Genç adam kapıdaki güvenliğe aldırmadan adeta uçarcasına girdi rezidansın otoparkına, atını bir köşeye bağladı. Atının heybesinden aldığı dizüstü bilgisayarını koltuğunun altına sıkıştırdı. Çorabının içine aldığı paçalarını sıyırdı.
Markette kasaya yaklaşan çiftin mağrur görüntüsü herkesin dikkatini çekmişti. Ağzına kadar dolu market arabasında ne ararsanız vardı. Kadın kasaya yakın raflardan sakız, çukulata aldı. Sırada beklerken etraftakilerin sepetlerine, ellerindekine bakıyor, adeta kendi alışverişleri ile kıyaslıyorlardı. Sıra onlara gelince kadın kasanın ön tarafına geçti, kasiyer kız aldıklarını geçirdikçe kadın market torbalarına doldurulmasına yardım etti. Son ürün geçince kasadan küçük ekranda oldukça yüksek olan tutar belirdi. Adam dolgun cüzdanından renkli bir kart çıkardı. Kasiyer gülümsedi:
" Markette kart ve para geçmez, takas usulü çalışıyoruz. Buğday, elma, pekmez, bal ne olursa lütfen. "
Saate aldırmadan yürüdü. Gece yarısını geçeli çok olmuştu. Acıkmış, susamıştı. Sokaklar ıssız ve karanlıktı. Önüne ilk çıkan durakta bekledi. Gün ışıyana dek süren bu bekleyiş sokağın başında beliren kalabalık ile son buldu. Ayağa kalktı, kendini umursamayan bu kalabalığı içine karıştı.
Markette kasaya yaklaşan çiftin mağrur görüntüsü herkesin dikkatini çekmişti. Ağzına kadar dolu market arabasında ne ararsanız vardı. Kadın kasaya yakın raflardan sakız, çukulata aldı. Sırada beklerken etraftakilerin sepetlerine, ellerindekine bakıyor, adeta kendi alışverişleri ile kıyaslıyorlardı. Sıra onlara gelince kadın kasanın ön tarafına geçti, kasiyer kız aldıklarını geçirdikçe kadın market torbalarına doldurulmasına yardım etti. Son ürün geçince kasadan küçük ekranda oldukça yüksek olan tutar belirdi. Adam dolgun cüzdanından renkli bir kart çıkardı. Kasiyer gülümsedi:
" Markette kart ve para geçmez, takas usulü çalışıyoruz. Buğday, elma, pekmez, bal ne olursa lütfen. "
Kalabalık kavşakta bir düzen içinde görünen sadece trafik ışıkları idi. Ana caddeye çıkan sokaktan kırmızı bir spor araba göründü. Trafik ışıklarında araba durdu. Kırmızı arabaya yakışan kırmızı kaftanı ile yaşlı adam arabadan indi, arabanın bagajını açtı. Kavuğunu aldı, başına yerleştirdi. Güneşe inat hava serin, kavşak kalabalık idi.
Şatonun soğuk ve karanlık koridorlarında ayak seslerinin yankısını duyan olmadı. Genç lord saatler süren satranç maçının ardından içtiği romların etkisinden olacak derin uykudaydı. Şatonun en karanlık koridoru lordun kapısına ulaşıyordu. Lord yatakta en derin uykusunda iken kapının gıcırtısını duymadı. Üzeri açılmıştı, KX-98_W eski bir model olduğu halde montajlandığı ülkenin adetleri üzerine programlanmıştı. Sahibinin üzerini örttü. Devrelerinde tatlı bir elektriklenme oldu. Sivrisineklerden koruyan cibinliği kapattı.
Doçent olana dek kafasını hiç kaldırmamıştı çalışmaktan, annesi bekarlığından şikayetçi idi. Doçentlik tezi büyük yankı uyandırmış. Çok bilinen ve inanılan düşüncelerin aksine mantıklı ve aykırı fikirleri sadece ilahiyat camiasında değil tüm basın-yayın organlarında yer bulmuştu. İlk defa televizyona konuk olacaktı. Çok düşünmüştü. Sabah kuşağında, kadın izleyicinin yoğun olduğu bir programda olmayı kendine yediremiyordu. Hocası doğruları anlatmanın bir alimin görevi olduğu ve her fırsatı kullanması gerektiğini söylemişti. Yüzüne sürülen pudradan, nerede ise üzerinde hiçbir kıyafet olmadığını düşündüren magazin haberlerinin baş konusu sunucudan hiç hazzetmemişti.
İsmini duyduğunda içi pırpır ederek kameraların karşısına geçti. İlahiyatçı dendiğinde yaşlı, tonton, uyumsuz kıyafetleri içinde insanlara alışık seyirci yakışıklı genç doçentı hayranlık ve şaşınlıkla alkışladı. Bir kaç şarkı, dedikodu derken sorular genç doçente yöneldi, din ve kadın, namaz ve çalışma saatleri, baş örtüsü ve okul, müzik ve din; tek tek cevapladı soruları, ikna ediciyidi.
Arka sıralardan uzun boylu, kumral alımlı genç kız mikrofonu aldı.Genç din adamı gözlerini alamıyordu bu kadından. Kalbi çıkacak gibiydi göğsünden. Tüm seyirciler etkileyici bakışları ile doçenti süzen genç kadının sorusunu merak ediyordu. Soru kısa ve netti:
"Sayın beyefendi toplumun nerede ise yarısına ulaşan mutantlarla yapılan evlilikler dinen uygun mudur ?"
Genç kız damarlarında yol alan sıvı hidrojenin ısındığını hisseti.
İpek fuşya elbisesini yavaşça, örselenmesinden korkarcasına çıkardı. Sivri topuklu üzerinde siyah çapraz bantlı, bilekten bağlamalı ayakkabılarını da dolabın en altındaki kutuya, pelur kağıtlarına sararak koydu. Israrla sağ bileğine taktığı saatini çıkarıp, orta çekmecedaki kadife kutuya uzunlamasına yerleştirerek bıraktı. O sırada gözü saate ilişti, çok geç olmuştu. Sabaha çok az zaman kalmıştı.
Bir anda unuttuğunu hatırladı. Elbiseyi taktığı askıyı, dolaptaki borudan hırsla çekti aldı.Sinirli sinirli elleri titreyerek kendi vücudunu da askıya takıp tekrar dolaptaki yerine yerleştirdi.
Herkesin gıpta ettiği bir aşktı onların yaşadığı. Ne kadar yoğun olursa olsun karısına vakit ayırırdı. Ona hediyeler almaktan hiç vazgeçmez, süprizleri duyan başka kadınlar kıskanır ve dedikodusunu kulaktan kulağa yayılırdı. Hep merak ederdi aşkını; acaba ne yapıyor, ne giydi üstüne, kahvaltı yaptı mı, üşüyor muydu.
Aşk meraktı ona göre. Kendinden yüzyıllarca sonra doğacak adamın; aşkın sevgilinin kemalatına dikkat kesilmek olduğunu söyleyeceğini bilemezdi. Hemen uşağını çağırdı, arabayı hazırlamalarını emretti. Bab-ı ali'den yola çıkan fayton sanki uçuyordu. Genç şehzade "Lamia, Lamiam" diye mırıldandıkça güvercinlerden daha hızlı bir haberleşmenin gerekliliğini düşünüyor, şöyle bir düğmeye bastıkça aşkına ulaşacak sevgi mesajları taşıyacak aleti tasarlıyordu.
İpek fuşya elbisesini yavaşça, örselenmesinden korkarcasına çıkardı. Sivri topuklu üzerinde siyah çapraz bantlı, bilekten bağlamalı ayakkabılarını da dolabın en altındaki kutuya, pelur kağıtlarına sararak koydu. Israrla sağ bileğine taktığı saatini çıkarıp, orta çekmecedaki kadife kutuya uzunlamasına yerleştirerek bıraktı. O sırada gözü saate ilişti, çok geç olmuştu. Sabaha çok az zaman kalmıştı.
Bir anda unuttuğunu hatırladı. Elbiseyi taktığı askıyı, dolaptaki borudan hırsla çekti aldı.Sinirli sinirli elleri titreyerek kendi vücudunu da askıya takıp tekrar dolaptaki yerine yerleştirdi.
Fuşya çok güzel bir renk. XX kromozomlular bu rengi iyi bilirler. Bilmeyene de aratırlar, öğretirler. Nette size iyi bir fuşya rengi bulmak için dolaştım. Çoook yoruldum. Ki bu kadar dolaşmaya XY kromozomlu biri dayanamaz. Farklı renklerde fuşya diye verilen resimler var. Ama en güzel yansıtan renk Jessica Biel'in tuvaletinin rengi. Fuşya rengi saten ve ipek kumaşlarda ve rugan deride rengin hakkını veriyor.
Yoğurt yemeyi hep sevdim. Sobanın arkasında sarılmış bir tencere gördüğümde kaşık kaşık mutluluk idi o akşamın keyfi. Sabah kahvaltıda yoğurt, akşama yoğurt. Bilmemin imkanı yoktu çocukken probiyotik mucizesini. Köyde dut ağacının dalına asılan kesenin içinde yoğurt. Bakkaldan kabın darası alınıp doldurulan taze yoğurtla başladı hazır yoğurt serüveni. Onlarca markanın içinden en iyisini seçtim. Sonra yeni taşındığım şehrin külek yoğurdunu sevdim. Ballı yoğurt tattım ocakbaşında. Meyvelisine hep uzaktım. Sonra bir sahur vakti. Ahududu reçeli ile karıştırdığım yoğurdumu. Yoğurt bir medeniyetin başlangıcı, sağlık, mutluluk benim için. Ağzınızın tadı devamlı olsun....
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız