Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 48 Üye Adayı ve 0 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 Dağ Başında...
 İsimler
 Cemil Meriç
 SULUKULE
 Gelenek
 Birleşik Devletler'e ait bazı coğrafik bilgiler
 Dilemmalara, tekliğe, vahdete dair
 CEZA ve Rap
 Töremeyesiceler...
 tahammül
 köy
 eskimiş bir dosta
 J.J.ROUSSEAU ve EMİLE
 Berat Kandili
 Keşke hiç yaşamasalardı!..
 Dilemma
 SANAT'IN TARİHİ
 TNT'ye Kafa Atmak
 4 ağustos

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Karakutu.com-Kültür Sanat: Karakutu Forum

Charles Bukowski


Charles Bukowski
Sayfa Önceki  1, 2, 3, 4, 5  Sonraki
 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> insanlar
Yazar Mesaj
fadim
Forum Admin


Kayıt: May 27, 2006
Mesajlar: 2697

MesajTarih: Sal Ksm 27, 2007 11:36 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Cerahat akmazsa çıban sıkıntı verir. Akınca rahatlar insan. Profesyoneller sağaltır çıbanı. Ama tekrar oluşmasına kimse engel olamaz. Hatta sirayet dahi edebilir.

Sınav zamanlarında özellikle.















Tabii Sizin sınavınız hangisiyse artık!
Başa dön
tiananmenian
Yazar


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1231
Nereden: gebze

MesajTarih: Sal Ksm 27, 2007 12:04 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Ne demek istediğinizi anlamadım!

Yazan Charles Bukowski, alıntı yapan tiananmenian, neden bu bölümü yazıya geçtiği hakkında düşünmedi pek, açtı kitabı ve ilk açtığı sayfadan aktardı sadece. tiananmenian başka birşey yazacaktı ama şimdi kaldı o yazı...

Herşey de mana aramanın benim açımdan pek de önemi yok sevgili Fadim, çıbanı sağaltanlarla değil sahibiyle ilgileniyordum ben sadece. Ve hiçbir art niyetle, ki derinlerde bir yerde varsa bile henüz ben farkında değilim bu alıntıyı yapmadığımı bilmenizi isterim.

Sınavda mıyım, değil miyim ve neyin sınavıdır verdiğim benim sorularım değil epeydir, basit bir hayatın müdavimiyim, mümkünse devam etme niyetim var, ama madem burası Bukowski sayfasıdır onunla bitirmek isterim;

Ferris beni bekliyordu.
"Hangi cehennemdesin?"
"Bahçeyle ilgileniyordum."
"Küpe çiçeklerini mi gübreledin?"
"Evet, her saksıya biraz sıçtım."
"Bak, Chinaski..."
"Evet?"
"Burda esprileri ben yaparım. Anladın mı?"
"Anladım."
"Aç kulaklarını. Erkek Giyimi Reyonu'ndan bir siparişim var."
Sipariş irsaliyesini elime tutuşturdu.
"Bu siparişi hazırla, teslim et, imza al ve dön."

Rastgele seçilmiş bir başka Ekmek Arası sayfası 163-164
Başa dön
fadim
Forum Admin


Kayıt: May 27, 2006
Mesajlar: 2697

MesajTarih: Sal Ksm 27, 2007 12:41 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Mesajım size değil satırlaraydı.

Bukowski'den alıntı yaptığınızın farkındayım. Sırttaki çıbanlardan hayatı sırtladığımızda oluşan çıbanlara geçmiştim.

Sınav zamanlarında özellikle cümlesine gelince:Gerçek hayatta hakikatten de özellikle ÖSS veya calculus gibi sınavlar veya TUS sırasında insanlar, bu yük altında ezildikleri için göz çıbanı çıkarırlar.

Ama bunun yanında da herkesin sınavı vardır.


Tabii Sizin sınavınız hangisiyse artık!
cümlesi de forumdaki bir başlığa göndermeydi. O yüzden de cümleye sayfanın altında yer verdim. http://www.karakutu.com/frmasc3081-gun0-baslangic0

Size matuf değildi. Herşeyde mana aramanızın benim açımdan önemi var. Hatalıyım Sizin yazı akışınızı bozdum, özür dilerim. Mesajlarımı silerim, Siz devam ediniz lütfen.
Başa dön
tiananmenian
Yazar


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1231
Nereden: gebze

MesajTarih: Sal Ksm 27, 2007 1:27 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Anladım, neden üstüme alındığımı sorguluyorum ben şimdi, mesajlarınızı silmeyin lütfen, kalsın arada...

İzninizle Bukowski'den devam edeyim ben.

Not; Bu metinlerden bazıları internette ilk defa gün ışığına çıkıyor ve bu şekilde Charles Bukowski'nin kitaplarının tanıtımı adına bir nebze katkımız olursa ne mutlu bize. Bir de yazı yazmadan evvel Bukowski ile uğraşmak beni tetikliyor itiraf edeyim burada...


Jack'in üstünde kot pantolon var, yalın ayak, gömleksiz, ve atletli, kahverengi bir şal atmış omuzlarına. Tiplerden biri sakallı, sürekli sırıtıp utanıyor. Diğeri sadece şişman. Bir tür sülük.
"Bors'u gördün mü son zamanlarda?"
"Hayır."
"Biralarından bir tane içebilir miyim?"
"Hayır. Buraya geliyorsunuz, içkimi bitirdikten sonra beni kupkuru bırakıp gidiyorsunuz."
"Peki."
Yerinden fırlıyor, koşarak dışarı çıkıp balkon iskemlesinin minderinin altına gizlediği şarap şişesini alıyor. Sonra içeri giriyor, şişenin kapağını açıyor ve bir fırt alıyor.

sevimli bir aşk hikayesi sayfa 88
Başa dön
tiananmenian
Yazar


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1231
Nereden: gebze

MesajTarih: Çrş Ksm 28, 2007 5:44 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Sorunlu bir adamım ben ve sorunlarımın çoğunu kendim yaratıyorum galiba. Kadınlardan, kumardan ve insan topluluklarına duyduğum nefretten söz ediyorum. Topluluktaki insan sayısı artıkça nefretim de artıyor. Olumsuz, kasvetli ve somurtkan olduğum söylenir.

Bana, "Nasıl bu kadar olumsuz olabiliyorsun? Hayat güzel de olabilir!" diye bağıran hatunu anımsar dururum.

Olabilir herhalde, daha az bağırıp çağırarak şüphesiz. Size doktorumu anlatmak istiyorum ama. Psikiyatrlara gitmem. Kendilerinden çok memnun ve ve bir boka yaramaz insanlardır psikiyatrlar. Ama iyi bir doktor zaman zaman isyan eder ve/veya çıldırır, çok daha ilginçtirler.

Ölüler Böyle Sever, sayfa 38
Başa dön
tiananmenian
Yazar


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1231
Nereden: gebze

MesajTarih: Prş Ksm 29, 2007 8:01 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

askeri üniforma giymiş tipin teki yanımıza gelip, "Kennedy'yi de hakladıklarına göre oturup bu konuda yazarsın herhalde," dedi. yazar olduğunu iddia ediyor, kendi oturup yazsa ya? kirli hayatlarını toplayıp küçük edebi torbalarına koyma işi hep bana kalıyor nedense? şu anda dava üstünde yeterli sayıda uzman çalışıyor kanımca. Uzman ve Suikastçıların On yılı. böyle geçecek tarihe bu on yıl. içlerinde birinin bile kuru köpek boku kadar değeri yok. suikast gibi bir durumda değerli sayılabilecek birini kaybetmenin ötesinde siyasi, ruhani ve toplumsal kazançlarımızı da yitirmemiz söz konusu, ve var bunlar, her ne kadar yüksekten attığımı düşünseniz de. demek istediğim, bir suikast krizinde insanlık karşıtı, gerici güçler, önyargılarını güçlendirip barın son lanet taburesinden Özgürlüğü devirmek için her tür kırılmayı bahane sayarlar. insallıkla ilgilenip faal olmak gerektiğini söyleyerek kutsallaşmak istemiyorum. Camus'un yaptığı gibi (denemelerini okuyun) çünkü insanlığın büyük bir bölümü midemi bulandırır. bir şeyleri kurtaracaksak bu ancak mutluluk, gerçek ve akış kavramlarına yepyeni bir yaklaşımla mümkün olabilir; titreşimsel algılama ile. henüz katledilmemiş çocuklar için geçerli bu, ama onlar da katledilecek, bire yirmi beş bahse girerim, çünkü hiç bir yeni kavrama müsade edilmeyecek -güç çetesi için fazlası ile yıkıcı olabilir. hayır, Camus değilim ben, ama, canlarım, teneke kafalıların trajediyi bu kadar küçümsemeleri beni rahatsız ediyor.

Vali Reagan'ın açıklaması, kısmen: "sıradan, ahlaklı, yasalara saygılı, içinde Allah korkusu taşıyan vatandaş da olanlardan benim ve sizin kadar endişe duyuyor."
"o ve hepimiz ülkemizde son on yılda giderek yaygınlık kazanan bir görüşün kurbanlarıyız -kişinin riayet edeceği yasaları seçme özgürlüğü olduğunu, bazı amaçlar için yasaların çiğnenebileceği, suçun cezasız da kalabileceği görüşü"
"bu görüş sözde liderlerimizinresmi ve gayriresmi olarak sorumsuzca sarfettikleri demagojik sözlerin bir sonucudur."

fakat, Tanrım, sürdüremeyeceğim. korkunç. eline kemeri almış kıçını kırbaçlamaya hazırlanan Baba tavrı. muhterem valimiz oyuncaklarımızı elimizden alıp bizi yatağa aç gönderecek anlaşılan.

tanrım tanrım, ben öldürmedim Kennedy'i, Kennedy'leri. King'i de ben öldürmedim. Malkolm X ya da diğerlerini de. ama Sol Kanat Liberal güçlerin teker teker katledildikleri aşikar -her neyse nedeni, (bir zamanlar sağlıklı besin satan bir dükkanda çalışan ve yahudilerden nefret eden bir sanık)- her neyse nedeni, solcular teker teker öldürülürken sağcıların pantolonları bile buruşmuyor. Roosevelt ile Truman'a da ateş edilmemiş miydi? onlar Demokrat'tılar ne tuhaf.

pis moruğun notları sayfa 38,39,40
Not: eserden olduğu gibi aktarılmıştır, dil ve imla hataları yazarın kendi tercihidir...
Başa dön
tiananmenian
Yazar


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1231
Nereden: gebze

MesajTarih: Prş Ksm 29, 2007 10:04 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

katillerin hasta olduklarını kabul ediyorum, ama Baba imajının da hastalıklı olduğunu kabul edelim. içinde Allah korkusu taşıyanlar insan olarak dünyaya geldiğim ve İsa bir zamanlar çarmıha gerildiği için "günah" işlediğimi söylüyorlar. İsa'yı ya da Kennedy'yi ben öldürmedim. Vali Reagan da öldürmedi. bu bizi eşit kılar, onu üstün değil. hukuki ya da ruhani özgürlüklerin kısıtlanması için hiç bir neden göremiyorum ben, zaten fazla geniş değiller. hem kim kimi kandırıyor? adamın biri yatakta düzüşürken ölse hepimiz düzüşmekten vaz mı geçeceğiz? yurttaşlıkla ilgisi olmayan delinin biri yüzünden bütün yurttaşlara deli muamelesi mi yapılmalı? bir Tanrıy'yı öldürürse bu benim de Tanrı'yı öldürmek istediğim anlamına mı gelir? biri Kennedy'yi öldürdüyse ben de mi istedim Kennedy'yi öldürmeyi? Vali'yi bu kadar haklı ve biz kalanları bu kadar haksız kılan nedir? demeç yazarları, işlerini iyi yapamayan demeç yazarları üstelik.

haziran'ın altısında ve yedisinde kentte araba sürmek için özel bir nedenim yoktu ama Zenci mahallerinde Kennedy'ye hürmeten on arabanın dokuzunun farları güpegündüz yanıyordu: kuzeye doğru çıktıkça oran düştü. Hollywood Bulvarı ile Sunset civarında on arabadan birinin farları yanıyordu. Kennedy beyazdı, dostlarım. ben de beyazım. benim arabamın farları yanmıyordu. olsun, Exposition ile Century arasında kendimi iyi hissetmemi sağlayan serin ve harikulade ürpertiler geçirdim.

ama dediğim gibi, vali herkesin ağzı var ve herkes ağzını açıp önyargılarından yola çıkarak bir şeyle söylüyor, trajediyi kendi çıkarı doğrultusunda kullanıyor. gücü elinde bulunduranlar güçlerini korumak istiyor, altın çekmecelerini kaybetmelerine neden olabilecek her şeyin ne kadar yanlış olduğunu haykırıyorlar, ben apolitik biriyim, ama bu gericilerin fırlattığı falsolu toplar karşısında kafam bozulup oyuna girersem şaşmayın.

pis moruğun notları sayfa 40
Not: eserden olduğu gibi aktarılmıştır, dil ve imla hataları yazarın kendi tercihidir...
Başa dön
tiananmenian
Yazar


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1231
Nereden: gebze

MesajTarih: Cum Ksm 30, 2007 12:00 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

DAKTİLOYU TERKETMEK SİLAHINI TERKETMEKTİR, FARELER ETRAFINI SARIVERİR. Camus'un kalemi akademilerde konferans vermeye başladıktan sonra sustu, vaaz vererek başlamaıştı Camus, yazarak başlamıştı; trafik kazasından çok önce ölmüştü zaten.

arkadaşlarım bana "şiir dinletisi versene, Bukowski?" diye sorduklarında neden "hayır" dediğimi anlamıyorlar.

ve işte Şikago, ve işte Prag, değişen hiçbir şey yok. küçük çocuklar yine dövülecek, onlar da büyüdüklerinde (büyüyebilirlerse) başkalarını dövecek. Cleaver'ı Nixon'a yeğlerim, ama bu da bir şey ifade etmez. evime gelip biramı içen, yemeğimi yiyen ve yanlarındaki kadın yüzünden havalarından geçilmeyen şu allahın cezası devrimcilerin öğrenmeleri gereken şey şuNeutral değişim içerden dışarıya doğru gerçekleşmeli. sokaktaki adama yeni bir şapka verir gibi yeni bir rejim veremezsiniz. karnını doyursanız, Dizzy Gillespie'nin tüm plaklarını hediye etseniz bile iki paralık alışkanlıklarından kolay vazgeçmeyecektir. ortalıkta devrimin artık kaçınılmaz olduğunu haykıran bir sürü insan dolanıyor, ama bu kadar insanın bir hiç uğruna öldüklerini görmek istemem. çoğu insanı öldürdüğünüzde hiçbir şey öldürmüyorsunuzdur gerçi, ama birkaç iyi insanda gümbürtüye gidecektir. ne geçecek elinize? halkın üstünde olan yeni bir HÜKÜMET. kuzu postuna bürünmüş eski diktatör. ideoloji silah satışı üstüne kurulmuş.

geçen akşam genç bir adam bana şöyle dedi (pek hoş ve ruhani bir tavırla halının ortasında oturuyordu.);
"kanalizasyonları tıkayacağım. bu kent bokun içinde yüzecek!"
tanrı aşkına, fikir niyetine bana sunduğu boklar Los Angeles'ı ve Pasadena'nın yarısını boka gömmeye yeterdi.
sonra: "bir bira versene Bukowski."
yanındaki ..ltak bacak bacak üstüne atmıştı, pembe külodu görünüyordu, kalktım verdim bir bira.

devrim sözcüğü kulağınıza hoş geliyor, değil mi? ama hiç de öyle değildir, inanın bana. devrimin ne olduğunu bilmek ister misiniz? kan, bağırsak ve delilik. yolunuza çıktığı için ölen çocuklar, dünyadan habersiz yavrular. yanınızdaki ..ltağın, hatta karınızın gözünün önünde kasaturalanıp ırzına geçilmesidir. bir zamanlar miki fare filmlerine gülen erkeklerin birbirlerine işkence etmeleridir. böyle bir eyleme geçmeden önce eylemin ruhunun nerede olduğu ve eylem bittiğinde nerede olacağını çok iyi düşünmek gerek. Dostoyevski'nin SUÇ ve CEZA'sına katılmıyorum, koşullar ne olursa olsun kimseyi öldürme meselesi. ama iyi düşünmek gerek. işin delirtici yanı tek bir mermi bile sıkmadan canlarımızı alıyor olmaları. para babalarının şişko oğulları Beverly Hills'de on dört yaşında kızların ırzlarına geçerken ben bir yerlerde asgari ücretle belimi kırıyordum. helada beş dakika fazla kaldığı için işten kovulan adamlar biliyorum. anlatmak istemediğim çok şey gördüm. ama bir şeyi öldürmeden önce yerine daha iyisini koyabileceğinden emin olmalısın. parklarda nefret palavraları sıkan siyasi fırsatçılardan daha iyi bir şeyler olmalı elinizde. bir şeyin bedelini ödemek canınıza okuyacaksa otuz altı aylık garantiden fazlasını arayın. devrime duyulan romantik özlemin dışında bir şey görmedim henüz. ne gerçek bir lider ne de şimdiye kadar her devrim sonrası gelen ihanetin önüne geçebilecek bir platform. şayet birini yok edeceksem o adamın yerine karbon kopyasının gelmesini istemem. tarihi bar helasında barbut oynayan ayyaşlar gibi harcadık. insan ırkından utanç duyuyorum. ama bu utanca katkıda bulunmanın da bir anlamı yok. elimden gelirse utancı azaltmak isterim.

yanında evden kaçmış on altı yaşında bir kız, midende de başkasının birası varken devrimden söz etmek kolay. uluslararası ün sahibi üç kıçı kırık yazarın OOOOOMMMM tezgahına kapılıp parklarda dans ederek DEVRİM diye bağırmak kolay. ama devrimi başlatmak, devrimi gerçekleştirmek başka şeydir dostlar. Paris 1870-71, sokaklarda yirmi bin ölü. sokaklar kan seli, sıçanlar cesetleri kemiriyor ve insanlar aç ve aç insanlar fareleri cesetlerin üstünden alıp yiyorlar. ve nerededir Paris bu akşam? nedir Paris bu akşam? karşımda oturan genç ortalığı boka bulamak istiyor ve gülümsüyor. henüz yirmisinde, genellikle şiir okur. lavabonuzdaki bulaşık bezinden başka nedir ki şiir?

pis moruğun notları sayfa 56,57
Not: eserden olduğu gibi aktarılmıştır, dil ve imla hataları yazarın kendi tercihidir...
Başa dön
tiananmenian
Yazar


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1231
Nereden: gebze

MesajTarih: Pzr Arl 02, 2007 10:43 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

yaz sonunu seviyordu en çok, hayır sonbaharı, sonbaharı belki de, her neyse, kumsal serin oluyordu ve gün batımından hemen sonra sahilde yürümek hoşuna gidiyordu, kimseler olmazdı, su kirli görünürdü, ölümcül görünürdü su ve martılar uyumak istemezlerdi, nefret ederlerdi uyumaktan. martılar üstüne doğru uçtular, gözlerini, ruhunu, ruhundan arta kalanı ister gibi uçtular üstüne doğru.

ruhundan arta fazla bir şey kalmamışsa ve bunun farkındaysan biraz ruhun vardır yine de.

kuma oturup suya bakardı, herşeye zor inanılırdı suya bakınca, Çin diye bir ülke olduğuna ya da ABD'ye ve Vietnam'a, bir zamanlar çocuk olduğuna, hayır, buna inanmak zor değildi, onu unutamazdı. bir de erkeklik çağınıNeutral çalıştığı işler ve kadınlar, sonra kadınsızlık, şimdi de işsizlik. altmışında bir berduş. bitmiş. bir hiç. bir dolar yirmi sent nakit vardı cebinde. bir haftalık kirasını ödemişti bir de. okyanus... kadınları düşündü yine. birkaçı iyi davranmıştı ona. diğerleri kurnaz, gürültücü, biraz deli ve çok zor kadınlar olmuşlardı. odalar ve yataklar ve evler ve Noeller ve işler ve şarkılar ve hastaneler ve donukluk, donuk günler ve geceler ve anlam eksikliği ve fırsat eksikliği.

ve şimdi, altmış yılın karşılığıNeutral bir dolar yirmi sent.

Sıradan Delilik Öyküleri Sayfa:107
Başa dön
tiananmenian
Yazar


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1231
Nereden: gebze

MesajTarih: Pts Arl 03, 2007 1:24 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

ziyartetime gelen insanlar biraz tuhaftır, ama hemen hemen herkes tuhaftır biraz; dünya her zamankinden daha çok sallanıp titreşiyor ve sonuçları aşikar.

içlerinden biri; hafif şişman, minik bir sakal bırakmış, hayli sağlıklı görünüyor, bir şiir dinletisinde benim şiirlerimden birini okumak istiyor. olur, diyorum ve ona şiirin nasıl okunması gerektiğini anlatıyorum. keyfi kaçıyor.

"hani bira? tanrı aşkına, içecek bir şeyin yok mu?"

14 tane ay çekirdeği avuçlayıp ağzına atıyor, makine gibi çiğniyor. gidip biraları getiriyorum. bu oğlan, Maxie, ömründe bir gün olsun çalışmamış. Vietnam'dan yırtmak için habire üniversiteye gidiyor. şimdi de hahamlık eğitimi görüyor. müthiş bir haham olacağından hiç şüphem yok. yeterince şehvetli ve palavracı. ama aslında savaşa karşı değil. o da bir çokları gibi savaşları iyi ve kötü olmak üzere ikiye ayırıyor. İsrail-Arap savaşına katılmak istedi ama bavulunu yapma fırsatı bulamadan savaş bitti. uzun lafın kısası, insanlar birbirlerini öldürmeye devam edecekler. yeter ki onlara mantıksal bir neden verin. Kuzey Vietnamlı öldürmek doğru değil. Arap öldürülebilir. iyi haham olacak.

birayı elimden kapıp ağzındaki ay çekirdekleri suluyor.
"isa aşkına," diyor.
"isa'yı siz öldürdünüz," diyorum.
"o muhabbete hiç girme!" diyor.
"girmeyeceğim, tarzım değil."
"DEHŞET CADDESİ için yüklü telif aldığını duydum, isa aşkına derken onu kastediyordum."
"evet. yayınevinin en iyi satan yazarıyım. Duncan, Creeley ve Levertov'un birlikte sattıklarından fazla satıyorum. ama bu hiçbir şey ifade etmeyebilir, L.A.Times'da fazla satıyor ama hiçbir şey L.A.Times'da"
"evet."
biralarımızı yudumladık.

Sıradan Delilik Öyküleri sayfa 117,118
Başa dön
tiananmenian
Yazar


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1231
Nereden: gebze

MesajTarih: Cmt Arl 08, 2007 8:32 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Gelip yanıma oturdu. "Merhaba, benim adım kızıl."
"Benimki Henry."
Orda oturup çocukların futbol oynamallarını izledik. Kızıl'a baktım.
"Neden sol elinde eldiven var?"
"Tek kolum var da ondan," dedi.
"Elin gerçek gibi duruyor."
"Takma. Kolum takma. dokun bak."
"Ne?"
"Dokun. Takmadır."
Dokundum. Sertti, taş gibi.
"Nasıl oldu?"
"Böyle doğmuşum. Dirseğime kadar takmadır kolum. Dirseğimin ucunda küçük parmaklar var, tırnaklı falan, ama işe yaramıyor parmaklarım."
"Arkadaşların var mı?"
"Hayır."
"Benim de yok."
"O çocuklar seni oynatmıyorlar mı?"
"Hayır."
"Benim topum var."
"Topu tutabiliyor musun?"
"Hem de nasıl!"
"Getir."
"Tamam."

Ekmek Arası, sayfa 44
Başa dön
tiananmenian
Yazar


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1231
Nereden: gebze

MesajTarih: Sal Arl 11, 2007 7:20 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

"Bir espresso?" diye sordu Nelson.
"Tabii, neden olmasın."
Harold oturdu. Çok geçmeden Nelson kahvesini getirdi ve kanepeye oturdu. Nelson'ın başı hoplayıp zıplamaya başladı gene.
"Gördüm ...spu çocuğunu Harold. Bana bir ziyaret bahşetti."
Harold fincanı ağzına götürdü, sonra durdu.
"Fucktpwski mi?"
Yazara taktıkları addı bu.
"Evet."
Harold kahveden bir yudum alıp fincanı sehpaya koydu.
"Artık kimseyle görüşmediğini zannediyordum."
"Dalga mı geçiyorsun? Ona yazan veya telefon eden her kadınla görüşüyor. Onları sarhoş etmeye çalışıyor, yalanlar söylüyor, vaadler de bulunuyor. Onları sıkıştırıyor, karşı koyarlarsa tecavüz ediyor."
"Vicdanı rahat mı peki?"
"Yazacak konu yaratmak zorunda olduğunu söylüyor."
"O ne iğrenç yaşlı zamparadır o."
Bir süre oturup yaşlı zamparayı düşündüler. Sonra Harold "Nasıl oldu da onu ziyaret etmene izin verdi?" diye sordu.
"Hava atmak için herhalde. Biliyorsun, fabrikadan ayrılıp yazar olmaya karar verdiğinden beri tanırım onu. Tuvalet kağıdı alacak parası yoktu, gazete kağıdıyla silinirdi."
"Peki ziyaret nasıl gitti Nelson?Sarhoş muydu?"
"Tabii ki, hem de sakar bir domuz kadar."
"Sarhoş olmanın maço olduğunu sanıyor. Tod Winters bir gece onu evire çevire dövdüğünü anlattı bana."
"Gerçekten mi?"
"Gerçekten. Bunu hayatta yazmaz ama."
"Hayatta yazmaz."
Bir süre oturup espresso yudumladılar.
Nelson elini gömlek cebine sokup küçük bir puro çıkardı. Puroyu ağzına götürüp dişleri ile selefonu parçaladı, ucunu ısırıp ağzına yerleştirdi ve sehpanın üstündeki çakmağa uzandı.
"O puroyu yakmamanı yeğlerim Nelson. İğrenç bir alışkanlık!"
Nelson puroyu ağzından çıkarıp sehpanın üstüne fırlattı.
"Allahın cezası kokunun dışında kanser tehlikesi de var Nelson."
"Haklısın."
"Hadi Nelson. Ne dediğini anlat bana!"
"Fucktowski'nin mi?"
"Başka kim olabilir ki?"
"Güldü bana Harold! Asla başaramayacağımı söyledi."
"İnanmıyorum!"
"Evet. Yırtık kotu ve kirli tişörtü ile karşıma oturup asla başaramayacağımı söyledi bana. Büyük bir evde oturuyor, garajda iki yeni araba. Evi büyük bir kayanın üstüne inşa edilmiş. Son derece pahalı bir güvenlik sistemiyle korunuyor. Ve kendinden yirmi beş yaş küçük harikulade bir kızla yaşıyor."
"Yazamıyor ama. Kelime haznesi dar, tarzı yok. Sıfır..."


Bana Aşkını Getir Sayfa120,121
Başa dön
cibran
Yazar


Kayıt: May 06, 2005
Mesajlar: 750
Nereden: istanbul

MesajTarih: Prş Arl 13, 2007 12:53 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Büyük kurumlarda çıkan RİVAYETLERden söz ediyorum. Bilmem kimin başına ne geldiğine dair bir rivayet yayılır; daha da kötüsü günler, haftalar, aylar önce duyduğun bir şeyin doğru olduğunu öğrenirsin. "Yirmi yılını o kuruma vermiş olan Joe Baba işten çıkarılacakmış, ya da hepimizi işten çıkaracaklarmış" gibi, her zaman da DOĞRU ÇIKAR.


CHARLES BUKOWSKI
(Sıradan Delilik Öyküleri)


aklıma birden bir seyi 40 sefer söylersen olur lafı geldi...

tian araya girmis gibi oldum ama kusura bakmazsın umarım.. ama Bukowski nin bu sözlerinini cok tutuyorum...
Başa dön
tiananmenian
Yazar


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1231
Nereden: gebze

MesajTarih: Prş Arl 13, 2007 12:32 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Renk katmışsınız hocam...

Askeri Eğitim Kursu uyumsuzlar içindi. Dediğim gibi, askerlikle beden eğitimi arasında seçim yapmak zorundaydın. Beden eğitimini yeğlerdim ama kimsenin sırtımdaki çıbanları görmesini istemiyordum. Askeri eğitimi seçen herkeste bir tuhaflık vardı. Neredeyse tamamen spordan hoşlanmayan veya askeri eğitimin vatanperverce olduğunu düşünen aileleri tarafından buna zorlananların oluşturduğu bir gruptuk. Zengin çocukların aileleri daha vatanperverdiler çünkü ülke elden giderse kaybedecekleri çok şey vardı. Yoksul aileler daha az vatanperverdiler, bazen kendilerinden beklendiği için veya öyle yetiştirildikleri için vatanperverlik gösteriyorlardı. Bilinçaltından ülkeyi Ruslar'ın veya Almanlar'ın veya Çinliler'in yönetmesinin onlar için daha iyi olacağını, veya daha kötü olmayacağını biliyorlardı, özellikle koyu derililer. Durumları daha iyi olabilirdi. Neyse, Chelsey Lisesi öğrencilerinin çoğu zengin çocukları olduklarından şehrin en kalabalık askerlik sınıfı bizdeydi.

Güneşin altında yürüyüp siper kazmayı, yılan sokmasını tedavi etmeyi, sargılamayı, düşman süngülemeyi öğreniyorduk; el bombalarını, sızma taktiklerini, açılma taktiklerini, geri çekilmeyi, ilerlemeyi, zihinsel ve bedensel disiplini; ateş alanına gidiyor ve bang, bang, keskin nişancı madalyalarımızı alıyorduk. Gerçek manevralar yapıyorduk, ormana dalıp savaşıyorduk. Tüfeklerle birbirimize doğru sürünerek. Çok ciddiydik. Ben bile ciddiydim.

Ekmek Arası Sayfa;130,131
Başa dön
tiananmenian
Yazar


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1231
Nereden: gebze

MesajTarih: Pzr Arl 23, 2007 9:48 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Banka Çekine Tekmeyi Savurduğum Gün

...zengin amca ve halalarını al da sen
ve dedelerini ve babalarını
ve onların iğrenç petrollerini
ve yedi göllerini
ve yaban hindilerini
ve bufalolarını
ve bütün Teksas eyaletini
hani o kadar böbürlendiğin
ve Cumartesi gecesi çıkılan iskele yürüyüşlerini
ve iki paralık kütüphaneni
ve sahtekar meclis üyelerini
ve o biçim ressamlarını-
hepsini al da bir güzel
bir de haftalık gazetelerini
ve hortumlarını
ve lanet sel baskınlarını
ve bütün o uluyan kedilerini
ve Time aboneliğini,
...
...

Çılgın bir yaşamın kollarında tutsak, Howard Sounes s:54
Başa dön
Mesajları göster:    Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> insanlar Tüm saatler GMT +2 Saat
Sayfa Önceki  1, 2, 3, 4, 5  Sonraki
3. sayfa (Toplam 5 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Benzer Başlıklar
Başlık Yazar Forum Cevaplar Tarih
Yeni mesaj yok Charles BAUDELAİRE tu_ce Şairler ve Şiirleri 30 Prş Ağu 31, 2006 11:14 am
Yeni mesaj yok Charles Bukowski tiananmenian insanlar 37 Çrş Ağu 30, 2006 9:44 pm
Yeni mesaj yok Charles Aznavour Dimitri Diğer 9 Sal Hzr 20, 2006 10:22 pm
Yeni mesaj yok Ray Charles OWL Diğer 8 Cmt Hzr 03, 2006 9:17 am
Yeni mesaj yok Charles Baudelaire mehmetfatihekici Şairler ve Şiirleri 1 Çrş Mar 01, 2006 1:06 am

 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com RSS uyumludur RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke