizde akşamdan kalma bir küfür
salonlar piyasalar sanat sevicileri
derdim günüm insan içine çıkarmaktı seni
yakanda bir amonyak çiçeği
yalnızlığım benim sidikli kontesim
ne kadar rezil olursak o kadar iyi

kumkapı meyhanelerine dadandık
önümüzde altınbaş altın zincir fasulye pilakisi
aramızda görevliler ekipler hızır paşalar
sabahları açıklarda bulurlardı leşimi
öyle sıcaktı ki çöpçülerin elleri
çöpçülerin elleriyle okşardın beni
yalnızlığım benim süpürge saçlım
ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi


baktım gökte bir kırmızı bir uçak
bol çelik bol yıldız bol insan
bir gece sevgi duvarını aştık
düştüğüm yer öyle açık seçik ki
başucumda bir sen varsın bir de evren
saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi
yalnızlığım benim çoğul türkülerim
ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi

Can YÜCEL
Başa dön
bodosalbatros
Yazar


Kayıt: Oct 28, 2006
Mesajlar: 419
Nereden: kuyu'dan

MesajTarih: Prş May 15, 2008 6:42 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

...

En son bodosalbatros tarafından Cum Hzr 20, 2008 1:05 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Başa dön
kumsaati
Yazar


Kayıt: Mar 04, 2007
Mesajlar: 298
Nereden: Çöl...

MesajTarih: Pzr May 18, 2008 1:40 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver



Kimsin?
Nesin?
Necisin?
Ne zaman aklıma düşse alınganlığın ve korkuyla var ettiğin duyguların, duraklarım. Bu durak çok uzun bir siren sesi değil. İnenlerin ve binenlerin olduğu bir yer de değil.
Öyle düşünür, bilete isim yazarım, ki yolculuk gönül boşluğunadır. Karadelik gibi uzayı içine alır. Uzay, seni tanımlayabileceğim bir şey olur. Meteorlar, kuyruklu yıldızlar , Samanyolu, siyah beyaz bir fotoğraf, inadına bakımlı boyalı/permalı saçlar, sevdiğim ve dilime doladığım renge batırılmış bir buluz…
Böylelikle kendini tanımlıyor/tamamlıyorsun.

Kimsin?
Önemli değil inan, senin “kim olduğun?”.
Ne olduğun önemli:
Kemiren,
Kirlenen,
Onaran,
Hayal/hayalet,
Dişi/kadın,
Kamçı,
İz,
Çarmıh,
Renk,
Tat,
Koku,
Ses,


Kalabalığa karıştığını bildiğim zaman kimsenin yandaşı değilsin.
İş icabı saçma sapan cümlelerde gezindiğinde kimsenin tellalı değilsin.
Durduğun yer kimsenin dünyası değil. Kimsenin evi değil.
Kalabalıklardan, böyle düşünerek sıyırır alırım seni.
Kalabalık sen misin, sen mi kalabalıksın?
İntikamım hangi güruhtan olacak?

Yalıtılmış bir varlık olarak düşünürüm seni.
Kimsesiz.
Sessiz-sedasız.
Yönsüz.
Bağırtısız-çağırtısız.
Öyle düşünürüm seni,
ki varlık sebebin düşüncemin yontulması.

Sokağa çıktığın an yağmur yağmaya başlar.
Hava bozulur.
Gün değişir.
Zaman ıslanır
Yanakların da öyle.
Öyle ıslatırım hayalleri,
ki sokağa çıkışın yağmur sebebidir.

Kimsin?
Nesin?
Necisin?
Bu kadar saçma sapan soru dizisine ne cevap verilir?
Cevap yanlışın karası,
Karanın da yanlışı…
Her kimsen ve her neciysen seni hayalet olmaktan kurtaracak kadar beynimde kocaman bir kara parçası var. Dört tarafı düşünceyle çevrili bir isim parçası.
SEN.
Başa dön
kumsaati
Yazar


Kayıt: Mar 04, 2007
Mesajlar: 298
Nereden: Çöl...

MesajTarih: Pts May 19, 2008 12:33 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Azalırım.
Köşeye sıkıştırılmış bir hırsız kadar çevik olur bazen duygularım. Bir banka soygunundan yeni çıktım. Takip edildim ve bir yerde kıstırıldım. Çaldığım paraları çok da önemsemiyorum şu an. Bu paralar tehlike anında bana yükten başka bir şey değil. Ve bu paralar, şu anlık başımın belada olmasının yegane sebebi. Tercihim paradan yana değil. Şimdilik…

Seslerle beni tehdit ediyorlar, uyarıyorlar, akıl veriyorlar.” Bir delilik yapma, teslim ol…teslim ol! Etrafın sarıldı. Kaçamazsın…teslim ol!”

Sesler metalik cızırtı şeklinde ulaşıyor kulağıma.
Ben konuşamıyorum.
Onlar, bağırıyor.
Konuştuklarını zannediyorlar.
Konuşma fırsatı bile vermiyorlar bana. Konuşsam dinlemeyecekler ve anlamayacaklar. Operasyonu tamamlama peşindeler.

Banka soymadım. Para çalmadım. Nedir bu sesler peki???
“Teslim ol…teslim ol…etrafın sarıldı. Teslim ol…!!!”
Başa dön
bodosalbatros
Yazar


Kayıt: Oct 28, 2006
Mesajlar: 419
Nereden: kuyu'dan

MesajTarih: Sal May 20, 2008 9:39 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

...

En son bodosalbatros tarafından Cum Hzr 20, 2008 1:06 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Başa dön
gifrer
Yazar


Kayıt: Feb 16, 2007
Mesajlar: 358

MesajTarih: Sal May 20, 2008 5:41 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Duru bir yalnızlık
gözlerimde ki

kirli bir bakış
senin gördüğünse...

ikisi de birbirinin aynası. Birbirlerinden habersiz.
Başa dön
gifrer
Yazar


Kayıt: Feb 16, 2007
Mesajlar: 358

MesajTarih: Sal May 20, 2008 5:49 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Denesek. Risk alsak. Yanılsak. Fark etmez.
Başa dön
kumsaati
Yazar


Kayıt: Mar 04, 2007
Mesajlar: 298
Nereden: Çöl...

MesajTarih: Sal May 20, 2008 6:19 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Deneydeyiz...

"Yaklaşın, yaklaşın...
Patlayabilir.
Patlasın."
Başa dön
gifrer
Yazar


Kayıt: Feb 16, 2007
Mesajlar: 358

MesajTarih: Sal May 20, 2008 7:37 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

kelimeleri zincir yapıp denizin dibine atsak
sonra çıkan her fırtınada ,
zincirlere yapışsak.

şair nedir?
zincirlerin üstündeki kir, pas mı?

halkaları geçiren nedir?
Başa dön
kumsaati
Yazar


Kayıt: Mar 04, 2007
Mesajlar: 298
Nereden: Çöl...

MesajTarih: Sal May 20, 2008 8:32 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

“Kendini zorlama…Kendini zorlamanı istemiyorum.”

Tuttum kendimi, –tutmaya çalışıyorum daha doğrusu- sendelemeyle yürüyen kendimi, yürümek istemeyen kendimi, dışarıya baktığım pencerenin camında tırmanan/kaykay yapan kendimi, gördüğü şeyleri kafatasının sürekli kuzey tarafına yapıştıran kendimi, kendimle alıp veremediğim bir çok şeyi olan kendimi, bir fasulye tohumunu toprağa gömerek bulutlara tırmanmayı düşünen kendimi, içimdeki dünya ile dışımdaki dünyayı Donkişot’un şövalye kitaplarından çalan, inadına bu dünyada olmayan Dülsinea’yı hayatının merkezine oturtan kendimi…

Ve hiçbir şeye zorlayamadığım “ilk-el” benliğimi.

Zorundalıkların içinde debelenmeden, “su-ateş-tahta(?)”düzleminde olağan seyirlerle bir şeylere alışacak, bir şeylere entegre olacak, bir şeylere bukalemunluk yapamayacak kendimi…
Suyun ve ruhun kaldırma kuvvetine alışamayan kendimi,
Ateşin yakıcılığını başka şeylerde bulan kendimi,
Taşın sertliğine,
Havanın yakıcılığına,
Orhan Veli’nin “Böyle havalar …”dediği bu havalara,
Tuzun tuz oranına alışamayan kendimi,
Zorlayamam, zorlamam.

Bu zorluklara gelemeyen “ilkel” yaradılışlı, kendi beneklerine sığınan yabanı bir atım aslında. Sığınan,sırnaşan, dalaşan, kişneyen, tepinen…

Dağa taşa olan hayranlığım Karacaoğlan’dan gelme.
Gelme” işte bir yerlerden benim bu taraflarım.
Cüneyt Arkın’ın kale burçları uçuşlarından…
Ediz Hun’un sulu göz aşklarından…
Edip Akbayram’ın yırtınarak şarkı söylemesinden…
Arka kenar mahalle çocuklarının porno sinemalarına tüneyişlerinden,
Olmadık bir bacağın ve kalçanın resim olarak şenlendirdiği bir oda duvarından,
Kibariye’nln kahkahasından,(bu kahkahada üryan bıraktığı garibanlıktan)
Öyle…
ve
Tanrıyla olan tüm diyaloglarımdan,
“Sayın tanrım, gerçi her şey sana malumdur gene de…” ile başlayan “arz ederim” li dilekçelerime bakarsanız, zorunlu bir nefes alıp-verişlerimin pek de olmadığını görürsünüz.

Yine bu dilekçelerin ek bölümlerinde, çaktırmadan baksanız, daima bir kafa kağıdının aslı ektedir.. Ve her seferinde sil baştan bir kafa kağıdı çıkarmak için yaşadığım muhitin nüfus müdürlüğüne müracaatım söz konusu. Nüfus kağıdı kaybının , kimlik ve kişilik kaybıyla eşdeğer görüldüğü bu gezegende (dünyada) ben, yetkili resmi ağızlara göre ya kişiliksiz bir adamım ya da kimliğini/kişiliğini çok çabuk kaybeden bir herif.

"Kafa kağıdımın aslını ek olarak tanrı istiyor dilekçelerimde.”desem, benim bir jurnalci olduğumu anlayıp kayıtlardan silecekler. İstatistiki zorunluluğum olmazsa fert olmaya dair bir kanıt aramayacaktım.

Sayın tanrım,
Bu söyleyeceklerim, söylediğim ve söyleyecek olduklarım, sana malumdur ama ben yine gevezelik yaparak seni meşgul edeyim. Jurnalliğim sadece sanadır. Kim beni bu anlamda yetki sahibi kılar, senden başka. Bu sana yaptığım bir kıyaktır. Resmiyette kimliksiz, sana karşı da ruhsuzum.

Sayın tanrım,
Bir jurnalciyim.
Yaşadığı gezegenin sırlarını veren bir kıytırık. Anlarlarsa, şairin değimiyle “cinayet sebebidir.” Ha …! “Çek Mustafa çek…!” diye bestelenmiş bir şiiri de var aynı şairin; ama sen, bu tür şeylerle ilgilenmezsin bilirim.
Neyse tanrım, ben mevzüya geçeyim:
Walla tanrım, senin bu oyununu -birileri ki bunlar sence malumdur- kendi lehine çevirmeye çalışıyor. Çalışıyor ne demek –sen de bilirsin ki- kuralları onlar koymaya başladı. Kula özel kanunlar çıkarıyorlar ha! Özel kanunlar. Birilerine “uygundur”, birilerine “aslının fotokopisidir” ifadeli kanunlar. Ve ben bunlara bakarak sırf senin hatırın için katlanıyorum.
Zorlanmıyorum.

Sayın tanrım,
İçinde his-tını olmayan, bol seks ve paraya dayalı ilişkiler kurarlar. Buna aşk derler. (ki değildir, sence de malumdur.) Ruy-i zeminde düğün merasimlerinin gerdek gecesi denen gecede neler yaptıklarını –küçüklü büyüklü olarak- görsen (ki saçmalıyorum ben yine,elbette görüyorsun.) düğünlerine ve “susam sokağında” yaptıkları gürültülere sırf senin hatırın için katlanıyorum, bilesin.(tabii ki biliyorsun. kulluğuma bağışla)
Zorlanmıyorum.

Sayın tanrım,
Zorlanmadan nelere katlanmıyorum ki, bir bilsen!!!(gene saçmalıyorum. Tabi ki biliyorsun.)
Genel evlerine,
Genel evlerine çe