Sigaranın her gün yeni zararları medyada kendisine yer buluyor. Sigara yavaş öldürür, bilindiği gibi. Söylenenlerin hepsi doğru. Bundan on onbeş yıl evvel sigara içmeyen erkeğe erkek gözüyle bakılmazdı pek. Adam olmak için şöyle esaslı bir sigara tutacaksındı elinde. Muhakkak büyük adam tribini de yakalayacaktın. Ki, sigaraya başlamak için bu 'yaş atlama' başlı başına bir özendirici etken olurdu. Sigaraya karşı tavır alırken, bu çevre baskısına da göğüs germek zorunda kalırdın. Ancak sonra yine o beklenen durum oldu: Bir rüzgar çıktı Batı'dan. Batı dünyası, sigaraya karşı savaş açmıştı. Biz de hemen çağdaş dünyaya ayak uydurmalıydık. Böylece on sene zarfında benim gibi içmeyenler, bir anda ikinci sınıf vatandaş olmaktan kurtuldu ve berikileriyle yer değiştirdiler. Şimdi çevremize baktığımızda, otuz yaş altında sigara içmeyenlerin çoğaldığını görüyoruz. Bu da şunu gösteriyor: Propaganda çok işe yaramıştır. Sigara içme kültürü bir anda kötü gösterilmiş ve istenen amaç sağlanmıştır. Daha net ifadeyle; sigara içme eylemi yaşam kültürümüze sızmışken; istenen amaç doğrultusunda, karşıt kültür geliştirilmiş ve yayılması sağlanmıştır.
Peki, verdiği tiryakilik bakımından daha muhkem, zararları bakımından çok daha hızlı ve doğrudan, ayrıca psikolojik yıkımları bakımından da başlı başına bir bomba olan içki neden es geçiliyor? İçki'nin dokunulmazlık zırhı, onun çağdaş ve modern (ve zorunlu olarak seküler) bir kült idea olmasından mı kaynaklanıyor?
Batı medeniyetinin temelinde içki üretimi ve tüketiciliği çok önemli yer tutar. Eski Yunan'da Perikles kanunlarında şarap üretimi ile vatandaşlık bağı arasında sıkıca bağ kurulmuştu misal. Şarap yalnızca batı dünyasında değil, tüm dünyada üretilen ve tüketilen bir keyif içeceğiydi. Onun dinlerce yasak edilmesi bir yana, verdiği zararlar da yine ortadaydı. Çünkü iradeyi zayıflatıyordu. Üstelik, içme miktarı insanın kendisine bırakılarak, iradesi iradesince sınanıyordu.
Ancak ortadaki tüm bu doğrulara rağmen, içkiye dokunmak halen bir tabu. Buna ancak bir 'dinci' saldırabilir görülüyor ve gösteriliyor. Oysa, böyle düşünmek bile, içkiyi bir modern kutsal olarak savunmak demektir.
Zaten de bakıldığında görülür ki, hurafelerin yıkılmasından yola çıkan modernizm; sürekli yeni hurafeler uyduragelmiştir. Aslında bu daha köklü bir eleştiri oalcaktı ama, konuyu dar alanda tutmak için sadece bir örnekle geçiştireceğim. Hollywood'un ve dahi tüm film endüstrilerinin işi nedir? Modern hurafeler üretmek değil mi? Harry Potter kim mesela? Onun büyülü dünyasına dahil olmak için bir yığın inanmış, kitapları yada filmleri piyasaya sokulduğunda kuyruklarda sabahlamıyor mu? Hatta, herhangi bir reklam dahi, bize bir hurafe aşılamaya çalışmıyor mu? (O ürünün büyüsüne inandırmak için akla hayale gelmedik numaralar.)
İçki, sadece bu çağın değil, tüm asırların hurafesidir. İnsanoğlu keyfine göre yorumlamalarda bulunur ve onu dost yada düşman beller. Hatta bunun için bilim dahi kullanılabilen bir araçtır. Bunun çağımızdaki gibi modern araçlarla yapılmasının hiçbir hükmü yoktur. Esas hiç değişmez.
Son söz olarak: İçki, seküler kültür dünyamızın vazgeçilmez sütunudur. (Ben bunu eskiden içki lobilerinin gücüne bağlardım; yani dokunulmazlığını. Ama, yine bakışı ruha yoğunlaştırınca, bu gerçek günyüzüne çıktı.)
En son Poe tarafından Prş Ksm 22, 2007 2:48 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Şunu da eklemeliyim. Ekmek parası için alıp satma veya onu herhangi bir sebebe dayanmaksızın yaşamının bir parçası olarak görme durumları, zorunlu olarak eleştirimin dışındadır. Çünkü ortada bir mecburiyet ve kendiliğindelik var. Ben daha çok zihinsel altyapıyı sorguluyorum. Mesela bizim devlet ricalinde içki içmemenin hoş karşılanmamasının abukluğu gibi. İçki burada, ideolojik bir sembol olma hüviyetindedir. Zaten bizde herşey semboldür. Bıyıklar, selamlaşmalar, kullanılan terim ve jargonlar...
Osmanlı döneminde halkın büyük bir bölümü tütün içermiş. Özellikle yabancı seyyahların hatıralarında sıkça söz edilir tütün bağımlılığından. Osmanlının bu tütün alışkanlığı içkiyi mubah gören Batılı seyyahların hayli ilgincine gitmiş olmalı...
Tütün, toplumumuzu hiç rahat bırakmadı vesselam...
İçkiye gelince: O bütün kötülüklerin anasıdır, denmiş.
Bu da bizim tütüncülerin işini hayli kolaylaştırmış olmalı...
En son care tarafından Cmt Ksm 24, 2007 5:40 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Ekmek parası dediğimiz olay, yapılanı mubah kılmaz ki...
Ayrıca bizler "Ekmek Parası" söylemini her zaman günaha karşı bir kalkan olarak kullanmayı yeğlemişiz. Bence ekmek parası söylemi mutlaka sorgulanmalı... Belki farklı bir başlık altında.
Elbette sizin değindiğiniz nokta işin mubahlığıyla ilgili değil...
En son care tarafından Cmt Ksm 24, 2007 5:41 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Alışkanlıklarımızın esaretinden kurtulmanın kolay olmadığı belli , ama imkansız değil.İsraf ekonomisinin her yanımızı kuşattığını görüyoruz. Ben diyorum ki, önce alıştırılmanın öğelerinin önünü kesmek lazım. Televizyonlardaki dizilerin çoğunda başrol içki ve sigaranın. Normal sofradaki yemek yeme adabını bile bunlarla kuruyorlar. Gizli sponsorlar olduğunu hep duyarız ama hiçbirşey yapılmaz. Ekmek parasını manevi boyutunu önce Aile büyüğü bilecek, ama bilmemesi için herşey mevcut. Bunu bütün herşeyle irtibatlandırabiliriz. İnşaallah böyle devam etmez.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız