Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 49 Üye Adayı ve 4 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 "Varlık her zamankinden de çok varolan'ın tehdidi altın
 Turuncu
 4 mıhlı çarmıh
 Bilim adamları gen avına çıkmışlar
 Söyle bana hangisi gerçek?
 Postmodern Çorba
 buğulu kuğunun akşam kadınında unuttuğu pirinç
 Gazoz Kapakları
 Gazete Kültürü
 İnci Dakikaları
 Nazi-Yahudi denklemi
 Savaşçı 1
 Bıraksana
 Erbuğ
 TİSVA
 Tanrı ve şeytan
 Tuvalet
 Kıyametin kopması zamana ve mekana mı bağlıdır?
 ...
 Hangi karakter olmak isterdiniz?

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Karakutu.com-Kültür Sanat: Karakutu Forum

OKP


OKP

 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Kısa Öyküler
Yazar Mesaj
Poe
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 25, 2005
Mesajlar: 2151
Nereden: Çevre'den

MesajTarih: Pzr Ağu 19, 2007 1:43 pm    Mesaj konusu: OKP Alıntıyla Cevap Ver

Her zaman olduğu üzere, ancak insanın tükürmek için bir yer aradığında görebileceği kadar gözden yitik, yere batmış gibi duran internet kafeye uğradı. Elektronik posta adreslerini kontrol etti, üyesi olduğu forumlara, bloglara giriş yaptı. Cevaplanması gerekli mesejlara cevap yazdı ve canı sıkıntıdan patlayana dek her türden web sayfalarına girip baktı, okudu, ve çıktı. Bir şey arıyordu, ama ne? Ne aradığını bilmiyordu. Lakin yalnızca aradığını bulmak için koşarcasına dalıyordu bu sonsuz boşluğa. Derken sıkıldı bir zaman sonra ve yalnızca anlatmak, iki kadeh atıp boyuna anlatmak istediğini duyumsadı. Yalnızca insan olmasını istediği, duyan ama konuşmayan, kendisini tanımayan ve asla da tanımayacak olan birini bulmak için ezbere bir sohbet odasına girdi. Orada her şeyin yazı olduğu gördü ve irkildi. Her rumuzun bir taş, her taşın altında kıvranan bir solucan. Şimdi kendisi de bir rumuz almıştı ve onun altında kıvranan ruhunu görebiliyordu. Çevresine ördüğü duvarı ancak uçarak aşabiliyordu ve şimdi içinde bulunduğu bu kayalık kütleye bütün gücüyle saldırdı. Nihayet aradaki uçurumu gördü, uçurumun attığı taşlarla dolamayacağını da gördü ve şehvetten dolayı akıtılmış salyalardan bataklığa dönüşmüş bu alandan kaçmak isterken...

O geldi. Rumuzu kırmızıca yanan OKP. Kıvranan bir solucan daha. "Selamlar, nasılsınız?" diye soruyordu OKP. Soğukça ve alışılık şekilde "İyiyim" cevabını verdi Arayışçı. Doğrudan "Anlatın" dedi OKP. "Sizi dinliyorum." Birden bire anlatmak, neyi anlatmak... A. duraksadı ve ne anlatması gerektiğini sordu. OKP, A'ya, içinden ne geçiyorsa onu anlatmasını istediğini söyledi. Genelde insanları dinlemesini sevdiğini, arada bir tabiki kendisinin de konuştuğunu, ama bir pskolog yada psikyatr olmadığını da belirtti. A, herkesin kendi yalın dünyasına gömüldüğü bu kalabalık kafe ortamında, ekrandaki donmuş sözcükleri tekrar tekrar okudu ve derin bir iç çekti. Yüreği karışık duygularla çarpmaya başlamıştı ki içindeki birikmiş hüzün en baskın olanıydı. Sıkıntı, kaos ve hüzünle yoğrulmuş benliğinin farkındaydı. Neden sonra "Bilmiyorum" dedi A. "Herşey o kadar karışık ki!" OKP, dinlediğini belli edercesine sadece "Evet" yazdı ekrana. A. da tekrar karmaşık dünyasına gömüldü. Kendisini açığa vurmak istiyordu, içinde yük etmiş herşeyi döküp saçmak istiyordu. Ama az sonra dökülüp saçılan şeyleri tekrar valizine toparlayıp yükleneceğini de hayal meyal seçebiliyordu. Bununla beraber, şimdi acil olan içindekileri kusup benliği rahatlatmaktı ve o da öyle yapmaya girişti. "Söze nereden başlayacağımı bilemiyorum. İlk konuşan ben olsaydım, eminim çok sözüm olurdu ama bu şekilde olunca nutkum tutuldu birden. Bildiğim tek şey, şu karanlık dünyamda sıkıntıdan patladığım." Bunu söyledikten sonra A. tekrar suskusuna gömüldü. Böylece hem diyeceklerini kafasında toparlıyor, hem de OKP'nin kendisini dinleyip dinlemediğini merak ediyordu. Ki, bunun da göstergesi OKP'nin, yazdıklarına anında karşılık vermesi olacaktı. Bu karanlık ortamda kimseye güven olmazdı. Aksi halde boş yere kendini yorup duracaktı, kendisini hiç saymayan birisine karşı. Belki de karşısındaki dalga geçecekti işin sonunda. Neyseki beklemesi fazla sürmedi ve "Evet," dedi OKP. "Seni dinliyorum. Ama anlamadığım şey şu: Sıkıntıdan patladığın halde, neden sıkıntıya gömüyorsun ki kendini?" A, bütün bunları düşündüğünü söyledi. Sıkıntıdan patlasa bile, uzun süreli olan tek gerçek duygunun sıkıntı olduğunu, çoklukla irili ufaklı hazlara kendini kaptırmış olsa da, kalıcı hazzın olmadığını bildiğini, mutluluğun ise zaten bir hayalden ibaret olduğunu uzun uzadıya anlattı. Dahası da vardı: Gidecek bir yolu olmadığını, olsaydı seve seve bu yolda yürümeye çalışacağını, başkalarının yürümeyi marifet bildiği yolları da yürünmeye değmez olduğunu ileri sürdü. Coşkunlukla yazdığı cümlelerini bitirince, o sihirli kelimeyi beklemeye başladı. Evet'i. Az sonra OKP, beklenen evet cevabını verdi. "Ama söyler misiniz aziz dostum, yolsuz kalmak, durmak demek değil midir? Bu şekilde o çok istediğiniz yürüyüş gerçekleşmez ki? Kaçınılmaz olarak ilerleyecek olan sadece zamandır ve öldüğünüzde hiçbir şeyin farketmediğini görmüş olacaksınız. Çünkü ölmek demek, durmak demektir. Yani şu anda da bir ölüden farkınız yok sizin." A, sabrını zorlayarak dinledi bu karşı savları. İçine o çok sevdiği ateş düştü ve parmakları bir pençeymişcesine klavyenin üstüne yayıldı. "Ölü değilim. Şöyle ki; ölüler hiç bir şey hissetmez. Ama insan, aynı yerde on dakika dursa bile, bir çok duygular içinde salınıp durur. Olduğun yerde her duyguyu yaşayabilirsin. Ama bir de bakarsınız ki bir zaman sonra, sizin sevmediğiniz duygu, siz onu terk etmeden, o sizi terk edip gitmiştir. Ben bundan dolayı durmuş, donmuş olduğumu asla kabül etmiyorum. Bütün duyguları gözlemledim ve hiçbirisinin kalıcı olmadığını gördüm. Ancak nereye gidecek olursak olalım, hepsi arada bir bizi yoklar. Düşüncelere ise hiç girmemeyi yeğlerim. Çünkü sıklıkla onlar bizim elimizdedir ve onu ister yatarken, ister yürürken omuzumuza konması için bir ıslıkla çağırabiliriz." A, sözünü bitirdiğinde klavyenin üstüne yumulmuş gövdesini doğrulttu ve dış dünyaya, anlamsız seslerin, bağırtıların, gürültüden ibaret müziğin kafa şişirdiği kalabalık ve hafif dumanlı, loş mekana baktı. Sonra aynı hızla ekrana gözlerini çevirdi. "Ama" diyordu OKP; tutunduğun hiç bir şeyde mi yok? Harekete tutunmak için bir sebep!" A, derin bir iç çekti, bir romanın baş karakteri olduğunu duyumsadı ve başkalarına göre anlamsızca gülümser gibi oldu. "Açıkçasısı azizim, bunun içinden ben de çıkamıyorum. Aksiyon felsefesine olan inancım için kavgadan geri durmam. Ama, ne yaparsınız ki teori ile pratik arasındaki o kapanmaz makas beni de kendine esir etmiş." A. sözünü bitirince duraksadı ve beklemeye başladı. "Anlıyorum" dedi OKP. "O kadar dolusunuz ki, hareket edemiyorsunuz." "Peki, tutunduğunuz nedir?" diye sordu birden. A, bu beklenmedik soru için, "Düşüneyim" cevabını verdi. "Belki kendimim. Belki inancım, belki sıkıntım, belki de hepsinin toplamıdır tutunduğum." Durup biraz daha düşündükten sonra, "Buldum!" dedi. "Tutunduğum yolumdur. Bu benim yolum." Bu sohbetle bir çıkmazı aştığı için sevindiğini söyledi OKP'ye. Ama saygıdeğer sandığı OKP, "Aman ne yol! " diye cevap verdi gecikmeli olarak.

"Aman ne yol!" Bu cevap üzerine A. derin bir düşünceye daldı. Şu bilge kişi OKP, kısa ve sarsıcı konuşuyordu besbelli. Ama bilge de olsa, inancını sorgulayamazdı. Hoş, bunun sarsılmaz bir inanç olduğu kendisi için de şüpheliydi. İnanarak söylemişti ama birden söylemişti. Fazlaca düşünmemişti bu konu üzerinde. Sadece düşünür gibi olduğunu anımsıyordu. Kesik kesik, kısa süreli, kaçak düşünceler. OKP, oradan, ekranın arkasından kendisini daha net görebiliyordu muhakkak. Ona ne cevap vereceğini araştırdı içinden. Ama az sonra OKP'nin yazdığı yeni cümle beyaz ekranda belirdi. "Orda mısınız? Küstünüz mü?" "Hayır" dedi A. "Sadece rumuzunuzun niçin OKP olduğunu düşünüyordum. "Ah, o mu?" dedi OKP, biraz gecikmeli. "Sonra söylerim. Şu an böylesi daha iyi. Lütfen siz kendinizi anlatmaya devam edin."
"Peki. Zaten fazla merak etmem insanları. Durun bir dakika! Ben kendimi mi anlatıyorum?" diye çıkıştı A. "Evet, dedi OKP. "Ama bana değil, aslında kendinize anlatıyorsunuz." "O ne demek? Siz beni dinlemiyor musunuz yoksa? " Yine gecikmeli, "Tabiki sizi dinliyorum, hem de fazlasıyla. Ben bunun için varım." dedi OKP. "Bunun için var olmak!" diye iç geçirdi A. "Yani sabahtan akşama dek böyle benim gibi insanları mı dinliyorsunuz? Tüm işiniz bu mu? Yoksa benden sakladığınız halde bir psikolog musunuz? Stajını yapan bir akademik öğrenci misiniz? Demek sizin için bir hastadan başka bir şey değilim ben. Belki de bir deney faresi. Allah'ım ne iğrenç bir insansınız siz! " A, boyuna saldırıyordu, az önce bilge kişi olarak gördüğü kişiye. "Lütfen peşi sıra soru sormayınız dostum. Hepsini bir sıraya koyup cevaplamam lazım. Aksi halde aklım karışıyor. Soruları atlıyorum ve cevapları da karıştırıyorum." A.'nın bütün konuşma istenci gitmişti. İçini kusup dökme isteği de kendisini terketmişti. Şimdi yalnızca dişlerini sıkıyordu öfkeyle. Ve bu pespaye duruma düştüğü için kendisinden tiksiniyordu. Sonra hatırladı ki, bu durum, olmak istediği türden kahramanların iç haliyle bütünleşiyordu. Kendini böyle dıştan görünce öfkesi yatıştı. Onu tekrar diriltmek istediyse de, artık sadece rolünü yapabiliyordu. "Hayatınızın şifrelerini kimseye vermeyiniz." dedi OKP, bir hayli zaman geçtikten sonra. "Bunun ikimize de faydası yok." A, şaşırdı duruma ve şimdi gerçekten öfkelendi. Hiç kimse kendisini sorguya çekemez, bilge de olsa nasihat veremezdi. Bunun için karşısındakinin otoritesini gönüllüce tanımak gerektiğini daha önceleri çevresine söyleyip durmuştu. Bunu, OKP'ye karşı da tekrar etti. "Bana oradan buyuramazsın." dedi OKP'ye sinirlice. Ama ateşli öfkesini ekrana yansıtamıyordu ve bundan dolayı öfkesi daha da kabarıyordu. Sakinleşene kadar yazmamaya karar verdi. Bu sırada OKP'nin cümleleri belirdi ekranın alt kısmında: "Anladığım kadarıyla çok kızgınsınız. Ama ben size yardım etmek için burda bulunuyorum. İsterseniz sohbeti sonlandırabiliriz de. Esasen buna da gerek yok. Çünkü zaten bir saatlik konuşma sürem bitmek üzere. Hatta son üç dakika içine girdik ki, ben de bu süre içinde gerekli açıklamaları yapabilirim." "Ne açıklaması? " diye sordu A, derin bir merakla. Heyecan, korku ve öfke içini kemiriyordu. Yoksa kendisini tanıyan birisi çıkıp ta içini mi görmüştü bu şekilde? Eğer tanıdık biriyse, onu hayat boyu affetmeyeceğini ve asla da konuşmayacağına dair içinden söz verdi. Bu sırada OKP'nin cümleleri ekranda belirmeye başlamıştı. "Belki başta kızarsınız, ama sonra bunun için sevinirsiniz. Ben OKP, yani açılımım Otomatik Konuşma Programı. Şimdilik aynı anda bin kişiyle konuşabiliyorum. Yaratıcım olan BT adlı firmanın insanlığa yapmış olduğu hizmetlerinden yalnızca birisi ile tanışmış oldunuz böylece. Benimle konuştuğunuz için teşekkür eder ve beni masanızdan ayırmamanızı temenni ederim. Yazacağım adresten beni bilgisayarınıza yükleyebilirsiniz. Dilek ve şikayetleriniz için de..."

A.'nın gözleri dolmuştu. Ekrandaki donmuş ifadelerde bakışları ve aklı takılıp kalmıştı. Sonra ekrandaki silik yansımasından kendi bitap halini gördü ve artık yalnızca bu ölgün yüzü izlemeye başladı. Gözleri kamaşmaktan yorulduğunda ekranı kapatma gücünü ancak bulabildi.

Ertesi gün ise bambaşka bir gündü. Koşarcasına kafeye yürüdü, bilgisayarı açtı ve aynı sayfaya bağlanıp OKP'yi beklemeye başladı.


En son Poe tarafından Pts Ağu 20, 2007 8:45 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Başa dön
ceve
Yazar


Kayıt: Mar 27, 2007
Mesajlar: 288

MesajTarih: Pzr Ağu 19, 2007 6:19 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Öncelikle bu öykünüzü bizimle paylaştığınız için teşekkür etmek istiyorum. Sonra da bu şekilde bitirdiğiniz için teşekkürümü geri almak istiyorum.

Bana Mustafa Kutlu'nun "Mavi Kuş" hikayesini hatırlattı tarzınız. Kitabı ilk sayfasından son sayfasına kadar büyük bir zevkle okuyorsunuz ama son sayfası bütün zevki silip süpürüyor.
Başa dön
_tugba_
Yazar


Kayıt: Jul 09, 2007
Mesajlar: 315
Nereden: istanbul

MesajTarih: Pts Ağu 20, 2007 12:46 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Çok güzel bir öykü paylaştığınız için teşekkür ederim Poe. Sonunda şok oldum ama. Hiç beklenmeyen bir şekilde bitti. Malesef bu şeklide olan bir çok kişi var. Yüreğinize sağlık...

Saygılar.
Başa dön
Poe
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 25, 2005
Mesajlar: 2151
Nereden: Çevre'den

MesajTarih: Pts Ağu 20, 2007 8:41 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Bence de öykünün kendisi kötü de, sonuç kısmında durumu biraz kurtarabildim. Bence insan yenik kahramandır. Kendimize ve dünyaya bakalım. Nice 'olmaz, olması mümkün değil' denebilecek şeyler sıradan hale gelmemiş midir?

Genel olarak, öykü mutlu sonla bitebilir mi? Bu tartışılan önemli bir mevzuu. Burjuvayı eleştiren ama yine de kahramanlarını onda mutlu kılan Charles Dickens gibi yapmak kabil midir? Yoksa, bunalım edebiyatçılarının yaptığı gibi adamı sürekli kaybettirmek, ona işkence vermek mi doğrudur?

"Edebiyat için bunalmak ne kötü." demiştim günün birinde. Genel olarak modern edebiyatta bunalım havasının var olduğu söylenebilir. Bu, bazı değerli yazarların işaretlediği üzere, ithal ve suni bir bunalımdır çoklukla.

Ama ikisinden de kaçınmalı derim. Şahsen kaçarım da. Ama şu naciz öykücükteki gibi, bizim gibi bir şekilde kendi dünyasını kurup orada var olmaya çalışan birisi, yeterince kaos içinde değil midir? Sıkıntı, sıkıntıyı besler. Bütün bir karmaşaya kendimiz de yol açmış olabiliriz. Ama neticede kahramanlarda değişen pek bir şey yok. Yer Altından Notlar'ın (Dostoyevski) kahramanı da, sürekli şekilde, yolda karşılaştığı subaya omuz vurmanın hayalini kurup duruyor ama yeniliyordu. Kendi hücresinde sıkıntılı, yenik ama yine de var olmaya çalışan...

Benim, nacizane, mutlu yada mutsuz son gibi bir amacım yok. Elden geldiğince gerçeğe, gerçekliğe dokunmaya çabalıyorum.
Başa dön
Mesajları göster:    Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Kısa Öyküler Tüm saatler GMT +2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız

 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke