Tarih: Cum Eyl 28, 2007 9:54 am Mesaj konusu: Taraftar mı takımını seçer, takım mı taraftarını?
Çocukken aklım ermeye başladığı sıralarda Galatasaray şampiyon olmuştu ardarda. Ben de Galatasaray'ı tuttum. Kanımın en çok kaynadığı yıllarda tam 13 yıl şampiyon olamadık, tuttuğum takımı bırakmak için yeterli bir nedendi bu ama bırakmadım. Başarıya endeksli bir tercihim olsaydı bırakırdım. Ben mi takımı seçmiştim takım mı beni? Kişilik, sosyal özellikler vb ile tutulan takım arasında bir ilişki var mı?
Bu arada, buradaki dostların hangi takımı tuttuğunu da öğrenmiş olacağım.
Ben de Galatasaray'ı tutuyorum çocukluktan beri. Ama nedenini bilmiyorum. Şimdiye kadar hiç değiştirmekte istemedim. Önceden çok takip ederdim. Özellikle Galatasarayın UEFA şampiyonluğunda. Ama şimdi hiç işim bile olmuyor maçlarla.
Genelde atadan miras kalır. Dedem ve babam Trabzonspor'luydu. Küçükken aldığı bordo-mavi renkteki Puma eşofmanımı bir kaç gün üstümden çıkartmamıştım. Sonra küçüklüğümüzdeki köy, iki takıma ayrılmıştı: Trabzon- Fenerbahçe. O mahalleyi sevmezdik ve hemen hepsi kıldı çocukların. Her gün maç vardı harman yerinde. Sonra kavgalar olurdu. Benim yaş küçük olduğu için genelde yaşanan maceralara dinleyici olarak katılırdım. O zaman sanırdım ki, Türkiye'de yalnızca Trabzon ve Fenerbahçe takımları var. Bir de yanardöner bir arkadaş vardı. O, iki mahalleyle de arkadaşlık kurardı. Satıcı bir adamdı kısacası. Kim kafalarsa onun takımına geçerdi. Yada küstüğü, kavga ettiği tarafa karşı oynardı. Cırtlak sarı-kırmızı renkteki eşofmanları onun üstünde görürdüm. Galatasaray diye ufak bir takımı tutuyormuş. Şaşırırdım. Bu arada, eski eşofmanlar iğrençti. Mayo gibi kısa ve daracıktı. Allah razı olsun Çek'lerden. Şortları dizlere çektiler de, kurtuldu erkek milleti bu forma rezaletinden. Sonra tabi büyük şehire göçtüğümüzde anyayı da, Konya'yı da anladık. Hayret ettik. Dördüncü büyükmüşüz. Üstelik bir de Beşiktaş diye bir takım vardı ki, o yıllarda efsane. Metin-Ali-Feyyaz öldürücü hattı ile ligi toz duman ediyor. Sevmediğimiz halde biz bile ilk onbirini ezbere sayıyoruz. Kaleci Zalad-Bako, defansta Samet (Aybaba), Ziya (Doğan), (Takoz) Recep), Ulvi; ortada Rıza (Çalımbay), Walsh, MAF, Lois Ferdinand... Hele bir de içli bir tezahüratı vardı ki, az kalsın Beşiktaş'lı olacaktım bu şarkı yüzünden: "Kara kartal; canım feda, canım feda olsun sana!"
Ama herşeye rağmen takımımı değiştirmedim. İçten bir ses, bunun benliğim olduğunu söylüyordu. Bu yüzden, okullardaki o yoğun psikolojik baskılara göğüs gerdim; başarısızlıkları sineye çektim. Yoksa zordur, ilk, orta, lisede, nadir Trabzon'lulardan olup, "Burası leş gibi hamsi kokuyor!" veya, "Hamsi koydum tavaya, başladı zıplamaya" gibi kötü tezahüratlara, alçaltmalara karşı direnmek.
Ama daha ilginç bir şey diyeyim. İşin sosyolojik kısmından çok psikolojik tarafına bir bakış: Kişi, tuttuğu futbol takımına benziyor.
Kayıt: Feb 23, 2007 Mesajlar: 587 Nereden: İstanbul'da bir sokak başı kaldırım kenarı
Tarih: Cum Eyl 28, 2007 2:41 pm Mesaj konusu:
Sen zamanında başarıları yüzünden o takımı şeçmiştin. Ve sonra kendini onunla özdeştirdin. Etrafındakiler, birbirlerine seni , ''hani Galatasaraylı kukulkan var ya işte o.'' diye tarif etmeleri seni onunla özdeştirmişlerdir.
Ve neticede başarılı diye sen seçtin, sonra çevren sana bıraktırmadı.
Bırakırsan ''Vay dönek ne haber'' veya ''Hani bizim dönek var ya işte o'' demelerinden utandığın için bırakamadın.
Ama daha ilginç bir şey diyeyim. İşin sosyolojik kısmından çok psikolojik tarafına bir bakış: Kişi, tuttuğu futbol takımına benziyor.
Bu cümleyi biraz açsana.Kimler GS,FB,BJK,TS'u tutar? Şu konuyu da açıklayabilir söyleyeceklerin:Neden GS ile BJK arasında pek sorun yoktur da her iki takım da FB'ye gıcıktır?
Dönek olma korkusu, güçlü bir benlik için kesin şarttır zaten. Dönebilmek te, dönememek te güçlü bir dimağ, his gerektirir. Başkalarından çok, bu kendi vicdanında yankısını bulur. 'Kız gibi romantik kesilip, bir şarkıya takımını sattın' derse o iç ses, ve ondan kurtulamazsan, o zaman hapı yutmuş demeksindir. Çevre baskısından ötürü takım değiştirenler de olmuştur; ama daha çok benliğin güçlüce kendini duyurması yatar altında. Nitekim birisi şöyle demiş: "Takım değiştirmek, din değiştirmek gibidir. " Yani her zaman için çok zor. Burada takım tutma olgusu, inançsal bir hüviyete bürünüyor. Nitekim, küme düşse de takımlarımızı destekleriz; çünkü inandığımız şeyi, benliğimizde eritmişizdir; kimliğimizin bir parçası haline gelmiştir. Bu yüzden takımı her durum ve şartta destekleme, başarısızlıklarına dahi ortak olma, hatta derbederlik durumunda bile takımınla özdeşleşme, bu benliğin kendini göstermesinden başka bir şey değil.
Kişi tuttuğu futbol takımına benziyor, iddiasını aslında çoktandır, ilkgençliğimden beri tartıyorum ve bunun malzemelerini toplamaya çalışıyorum. Bir dostum ve kendim üzerinden gideceğim: Dostum sıkı Fenerbahçe'li. Bilirsiniz, herkesin yabancı ülkelerde de tuttuğu, en azından semptai duyduğu takımlar vardır: Ajax, B. Münih, M.United gibi. Ben yabancı ülkeden takım beğenirken, Fenerbahçe karakterli kibirli, çok büyük camialara gıcıklık sergilerken, onları kesin red ederken, hemen onların rakibini seçmeyi yeğlerim. Bu, Real Madrid'e karşı Barcelona'dır, M.United'e karşı Liverpool'dur, Arsenal'dir; B. Münih'e karşı sürekli değişen güçlü diğer takımlardır; Milan'a karşı İnter'dir, Juventus'dur, Ajax'a karşı PSV'dir. Beri taraftan Fener'li dostum da, başka ülkelerde Fener'e denk düşen bu takımları destekler.
Fenerbahçe'lillik apayrı bir ruh, karakter. Aslında takımların taraftarlarına verdiği bir hava var. Bu hava solunuyor. "Örgüt iklimi" denir buna yönetim sosyolojisinde. Fenerbahçe yönetim camiası, her zaman 'en büyüklük' iddiası içinde bulunmuş, ve bu da kendi taraftarına en büyüklük güdüsü aşılarken, diğerlerine şiddetli bir antipati aşılamıştır. Bu bakımdan, Türkiye'de ben gerçekte iki taraftar olduğunu söylerim: "Fenerli'ler ve Fenerli olmayanlar." Ama Fenerliler o kadar kibir yaparlar ki, buna bile sevinirler. Oysa, Fenerli olmayanlardan yüz bulamamak, sempati görmemek, hiçbir kişinin ikinci takımı olma şerefine erememek büyük bir bahtsızlık. Bu olguyu hem Fener camiası, hem de taraftarı ortadan kaldırma ve tersine çevirmeye çalışması gerekirken, sürekli beslemişlerdir. Fenerlilik karşıtlığı sadece diğer iki büyükte var sanılıyor. Oysa Fenerli olmayanların hepsinde Fener karşıtlığı vardır. Fener'in bu durumu, Chp'nin durumuna çok benziyor. Sadece taraftarı vardır; ikinci bir sempati duyan kategori yoktur. (Bu benzetmeyi, siyasi içerik olarak ta kuruyor değilim. Kimse yanlış anlamasın.)
Her takımın taraftarının tuttuğa takıma benzediği düşüncesine ben de katılıyorum. CHP-FB örneği de anlatmak istediğini gösteren güzel bir örnek. Benim bir de şöyle bir gözlemim var; milliyetçilerin en çok tuttuğu takım Trabzonspor, Batıyla işbirliği yapan Anadoludan kopuk İstanbul'a Anadolu insanının vir tepkisi heralde bu TS taraftarlığı. İtalya'da Milan'ın yanılmıyorsam İngiltere'de de Liverpool'un işçi sınıfının takımı olduğu söylenir. Hatta Milan Zapatistalarla maç yapma teklifini kabul etmişti (gerçi maç oynanmadı). Bizde böyle bir sınıfsal ya da toplumsal taban var mı? FB zenginlerin, GS aristokratların, BJK garibanların takımı dır?
Takımların kökeninin taraftarlığa etkisine ilginç bir örnek Yunanistan'dan verilebilir. İki ezeli rakipten AEK( Atletiki Enosi Konstantinopoli) İstanbullular spor birliğidir, Panathinaikos ise tüm Atinalılar. Panathinaikos taraftarları iki taraf arasındaki maçta Türklere küfür ederken, AEK taraftarları Türk gibi güçlü diye tezahürat yaparlarmış. Futbol sadece futbol değil.
Bir odanın dolabında sarı kırmızı formalar, çoraplar, bayraklar; diğer odanın dolabında siyah beyaz formalar, tişörtler, çoraplar; çalışma odasında siyah beyaz bir iki obje, mutfakta benim takım çatal bıçak takımı, salonda her zaman Milli-Mehter takımı...
Futbul gibi güçlü bir olayı basitçe anlatamayız. Arjantin' in dünya kupasını alması olaydı mesala. Siyasi gelişmeleden halkı böyle uyuttular ve Arjantin Düya Şampiyonu yapıldı...Fifa başkanlarından bir kişi açıkladı bunları.
İşgal kuvvetleri İstanbul' a girince ilk işi Beşiktaş Jimlastik Kulubünü basmak oldu. Çünkü M. Kemal ve kulüp yöneticilerinin arkadaşlığı söz konusuydu. Neyse...İlk iş bu değildi...Azınlık takımlarından oluşan bir lig kuruldu. Bu ligin içinde Çok sevdiğimiz Fenerbahçe ve Galatasaray vardı. Beşikta takımı bu 2 takımında yer aldığı ve işgal kuvvetlerinin ekiplerinden oluşan lige girmek istediyse de almadılar. Kendi Türk ligimizi kurup oynadık. Yerli malı takımlarla.vs. vs...
Futbol takımlarının tribünlerinda FAŞİST yapılanma dört nala beygir koşturur. Elbette futbolu 3 F yanılgısına koyarak yorum yaparsanız bu faşizanlık alır başını Trabzondan çıkar.
Asıl konu;
Fenerliler kendini beğenmişlerdir. Çok konuşurlar. Kendilerinden emindirler ama her dafasında maç bitiminde kıç üstü yere otururlar. Gene de susmazlar. Çok zenginleri de vardır. Çok fakiride.
Cimbomlular sarışın hatunları rağbet ettiği bir takımdır. Hatun takımıda denilebilir. Genelde tek düze hayat yaşayanlar, Maddi yönden rahat olanlardır.
Beşiktaşlılar, Halkın takımı başka söze gerek var mı?
Keşke vaktim olsaydı. Daha oturaklı yazardım. Şimdi hastaneye kaçıyorum.
Beşiktaşlılara gelicez. Rengimizin kırmızı beyazdan neden siyah beyaz olduğuna. Bjk devlet ilişkisi ve bugün hangi kulup bu rolü üslendi ama kirli ce çirkin biçimde...
Hepsini yazacağım. Takım değiştirmeye hazır olun. Bu arada Fenerlilerin yarısına yakını dönektir. Ciddi böyledir. Çevrenizde de vardır mutlaka...
Keşke vaktim olsaydı. Daha oturaklı yazardım. quote]
Vakti olunca daha oturaklı yazacaktır Yazarım. Arjantin örneğine benzer bir olay da aralarında gerginlik bulunan Honduras ve El salvador arasındaki maçtır. Maçta çıkan olaylar büyümüş, zaten sınır sorunu olan iki ülke on küsür gün süren bir savaşa (ciddi ciddi savaşa) girmişlerdi. Koyu Beşiktaşlı Yazarım'dan Çarşı'nın dünya ve toplum sorunlarına olan ilgisini sormak isterim. Bilmiyor ve merak ediyorum, Çarşı'nın nükleer santrallere vb duyarlılığı nereden kaynaklanıyor?
Bayanların futbol muhabbeti etmesinden hoşlanmıyorum fakat tartışma ortamında olmadığımız için bir iki yazayım...
Ablam ve ben çok küçüktük. Ben okula bile gitmiyordum. Amcam bizde kalıyordu ve lise çağlarında idi. Deli dolu Fenerbahçeli. Bize Fenerbahçe atkısı, tişörtü vs. alırdı. Kağıt şapkalar vardı hatta o zamanlar, şimdi var mı bilmiyorum. Her maç günü biz bunları giyer Fenerbahçeyi renginden tanıdığımız için heyecanla izlerdik : )
0-6 yaş arası çocuk psikolojisinin insan hayatındaki öneminden olsa gerek, ben ve biz Fenerbahçeliyiz!
Şimdi ise sadece amcamın futbol muhabbetini dinliyor ve seviyorum.
Amcamın Fenerbahçelilik üzerine bir Galatasaraylı ile yaptığı konuşmayı hatırladığım kadarıyla aktarayım.
GS li adam amcama, fenerbahçeli olmayan çoğu insan gibi fenerbahçeyi kötülemeye başlayınca... :
"Özhan Canaydın daha yeni yeni galatasaray yönetiminde bulunmaya başladığı zaman kulübün başındaki kişiye 'Siz galatasaray lisesi mezunu değilsiniz. O yüzden siz gerçek galatasaraylı olamazsınız, sadece galatasaray taraftarı olabilirsiniz' demiş. O yüzden şimdi siz sadece galatasaray taraftarısınız fakat biz Fenerbahçeliyiz!"
Dünyanın "en ünlü" ve "en kanlı" derbilerinin sebebi ne?
Şöyle bir bakalım...
İskoçya.
Glasgow.
Aynı şehrin iki takımı.
Celtic ve Rangers.
Biri Katolik, öbürü Protestan.
Din derbisi...
(Katolik golcü Johnston, Rangers'a transfer olduğunda evi yakıldı. Maç, Johnston'un golüyle 1-0 kazanılsa bile, Rangers taraftarları "maç 0-0 bitti" diyordu. )
Arjantin.
Buenos Aires.
Aynı şehrin iki takımı.
Boca Juniors ve River Plate.
Birini İtalyan göçmenler kurdu, öbürünü öz be öz Arjantinliler.
Irk derbisi...
(Durum öyle vahim ki, sadece Bocalıların gömüleceği kabristan yapılıyor. Yani, mezara kadar...)
İtalya.
Roma.
Aynı şehrin iki takımı.
Lazio ve Roma.
Biri faşist, öbürü demokrat.
İdeoloji derbisi...
(Laziolular Mussolini'nin torunları... Zenci ya da Yahudi futbolcu istemiyorlar. Asıl isimleri SS Lazio... SS, societa sportiva... Yani, sportif müessese... Ama onlar için anlamı farklı... Roma'nın amblemi ise, Roma'nın kurucuları Romus ve Romulus'u emziren kurt figürü. Yani, parlamentonun ataları...)
İtalya. Milano.
Aynı şehrin iki takımı.
Inter ve Milan.
Biri kıro, öbürü asil.
Sınıf derbisi...
(Milan taraftarları arasında Dük'ler Baron'lar falan var.)
Romanya.
Bükreş.
Aynı şehrin iki takımı.
Steau ve Dinamo.
Biri asker, biri polis.
Derin devlet derbisi...
(Genel olarak birbirlerini dövüyorlar... Sonra birleşip, herkesi dövüyorlar...)
Türkiye.
İstanbul.
Aynı şehrin iki takımı.
Fenerbahçe ve Galatasaray.
Din ayrımı yok. Irk ayrımı yok. ideoloji ayrımı yok. Sınıf ayrımı yok. Asker-polis ayrımı yok. Zengin-fakir ayrımı yok. Eğitimli-cahil ayrımı yok...
Üstelik, dünyadaki ünlü derbilerden farklı olarak, taraftarları "aynı şehir" ile sınırlı değil.
Bütün ülkede var...
Peki bunun adı nedir?
Sidik yarışı derbisi...
(İnanılmaz nefretin mantıklı bir izahı yok çünkü...)
YILMAZ ÖZDiL
Üstte ki yazı epey bir eskidir... Konuyla alakalı olabilir diye buraya aktardım..
Ben Galatasaraylıyım ve bu tercihimden dolayı gurur duymusumdur her zaman...
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız