konuşuyordum
büyük laflar ediyordum
yağmurda ıslanıyor
kara gömülüyordum
bahçelerden karpuz topluyor
ve domates çalıyordum
kuzuların başını okşuyor
tavuklara yem veriyordum
su içiyor
ekmeğin çıtırtısını seviyordum
konuşuyordum
elimi kolumu sallıyordum
adam olmayana sövüyordum
annemi dinlemiyor
babamdan ölesiye korkuyordum
saatlerce bağdaş kurup oturuyordum
soba yanarken ve yanmazken
ısınıyordum
savaşı yaşıyordum
camları bantlıyorlardı
pencerelere tavuk asılırken
nöbet bekliyordu
eli silaha alışmamış adamlar
ben konuşuyordum
su içiyordum
yıldızları seviyordum
barış nedir bilmiyordum
umursamıyordum olup biteni
sloganlara inanmıyordum
hayatı seviyordum
meydanlara doluşanları anlamıyordum
çocukların gözlerine hiç bakmıyordum
ekmeklerine göz dikmiyordum
konuşuyordum
çıplak ayaklarına bakıyordum
benimkine ne kadar da benziyorlardı
ağaç dikiyordum
ders çalışıyor
hiç başarılı olamıyordum
nerden geldiğini bilmediğim etleri yiyordum
ve ağız dolusu konuşuyordum
ölümün sessiz gelişi hoşuma gidiyordu
tazen canlar zamansız gidince
ben de ağlıyordum herkes gibi
herkes gibi büyüklerin ardından dua ediyordum
bağırıyordum
kaşlarımı çatıyordum
kalbime kanı en iyi ben pompalıyordum
damarlarım genişledikçe
daha çok bağırıyordum
nefesimi tutuyordum
çocuklara benziyordum en çok
en çok anneme benziyordum
Mutluluk için sebepler yaratan Rabbim, umudun mutluluğun özbeöz kardeşi olduğunu gösteriyorsun her seferinde. Ayağı çukura saplandı mı, dünyasını çukurdan ibaret sanır insan. Ne zaman ki gök sonsuzluk oyununa başlar, çukurdaki insan başın göğe verir…
Yaşamak için öylesine bir gün işte bugün…
Topuklarına bakarak yürüyenlere imreniyorum. Yaşamak onlar için bir topuktan ibaret. Sızlayan tek yerleri topuklarıdır ve kimse hesap soramaz onlara, topukların neden suya susamış toprak gibi, diye… Can damarlarının nasırlaştığı tek yerdir topuklar belki de…
Bugün öylesine yaşamak için bir gün işte…
İnsanlar evlerine ekmek götürme derdindeyken, sorulması gereken bütün sorulara kapıları kapadı. Efendiler bunu istiyordu zaten. Varla yok arasında hiçbir fark olmadığını unutturmak istiyorlardı, başardılar.
Bugün öylesine bir gün işte…
Elim yazıya gitmiyor bir türlü. Bir küskünlük halidir gidiyor. Kelimelerle boğuşmaktansa bir kenara çekilip izlemek daha az yorucu olur gibime geliyor. Tembelleşen bir zihin kaybetmeyi hak ediyor demektir.
Bugün…
Felaket tellalı gibi yayın yapan televizyon kanalları bezdirdi. Ama ipler hala onun elinde, bırakacağa da benzemiyor. Bir dönem kadın programlarının içeriğinden şikayet edenler şimdilerde daha mutsuz olmalı. Hem kadın programları var hem bütün programlara bir barnak bal tadında serpilmiş durumda. Görünen neyse doğru olan odur hesabı… Bildik konuların ayrıntılarına girme niyetinde değilim. Her nerede yaşatılıyorsanız, oradan bakınız lütfen…
Gün…
Arılara bir haller oldu. Toplu ölümler var… Gidişat kaygı verici cidden.
“Nasıl olsa öleceğiz, öyle ya da böyle. Bal yemeden de yaşayabiliriz nasılsa…” gibi düşünceler belirirse aklımızda, söz veriyorum şaşırmayacağım.
Kayıt: May 26, 2007 Mesajlar: 225 Nereden: Muğla/Yatağan
Tarih: Cmt Hzr 28, 2008 7:25 pm Mesaj konusu:
Doğduğu an, ilk emdiği an, ilk gülüş ilk ...
Bir ömrün tüm yükünü gülümsediği an alıyor omuzlarımdan, bütün dünya sırtıma biniyor gaz sancılarıyla kıvrandığı an...
Yukarıyı okudum da çok değil bir ay önce bi fanusta değildi hayat. okula başladığım an fanusun kapağı açılacak malesef...
Zaman çalıp çırpmış bizde olan ne varsa. İlle de zamana yüklenmeli bugün, sözün geçmediği adres.
Resim her geçen gün değişiyorsa ve kendi gibi kalamıyorsa insan, duvarı boyamak sadece boyacıları yoracak. Herkes yanında bir boya küpü taşır, öyle ya da böyle…
Çekirge bir sıçrar iki sıçrar derler, gözden kaçırılmaması gereken çekirgenin hamleleri değil ta kendisi olmalı… Çekirge her hamlesinde gelecekten bir parça koparır. Ve bütün sıçramaları ilk kabul edilmelidir.
Kalabalıkları bölmek her zaman daha kolaydır ve kimse rahatsız olmaz etrafa saçılandan.
Tanrı her kulun çevresine bir ağ örmesini ister adeta. Kimsenin izinsiz giremeyeceği ve dokunamayacağı alanlar. İnsanın sınır boyları…
Bugün bu sınırlar yok edildiği içindir ki insan en yalnız ve en savunmasız ve en korunmasız anlarını yaşamada. Biraz daha gayret sarf edilse alın yazısının dili çözülecek…
Yeryüzü kuş uçmaz kervan geçmez yerlerini yitirdi. Yeryüzü sınırlarını zorlayanlara bir ders vermeye hazırlanıyor adeta. İyi haber iyi gelmiyor yerin yüzüne ayak basanlara. Kötü, hiç bu kadar güzel elbise giydirmemişti, kaba ve çirkin yanlarına.
Melekler haklı bir kaygının eşiğinde konuşmuşlardı…
Döne döne aynı şarkıyı söylüyorum. Bir ses versem kendim olurum. Kıyıda durmaya niyetlendim; keskin hatlar, ayrık dişler gibi, iki adım birbirinden ne kadar ıraksa öyle, yaşam ve ölüm gibi…
Mesafeler ne kadar uzaksa birbirine, bir o kadar yakındır aslında.
Kandırmak ve kandırılmak yalnız bu gök kubbenin altında yaşıyor sanmak, aldanmanın en alasıdır. Ötede var edilen her şey insanın mayasına çalındı ya kaçarı yok yaşayacağız.
Her seferinde boş kuyudan suyun doğumunu bekliyoruz. Su ısrarla ve inatla çarpmak istemiyor insan yüzüne, kaçıyor. Ve insan her şeyi hak ediyor, iyisiyle kötüsüyle. Yeryüzüne adım atmak akıl karı değildi. Zaten Rab, insan için demiyor mu nankör diye… Sıfatlar giderek lekeleşiyor insan için ve insan her şeye alışmayı biliyor. Bunu bilincin en üst seviyesiyle yapıyor üstelik. Kaçıp saklanabileceği bir yer var olmadıkça kendine saklıyor insan ve kendine yaşıyor ve kendine alışıyor. Ne gam…
Benden başka hiçbir ben kapatamaz açılan yanlarımı. Bana ne benden. Kim bakarsa baksın, büyütürse büyütsün, annem gibi…
Hakikat hiçbir zaman göstermez insana gerçekliğini. Yoksa insan ona da bir formül bulurdu ya. Kendini biliyordu ve insanı da tanıyordu hakikat… İnsanın gizli yanlarına sığınmayı yeğledi.
İnsanı hem bu diyarda hem de öte tarafta kurtaracak tek hakikat belki de susmaktır. İnsan sustuğu sürece en zararsız anlarını yaşar. Diline egzersiz yaptırabilene aşk olsun. Ağzı olan konuşuyor, demek yerine dili olan konuşuyor demek daha doğru belki de. Kabaca ama gerçek, ama asla hakikat değil…
Her şeyden etkileniyoruz, bize hükmedebilen ne çok şey var Ya Rab… Suratımızın her şeklinde bir başka suretin izleri var. Bir başkasının hayatı hiç bu kadar önemli olmamıştı. Öteki aynı zamanda ben demekti… Bana ne benden, deyip kapıyı çarparak çıkıp gitmek, bir başka benle karşılaşmakla eşdeğer…
Neye, nasıl ve neden inanmalıyız? Neler oluyor bu memlekette? Her sorunun makul bir cevabı vardır elbet, ama yorulan bir zihin kapıları kapamanın en iyi yol olduğuna inanıyor nedense ama yanıldığını da biliyor.
İsimlerin birbirine karıştığı bir memlekette yeni isimler duymak istemiyor insan…
Köşeye kıstırılmış inlemede canımızın bir parçası, bir yanımız hiçbir şeye dokunmama niyetinde. Hem biz kimiz ki, ekmek derdinde olan bir yığın insan. Her şey dışımızda gelişiyor ve hiçbir şey bizim için…
Kandırılmadan yaşayabilmek için her söze bir soru işareti koymak gerek…
Kaosun yüreğine odun olmamak adına…
Seyir devam ediyor…
*
Dilimizi ısırıyoruz, nasır bağlamıyor mübarek…
*
Sıcak sımsıcak bir yaz ve gölgede nakış işleyen kadınlar… İnsanca…
bir yüzü yanmış/ sessizce akar içine
doğrulmak için korkulara yaslanmış bir beden
çıtayı yüksek tut, aklın çıksın
korku ne yaptırabilir insana?
neler yaptırmaz ki,
enine boyuna...
bir gözü yukarıya
bir gözü aşağıya sarkarken
insan
yarım daire içine boşluğu bile sığdıramaz...
Düşümde gördüm, başı yıldızların sonsuzluğuyla birleşiyordu. Elleri yoktu ve kocaman avuçlar beliriyordu kalbinde. O düşümde ölüyor ve sonra yeniden ölüyordu. Ağzı şeffaf bir elbisenin utangaçlığıyla konuşuyor, buruşuyordu. Tatsız sözler dökülüyordu dilinden, dili başka bir ruhun adını taşıyordu belki de. Sonra gök öğüt veriyordu ona ve yeniden yazıyordu ceza defterini. Tanrıya özür borçluydu ve başka şansı yoktu, olamazdı. Tanrıya ait olan hiçbir şekilde kaybolmaz, yok olmaz. Sadece değişime uğrar. O değişiyordu, gözleri ışığa, kalbi toprağa karışıyordu. O yalana dönüşüyordu, yalan söylüyordu, yalan söylüyordu…
Yaşama sevinci… Yok böyle bir şey…
Mutluluk, sevinç vesaire bir bütünün parçalarıdır. Yaşama değil, insana aittir.
İnsan böldükçe artırır sevincini, paylaştıkça büyütür acısını.
İnsan ne de güzel gizler kendini pay edilenin ardına…
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız