Tarih: Pts Arl 17, 2007 5:21 am Mesaj konusu: Bazen kaybetmek en doğru seçimdir...
İngiliz kralı VII Edward sevdiği kadın için tahtını terk ettiğinde,
kimse bu tercihe anlam verememişti.
Çünkü "geçer akçe" olan tahtı ve bir kadın için koca imparatorluğun nimetlerini tepmek akıl dışı sayılıyordu.
Birisini herşeyden vazgeçebilecek kadar çok sevmenin,
insanin başına hiçbir tacın sağlayamayacağı türden bir asalet halkası takacağını düşünemediler.
İngilizler, tahtsız kralın ardından dövüne dursun tahtsız kral da
sevgisiz İngilizlerin haline acıdı durdu hayatı boyunca...
Bir kez daha yazmıştım.
"her seçim bir kaybediştir." diye,
Her tercih bir vazgeçiştir çünkü...
Ama yaşam vazgeçtiğiniz şeye karşı ipucu vermez.
Geri dönüp, o günü gökkuşağı desenli bir elbiseyle yeniden yaşama
şansınız yoktur.
Bu seçim oyununda vazgeçtiğiniz şey,
seçtiğinizden daha değerliyse pişmanlık kaçınılmazdır.
Ama NEYİN DEĞERLİ olduğunun kararı da yine size aittir.
Ve vazgeçtiğiniz şey bazen bir saray da olsa,
çoğu zaman gözünüz hiç arkada kalmaz.
Çünkü duvarlarına sevdiğinizin kokusu sinmiş bir ev ya da sevdiğiniz
insanla paylaşamadığınız bir saray sizin borsada kolay feda edilebilir değerlerdendir.
HAYATA BİR BAŞKA GÖZLE BAKMAYI ÖGRENDİYSENİZ,
bu seçimde kazandıklarını sananlara yalnızca acıyarak gülümsersiniz.
Her şeyin sıradanlaştığı bir dünyada bazen KAYBETMEK en doğru seçimdir...
ve o dünyada en yerinde tercih; VAZGEÇİŞTİR...
Bazen de, tercih etmek zorunda bırakıldığımız, kaybetmeye zorlandığımız olur. Yenik düşer ve bir tercih yaparız, yanlış olduğunu bile bile, yol ayrımlarında. Kaybı bilerek, yasını tutarak, tercih ettiğimize alışmaya çalışırız .Unutmak başka bir tercihtir. Oysa ki unutulmaması gereken kayıplar vardır, unutulmazsa tekrar bulunma ihtimali olan. Bu yüzden ''neyi kaybettiğini hatırla!''malı insan...
Bazen de kendini bulmak icin bir tercih yapmak zorunda kalır insan, yanlıs da olsa ozgurluk sonundaki yerden kalkabilme, yeni bir yer acabilir insana. peki ya yeni bir yer yoksa? aklıma bunu dusunurken nedense "İhtiras Ruzgarları" ndaki Brad P. geliyor. o gitmeyi tercih etti. kendini buldu ama dondugunde cok buyuk bir kaybi olmustu. Rabbim tercih yapmak zorunda olnaların yanında olsun.
Kaybetmenin ismini telaffuz etmeye başlayanlar, bir zaman sonra kazanmayı unuturlarmış.Kendini kaybetmenin bir yansıması olarak gördükleri ve yaptıklarının da kaybedildiğini düşünürmüş.Kayıp insanların oluşturduğu bir toplum, direncini kaybetmeye ayarlamalı ki, melankolinin hakkını versin.Bu kazanma çok çalışmayı gerektiriyor canım. Tembel bir kaybediş niye cazip olmasın ki?
Vaktiyle tüm savaşları kaybeden bir ülke varmış.Bir gün kral oturup seslenmiş ahaliye, ey halkım; savaşların kaybedilmesinde sorumlu kendim ve sizlersiniz demiş.Bunu duyan halktan birisi, yani hepimiz,tek tek her birimiz.Doğru söyledin demiş kral.Her savaştan sonra köpekler gibi hırlayıp, kaybettik hırslanmalıyız, nasıl yenildik tatavalarıyla vaktimizi boşa geçirdik.Ey halkım bundan sonra silin kafanızdan kaybetmeyi ilk defa savaşıyormuş gibi savaşacağız, hazırlanacağız , Kazanmanın sırrının onu kafaya koyup, hayallerimizde görmek olduğunu öğrenmezsek, biz zaten kaybetmiş oluruz.Ey halkım zafer inananlarındır.
MAG
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------
Hindistan’da adamın biri motosikletle gidiyordu ve çok soğuktu bu yüzden paltosunun arkası önüne gelecek şekilde giymişti çünkü göğsü çok üşüyordu ve rüzgâr doğrudan ona çarpıyordu. Yolun diğer tarafından bir sardar (Ç.N. Sihler için kullanılan saygıdeğer bir sıfat) geliyordu. Sardar’lar basit insanlardır. Gözlerine inanamadı çünkü şöyle düşündü: “Bu adamın başı ters tarafta!”
O kadar korkmuştu ki yakınlaştıkça motosikletiyle zavallı adamın üzerine doğru devrildi ve adam yere düştü ve neredeyse bilincini kaybetti. Sardar yakından baktı ve “Aman Tanrım bu adama ne olmuş? Şehir çok uzakta hastane çok uzakta ama mutlaka bir şey yapmalı” dedi.
Sardar’lar Hindistan’daki en güçlü kuvvetli insanlardır. Ve zavallı adam bilinçsizdi. O da adamın kafasını paltosuna göre doğru yere yerleştirdi. Tam o an polis arabası oraya ulaştı ve polis, “Neler oluyor?” diye sordu.
“Tam zamanında geldiniz, şu adama bakın: Motorundan düşmüş” dedi. “Canlı mı, ölmüş mü?” diye sordular.
“Adamın başı yanlış pozisyondayken yaşıyordu onun kafasını doğru pozisyona çevirdiğim zaman nefes alması durdu” dedi Sardar.
Polisler, “Sen sadece kafa ile biraz fazla ilgilenmişsin. Kafanın değil, paltonun yanlış yerde olduğunu görmemişsin!” dedi.
Ölmek demektir.Dünyada yaşamayıp, sadece dünyadan geçenler sözünü hatırlattınız. Kaybedeceğimi bilmek yerine,kaybedecek karşıdakinin zaafını bilmeyi daha çok isterim.
Bazende gercekleri kabullenmek gerekir. her insanın cestili imtihanları var hayatta. ama eger bunlardan birini kaybettiysende bunu kabullenmek gerekir. Aksi takdirde hatanı anlayıp sukurde edemezsin ki. bunlar icice diye dusunuyorum.
Bazen, hatta sıklıkla, istemeseniz de öyle kavgalar içinde buluyorsunuz ki kendinizi, kazanmak (toplumun, çevrenin, standart yargıların nezdinde) sizin için kaybetmek anlamına geliyor, kazanmaya oynamıyorsunuz, doğru bildiğinize oynuyorsunuz ve doğal olarak yeniliyorsunuz. Kaybetmiş mi sayılırsınız? Kastettiğim böyle bir şey.
Bazende gercekleri kabullenmek gerekir. her insanın cestili imtihanları var hayatta. ama eger bunlardan birini kaybettiysende bunu kabullenmek gerekir. Aksi takdirde hatanı anlayıp sukurde edemezsin ki. bunlar icice diye dusunuyorum.
Klavyeniz yabancı mı bilmiyorum ama anlamak için dört defa okudum.Tam yazılmayan sözcükleri anlayamıyorum.Klavyeyi kullanırken baştan kaybetmeyelim.
Bazen, hatta sıklıkla, istemeseniz de öyle kavgalar içinde buluyorsunuz ki kendinizi, kazanmak (toplumun, çevrenin, standart yargıların nezdinde) sizin için kaybetmek anlamına geliyor, kazanmaya oynamıyorsunuz, doğru bildiğinize oynuyorsunuz ve doğal olarak yeniliyorsunuz. Kaybetmiş mi sayılırsınız? Kastettiğim böyle bir şey.
Acele yürünen yollar, bilinmeden gidilen yollardır.Doğru bildiğine oynayanlar , kazanmanın gerçekliğini göremez.Yenilmek çabuk karar vermektir.Karar vermek aklın durmasıdır. Her ne kadar şah ile piyon sonuçta, oyun bitince aynı kutuya konsa da, kaybeden kim,kazanan kim?
Beklemek lazım.
Öykümüz ünlü Çin düşünürü Lao Tzu'nun zamanında geçer..
Lao Tzu bu öyküyü çok sever, sık sık anlatırmış hatta..
Efendim köyde bir yaşlı adam varmış.. Çok fakir.. Ama kral bile onu kıskanırmış..
Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki.. Kral at için ihtiyara nerdeyse
hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış..
"Bu at, bir at değil benim için.. Bir dost.. İnsan dostunu satar mı" dermiş hep..
Bir sabah kalkmışlar ki, at yok.. Köylü ihtiyarın başına toplanmış..
"Seni ihtiyar bunak.. Bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi.
Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın.
Şimdi ne paran var, ne de atın" demişler..
İhtiyar "Karar vermek için acele etmeyin" demiş.. Sadece 'At kayıp' deyin.
Çünkü gerçek bu.. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar.
Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı, bunu henüz bilmiyoruz.
Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez.."
Köylüler ihtiyar bunağa kahkahalarla gülmüşler.
Ama aradan 15 gün geçmeden, at bir gece ansızın dönmüş.. Meğer çalınmamış,
dağlara gitmiş kendi kendine.. Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş.
Köylüler, ihtiyar adamın etrafına toplanıp özür dilemişler..
"Babalık" demişler.. "Sen haklı çıktın.. Atının kaybolması bir talihsizlik değil
adeta bir devlet kuşu oldu senin için.. Şimdi bir at sürün var.."
"Karar vermek için gene acele ediyorsunuz" demiş ihtiyar.. Sadece atın geri
döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini
henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç.. Birinci cümlenin birinci kelimesini
okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?.."
Köylüler bu defa ihtiyarla dalga geçmemişler açıktan ama, içlerinden
"Bu herif sahiden gerzek" diye geçirmişler..
Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu
attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun
zaman yatakta kalacakmış.
Köylüler gene gelmişler ihtiyara..
"Bir kez daha haklı çıktın" demişler. "Bu atlar yüzünden tek oğlun bacağını
uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok.. Şimdi
eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın" demişler..
İhtiyar "Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz" diye cevap vermiş.
"O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu...
Ötesi sizin verdiğiniz karar...
Ama acaba ne kadar doğru... Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir
ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez..."
Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış.
Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış.
Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri
askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkan yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya esir düşüp köle diye satılacağını
herkes biliyormuş.
Köylüler, gene ihtiyara gelmişler..
"Gene haklı olduğun kanıtlandı" demişler. "Oğlunun bacağı kırık, ama hiç
değilse yanında. Oysa bizimkiler belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun
bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer.."
"Siz erken karar vermeye devam edin" demiş, ihtiyar.. Oysa ne olacağını
kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda,
sizinkiler askerde.. Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece Tanrı biliyor."
Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatla tamamlarmış, etrafına anlattığında:
"Acele karar vermeyin. O zaman sizin de herkesten farkınız kalmaz.
Hayatın küçük bir parçasına bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının.
Karar aklın durması halidir. Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile
gelişmeyi durdurur. Buna rağmen akıl insanı daima karara zorlar.
Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar.
Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar.
Bir kapı kapanırken, başkası açılır.
Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz."
Hocam, öykü çok güzel ve doğru şeyler söylüyor. Dediklerime de zıt değil. Kazanmak, kaybetmek görece kavramlar. Nazım'ın "mesele esir düşmekte değil, teslim olmamakta bütün mesele" dediği gibi. Kim özgür, kim tutsak, kim kazanmış,kim kaybetmiş, tartışılır. Dediğim, oynanan oyunda yenilirsiniz ama aslında siz kazanmışsınızdır, herkes sizi yenik saysa da. Görkemli kaybedenler (beautifull losers) gibi.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız