Timon'un çevresinde toplumun her kesiminden dalkavuklar vardır: şair, ressam, tüccar, kuyumcu, senatör, vs. Onlara bol bol armağan dağıtır Timon; servetinin azalmakta olduğunu düşünmez, kendisini uyaran vefalı kâhyası Flavius'a da kulak asmaz:
Hiç aldırdığı yok, bir an durduğu yok.
Öylesine çılgın ki para harcamada
Ne altından nasıl kalkacağını bileceği var,
Ne de bu israf cümbüşünden vazgeçeceği.
Neler gidiyor elinden, umurunda değil;
Ne kalacak elinde, düşünmüyor bile.
Dünyada hiç kimse iyilik yapacağım diye
Bu kadar akılsızlık etmemiştir.
Ne yapmalı? Söz dinlemeyecek, belâyı tatmadan.
Ama açık konuşmalıyım artık. Avdan döner şimdi.
Ah yazıklar olsun, yazık, yazık, yazıklar olsun!
Alacaklılar borç senetleriyle kapısına dayanınca, kafasına dank etmeye başlar Timon'un, kâhyasına der ki:
Pek şaştım sana doğrusu: nasıl olur da
Durumu apaçık bildirmezsin bugüne dek bana?
İmkânlarımın ne olduğunu bilir
Ona göre kısardım masraflarımı.
FLAVIUS
Hiç dinlemek istemediniz ki beni;
Kaç kez söylemeye çalıştım size durumu.
TiMON
Hadi, hadi; bir iki kez çalışmışsındır belki,
Seni dinleyecek durumda olmadığım zamanlarda.
Konuşturmadınız ki konuşayım deyip
Sorumluluktan kurtulmak için sadece.
FLAVIUS
Aman etmeyin, canım efendimiz; bir değil, beş değil,
Kaç kez getirdim hesapları, koydum önünüze.
Her zaman attınız başınızdan; bırak hesapları,
Bana dürüstlüğüm yeter, dediniz her seferinde.
Size getirdikleri ufak tefek hediyelere karşılık
Yüz kat fazlasını ver diye buyurunca bana
Başımı salladım hep iki yana, ağladım bile.
Saygısızlık etmeyi de göze alarak
Yalvardım, sıkın diye biraz kesenin ağzını.
Az mı azar işittim sizden, hem de nasıl,
Servetiniz gittikçe azalıyor, borçlarınızsa
Alabildiğine çoğalıyor dediğim zaman?
Sevgili efendimiz, şimdi kulak veriyorsunuz bana
Ama çok geç! Yine de söyleyeyim bir kez daha:
Bütün varınız yoğunuz bir araya da gelse
Yarısını bile karşılamaz şu andaki borçlarınızın.
TİMON
Bütün topraklarımı sat.
FLAVIUS
Hepsi rehinde, birçoğu haczedildi gitti bile.
Geri kalan, günü gelmiş borçları zor öder;
Yarın öbür gün başkalarının günleri dolacak:
Neyle karşılayacağız onları?
En sonunda neyle kapayacağız bu hesapları?
TİMON
Ta Lakedaimonia'ya kadar uzardı topraklarım.
FLAVIUS
Sevgili efendim, koca dünya bir tek söz yalnız,
Onu da bir solukta harcamak elinizde olsaydı
Harcayıverirdiniz çoktan.
Timon dostlarından ödünç para isteyince, onların hemen keselerini açacaklarına inanmakta, hatta bu duruma saf saf sevinmektedir:
TİMON
Övünç duyuyorum bugün, bir para yardımı
İsteme fırsatını bulduğum için kendilerinden.
Ancak, dostları ne övünç duyarlar bu durumdan ne sevinç. Hiç biri, beklediği karşılıkta bulunmaz Timon'a. Timon kızar, ama dostlarına bir şölen daha vermek ister, hepsini çağırır. Yemeğe başlamadan yaptığı konuşmadır Timon'un
TİMON
Herkes sevgilisini öpmeğe koşar gibi geçsin yerine. Hepiniz tıpatıp aynı şeyi yiyeceksiniz. Resmi bir ziyafette imiş gibi yer seçmekle oyalanıp yemeği soğutmayın. Oturun, oturun! Ama tanrılara şükran borcumuzu ödeyelim önce.
Ey yüce koruyucularımız; bu topluluğumuzdaki yüreklere şükran duyguları serpin. Çünkü sizler bizlere verdiklerinizle yücelttiniz kendinizi, ama varınızı yoğunuzu da vermeyin, yoksa tanrılığınız hor görülür. Herkese yetecek kadar verin ki kimse kimseye muhtaç olmasın. Çünkü siz tanrılar insanlardan borç istemek zorunda kalsanız gözlerinden düşersiniz. Yiyecekleri yemeği yedirenden daha çok sevdirin insanlara. Yirmi kişilik bir toplantıda bir o kadar da alçak bulunsun her zaman. Bir sofraya oturan on iki kadının bir düzinesi o bildiğiniz soydan olsun! Ey tanrılar, ne kadar lânetiniz daha kaldıysa yağdırın. Atinanın senatörleri ve aşağılık çirkef sürüleri üstüne. İçlerindeki çamura boğun onları. Buradaki dostlarıma gelince, hiçe saydığım için hepsini, hiçlik dilerim hepsine sizden, buyursun hiç yesinler!
Açın tabaklarınızı, köpekler, açın da yalayın!
(Tabaklar açılır, içlerinde sıcak su vardır yalnız)
TİMON
Dilerim görüp göreceğiniz en iyi ziyafet olsun bu!
Sizi gidi ağız dostları sizi!
Duman ve ılık su; tam sizin şanınıza lâyık işte.
Timon'un son yemeği budur size.
Yıkayıp temizliyor işte kendini Timon
Üstüne pul pul yapışan dalkavukluğunuzdan;
Savuruyor işte böyle suratınıza
(Suyu suratlarına atar)
Vıcık vıcık alçaklığınızı.
Herkesin lânetleriyle yaşayın, uzun uzun hem de;
Sizi sırıtkan, yapışkan, iğrenç sömürgenler sizi!
İnsanın yüzüne gülüp kuyusunu kazanlar,
Dost yüzlü kurtlar, tatlı dilli ayılar sizi!
Para budalaları, sofra sülükleri, iyi gün sinekleri!
Süklüm püklüm uşaklar, uçarı dumanlar, kalleş kuklalar!
Bütün insan ve hayvan hastalıklarına tutulasıcalar!
Ne o? Kaçıyor musun? Dur biraz; ilâcını iç de öyle git!
(Tabakları yüzlerine atar)
Sen de! Sen de! Dur, para vereceğim, borç istemeyeceğim.
Ne o? Kaçış mı hep birden? Bundan sonra
Alçakları çağırmadan kurulmasın hiç bir sofra.
Yansın konağım! Atina yerin dibine batsın bundan böyle
Timon'un yüreğinde yeri olmasın insanların, hiç bir zaman!
Son bir kez dönüp bakayım size,
Ey o kurtlar yatağı, yere batası surlar!
Koruyamaz olun Atinayı!
Analar, utanç nedir bilmez olun!
Çocuklar baş kaldırsın büyüklerine!
Köleler, soytarılar, atın başınızdan
O ağır başlı, kırışık alınlı senatörleri,
Siz yönetin devleti onlar yerine!
Körpe bakireler, açın kucağınızı hemen herkese,
Ana babalarınızın gözleri önünde hem de.
Müflisler, sıkı tutun elinizde kalanı;
Borç ödemektense çekin bıçaklarınızı
Kesin gırtlağını alacaklılarınızın!
Başı bağlı köleler, çalın çalabildiğiniz kadar!
Asıl eli uzun hırsızlar
O kerli ferli efendilerinizdir sizin:
Kanun yoluyla soyup soğana çeviriyorlar milleti!
Hizmetçi kız, git, gir efendinin yatağına;
Kerhaneliğin biridir o senin hanımın!
On altısında delikanlı, al koltuk değneğini,
Dağıt beynini yürüyemez olmuş yaşlı babanın!
Saygı, korku, tanrılara inanç, barış,
Hakseverlik, doğruluk, dirlik düzenlik kaygısı,
Gece rahatlığı, iyi komşuluk, eğitim, görgü,
Sanatlar, zanaatlar, yükselme basamakları,
Gelenekler, töreler, yasalar, allak bullak olun;
Tam tersiniz neyse ona dönün hepiniz!
Sonu gelmez bir kargaşalık sarsın dünyayı.
İnsanları kıran korkunç salgınlar,
En belâlı, en zehirli ateşlerinizle,
Üşüşün üstüne bu içinden çürümüş Atina’nın!
Soğuk yeller girsin senatörlerin kemiklerine,
Elleri belleri tutulsun vicdanları gibi!
Taşkınlık, serserilik, öylesine işlesin ki
Gençlerin beyinlerine, iliklerine,
Ahlâk yollarının tam tersine saldırıp
Cümbüş ırmaklarına atılsınlar!
Kaşıntılar, çıbanlar, öyle derin kazın ki
Atinalıların göğsünü bağrını,
Birer cüzzam tarlasına dönsün hepsi.
Solukları hastalık üfürsün soluklarına:
Dostlukları zehir olsun!
İğrenç şehir, çıplak bir bedenle çıkıyorum senden!
Al şunu da, bütün lânetlerimle birlikte!
Ormanlarda yaşayacak artık Timon.
En yırtıcı canavarlar bile
Daha insaflı gelecek ona insanoğlundan!
Tanrılar, bütün tanrılar, duyun sesimi;
Kahredin bu duvarların içinde, dışında
Yaşayan bütün Atinalıları
Artsın Timon'un hıncı yaşı ilerledikçe
Bütün insan soyuna, efendisine, kölesine de!
Amin!
Artık deniz kıyısındaki bir mağarada yaşayan Timon, mağaranın önünde «Ey toprak, sen bana biraz kök ver, yeter» diyerek toprağı kazar:
En keskin zehirinle tatlandır damağını
Senden daha fazlasını bekleyenin!
Aman bu ne? Altın!
Sarı, pırıl pırıl, halis altın!
Yaa, tanrılar, içim başka dileğim başka değil benim.
Ben kök, istedim sizden, cömert tanrılar, kök!
Altının bu kadarı karayı ak, çirkini güzel,
Yanlışı doğru, soysuzu soylu, yaşlıyı genç,
Korkağı yiğit etmeye yeter de artar bile.
Niçin yaptınız bunu tanrılar? Nedir zorunuz?
Bilmez olur musunuz ki bununla
Rahipleriniz, kullarınız elinizden alınabilir;
Sapasağlam insanlar ölüm döşeklerine serilebilir.
Bu sarı köle dinleri yıkar da, yapar da;
Cehennemliği cennetlik eder;
İğrenç cüzzamları sevdirir insana;
Hırsızları baş köşelere oturtup
Şanlar, şerefler, alkışlarla senatörler arasına sokar.
Yıpranmış dullara koca bulduran .budur;
Hastaneyi, çıbanlı hastaları tiksindiren kadına
Gül kokuları sürer, nisan güneşleri getirir bu!
Haydi git, adı batası çamur!
Seni bütün insanlığın ortak orospusu seni!
Sen değil misin millet sürülerini birbirine düşüren?
Doğadaki yerine sokayım yeniden seni!
Bütün dünyadan, bütün insanlardan, hatta kendinden bile kopmuştur Timon. Vefalı kâhyası Flavius kendisine hizmet etmeye geldiğinde, onun davranışından biraz duygulanır, ama onu da savar başından. Atina'nın sürgün ettiği ünlü komutan Alcibiades ordularıyla Atina'yı yakıp yıkmakla tehdit edince, senatörler gelir, Atina'nın başına geçmesini dilerler Timon'dan. Hepsi geri çevrilir.
«Güneş, sakla ışıklarını, Timon yok artık yarın» diyerek ölür Timon.
Kendi mezartaşı için hazırladığı yazıttır:
Zavallı bir canın zavallı bedenidir burda yatan;
Adını sormayın, dünyada kalan geberesi alçaklar!
Sağken bütün insanlardan iğrenen Timon yatıyor burda;
Geçerken söv sövebildiğin kadar, ama geç git, durma!
Illyria Dukası Orsino, kaybettiği babasıyla kardeşinin yasını tutan Olivia adında bir kontese aşık olur. Kadın Orsino’nun evlenme isteğini hep geri çevirir, onu görmek bile istemez. Bir deniz kazasında kardeşini kaybeden Viola adında genç bir kadın erkek kılığına girmiş, Orsino’ya hizmet etmekte; Orsino ile Olivia arasında haberci olarak gidip gelmektedir. Olivia erkek sandığı Viola’ya tutulur. Viola ise Orsino’ya çoktan gönül vermiştir, ama duygusunu açığa vuramamaktadır!. Orsino Viola’yı bir daha göndermek ister Olivia’ya:
ORSİNO (DUKA)
O zalim hükümdarın yanına bir daha git. Ona söyle ki: dünyadan daha soylu olan sevgim kirli topraklara değer vermez. Yine de ki: bahtın ona sunduğu nimetleri de, bahtın kendisini de ciddiye almıyorum. Fakat tabiatın bir mucize halinde, bir mücevherler sultanı gibi donatıp bezediği o yok mu? İşte ruhu çeken budur.
VIOLA:
Ya sizi sevemezse,efendim?
DUKA:
Böyle bir cevabı kabul edemem. Sizin aşkınızdan, Olivia için duyduğunuz şiddette bir kalb ağrısı çeker ... Siz de onu sevemezsiniz, kendisine sevmediğinizi söylersiniz. Bu cevabı dinlemezlik edebilir mi?
DUKA:
Aşkın kalbime verdiği şiddetle ihtiras çarpıntılarına dayanabilecek kadın bağrı yoktur. Hiç bir kadın kalbine bu kadar büyük heyecanlar sığamaz; yürekleri daracık şeylerdir onların... Ne yazık... sevgilerine iştah da denilebilir. Karaciğerden gelen bir heyecan değil... damak işi. .. Her vakit doymaya, bıkkınlığa, tiksintiye uğrayabilecek damak işi.
Fakat benimki denizler gibi açtır, denizler kadar hazmedebilir. Bir kadının getirebileceği aşkla benim Olivia için duyduğumu birbiriyle kıyaslama.
VIOLA:
Evet. .. ama biliyorum ki...
DUKA:
Nedir bildiğin?
VIOLA:
Kadınların erkekler için nasıl bir sevgi besleyebileceklerini pekiyi biliyorum. Gerçekten onlar bizler kadar sadık kalplidirler. Babamın bir kızı vardı. Örneğin ben kadın olsaydım efendimizi ne kadar sevebilirdim, o da bir erkeği işte o kadar seviyordu.
DUKA:
Anlat hikâyesini.
VIOLA:
Boş... bembeyaz bir hikâye, efendimiz. Sevgisini hiç bir vakit söylemedi. Sırrının, gonca içindeki kurt gibi, Şam gülü yanaklarında beslenmesine ses çıkarmadı. Düşünce içinde süzüldü; karasevda ile yemyeşil oldu, benzi uçtu. Tasayı gülümseyerek karşıladı; bir mezar üstündeki teslimiyet heykeli gibi oturdu, kaldı. Bu, aşk değil midir? Biz erkekler daha çok söyleyebilir, daha fazla yemin edebiliriz; ama gerçekte gösterişimiz duygularımızdan üstündür. Çünkü bizler yeminlerimizde pek cömert, sevgilerimizde çok sıkı davranırız.
DUKA:
Kardeşin aşktan öldü mü, çocuğum?
VIOLA:
Baba ocağının bütün kızları ve bütün oğulları benim; bununla beraber bilmiyorum. O hanıma gidecek miyim, efendim?
DUKA:
Evet... konumuz buydu. Çabuk git ona. Şu mücevheri kendisine ver; de ki, kalbimde istediğim yerden vazgeçemem; red cevabı almaya katlanamam.
Olivia’nın kâhyası Malvolio, hanımını gizli gizli sevmektedir. Olivia’nın hizmetçisi Maria, hanımının el yazısını taklit ederek bir aşk mektubu yazar Malvolio’ya; bahçede, onun bulabileceği bir yere bırakır. Olivia’nın amcası Sir Toby ile Sir Andrew ve uşaklardan Fabian gizlendikleri yerden Malvoilo’yu izlerIer. Malvolio bahçede gezinerek:
MALVOLIO:
Sadece talih işi... her şey talih işi... Onun benden hoşlandığını bir gün Maria söylemişti. Hatta severse ben tabiatta bir adamı seveceğini anlatır gibi de oldu. Bundan başka kapısındakiler arasında en ileri ilgi ve saygıyı bana karşı gösteriyor. Bundan ne anlam çıkarmalıyım?
Sir TOBY:
İşte kendini beğenmiş bir madrabaz!
FABIAN:
Aman sus... Düşünceye dalması onu eşi az bulunur bir babahindiye çeviriyor. Tüylerini açmış; nasıl da kabarıyor.
Sir ANDREW:
Ah, şu habis herifi nasıl döverdim...
Sir TOBY:
Susun diyorum.
MALVOLIO:
Kont Malvolio olmak...
Sir TOBY:
Ah namussuz.
Sir ANDREW:
Tabanca yok mu? Zımbalayıverelim...
Sir TOBY:
Suss... suss...
MALVOLIO:
Bunun örneği de var: Bayan Strachy elbisecibaşısı ile evlendi.
Sir ANDREW:
Allah belânı versin, Jezebel...
FABIAN:
Ah, susun… Şimdi büsbütün derinlere daldı. Bakın onu nasıl şişiriyor –
MALVOLIO:
Sonra mevkiime yaraşır bir tavır takınıyorum. Onlara kendi derecemi bildiğimi, herkesin de yerini ve haddini bilmesini istediğimi anlatan ciddi bir göz gezdirmeden sonra hısımım Toby’yi çağırtıyorum.
Sir TOBY:
Vay habis.
FABIAN:
Susun, susun... Dinleyelim.
MALVOLIO:
Adamlarımdan yedi kişi, itaatli bir fırlayışla, onu aramaya çıkıyor. Bu arada ben surat asıyorum; gelişigüzel saatimi kuruyorum; yahut kıymetli bir mücevherle oynuyorum. Toby yaklaşıyor... Beni saygıyla selâmlıyor...
Sir TOBY:
Bu herif yaşayacak mı?
FABIAN:
Bizi işkenceyle söyletmek isteseler bile susmalıyız.
MALVOLIO:
Her vakitki gülümseyişimi heybetli bir amir bakışı içinde sürdürerek ona elimi şöyle uzatıyorum.
Sir TOBY:
O vakit Toby ağzınıza bir şamar indirmiyor mu?
MALVOLIO:
«Taptığım yerde emredebilirim.» Bana emredebilir. Onun hizmetindeyim; benim hanımım. Şöyle böyle zekâlı birinin bile anlayabileceği kadar açık. Bunun karışık tarafı yok. Sonuna gelince: o sıraya konulmuş harfler neyi gösteriyor acaba? Eğer bunları kendimdeki bir şeye benzetebilirsem ... Yavaş ... yavaş ... «M. O. A. İ.»
Sir TOBY:
Evet, sırala bakalım... Yanlış koku almaya başladı.
FABIAN:
İz tilki kokusuyla dolsa bile yine köpek onu buluncaya kadar epeyce havlar.
MALVOLIO: M... Malvolio... M... Ey, bu adımın ilk harfi yahu...
FABIAN:
Ben size bir şeyler bulur çıkarır demedim mi?
Bu köpek yanlış izlerde pek usta.
MALVOLIO: M ... alt tarafındakiler tutmuyor ... Kurcalayınca bozuluverecek. M’den sonra A gelmesi gerekli. Halbuki O geliyor.
FABIAN:
Umarım ki O ile bitecek.
Sir TOBY:
Evet... Yoksa onu sopayla döverek… “O” dedirteceğim.
MALVOLIO: İ de en arkada geliyor.
FABIAN:
Evet tam arkadan geldiğini görebilseydin ayaklarına dolaşmak üzere olan kepazeliğin önündeki açık bahttan üstün olduğunu sezerdin.
M. O. A. İ... Bunu kendime mal edişim öteki kadar isabetli olmadı. Bununla beraber biraz sıkıştırırsam o da bana boyun eğecek. Çünkü bu harflerin hepsi benim adımda var. Yavaş... işte nesir kısmı:
«Eğer bu mektup eline geçerse uzun uzun düşün. Yıldızca senden üstünüm; fakat büyüklükten korkma. Bazıları büyük doğar; bazıları büyüklüğü kazanır; bazılarına da büyüklük kendi gelir, Kaderin ellerini uzatıyor; kanın ve ruhun onlara sarılsın. Alacağın şeye kendini şimdiden alıştırmak için alçak ve değersiz derini at; yepyeni, taptaze ol. Bir hısımla zıt git, hizmetçileri tersle. Dilin devlet ve siyaset konularını tartışsın. Kimselere benzemeyen bir özelliğe bürün. Sana bu tavsiyeleri yapan senin için ah çekendir. Sarı çoraplarını beğeneni ve seni her vakit çapraz dizbağlarıyla görmek isteyeni hatırla. Hatırla diyorum. Haydi... Eğer bir şahsiyet olmak istersen olacaksın. Yoksa seni hep hizmetçilerin kapı yoldaşı, bahtın parmaklarına bile dokunmaya yaraşmayan bir kahya olarak göreyim. Allaha ısmarladık. Seninle hizmet ve görev değiştirmek isteyen
Talihli Bahtsız.»
Düz ovadaki güneş bile bir şeyi daha çok aydınlatamaz. Mesele apaçık. Kurumlu olacağım; siyasî yazarları okuyacağım; Sir Toby ile eğlenip onu aşağılayacağım. Bayağı ve kaba tanışıklardan sıyrılacağım. Tıpatıp... sapına kadar istediği adam olacağım. Artık kendi kendimi aldatıyor değilim. Boş hayallerin elinde oyuncak olmak yok. Çünkü bütün deliller hanımımın beni sevdiği sonucuna vardırıyor. Son zamanlarda sarı çoraplarımı beğenmiş, bacaklarımdaki çapraz bağları övmüştü. Böylelikle sevgimi harekete getirmek için bana açılıyor, üstü kapalı bir emirle beni hoşlandığı kıyafete yöneltiyormuş. Yıldızlarıma şükürler olsun; bahtiyarım. Kısa bir zamanda sarı çoraplı, çapraz dizbağlı olacağım. Acaip ve gösterişli bir kılığa bürüneceğim. Jupiter’i ve yıldızlarımı överim. İşte şurada bir de açıklama var; «Kim olduğumu anlamamana imkan yok. Aşkımı kabul edersen onu gülümseyişinde göster. Gülümsemelerin sana pek yaraşıyor; onun için benim karşımda her vakit gülümse, tatlı sevgilim, rica ederim.» Jupiter, sana şükürler olsun. Gülümseyeceğim; benden istediği her şeyi yapacağım.
Malvolia, Olivia ile karşılaştığında, davranışları pek şaşırtır hanımını. Olivia onun aklını kaçırmış olmasından kuşkulanır. Malvolio aldanmakta ayak direr. Viola’nın kendisine çok benzeyen kardeşi Sebastian ortaya çıkar. Ona rastlayan Olivia gizlice evlenir onunla. Orsino da, kendisine hizmet eden Viola’nın kız olduğunu anlayınca, onunla evlenmeye karar verir. Olivia’nın evinde çifte düğün yapılacaktır…
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız