Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 70 Üye Adayı ve 5 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 Fazıl Hüsnü Dağlarca
 Bugün Sokağa Çıktım!
 Edebiyatta Dine Yaklaşımlar
 Kargalar ve Türkler...
 Çakallar ve Araplar
 William Street, birinci sokak
 KORKUYORUM
 NİCCOLO MACHİAVELLİ
 İç...
 Yarış
 Gene Hackman
 Doktor Doktor
 Ahmet İnam'la sıradışı bir sohbet...
 Sömürünün kavramları
 Halide Nusret Zorlutuna ile yeniden
 Mutfak kitapları
 FELON
 Kalbin hafızası var mıdır?
 Dahası ne?
 Ayaklarının üstünde

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Karakutu.com-Kültür Sanat: Karakutu Forum

AŞK MEKTUPLARI


AŞK MEKTUPLARI
Sayfa Önceki  1, 2
 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Vesaire
Yazar Mesaj
dereotu
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Dec 03, 2006
Mesajlar: 702

MesajTarih: Pzr Şub 03, 2008 5:19 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

" İki gözüm Enver’im!

İki sene İstanbul’da, bir sene Berlin’de, her an türlü üzüntüyle gecen günler… Artık biraz insaflı düşünerek nihayet verme zamanı geldi zannederim. Fakat çok rica ederim “Gel” dite benimle, bu hasta kalbimle eğlenme. Eğer benim mevcudiyetim seni sıkmaz ise gel beni ve anneleri gibi senin başına azim bela olan bedbaht çocuklarını al götür. Ben Kamil ile değil, senin ile izdivaç ettim. Eğer benimle yaşamak istemiyorsan üzülme efendim, “Ben seni istemiyorum, senden bıktım” de, ben de o zaman anlar, senin başından defolur giderim; sen de ben de rahat ederiz. Eğer benimle yaşamak istiyorsan, beni başkaları himayesinde yaşatma. Ben senden hiçbir şey istemiyorum. Yalnız senin yanında bulunmak, seninle beraber yaşamak istiyorum. Kat’i cevabın sabırsızlıkla bekler, ellerinden öperim.

Naciye "
Başa dön
dereotu
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Dec 03, 2006
Mesajlar: 702

MesajTarih: Pzr Şub 03, 2008 5:26 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

25 Mart 1922

"Kağıtsızlıktan sana birşey yazamıyorum"
Enver

21 Mayıs 1922

" Naciye, bana can ver, kuvvet ver, hepsinden mühimi ümit ver"

(gönderilmemiş mektuplar)

25 Temmuz 1922- Satılmış Kışlası

" Naciyeciğim,
Efendiciğim, bugün pek sıkıntılı bir hava. Tuhaf bir sis. Güneş görünmüyor. Düşmanda hareket yok. Henüz sabah. Şu son satırlarımı yazarak mektubumu kapatıyorum. İçine, her gün sana topladığım buranın yabani çiçeklerinden maada, kaç gecedir altında yattığım karaağaçtan kopardığım ufak bir dalı da gönderiyorum.
Seni Huda’nın birliğine yavrularımla beraber emanet ederim, ruhum efendiciğim…

Karaağaca, çakımla ismini yazdım…

Enver "
Başa dön
dereotu
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Dec 03, 2006
Mesajlar: 702

MesajTarih: Pzr Şub 03, 2008 5:29 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Birkaç yıl sonra Enver Paşa'nın ölüm haberi ulaşır...
Naciye Sultan yine de bekler, geleceği günü...

Bir süre sonra ümidi keser ve çocuklarıyla beraber Türkiye'ye döner. Enver Paşa'nın kardeşi Kamil bey'le evlenir.

kaynakça: Can dündar- Yüzyılın Aşkları kitabından aldığım notlar...
Başa dön
uzunyaylali
Sadece Okur Adayı Bölümüne Yazabilir


Kayıt: Feb 05, 2007
Mesajlar: 6

MesajTarih: Pzr Şub 03, 2008 5:35 pm    Mesaj konusu: Re: AŞK MEKTUPLARI Alıntıyla Cevap Ver

kukulkan demiş ki:
Sevgililerin SMS ile mesajlaştığı, aşklarınıi tutkularını, acılarını küçük ekrandaki harflere döktüğü bir çağda aşk mektupları nostaljiktir belki. Elyazısıyla ama öncelikle tutkuyla, özlemle, sevinçle, kederle yazılmış bir aşk mektubu, hele bir de bir düşünür, yazar, müzisyen, ressam tarafından kaleme alınmışsa, bir aşk mektubundan fazla bir şeydir. Ben başlayayım, siz de zenginleştirirsiniz umarım bu başlığı
Başa dön
dereotu
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Dec 03, 2006
Mesajlar: 702

MesajTarih: Pts Şub 04, 2008 12:46 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Sayın uzunyaylali ben yukarıdaki mesajı neden alıntıladığınızı anlamadım açıkcası... Bir an aceba " Enver Paşa" - yazar, müzisyen, ressam- değil de o yüzden mi yoksa neyi vurgulamak istiyor diye düşünmeden edemedim...

Merakımı hoş görüp cevap yazarsanız sevinirim...(Bu köşeyi gereksiz yazılarla doldurmamak için mesajımı bir süre sonra sileceğim.)
Başa dön
kukulkan
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Aug 20, 2007
Mesajlar: 915

MesajTarih: Pts Şub 04, 2008 11:58 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver



ERZURUMLU İBRAHİM HAKKI EFENDİ
1703-1780

Hasankale’de doğdu. Babası <Osman Efendi Siirt’in Tillo köyündeki Şeyh İsmail Fakirullah’ın hizmetine girdi, birkaç yıl sonra Tillo’ya giden İbrahim Hakkı da onların hizmetine girdi. Onların ölümleri üzerine Erzurum’a döndü. Marifetname adlı ansiklopedisinden başka onbeşi aşkın eseri ve bir divanı vardır. 1780’de Tillo’da öldü, şeyhinin yanına gömüldü.

DÖRT HANIMINA YAZDIĞI BİR MEKTUP

İzzetli, hünerli, hakikatli, adamlıklı, şefkatli, hatırlı, gönüllü, asıllı, usullu, akıllı, iz’anlı, hünerli, marifetli, üsluplu, yakışıklı, güzel huylu, tatlı dilli, uzun boylu,, ince belli, kıl ayıpsız hatunum, helalim, Firdevs Hatun’un huzuruna,
Derun-u dilden ve can u gönülden selamlar ve dualar edip ol mübarek hatırın sual ederiz, Huda’nın birliğine emanet veririz. Benim nazlı yar-ı gam- güsarım(dert ortağım), benim şenliğim, şöhretim, benim sevdiğim, keyfim, benim canım Firdevs’im! Neylersin nişlersin, ne keyftesin, ne fikirdesin, ne haldesin, ne demdesin (durumdasın)? Benim güzelim, garip gönlünü ne ile eğlersin? Okur musun, nakış mı işlersin, oynar mısın, güler misin? Benim gönlüm senin hayalinle eğlenir, sen nicesin? Keşke sizi getirsem, bu vilayetleri seyrettirsem, zira sensiz canım rahat olamıyor. Benim güzel keyfim, senden ayrılmak ne çetin ahvalmiş bilmezdim. Hak Taala gönül hoşluğuyla bir dahi dünya gözüyle görüşmek müyesser eylesin âmin… Firdevs, Firdevs, o saçlarını seveyim, Firdevs, Firdevs, o başın seveyim, o kaşın seveyim, o gözün seveyim, o yüzün seveyim, ayıpsız canın seveyim, sakın benden küsmeyesin ki gönlüm sıkılmasın. Kusurlarımı affet, ahiret hakkını helal eyle. Bu uçkuru bana yadigâr mı verdin, yoksa bununla beni bağladın mı? Zira yadigâra ne hacet hiç hatırımdan çıkmadın, gözüm önünde durursun. Böylece apayan gönlümdesin. Allah’a emanet olasın. Bin tabaka kâğıt yazsam seninle sözlerim tükenmez. Hele yavaş, inşallahu Taala, ramazan geceleri sabaha değin sana çok çok gördüğüm, işittiğim hikâyeler söylerim. Her gördüğüm, işittiğim pak şeyleri ve esvapları size layık görürüm; eğer fırsatım olursa alırım, yoksa siz sağ olunuz; birer hamaylı getiririm. Şimdilik mektubum boş olmasın için bir pak bürüncük gömlek göndermiştim, ma’zur olsun. Sizin hevesinize çermiği (kaplıcayı) yaptırırım; inşallah tamam olanda sizinle bir gece anda (onda) çimeriz. Gönlünüz her neye meyve isterse şehirden getirtesiniz, meyvesiz kalmayasanız, haftada iki kere çaylara, bahçelere çıkasınız, hapsolmayasınız, rahat olasınız. Allah’ın birliğine emanet olasınız. Ömrün uzun olsun, âmin ya Mu’in (Ey Tanrım).
Ve izzetli, hürmetli, muhabbetli, hatırlı, gönüllü, asıllı, usullu, akıllı, sabırlı, güzel huylu, tatlı dilli, hanım yapılı, güleç yüzlü, alçakgönüllü dervişim, ehlim (karım), helalim Fatma Hanım huzuruna,
Derun-u dilden ve can-u gönülden selamlar ve dualar edip mübarek hatırını sual ve Huda’nın birliğine emanet veririz. Benim yar-ı garım (can dostum), benim gam-güsarım, benim aklım, fikrim, benim canım, hanım, neylersin, nişlersin, ne fikirdesin, ne haldesin, ne demdesin? Benim yükümü çeken, benim hatırımı sayan, benim ateşime yanan… Selamet kurtuldun mu? Allah emeklerin zayi etmesin, ben isterdim ki senin bu hizmetinde bulunayım; ama takdir böyle imiş. Şimdi bir selamet haberin müjdesini bekliyorum… İstanbul’un suyu ve havası bana hoş geldi; öyle ki gayet şişman kişi oldum. Benim canım helalim, mektubumuz boş olmasın şimdilik sana bir İstanbul gömleği yolladım, ma’zur olsun. Sonra ben gelende görelim ne müyesser olur? Hak Talanın yanında aziz olasınız. Ben senden çok razıyım, Rabbin de senden razı olsun. Cümlemizi Firdevs-i alaya götürsün, melek huylu, alemin nuru hanım. Allah’ın birliğine emanet olasınız, âmin ya Mu’in.

Ve izzetli, muhabbetli,, hakikatli,şefkatli, gayretli, edepli, helalim Belkıs Hatun’a,
Selamlar edip mübarek hal ve hatırın sual edip Huda’ya emanet veririz. Benim ıyaz-ı hassım (içten dostum), benim pak, arı tavırlı yosmam, benim derdimi, belamı çeken emektarım. Keyfin nice, neylersin, ne haldesin, ne demdesin? Bacılarınla hoş tatlı mısın? Hatırım için cümleye izzet, hizmet eder misin? Gülsün Hatun’un (kızları) keyfince gider misin? Sana gene cefa eder mi? Benim yarim, benim Allahlık ehlim, gurbet elde seni unutmam. Sen benim gene evvelki iyaz-ı hassımsın. Hiç gönlüne bir gam ve elem getirme, keyfini aç Allah-ı Taala mu’inin olsun; sağ selamet seni bana bağışlasın. Bir dahi dünya gözüyle görüşmek müyesser eylesin, âmin. İnşallahu Taala ramazandan evvel gelende sizlere birer armağan gönderirim; ama, şimdilik bir İstanbul gömleği gönderilmiştir; Gülsün’e de bir cici mest yollanmıştır. Hemen Allahu Taala cümlenize can sağlığı ve gönül hoşluğu ihsan eylesin, amin.

Ve izzetli, hürmetli, muhabbetli, hakikatli, hatırlı, gönüllü, hizmetli, sabırlı, marifetli, akıllı, gayretli,, şefkatli, güzel yüzlü, şirin sözlü, melek huylu, çelebi kollu, nazik elli, ince belli
Şirin yıldızlı, has odalığım, oğlum annesi, gönlüm cananesi, hatunum ve hanım küçük kadın Züleyha Hanım huzuruna,
Candan selamlar ve gönülden dualar edip ol mülayim hatırın kat kat sual ederiz; Allah’ın birliğine emanet veririz. Benim küçük kadınım, benim âşık paşam, benim gözüm,
Benim sırdaşım, benim dervişim, benim emektarım, ne keyftesin, ne haldesin, neylersin, nişlersin, iyi misin, hoş musun? Allah, mu’inin olsun. Hak Taala canına sağlık, gönlü
Ne hoşluk versin. Tanrı seni bana bağışlasın; bir dahi dünya gözüyle görüşmek müyesser eylesin, amin. Acep cihanda senin gibi var mıdır? Zilhem, Zilhem, o tatlı canın seveyim, o tatlı bakışların seveyim; hiç fikrimden gitmezsin, böylece ayan gönlümnde durursun. Benim nazik aşıkım, senin için yollarda ve İstanbul’da besteler yazıyorum ve öğreniyorum ki inşallah gelende seninle ses sese verelim de türlü türlü besteler, güzel güzel kitaplar okuyalım. Allahu Taalaya aşık olalım, Safalar edelim.
Bir küçük kadın gördüm, hemen sana benzettim, selam sabah ettim, sesi dahi sana benzerdi; senin hatırın için sokak ortasında ana yarenlik edip ahvalini sordum. Bir ihtiyar kocası varmış zindanda, ana ekmek götürürmüş. On kuruş borcunu vererek anı halasa edip sevabını sana bağışladım. Allahu Taala senden razı olsun, zira ben senden yer gök dolusu razıyım. Allah Şeyh Osman!ı (oğulları) bize bağışlasın, amin ve cümle küçük kadınlar sana kurban olsun ve büyük kadınlar bacılarına kurban olsunlar. Benim hakkımda diz bana dünyalar değersiniz. Hak Taala dördünüzü bana dünyada bağışlasın ve ahrette Firdevs-i alada dahi sizi bana versin, âmin ya Errahmanirrahim, dahi ben kimsenin fikrinde ve hayalinde değilim. Bu muhabbetnamem boş gelmesin için her birinize birer bürüncük gömlek irsal olundu, şimdilik ma’zur olsun. İnşallah yakında va’demiz tamamında ağa efendimizden destur alırız ve gelip çermikte sizinle çimeriz; zira bu çermiği sizin hevesinizle yaptırdım. İnşallah elime akça girerse camuş çermiğinde sizin için bir küçük kümbet yaparız. Siz gidende ol küçük çermiği yasağ ederiz. Tenha safayla çimer çıkar, pak olursunuz. Sizinle ol kadar çok sözlerim vardır ki bir ay yazsam tükenmez…

Türk Dili “Mektup Özel Sayısı” Temmuz 1974
Başa dön
kukulkan
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Aug 20, 2007
Mesajlar: 915

MesajTarih: Çrş Şub 06, 2008 11:13 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver


Franz Lizst ile Agoult kontunun karısı kontes Marie de Flavigny 1833’te Paris’te tanıştılar. Kontes iki yıllık kararsızlıktan sonra kontrol edemediği bir tutkunun etkisiyle her şeyi yüzüstü bırakarak Lizst ile Cenevre’ye kaçtı. Genç ve ünlü müzikçi ile dönemin ünlülerini salonunda konuk eden ve Daniel Stern takma adıyla çeşitli kitaplar yayınlayan kontesin aşkları 1844’de sona erdi.



LİZST’TEN MARİE D’AGOULT’YA

Dün, akşam duası olarak söyleyecek hiçbir şeyim yoktu. Henüz birbirimizden ayrılmamışız gibi geliyordu bana. Bakışın parlak ve görkemli bir biçimde ışıldıyordu Gökyüzünde. Soluğun hala dudaklarımdaydı, gözkapaklarımda geziniyordu; kalbinin atışları aralıksız olarak benimkinde yankılanıyor ve senin bana gösterdiğin, bizim birbirimize gösterdiğimiz bu ikili yaşamı olabildiğince uzatıyorlardı; gün boyunca, sayısız melek ve güzel hayal (dünya ile ilgili olarak, sözle anlatılmaz bir acı ve bir acıma izini korumuşlardı yalnızca) topluluklarının ortasında… hem yeni hem de sonsuz bilmem hangi gizemli şenliğe katıldığımı sanıyordum.
Orada artık ne mekân vardı, ne zaman ne de sözcükler… Ama sonsuzluk vardı orada… Aşk… Unutma… Hoşlanma… Tanrı sevgisi! Son olarak da Tanrı vardı! Ruhumun aradığı biçimdeki Tanrı… Umutsuzluk ve aşırı acının kimi zaman sunduğu biçimdeki Tanrı… Mutlak seven ve Mutlak Güce Sahip Tanrı.
Burada iyi ve mutlu olmam gerekir. Madame d’Haineville ile kızı bana karşı dostça ilgiyle dolular; kendisiyle sabahtan akşama kadar, bazen de akşamdan sabaha kadar tartıştığım 30 yaşındaki eski bir denizci olan oğlu beni gerçekten seviyor, ben de ona karşı dostluk besliyorum –o kadar iyi, o kasdar eşsiz biri ki! – bütün zamanım öğrenmeyle ve okumayla geçiyorm – çevre çok hoş- odam, Croissy’de oturduğum odaya çok benziyor, şömine ve yatağım aynı biçimde yerleştirilmiş… Ah! Niye ağlayamıyorum, niye dizlerinize kapanıp ağlayamıyorum ki… Başım cayır cayır yanıyor… Eliniz gezinmeli orada, alnımda, saçlarımın arasında… Artık ağaçları da, geçen, gidip gelen insanları da, gökyüzünü de duymuyorum, hissetmiyorum, görmüyorum… Gökyüzü!... Duru ve bulutsuz! Gülünç! Umutsuzluk! Anlaşılmazlık! Hiç yaşayamayacağız demek ki!... Ölmenin ne demek olduğunu da bilmiyoruz!

Susalım
Ve taparcasına sevelim
Ve susalım yine!

Biliyorsunuz söylemek ya da yazmak olanaksız benim için. Bu sabah birlikte elime ulaşan iki mektubunuzu okurken ağladım –sonra bahçede yürümeye koyuldum- kendimi canlanmış, bütünüyle aşkla coşmuş, sonsuz aşkla coşmuş hissediyorum… Güneş, ışınlarını uzun saçlarıma mızrak gibi saplıyordu… Ruhum sizinkinin yanındaydı… Konuşmuyordum… Gülmüyordum… Anımsıyordum, hani sanki oradaydınız siz belli belirsiz ve gizli bir umut kıpırdanıyordu göğsümde yavaşça… Tanrı bize acısın ve bizi kutsasın; üstümüze de yüzünün ışığı vursun…

Başa dön
kukulkan
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Aug 20, 2007
Mesajlar: 915

MesajTarih: Cum Şub 08, 2008 9:34 pm    Mesaj konusu: BALZAC Alıntıyla Cevap Ver



Honore de Balzac’ın ilk aşkına, asıl adı Laure Hinner olan 1821’de tanıştığı ve kendisinden 22 yaş büyük olan Madame de Berny’ye yazdığı mektuplar yanmıştır; ama araştırmacıların uzun çabaları sonucu müsveddelerden hareketle birkaç mektup yeniden oluşturulabilmiştir.

HONORE DE BALZAC’TAN MADAME DE BERNY’YE

Villeparisis, Mart 1822

Mutsuzsunuz, biliyorum bunu, oysa ruhunuzda sizin bilmediğiniz ve sizi hala yaşama bağlayabilecek zenginlikler var.
Karşıma çıktığınızda, mutsuzluğu yüreğinden kaynaklanan bütün insanlardaki o çekicilik vardı üstünüzde. Ben acı çekenleri peşinen severim, böylece melankoliniz benim için büyülü bir güzellik, mutsuzluklarınız benim için bir çekicilik haline geldi ve bütün düşüncelerim, ruhunuzun hoşluklarını gösterdiğiniz andan başlayarak bendeki sizinle ilgili tatlı anılara bağlanıverdi elimde olmadan.
Size yazsam mı, yazmasam mı, işte ayrıldığım zamandan beri düşüncelerimin tek değişmez sorunu, bütün derin düşüncelerimin konusu buydu; size eğer uzun süredir sizi gözle görmediğimi söylersem, genellikle kendini beğenmişlik duygularıyla dopdolu genç bir ruhun, bir tutkuyu, umudun hazineleriyle güzelleştirmeye çalışmak yerine, tasarlayabildiğine, koruyabildiğine ve besleyebildiğine şaşırıp kalırsımız. Ama ben böyleyim işte ve her zaman da böyle kalacağım; aşırı derecede çekingen, taşkınlığa varan derecede âşık ve seviyorum demeye cüret edemeyecek kadar bakir. Bu bekâret içine, bu utanma içine, reddedilmeme yol açan bütün korku ve utangaçlık da girmektedir elbette. Bu yüzden de, hiç başıma böyle bir şey gelmedi, çünkü hiçbir zaman kendimi böyle bir tehlikeye atmadım; ama bugün ilk kez hissettiklerimi dile getirme tehlikesini göze alıyorum. Evet, madam, cüret ediyorum buna, ama bunu yaparken de bu mektubun bütün sonuçlarını hesaplamak için aklımın kendine ayırmış olduğu en son bölgeye çekilmeyi de ihmal etmiyorum.
Siz bu mektubu olurken, tabii eğer okursanız, aklınızdan geçecek olan en küçük düşünceyi bilmediğimi sanmayın sakın.
Böylece madam bilin ki bu mektup kesinlikle bir oyun değildir, bu sizinle aynı durumda olan genç bir ruhun açık ifadesidir.
Üzgünsünüz ve çoğunlukla yalnızlık içindesiniz, bu mektubun sizi bir an için eğlendireceğini düşünüyorum, sizin yerinizde ben olsaydım bu mektuplaşmada orijinal bir şeyler bulurdum.
Ama ben her şeyi hesapladım demiştim size, çünkü eğer bana bir yanıt verme lütfunda bulunursanız, bunun belki de beni tanımaya çalışmanız ve benimle alay etmeniz, son olarak da bir yolcuyu karanlıkta bir an umutlandıran, ardından da onu bir uçurumun dibine yuvarlayan o hafifi parıltıları taklit etmeniz için bir tuzak olabileceğini alıngan karakterim bana çoktan telkin etmişti bile.
Yok, hayır, bundan korkmama hiç gerek yık, çünkü siz bana yanıt vermeyeceksiniz. Binlerce neden var bundan sizi alıkoyacak. Ne olursa olsun ben size büyük zevkle düşünmekten hiç bıkmayacağım. Düşünün ki madam sizden uzakta biri var; ruhu hayran olunacak bir ayrıcalıkla mesafeleri aşan, göklerde ideal bir yolu izleyen ve yanınızdan hiç ayrılmamak için sarhoşlukla size koşan, yaşamınıza, duygularınıza tanık olmaktan hoşlanan birinin, sizin bir dosttan, bir abladan daha ötede olduğunuz, neredeyse bir anne olduğunuz bir insanın bulunduğunu düşünün, bütün bunlardan da ötede siz benim için bir tanrıçasınız, siz benim için gerçek bir koruyucusunuz hiç farkında olmadan. Her ne olursa olsun sizi her zaman seveceğim.
Sizden ne aşk bekliyorum, ne şaşkınlık, ne alay, ne küçümseme, ama ben her zaman bütün kadınların yüreğinde şefkat ve dostluk sınırlarında bulunan bir duygunun var olduğundan kuşkulanmışımdır.
Hoşça kalın madam, buraya, mektupları bitiren sıradan sözler yerine, bu yere, ben ruhumu koyuyorum bütünüyle, lekesiz bir ruh, kusursuz bir ruh, kabul edilebilecek en saf armağanlardan biri olarak size sunmaya cüret ettiğim bir ruh.
Hoşça kalın.
Başa dön
kukulkan
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Aug 20, 2007
Mesajlar: 915

MesajTarih: Pts Hzr 09, 2008 8:04 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

NİETZSCHE'DEN SALOME'YE:





Öyle bir hayat yaşıyorum ki,
Cenneti de gördüm, cehennemi de
Öyle bir aşk yaşadım ki
Tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de

Bazıları seyrederken hayati en önden
Kendime bir sahne buldum oynadım
Öyle bir rol vermişler ki
Okudum okudum anlamadım.
Kendi kendime konuştum bazen evimde
Hem kızdım hem güldüm halime
Sonra dedim ki ‘ söz ver kendine ‘
Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin
Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin
Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin
Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin
Öyle bir hayat yaşadım ki, son yolculukları erken tanıdım
Öyle çok değerliymiş ki zaman
Hep acele etmem bundan, anladım…

SALOME'DEN NİETZSCHE'YE



B i r b e n b i l i y o r u m
yorgun gözlerinin altındaki halkaların
ebem kuşağı olduğunu ve
İstediğinde yedi renk bakabileceğini

siyah saçlarındaki akların aslında
hırçın dalgaların gelgitlerinden oluşan
köpüklerin bulaşığı olduğunu


b i r b e n b i l i y o r u m
yüreğinin severken,
ölmekten değil de öldürmekten korktuğu için
tir tir titrediğini

kayboluşlarında kendini bulup
her şeye yeniden başlama hevesini
yalnızlığının nasıl kursağında bıraktığını


b i r b e n b i l i y o r u m
dağların eteklerine ziller takıp
hızla doruklara kaçışından olduğunu
ruhunun serin esintisinin

hayatın çarmıhına
yalpalarda çürüyen tahtaların
paslı çivileriyle gerildiğini


b i r b e n b i l i y o r u m
her kundaklama sonrası
ormanlarının zehrini
bir hışımla genzine çektiğini

bu yangınlarla
ciğerinin de yandığını
yine de hiç ağlamadığını


b i r b e n b i l i y o r u m
bu şehrin goncalarını bile sevmediğini
inim inim inleyen gecelerinde
demlenemediğini
bir ben tanıyorum
ve bir ben seviyorum adamım seni bu şehirde adam gibi?.
Başa dön
cibran
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: May 06, 2005
Mesajlar: 806
Nereden: istanbul

MesajTarih: Pts Hzr 09, 2008 10:09 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

ASK MEKTUPLARI

Cibran ile Mey arasındaki yazışmalar 1912’de başladı ve 1931 yılına, Cibran’ın ölümüne kadar devam etti. İlk başlarda, mektupları birer edebi yazışma şeklindeydi; yirminci yüzyıl Arap edebiyat dünyasının iki önemli isminin fikirlerini, beğeni ve eleştirilerini birbirlerine sundukları yazışmalardı. Sonra, yazışmaların içeriği karşılıklı takdirden sıkı bir dostluğa dönüştü, ancak arkadaşlıkları, aşklarını itiraf edene kadar çeşitli safhalardan geçti.

Lübnanlı olup Amerika'da yaşayan Halil Cibran'ın Filistin'de doğan Mey Ziyade ile mektuplaşmalarını içeriyor kitap. Halil Cibran ölene dek yaklaşık 19 yıl devam ediyor bu yazışmalar. işin ilginç yanı, ikisi de birbirini hiç görmüyor..


"Sana karşı taşmalarım - ne demek bu? Bütün bunlarla ne demek istediğimi gerçekten bilmiyorum. Ama senin sevdiğim olduğunu ve sevgiye saygı duyduğumu biliyorum. Şunu tamamen bilerek söylüyorum ki, aşk en azından büyüktür. Aşkın eşlik ettiği yoksulluk ve sıkıntılar sevgisiz zengilikten çok daha iyidir.

Bu düşünceleri sana itiraf etmeye nasıl cesaret edebiliyorum? Böyle yaparak onları yitiriyorum... yine de bunu yapmaya cesaret ediyorum. Tanrı'ya şükürler olsun ki bunları söylemeyip yazıyorum, çünkü şu anda burada olsan, hemen geri çekilip uzunca bir süre senden kaçarım ve söylediklerimi unutuncaya kadar da beni görmene izin vermem. ...

Güneş ufukta kayboldu, harika şekilli güzel bulutların arasından parlak tek bir yıldız belirdi, Venüs, Aşk Tanrıçası. Bu yıldızda bizim gibi aşk ve arzuyla dolu insanlar mı oturur acaba?

Acaba Venüs de benim gibimi ve kendi Cibran'ı mı var -kendi uzakta ama aslında çok yakında olan güzel varlık- ve acaba o da şu anda, ufukta titreyen alacakaranlıkta, alacakaranlığı karanlığın izleyeceğini ve karanlığı ışığın izleyeceğini ve günü gecenin izleyeceğini ve geceyi günün izleyeceğini ve sevdiğini görmeden önce bunun defalarca tekrarlanacağını bilerek ona mektup mu yazıyor?

Ve böylece alacakaranlığın ve gecenin bütün yanlızlığı hiç sezdirmeden ona yanaşıyor. O zaman o anda elindeki kalemi alacak ve karanlıktan, bir adım kalkanına sığınacak: Cibran

15/01/1924 Mey Ziyade
Başa dön
cibran
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: May 06, 2005
Mesajlar: 806
Nereden: istanbul

MesajTarih: Pts Hzr 09, 2008 10:19 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Wolfgang Amadeus Mozart'tan karısı Constanze'ye ;

Son sayfayı yazarken,kağıdın üzerine birbiri ardına gözyaşları düşmeye başladı.Ama neşelenmeliyim - yakala ! - şaşırtıcı sayıda öpücük uçuyor havada. Şeytan ! Havada kaynıyorlar ! Ha ! Ha !...Üçünü yakaladım. Harikulade lezzetliler ! Bu mektuba yanıt verebilirsin, ama mektubunu Linz Postanesi'ne göndermelisin. En güvenli yol bu.

Regensburg'a gidip gitmeyeceğimi henüz tam olarak bilmediğimden,sana kesin birşey söyleyemiyorum.Zarfın üzerine,gelinip alınıncaya dek mektubun bekletilmesini yaz. Adieu. Çok sevgili, sevgililerin sevgilisi minik karım. Sağlığına dikkat et;kasabada dolaşmayı aklından geçirme. Lütfen yaz ve yeni yerimizi nasıl bulduğunu anlat bana,Adieu. Seni milyonlarca kez öpüyorum....



Mainz
17 ekim 1790
Başa dön
Mesajları göster:    Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Vesaire Tüm saatler GMT +2 Saat
Sayfa Önceki  1, 2
2. sayfa (Toplam 2 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız

 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke