Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 40 Üye Adayı ve 2 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 Fazıl Hüsnü Dağlarca
 Bugün Sokağa Çıktım!
 Edebiyatta Dine Yaklaşımlar
 Kargalar ve Türkler...
 Çakallar ve Araplar
 William Street, birinci sokak
 KORKUYORUM
 NİCCOLO MACHİAVELLİ
 İç...
 Yarış
 Gene Hackman
 Doktor Doktor
 Ahmet İnam'la sıradışı bir sohbet...
 Sömürünün kavramları
 Halide Nusret Zorlutuna ile yeniden
 Mutfak kitapları
 FELON
 Kalbin hafızası var mıdır?
 Dahası ne?
 Ayaklarının üstünde

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Karakutu.com-Kültür Sanat: Karakutu Forum

Bes-Kapital


Bes-Kapital
Sayfa Önceki  1, 2
 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Vesaire
Yazar Mesaj
ilhann
Yeni Üye


Kayıt: Aug 20, 2006
Mesajlar: 25
Nereden: istanbul

MesajTarih: Çrş Tem 09, 2008 11:57 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Süslü püslü cümleler kuramam.. Sadece hasretle beklediğimi söylemek isterim...
Gelirken gıygıyını da getir.. Ben bağlama sen gıygıy bi kapışalım Very Happy
Başa dön
issinabi
Yeni Üye


Kayıt: Feb 13, 2008
Mesajlar: 62

MesajTarih: Prş Eyl 18, 2008 2:11 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Câhid fillâhi ahi, câhid in kunte takiyye
Temlik âfâke’d-Dunye, ve telâkillâhe radiyye…

(Onunla Yaşar Onunla Ölürüm- Mustafa Demirci)

Seksenli yılların sonları… Doğmuşum bu yıllara kadar gelmişim. Neden ve nasıl, herhangi bir fikrim yok. İlerisi ne olacak, daha doğrusu “ileri” gibi bir kelime var mı hayatımda, ilgilenmiyorum. İlkokulu bitirdiğimde, şimdi bakıyorum da, sadece okumayı yazmayı öğrenmişim. Gerisi hır gür ve zaman kaybı. Babam imam, arkadaşımın babası da, diğerinin de, berikinin de. Dört beş imamın çocuğu beraber takılırdık, ruhban sınıfı gibi. Ramazanlarda oruç bozma merasiminin başını ben çekerdim. Çünkü zordu. Hayır, zor da değil, havası güzel ama gereksiz bir şey. Bozsam ne? Babam imam. Bozsak ne? Ruhban sınıfını oluşturuyorduk. Sahuru yapar, birkaç saat sonra okul için uyandırılırdık, açlıktan ölmek üzereyken. Lan daha iki saat önce tıka basa yemek yedin! Ne açlığı? Uyandıktan sonra yarım saate kadar bozdum bozdum, bozamadımsa öğle arasına kalır iş. Öğle arası takımı toplar kuytu köşede tıkınırdık. Tuttuğumuz günler de olurdu. Bazen bozmaya fırsat ve ortam bulamamaktan, bazen de harbiden tutmak isteyişimizden. Çocuktuk…

Ne bereketli sofralarımız olurdu. Bizim oralarda yemekler tek çeşit çıkar. “Bu gün ve var?” “Çorba.” “Tamam.” Ama ramazanlarda sırası gelemeyen tabaklar da olurdu. Oysa aylık gelir aynı. Evdeki zahire aynı. Yemeği yapanlar aynı. Ama tonla tabak ve çeşit. İşin bereketi filanında da değildik. Göz doyuyordu. Ha, her bir komşu da birer tabak getirirdi. Belki de bereket dediğimiz olay buydu. Babam hafız. Şimdiye kadar yürürken, otururken hımlar mımlar, mırıldanır ve ayda beş altı defa hatim indirirdi. Hatim indirmek için değil, unutmamak için. O zamanlar da her gün ikindi ertesi kendi okur ben takip ederdim. Her Allah’ın günü bir cüz. Çok sıkıldığım olurdu, onun için parmağımı satırların üzerinde yürütür ama aslında takip filan etmezdim. Babam fark etmiş olacak ki birkaç defa deneyip, fırçayı attıktan sonra takibe başladım. Çocuktuk…

Geçen teravihe gittim. Cami doluydu ve ancak bahçede yer bulabildim. Birkaç adam ve tonla çocuk. Hemen dibimizde zeytin ağacı var. Bizler imama yetişmeye çalışırken çocuklar zeytin tanelerini koparıp üst tarafta bulunan kızlara atıyorlar. Her dört rekat arası da fırçayı yiyorlardı ve çekilecek gibi değillerdi. Yedinci sekizinci rekattan sonra da imamdan koptum. Çocuklar haklıydı aslında. Çocuk ne diye yirmi rekat kılmak için camiye gelsin ki? Çocuk için ramazan, oruç denen olay ne ki? Oyun, eğlence… Biz de çocukken farklı mıydık? Çocuklara bağırıp çağıranlar farklı mıydı? Ben de teravihlere sırf eğlenmek ve gülmek için giderdim. Bir çocuk Allah’ın evinde ne yapar ki? Elbette ki oynayıp eğlenecek. Bir çocuk için oruç ne ki? Elbetteki ilk fırsatta kuytu köşede, eline tutuşturulan orucu bozacak. Çocukken kafir miydik? Müşrik münafık mıydık? Çocukken benim için oruç, gün ortasında kimselere yakalanmadan ve olabildiğince çok kişinin katılımıyla yemeği yiyip suyu içebilmekti. Çocuktuk…

Bazen sırf orucu yiyebilmek için namaz kıldığımız olurdu. Çünkü namaz için abdest gerekli idi ve abdest için su. Ve kurban olduğum Allah, ağzınıza üç defa su alın buyurmuş. Çocuklara, Arşı âladan göz kırpar gibi, o arada çaktırmadan için, der gibi… Bunun hiç mi manevi boyutuna dokunamadık. Otuz gün içinde tek bir gün dahi, eli ayağı düzgün huşû içinde tuttuğumuz olmadı mı? Bilmiyorum, belki olmuştur. Çocukluğumun ramazan ve oruçlarını özlediğime göre olmuştur allalem. Belki de şimdi bozamadığım için özlüyorum. Çocuktuk…

İki haftadır, ikindiden sonra akşama kadar, gece ikiden sonra sabah namazına kadar tüm kanallarda etli sütlü iftar ve sahur programları. Ramazan, oruç hakkında söylenmedik tek bir kelime dahi bırakmadılar. O kadar çok konuştular ki ne diye oruç tuttuğumuzu anlayamaz olduk. Sabır için mi, şükür için mi? Emir diye mi? Aç olanları anlamak için mi? Hayır hasenat yapmayı kolaylaştırmak için mi? Memleket havasını biraz olsun dahi sakinleştirip yumuşatmak için mi? Mazimizi bir daha oturup gözden geçirmek için mi? Tüm seneye yayamadığımız bazı şeyleri yoğunlaştırıp bir ay içinde hazmetmek için mi? Ay içinde muhtelif zamanlarda gökten inen sevap, bağışlanma ve rahmete nail olmak için mi? İşin sağında solunda veya gıyabında duranlara “bakın din diye bir şey var ve bu din bu toplumun bu kültürün ayrılmaz bir parçası” demek için mi? Orucun ramazanın inciği cinciği, donuna kadar her şeyini ortaya serdik. Artık bir gizi, havası kalmadı. Ramazan ve orucu İslam dininin kendine has olan sisteminden koparıp kültürümüze kattık. Teke zortlatması gibi, Antep baklavası gibi, Hatay künefesi gibi, Peri bacaları gibi, kültürümüzün bir parçası artık. Allah’la kul arasında olan bir tarafı, bir boyutu kalmadı artık. Sabra, şüküre, yardıma, sukûnete, mukabeleye, berekete, kardeşliğe, anlayışa, musamahaya oruç ve ramazandan paylarını verince geriye ruhumuza ve Allah’a bir şey kalmadı. Belki de spastik özürlü bir ruha sahip olan benim ve mızmızlık yapıyorum. Hasılı, çocuktuk…

Babamın imam olması avantajıyla caminin her tarafını çok rahat bir şekilde kullanabiliyordum. Çoğu geceler alır çayımızı minareye çıkar, şerefede köy manzaralı muhabbetler yapardık. Gökte ve en kutsal kelimelerin fezaya salındığı mekanda çamur ve toprak kokan cümleler kurardık. Çocuktuk ve bizim için “kutsallık” denen olay çarpılmaktan öte bir anlam taşımıyordu. Ancak ruhban sınıfındaydık ve psikolojik olarak yırtıyorduk. Belki de bundandır gözünün yaşına bakmadan oruçları bozuşumuz. Oysa kutsala karşı bu lakayıt, sulu, terbiyesizce tutumumuzun faturasını yıllar sonra çarpılarak ödeyecektik. Çocuktuk…

Bir imam çocuğu olmak bayağı zor. Çünkü duymadım, bilmiyorum gibi bir mazeretiniz asla olamaz. Köy gibi bir yerde herkes sizden, diğer çocuklara nazaran daha farklı ve üst seviyede bir şeyler bekler. Yükünüz de gittikçe ağırlaşır. Birileri için çok çarpıcı gelen cümleler sizin için çok sıradan, tanıdık, tuzsuz ve ruhsuz gelir. Daha ilerdeki yaşımızda havaya girebilmek için din adına ne varsa her şeyi sıfırdan ve yeni cümlelerle kurmamız gerekti. Çocukluktan farkında olmayarak üzerimize atılan yük, ileri yaşlarda en olmadık girdapların içine soktu bizi. Her şey bildik ve tanıdık.

Cuma günleri minbere çıkan imamı dikkatlice dinlerim ne diyecek diye. Oysa 15-20 dakikada okuduğu şeyler değer olarak onu, minberin tek bir basamağına dahi çıkaramaz. Çünkü en önemli ve hayati namazlardan biri olan Cuma namazını da mantı gibi, cantık gibi kültürümüze kattık. Kültürel bir faliyet ve başka boyutlar aramak, beklemek beyhude. Düşünün ki minberde duran veya cemaate namaz kıldırmak için mihraba geçen imam, başında hâlâ poşeti içinde, jelatini çıkartılmamış bir fes giyiyor. Ben bu imamdan ne bekleyebilirim. Bu kadar terbiyesizce bir tutum içinde olabilir mi bir imam. Aldığı maaşın, durduğu yerin hesabı sorulmaz mı? Jelatini içinde duran bir fesle dua eden bir imamın hangi cümlesine amin diyeyim. Çok basit ve ayrıntı bir şeymiş gibi duruyor ama imamın bu tavrı aslında yaptığı işi ne kadar ciddiye aldığını da gösteriyor.

Diyanet işleri başkanının giydiği cübbeye de bir bakın. Yanına bir papaz koyun ve hangisinin yaptığı işi daha ciddiye aldığını bir düşünün. Görüntü yok, ruh da yok. Kara kuru bir çamurdan manevi dünyamıza renk katacak, gönül dünyamızda yerini alacak, yüreğimizin tellerine dokunabilecek bir cümleyi nasıl bekleyebiliriz. Her şey, din dahi iç tüzük gereğince icra ediliyor…

Okulda, Kuran hocası bize, Hindistan’ı keşfetmiş edasıyla bazı harflerin mahreçleri hakkında talimatlar veriyor. Amaç kıllık değil ama madem sınıftayız ve üniversite gibi bir ortamdayız, o halde bazı şeyleri tartışmak ve netleştirmek gerek. Hocam, diyorum, tüm Ortadoğuyu, Arapça konuşan tüm milletleri gezin, öyle telaffuz edilen bir harfle karşılaşamazsınız. Kıraat imamlarından giriyor, dönüp dolaştırıp Âsım’a getiriyor lafı. Lan yemişim Âsım’ı! Hz. Osmân bile farklılığı ortadan kaldırmak için diğer altı kıraat şeklini yakıp kül etmiş. Âsım kim? Ancak hoca, dünya çapında yapılan kuran okuma yarışmalarında jüri. Ağzının kenarıyla, kenarı bile denemez, başka bir yerinin kenarıyla sırıtıyor gibi. Kimsin ve işte kantar çık, bakalım kaç çekiyorsun, der gibi. Oysa orada arap olan benim. Ve o mahreçlerle okuduğu kelimelerin Arapça bir karşılığı yok. Türklere has bir kıraat. (Türkçe ibadet diyenler, zaten Türk ağzıyla ibadetinizi yapıyorsunuz. Okuduğunuz çoğu kelime zaten Arapça değil.) Hamsi gibi, mahya gibi, hoş geldin ya şehri remezan gibi kültürün bir parçası artık. Şimşir kafalı, yine bildiğini okuyacaksın ama bari bir dinle. Benim dilimi bana mı öğreteceksin, hem de hava atarak… İç tüzük…

Bir başka hoca sınıfta subhaneke’yi okutturuyor bir kıza. Henüz subhaneke üzerinde gün bitirilen bir okulda din adına bir şey çıkmaz. Dört beş yılınızı vermenize gerek yok. Açın bir ilmihal, bir Asım Köksal, telafi eder. Kızın örtüsü ağzını kapatmış. Kız “Allahumme” derken, hoca, “dur” diyor, “ağzını aç, mim harfinde dudaklarının aldığı şekli görmem gerek.” Böylesi bir sınıfta benim işim ne! Böylesi bir hocanın öğrencisi olmak bir utanç. Hoca çok ciddi. Aklınca yaptığı işi çok ciddiye almış da öyle yapıyor. Yaptığı işi ciddiye almak budur işte: “Aç! Dudaklarını göreceğim!” Ne diye? Mim harfi arada kaynamasın zira önemli bir harf. Yedi yıl imam hatip okumuşum ve hâlâ mim harfinin dudaklarıma dokunuşlarını görmek istiyor. Hâlâ poşeti içinde, jelatini çıkarılmamış bir beyin. Ve böylesi adamlarla Endülüs’ü konuşacaksınız.

Din, yaşadığı toplumun kültürünü hiçbir zaman göz ardı etmez ve bu kültürü kendi içinde eritir. Ancak kültür dini kendi içinde eritiyorsa, artık on iki ayı da ramazan kılsanız, iftar ve sahur programlarını yılın 365 gününde de yapsanız, ruhunuz poşeti ve jelatini içinde daim kalır. Esner mesner ama bu kabuğunu aşamaz. Ve onun içindir ki ramazan ertesi sultan tahttan indirilir…

Rabbim. Orucumuzu bozmuyoruz artık ama terbiyesizleştik. Yüzsüzlüğümüzü aşmak için sen bize mühlet tanı.

Seksenli yılların sonunu anlatacaktık, açlık izin vermedi…
Başa dön
issinabi
Yeni Üye


Kayıt: Feb 13, 2008
Mesajlar: 62

MesajTarih: Pzr Ekm 05, 2008 10:20 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Öylesi bir ölümü hakketmediniz. Toprağınız bol, mekanınız Cennet olsun.
Başa dön
Mesajları göster:    Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Vesaire Tüm saatler GMT +2 Saat
Sayfa Önceki  1, 2
2. sayfa (Toplam 2 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız

 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke