Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 47 Üye Adayı ve 0 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 Dağ Başında...
 İsimler
 Cemil Meriç
 SULUKULE
 Gelenek
 Birleşik Devletler'e ait bazı coğrafik bilgiler
 Dilemmalara, tekliğe, vahdete dair
 CEZA ve Rap
 Töremeyesiceler...
 tahammül
 köy
 eskimiş bir dosta
 J.J.ROUSSEAU ve EMİLE
 Berat Kandili
 Keşke hiç yaşamasalardı!..
 Dilemma
 SANAT'IN TARİHİ
 TNT'ye Kafa Atmak
 4 ağustos

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Karakutu.com-Kültür Sanat: Karakutu Forum

Louis ARAGON


Louis ARAGON
Sayfa Önceki  1, 2, 3
 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Şairler ve Şiirleri
Yazar Mesaj
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 3935

MesajTarih: Cmt Ksm 03, 2007 3:06 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Söylenecek olan söylendi işte. Bu türden tümceleri soluk alıp verir gibi söylemeye gücüm yetseydi konuşmamıza kapı açılırdı belki ... Gerçekteyse, onun, yani kadının, Baudelaire'e ne karşılık verdiği hiç bilinmedi. Adı geçen gökyüzünü içimizde yok etmeyen bir şey. Belki de hiç bir şey. İşte bunun için güçlüdür o sorular, sessizlik. Biziz konuştukları. İnsan sustu mu daha bir ince görünür. Sadece elbisesini anlatacak sözler bulabilseydim, kendisi de içindeymiş gibi. Ama nasıl da aptalcadır her şey... Derken sinirine dokunur Baudelaire, elini uzatıp yayını kısar. Oh, dünya varmış! Ve kadın tuvalet masasına oturmuştur. Bakışı aynaya girmiştir. Sağlama kendini görmüyordur adama göre, odadan çıkması için, adama yasak olan, anılarından kaçan bölgelere ulaşmak için bir kurnazlıktır belki de. Gündüzün değişik metni oynanıyorsa dışardaki söğütlerle taranmış saçlar arasına bir karışıklık yerleşir. Yok, akşam metniyse tuvalet masasındaki el şamdanları daha sahnenin başında yakılmış olması gerekecek. Abajurları mor kırmızı. Ya da sarıdan. Ya da lâmbalıklar üzerine kaldırılmış olacaklar. Sahneye koyucunun beğenisine uygun olarak. Adam öfkeli bir adamdır, yerli yersiz birtakım işlere girişir, bunlar da kendisine bir dahi izlenimi verirler. Ne yapacak bu herif? Kovun gitsin ... Burda yalnız kadına yer var. Oda onun odası. Bunun hatırlanması gerek. Daha önce ses çıkarılmamış ya geçti artık.


Adam bir şeyler diyecekti ki, bir baktı, bozmak üzere olduğu bu sessizlik ağustos böcekleriyle dolu. İnanamıyorum kulaklarıma. Üzerlerine yaslanıyor ya değişmiyor ki bir şey. Ortalığı dolduran bu hafif çıtırtı yok elbette aslında. Sadece derin bir su gibi, yansıları da var, gene de hiç bir nesnenin biçimi vurmuyor içine. Sessizliğin yoğunluğunda ağustos böceği yansıları var, tamam. Eh sonunda içinize sinebilir bu açıklama.


Belki de onun, kadının saçlarındaki tarak bu, olur ya. Elektriklenme. Ya da onun düşündüğü. Düşündüğünün içinden geçen tarak. Düşüncesi bir ağustos böceği. Kanatlarını bıçak gibi birbirine sürtüyor. Tutulmuş bir çığlığı sivriltiyor sessizlik taşlarında. Alevlerden bir şarkı. Sıkışık küçük alevlerden. Bir çeşit taftalar. Ruhun buruşup kırışmasından. Ormanda görülmeden yürüyen biri. Ne olursa olsun, artık odasında değil o. Bu dediğim dışarda geçiyor. Benim bulunmadığım yerde. Ya da bilinmedik birine raslıyor belki orada, gençten bir adama, kendisine karşı güçsüz kalacağım çevik birine en sonu ... eskiden yaşamış birine... bozulmamış bir suç ortaklığına. Sesimi çıkarsam bozabilirdim ben bunu. Ama ne demeye? Aralarındaki bu anlaşmayı bozmanın ne önemi var. Bir bilseydim ne konuştuklarını. .. çünkü bulacağım sözler pek yerli yerinde olsa da neyle yarışacaklar, bilmem ki ...



Hayır. Sessizliği ağustos böceklerine bırakmak: daha iyi.
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 3935

MesajTarih: Cmt Ksm 03, 2007 3:09 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

ERKEK:- Bir düşünce mi yoksa gürültüye benzer bir şey mi var havada?


Kadın dönmüştür, ona bakar. Saçları ağustos böceği içinde. Bilmediğim bir Afrika'dan, aık harmanilere bürünmüş mağriplilerin koruduğu çöle benzer bir yerden dönmüş gibi bir hali var. Bir şey, önüne geçilmez bir şey demek üzere.


KADIN:- Gürültü mü?


Adam daha şimdiden öyle korkmuştur ki bu küçük iki sözcükle kışkırtılmış olmaktan, bırakır direnmeyi, bir karşılık beklemez, hem olacağı da yoktur bir karşılığın, ses çıkarmaz kadının yavaşça aynasına doğru, gölge yapraklarına doğru dönmesine, karışmaz sessizlik içre yol almasına, ağustos böceklerinin konserine gömülmesine ...


Nedir ki içine yerleşen bu zorluluğu: söyleyebilirdi ona, bu yabanıl senfoniyi, bu öz besinini bilmeyen açlığa benzer kıskançlığı. Orkestraları susturacak tümceler söyleyebilirdi ona, bütün şarkıları kötürümleştirecek, bütün aynaları kıracak tümceler. Saldırı gibi, kasırga gibi bir dil kullanabilirdi ona. Meydan okuyabilirdi onun düşlerine, geçmişin kokularına engel olabilirdi, şaşırtabilirdi kendisinden geleceğe doğru uzaklaşmak üzere olan kadının adımlarını. Adam sezmiyor mu boğazında bir şeyi, kemanlardan daha çok,alabildiğine çok gürültü koparıcı bir şeyi? Yolsuzlukların görünmez gücü yok mu ağzında? Konuşacak adam, dudaklarını oynatıyor, aralıyor şöyle, dili şişiyor, konuşacak…


ADAM:- Sevgilim…


İşte. Söylemek için bula bula bütün bulduğu. Karnına, kollarına öyle bir utanç basıyor ki içgüdüsüyle alçaltıverdi sesini, öyle alçalttı ki hiç bir şey duymadı kadın. Ağustos böcekleri olmasından elbette, insanı sersemleten ağustos böcekleri...


Yer kara kırmızı, az daha unutuyordum. Güzel altıgen tuğlalar döşenmiş; gölgeler kara alevler gibi batıyor üstünde. Sevgilisine “Sevgilim” demekten başka bir şey söylemeyi bilmeyen bir adamın utancı gibi kırmızı.
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 3935

MesajTarih: Cmt Ksm 03, 2007 3:11 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Burada, yazarın oyuncu listesinde baş tarafa koymayı unuttuğu son bölüm suflörün deliğine düşüverir. Dolayısıyla adamı oynayacak oyuncunun -ha cambaz ayakçıkları üzerine çıkmış olsun, ha doğu tiyatrolarını, Yunan sirkini ya da Shakespeare delilerini canlandırsın - nasıl giyinmiş olacağı da önceden anlaşılamadı. Benim kanımca, güç geçirilen ay sonlarıyla hepimiz gibi sıradan bir memurdur sözkonusu adam, bütün aklı fikri de bir gün televizyonda boy göstermek olacaktır. Kollarını savura savura haykırır:


SON BÖLÜM:-


Perde perde
İndirin perdeyi salon ayaklanmadan
Gülmeler ıslıklar
Perde

Kaldırılabilsin diye
İndirin perdeyi
Kaldırılabilsin de oyuncular ilerlesinler diye
Şimdi şu övüncüne erdiğimiz oyun
Alkışlanabilsin diye en ufak
İz taşımasa da gerçeğe benzerlikten
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 3935

MesajTarih: Cmt Ksm 03, 2007 3:12 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Oyun


İndirin indirin perdeyi fiyaskoyu
Az önce selâmlayan yazarı perdenin eteğiyle süpürülmüş saf yürekliyi


Perdeyi diyorum size perdeyi
Sahne elbiselerini kimse yok bildirecek
Dekora gelince adı var kendi yok
Localara gidecek de yok çiçeklerle övgülerle
Yalmz kalakalacak başoyuncular düzgünlü yüzleriyle
Oynamadıkları oyunla yapyalnız
Rüzgârın uğuldadığı telgraf direklerince
Söylemedikleri metinle yapyalnız
Ve arkalarında uzun bir elbise gibi bütün yaşayışları
Bitmez tükenmezcesine saçılan savurulan yaşayış
Şimdi kala kala odayı oynamak kalıyor ellerine gerçekten
Perde hey perde
Şunun bunun gözü için hazırlanmayan bu oyunu
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 3935

MesajTarih: Cmt Ksm 03, 2007 3:13 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

ARA




Çün bundan önceki facialarda perdelerin birbirinden ayırt edilmesine yarayacak korolar olmadığından, şol Bradamante'ı oynayacak kişi, canı istedikte, ara eğlencelerinden yaradansa gerek ve perdeler dahi birbirine karışmasın diye bunları bölüm aralarına serpiştirmeye baksa gerek; ama bir zaman ayrıntı isteyen konuşmalar süresince sakın kullanmaya.



Robert Garnierls - BRADAMANTE'ın özeti.





Robert Garnier (1544-1590) Fransız ozanı . yazdığı trajedilerle klâsik tiyatroya yol açar. “Bradamante” bunlardan biri.
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 3935

MesajTarih: Cmt Ksm 03, 2007 3:15 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Salon konuşuyor ve yazar
Onun dediklerinin sorumluluğunu üzerine almıyor.


Selâm selâm sana ey civa rengi gündüz
Rüzgârı bizden saklayan ey büyük perde
Ve delikten bakıyor gök bilgini dümdüz
Kurduğumuz göğe bizim karşıda yerde
Kımıldanıyor solgun omuzların tümü
Bakın koltuklarda hanımlar var ne cici
Söyle suflör bilmiyorum artık rolümü


Eskimo veriyor mavi yergösterici
Bir şey var oynatılan var ya ne reklamı
Kimsenin bakmadığı bir ekranda öyle
Altın tiyatro Gördünüz mü programı
Yoo alsam da bir fikrim olsa şöyle böyle
Oyun güzel yazdığına göre Le Monde'un
Dünya dönüyor bakılırsa Galile'ye
Kim o yuvarlaktır diye tutturan odun
Üç kediyle on dazlağı şaşırtmak neye
Ah bir kulak verseydiniz eleştirmene
Çarpan koltukları hiç işitmez miydiniz
Taş devrinden kalma bir Kemp*ten kime ne
Görmüş müydünüz Atlas Ayakkabı*yı siz
Sahnenin üstünde ana baba günü var
Çıplak herifler fırlıyor mukavva halinde
Peki neymiş bu resmin adı ne diyorlar
Çek iyi gösteriyor ara renkleri de
Ee bir kadeh şampanya içelim buyurun
Ne yapalım iyisini vermiyor bura
N'olur ben de geleyiın sizinle az durun
Uzundu perde yoruldum otura otura
Ayağımda hamfendiciğim karıncalar var
Açmasam da ben bunu bilmeseniz de siz
Bir punçtur erkek sizin uğrunuza yakar
/…/
Nedir o inciler tam da barok üslûbu
Boynunuza taktığınız inciler bu akşam
Belle Epoque* ustası Dali'nin işi bu
Aman acele edelim üçüncü gong tam






*Robert Kemp: (1879-1955) Fransız eleştirmeni. Uzun bir süre Le Monde gazetesi’nde yazdı. Comédie Française’e danışman (1944) akademiye üye seçildi (1956)

* Atlas Ayakkabı (Ünlü Fransız ozanı Paul Claudel (1868-1955) in en tanınmış oyunlarından Le Soulier de Satin.

* Epogue: XX.yüzyıl başlarında aşırı süslemeci bir sanat uslûbu dönemi.
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 3935

MesajTarih: Çrş Ksm 07, 2007 8:06 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Yazarın sesi orkestrayı bastırarak.


Selâm sana ey yukarı kalkan al perde
Salan dudak gibi. tanda zor bir çığlığı
İşte yaralı âşıklar gölge destekler de
İşte sahne sesin öfkeye kapıldığı
Unutun Héléne’den ötesini o koşan
Hıçkırıkları Truva surlarında hep
Uç ovada savaş arabalarında ey can
İçersinde sıkıştığın bu adamı tep
Yalnız yüce bir dil var deniz meniz yok
Tek tanrı var o dilde ten hazzı adı da
O kendimi adadığım düşler ne de çok
Venüs’ün Astarte’nın mavi kollarında
O düşler ki içiçedir doğruyla yanlış
Ey perde büklümü şarkılar orkestra
Kekeleyen ölümsüz ne çok mırıldanış
İncilenir kılıçta kanım sıra sıra
Hem Ülis’im hem de siren şarkısıyım ben
Hem altın yapağıyım hem de hırsız Jason
Sevgiyim ben canavarlı göle itilen
Zindanda boğazı kesilmiş gece en son
Gözkapağımda tepinir kara yıldızlar
Kral mezarlarına oturmuşum ıssız
Ey taştan taçlarını yitiren yalnızlar
Ormanlarda ey sultanlar ne ağlarsınız
Bu iç parçalayan iniltileriniz ne
Neyimsiniz beyaz dev hayaletler benim
Gezgin ruhlarınızın uyup gidişine
Sizleri sarp patikalar boyu izledim
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 3935

MesajTarih: Çrş Ksm 07, 2007 8:08 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Yengi ezgileri yer alıyor burada,
açılış bu ezgilerle bitiyor
ve sessizlikte Yazarın Sesi duyuluyor yeniden




Abdolomin* Leonte** ve Pharnabaze*ey
Yüce efendiler ne beklenir sizlerden
Sözünüzün güzelliği bir duyulmaz şey
Baykuş sesleridir tek duyulan her yerden
Jean de Schelandre* öldü Saumazéne konağında

Fransa’yı yerine ulaştırmaya ait
Bir savaşa katıldı bir yara aldı da
Monsieur de Turenne* zamanında bir vakit
Aman* Siphax* Hector bir de Cléomene*
Bir sürüydünüz ki yokuş geriye sürdü
Sizleri yöneten el üstünde bu kan ne
Montchrestien*i Claude Turgot* öldürdü
Ordaydı Marphise* ordaydı Bradamante
Gözlerini kapatırken Robert Garnier’ın
Çağırıyor Antoine* ın gölgesi işte
Sevdiğini Jodelle* ambarda ölürken hem
Saltanatınızdan değil bütün felaket
Üzgün yiğitler ne bu yakınma bu ezgi
Kanayan dışarıdadır facia elbet
Yaşam kırmızıdır şarap menekşe rengi
Atın kıraliçeleri tiyatrodan atın
Ölümleri eğlenen kara bahçelerden
Alçı gırtlakları düzme damadı bakın
Yüz ve elbiselerine kandır renk veren
Elveda yorgun mor gözler gün ağarmada
İksiri içtim ya n’olur şişeyi kırsam
Yatakta basılmış sevgililer elveda
Ya da dar sokakta balkonun altında tam
Bütün öpücükleriniz bir düştü elbet
Ertelenen yazgıda bir ağız gölgeden
Söyle söyle yalan değil miydin Jüliyet
İpek merdivenindeki Romeo’ya sen
Kaybolun sahne ışıklarındaki düzenler
Uşaklar meşaleleri üflüyor artık





* ve ** / Robert Garnier’nin “Les Juvies” adlı oyunun kişilerinden

* Pharnabaze / Pers satraplarının en ünlülerinden biri (İ.Ö.V.-IV.yy.) Çanakkale ve Frikya’da pek görkemli bir saltanat sürmüş. Aynı oyunun kişilerinden.

* Jean de Schelandre / Alman kökenli Fransız ozanı (1584-1635) . Tyr et Sidon adlı oyunu ile trjediye yeni anlatım olanakları getirmiş.

* Turenne / Frqansız mareşali.(1611-1675) Asıladı Henri de la Tour d’Auvergne. Otuz yıl savaşlarında Alman ordusu komutanı.

* Aman / Pers kralı Assuerus (İ.Ö. 508) un veziri ve gözdesi. Yahudileri kurtarmak isterken gözden düşüp ipe çekilmiş. Tyr et Sidon’un kişilerinden.

*Siphax / aynı oyunun kişilerinden

*Sparta krallarından üçünün adı. İçlerinden en tanınmışı III. Cléoméne İ.Ö. 235’ten 222 e kadar hüküm sürdü…

* Antoine de Montchrestien (1575-1621) Fransız trajedi yazarı ve iktisatçısı. Bir çok serüvene karıştı. 1621’de aşağı Normandiya’yı ayaklandırmaya çalışırken öldürüldü.

* Montchrestieni bir handa kıstırıp öldüren kişi.
*R.Garnier’nin Bradamante adlı oyununun kişilerinden (?)
*Antoine ve Jodelle / ?
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 3935

MesajTarih: Pts Ksm 12, 2007 11:18 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Alıntı:
... Ve kıyısında bekliyorum ben onun, bir lezzet yıldızıyla kemirilmiş olarak ... O kadının olacağını ben, ki anlamaz sözleri, erkeğin olmayan sözleri.

Alıntı:
S.J. Perse - Etroits sont les vaisseaux





O YILIN


O yılın
İlk gününe kadar o yılın
Ocakta ilk gününe kadar o yılın
Ey yontulmuş tümceler bir kalem gibi ey yongalar
Yongaları bitmez tükenmez düşüncemin
Başlaması şiirin yeniden başlaması
O bitmez tükenmez başlaman senin sen ki zamansın
Saymaya başlıyorum zamanın başlangıcından
O yılın ilk günü kara balçıkta sarı
Düşünceler vardı gene Sevgilim Ey

Kış güneşim canım benim

Gölgelerin uzaması bir gelişigüzel uyuyanlarca
Her yönde çayırda Noel çağında yemyeşil çayırda hep
Ey bitiren güzel daha güzel ey bitirmekten

Sevgilim ey başlangıcı güzelliğinde yılın
Ey gül başlangıcında yılın
Yontun kalemini yontun hep yorgunluğumun
Hiç yoktu bunca güzelbunca yeşil olduğu bunca
Taze düşünceler için hiç

Ve sen yanımda benim bir soluyan bir geniş tarla gibi
Bir güzel kış güneşi altında bir dökülmüş yapraklar içinde
Üstüne senin üstüne güneşi genç güneşi okşayan kışın
Ah başına kadar yılın
Kıskanırım güneşi ben düşüncelerini ben

Nereye gittin ki dökülmüş yapraklar arasında
Güzel kış güneşim ey güzel kış güneşim
Dokunduğu şeyin rengine giren
Öyle genç kara ve yeşil
Gölge ağaç hava güneşim
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 3935

MesajTarih: Pts Ksm 12, 2007 11:22 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

NE GELİR
ELİMDEN



Ne gelir elimden Yaşamında insanlar vardı
Onları sinekler gibi kovan elinse
Ayırt edemiyordu beni besbelli


Söz verdim Ağzımda kalacak geçmiş zaman
Pek yavaş eritilmesi gereken bir pastil gibi


Söz verdim Hiç konuşmayacağım geçmişi

Ama söz açmanın gereği var mı düşünüzde kemiren hayvandan sizi
Kemirsin diye sizi duyuyor musun yüreğime vuran gagasını
Söz açmanın gereği var mı düşlerindeki insanlardan
Orda yaşamında olsunlar diye kemirmek üzre beni
O düşlerindeki insanlar o yabancılar


Bense kovdum kendimden senin soluğun senin soluman olmayan her bir şeyi
Hayınlık ettim senden önceki göğe senden önceki ilkyaza sevincime acılarıma bense
Hayınlık ettim senin uğrunda baş dönmesine rüzgâra kadınlara
Tam bir sadakatsizlik umacısı olup çıktım senin için
Tahta mobilya gibi javel suyundan geçirdim geçmişimi
Bütün rahatlığınla yemek yiyebilirsin bu masada sen
Ne bardak izi var üzerinde ne şarap izi
Bak nasıl oyulmuşum unutuluşla
Oyulup çizilip kırışıp delik deşik olmuşum unutuşla
Yok artık bildiğim tek şey kendimden
Cehennemim senin cehennemin
Üstünde yara izlerinden başka damga yok
Senin acı çektiğin yerde
Bıçak derin iz açtı bende Çentik çentik oldum
Senin acı çektiğin yerde


Yalnız senin çektiğin acıyla dolu bütün belleğim
Yalnız seninle kanıyor bütün belleğim
İşte ezik içinde dizlerinin dibinde senin


Her şey bir yara bir delik çtı üstünde
Ayakkabındaki her çakıl
Zavallı bitkin omuzun
Birdenbire gecenin göz çukuruna çevrilen kurşun gözlerin
Bu akşamki haça gerilme bu bin dokuz yüz otuz sekiz yılındaki


Ve gövdenden daha çok ruhuna saplanan hançer
Cezasız kalan cellatların sana sözle ettikleri bu işkence
Bugün de arada bir ettikleri benimse arada bir engel olamadığım işkence


Geçerken söylenen bir söz postaya atılmış bir mektup
Ve kolay öldürme aracı telefon
Ah sevgilim bir hiçten öyle çabuk yaralanan bir çocuk gibi
Bende geçer bu bende
Derin bir çizik açar kollarım boyunca derin bir çizik sinirlerim boyunca
Ve ağzımda öldürme tadı bir tersine söz yüzünden
Bağışlamam seni sıyırıp geçen hiçbir şeyi
Vay haline seni ağlatan şeyin
İçimi kıyım kaplar sana eller bir iş etmeye görsün
Bir tayfunla tıkanır sanki karnım kollarım göğsüm
Çılgınlığım ateşim kanım dipten kopan dalga gibi tüm



Ha


Başkaları sevgilim
Sevmediler seni kin duyacak kadar
Çatlayacak kadar gözbebekleri
Yitirecek kadar duyguyu rengi gündüz


İyidir iyidir söz açmayacağım hiç bundan
Saklayacağım hep öfkeyi ağzımda
Çiğniyorum geçmişi işte vahşi ağzımda
Bu acılığı ben bu köpüğü ağzımda
Ak ve kızıl ağzımda


Pek yavaş eritilmesi gereken bir pastil gibi
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 3935

MesajTarih: Pts Ksm 12, 2007 11:27 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

MESEL


Sâdî’ye benzeti


Bir yerde yürüyordum ayağımın altında var sanıyordum o yer
Tatlı ince kusursuz ve kille kıyaslanmaz
Kuma karşıt ve suya hasım
Kendinde taş bilmeyen şiir diline benzer
Ayağım hiç bir otu çiğnemiyordu yine de bir koku geliyordu ardınca


Bir dize gibiydi ölçüsüz uyaksız
Öyle gizemliydi ki bir çiçek iç çekişi yayıyordu duruşunda
Elimle dokundum ayağımdaki bu güzelim toprağa
Kaçtı parmaklarımdan uzun süre kuytuda bırakılmış bir şarap gibi


Bellekle okşanan bir anı gibi
Vücudu hafifliğiyle doldurup dudağı geçmeyen bir şarkı
Karları birdenbire unutamayan bahar
Bölüştürülen mutluluk günün bütün saatlerinde
Çeşmede güvercinlerin içtiği inciler doğusu gibi


Kokusunu getirdi parmak uçlarım bana, bilemedim ben
Burcuları adlandırmak üzere yetişmedi burnum daha çocukluktan


Amber mi tripoli mi lantan mı kaad-ı hindî mi *
Hangi somakileşmiş günlük hangi taşıllaşmış eğrelti miski
Adını söyle bana ey burcu burçu toprak ey ateş pelesengi ey kadın külü


Dilimde gece tadı rüzgâr biberi
Söyle bana ağır kızıl şeker adını


Ve toprak dedi bana, o yabansı toprak ağzıyle
Toprak dudaklarından seven dudaklarıma benim
Eh tanımazsın ya sen beni insan ben aynıyım yine de
Çocukken oynadığın toprakla aynı ağır toprak
Savaşlarda saklayan seni kapkalın bekleyen seni
Kollarına son uykun için ne az bulunur ne de
Değerli toprak


Sadece sadece gençliğimde bir ilgim oldu
Kökleriyle uzantılarıyla ararken varlığımda
İçime getirdiği günşle rengini çürüntüsünü taçyapraklarının


Gülle güldür işte o
Beni böyle ta derinden sarıp susatan
Sen beni ellerine ağzına alan nankör peki ya nasıl
Nankör âşık nasıl tanımadın gülü sen


Sana ayrı bir toprak vereni hem de


Benim o toprak
Düşün o dinç ayağıyla o çıplak parmaklı
Çiğneyişiyle öz malı adımıyla bastığı toprak
Yağmurların boş yere yıkadığı
Bitkilerle böcek1erin her türüne
Uzak dişilere tutkun ağaç tohumlarına karışmış toprak
Bu çürümüş kertenkele kokan
Bu ten yıkıntılarının gizlerini toz içinde saklayan toprak
Bu çürük üzümler ve mercan toprağı
Gazel sürülerinin geçtiği gölgeye çağrı toprağı
İlençli açlıklar ateş basmalar toprağı
Bu testiyle sıvanın komşuluk ettiği mor ve yeşil döküntüler dolgusu
Bu tüyle pençeler gözler ufalanması
En sonu bu çığlık ve irkilme tozu bu sülünler ve meyveler sungusu


Toz haline gelmiş mezar tadı bu
Bu güneş gecesi


Ben olan toprak en sonu


Yaban toprağı çukur toprak; çılgın toprak.
Yararsız otlar kuru kütükler
Uyuyan taneler yitik fideler kopuk dışkanatlar taşıyıcısı
Tehlikeli, toprağı vaktinden önce çatlayan tohumun
Ve donduran göz aşısını kalem aşısını
Irmakların karnı gibi ekşice toprak
Havası bozuk toprak vaktinde önce döllenmiş
Hâlâ sabırsız toprak
Her geçenin her boranın oynaşı toprak
Anlaşılmazlık ve piçlik toprağı
Kış ve sömüren yaz kırması toprak
Ansızın içerine gömülür bıçak ve işler sende
Çevirir çizer seni dürter üzer seni ve işte
Otundan ayıklanmış güçten kesilmiş sürgü çekilmiş olan
Yeni toprak uyan toprak
Bu mis kokulu ekime sunulmuş toprak burun gibi burcuya


En sonu ben olduğu toprak
Sun kendine gül olanı




Tripoli: Cilâ işlerinde kullanılan silisli bir kaya
Lantan: Bir çeşit yumuşak maden
Kaad-ı hindî : Doğu’da kaysa ağacından çıkarılan bir çeşit öz ki sepicilikte kullanılır Arek adlı palmiye türünden çıkarılan sakız. (Çevirenin notu)
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 3935

MesajTarih: Pts Ksm 12, 2007 11:30 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

SEN Kİ
GÜLSÜN




Sen ki gülsün bu vaktinde yılın ey gizemli gül


Büyü duası gibi hâlâ yeşil kesikli bir ağaç
Sadece girmiş bir ağaç asılı toprağa ve toprakta mezar karşıtı bir haç


Sakat bir adamotu
Kış ayında kök salan
Çarşaflar altında hala sinsi bir el gibi okşayan
Uykulu bacaklarını kışın


Hâlâ don topraktaki kökler
Hiç bir şey sezemez daha önceden bu yeşil ürperişi bu tatlı gerinmeyi
Büklüm büklüm gözleriyle o yumuşak sap o dönen koltukaltı toprağın


Çiyden ve etten bahar


Geleceğin üstünde bu kara parmaklıktan hiç bir şey
Hiç bir şey bu cırnaklar donanımından
Bu cırcırlar yapmacığı bu cansız
Güvercinler bürümcüğünden


Hiç bir şey ele vermedi bu koku parlamasını bu gözkapaklar
Patlamasını bu körpe serin pusuyu bu sereserpe
Renkler solumasını ki olacak
Gül


Ey çalıların o her yıl yeşerme sabırsızlığı
Kavrayan inanmazlık o beni her şeyin dönemecinde
Lâleyle kardelen ve ilk kadifemsilerin incecik buzu
Bir iç daralması bir eskisinden daha uzun görünen her şey
Bu geç kalan cevizden duyduğum tasa ve gemler evecenliği
Ya çiçek açmazsa bu kez hiç bir şey diye ve dağıtmazsa
Kaygımı yasemin de nergis de
Zambak gerekmez ki en azdan bana geri dönmüş sanayım diye


Gülü


Bu bütün renk alan açılan çocuklaşan şey
Bu bütün el ayası çarpıntı ve soluk olan şey
B u kırılgan ürperişli ilik kalkan
Bu erkenciliği dudağın bu yaraya
çağrı gibi çok pürüzsüz deri baharda
Ama öyle geliyordu ki şimdiden bana
Gösteriyordu yaprak kanını ilk yıldızını solgun bir noktasını bir sözverişini


Gülün


Güle gelince bu yıl
Çünkü yeteri kadar kar görmedi don tutmadı pek
Sönmüş dönmüş olsaydı gül o derinliğinde şimdi
Sonu olsaydı gülün
Ezilmesi solması büzülmesi olsaydı gülün
Bir yeraltı belâsı bir bilinmez larvalar belirtisi için
Bir vakitsiz pas hastalığı bir özsu eksilmesi bir çeşit
Loğusalık humması kızıllık ve solgunluk içinde
Bir koku bir afat vurması bir hormonlar ilerleyişi
Bir burcular bozgunu yarık ve çatlak aynı zamanda
Batkı hem de batkısıysa bu


Gülün


Nice bir uzun bu yıl bir nice
Bu bitmez bekleyiş gülü


Sonra tüketircesine soluğu yıkıp gidercesine
Dirliği yok edercesine dileği
Delsin giderek delsin
Dirilir gibi dirilmez gibi durup
Gene de delsin


Gül


Adını sesleniyorum dilimi
Dayıyorum damağıma öğreniyorum
Derinden esinlenip rüzgârdan yaklaştığını
O buruk erkini yakında varlığını
Seziyorum karanlık ışığını erkenliğini
Taçyapraklarının irkilmesini derken alıyorum
Ağırlığını ilkin elime
Kadehe şarap dökercesine
Hafifliğini oynak bir buğu gibi
Parmaklarıma Nerdeyse bir düzyazıyle kesilen uyumlu yürüyüş gibi

Adını söylüyorum yeniden


Gül


Sen ki gülsün bakırdan ve kükürtten
Koyu kırmızı gül ve bembeyaz gül
Ateş gibi külün beyazlığında
Açılan ağız gibi


Sen ki gülsün ey göz kamaştıran gül bu vaktinde yılın
Ki nesi varsa övgüdür senin şanına görünüşüne
Ey gül ki varlığınsın adınsın
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 3935

MesajTarih: Pts Ksm 12, 2007 11:34 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

GÜLÜ YARATACAĞIM
SENİN İÇİN




Gülü yaratacağım senin için
Senin için anlatılmaz gülsün sen
Az sözle o sözler ki hep gülün ardında yürür saygıyla
O güle yabancı sözlerle ancak gösterilen gül
Kopan çığlıkta ve çığlığı salan acıda olduğu gibi
Ve haz yıldızları gösterir gibi aşkı uçurumun üstünde

Gülü yaratacağım senin için tapınan parmaklarla

Onlar ki mihrap oldular kavuştular birbirlerine yolunup döküldüler
Gülü yaratacağım senin için o kollarından
Başka yataklan olmayan sevgililerin saçağı altında

Taş yontuların itirafsız ölülerin yüreğindeki gülü
Saldıran köylünün gülünü tarlasında çıkan gömüye
Kırmızı kokusunu bulunmuş bir mektubun
Ki bana bir şey demez ne bir övgü ne de bir sövgü

Kimsenin bilmediği bir buluşma sözünü

Kaçan bir orduyu sert rüzgârlı bir günde

Bir annenin adımını bir zindan önünde

Bir erkeğin türküsünü zeytinlikler altında dinlenme vakti

Sisli bir ülkede bir horoz döğüşünü
Yurdundan ayrı düşmüş askerin gülünü

Gülümü yaratacağım senin için hem de ne kadar
Elmas varsa deniz suyunda o kadar gülü
Ne kadar yüzyıl varsa gök tozları içinde o kadar gülü
Tek bir çocuk kafasında ne kadar düş olabilirse o kadar
Ne kadar aydınlık içerebilirse bir hıçkırık o kadar hem de
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 3935

MesajTarih: Pts Mar 10, 2008 3:12 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Alıntı:
ARAGON: SONE KAÇAKÇILIĞI
Nedim Gürsel




Alıntı:
Broy / Sayı:15 / Ocak’87
Fransızcadan çeviren: METİN CENGİZ






Düzenli koşuk, uyak ve sabit biçim.

İşte çağdaş şiirin ortadan kaldırmak istediği geleneksel şiirin üç öğesi. Ancak önce dada ve sonra sürrealist hareketin bağrında, geleneksel şiirin hizmetindeki sone, varlığını her zaman sürdürdü. Ben, sürrealist Aragon tarafından yapılan kaçak sone kullanımından söz etmek istiyorum.


«Şurası gerçek ki Kıvanç Ateşi ile başlayan bütün kitaplarımda ilk olarak her zaman, hiç olmazsa bir sone, örneğin Apollanaire’in ölümü için yazılmış sone gibi, sık sık bunun gibi bir sone bulabilirsiniz. Hatta bir sone yazdığımı görmek için çok yakından bakmayı gerektiren şiirlerde bile. Bu sone başka bir biçimde bölündüğü için belli olmuyor ve siz bu oyunu Le Creve-Coeur’de de bulacaksınız.»


Çok geleneksel ve devam edebilen katı-değişmez bir biçimle, hatta rastgele, önceliği imgelemeye vererek, sözlük varlığını, sözdizimini parçalayarak ve yıkmayı isteyerek bir içerik nasıl bağdaştırılır? Sonenin biçimsel temel düzenine tamamen saygılı kalarak otomatik yazın hızıyla nasıl dize kurulur? Aragon için burada bir biçim uygulaması hatta o zaman geleneksel şiirin çok eleştirilmiş biçimlerinden biri için devam ettirilen belli bir saygı da söz konusudur.


Bundan, 1921’de La Vie des Lettres’de yayınlanmış bir örneğimiz var elimizde: Oeuvre Poetique’te 1920’de yer alan bu otomatik şiir, Feu de Joi’nin yeni baskısında yer almamıştır. Kuşkusuz bu, kahvede sone biçiminde yazılmış otomatik yazına uygun olarak yinelenmiş, sistemli denemelerden varlığını sürdürmüş tek şiirdir.
(La Vie Privée, s. 162-165)


Gerçekten, sone ölçü düzenine bağlı kalarak «katıksız ruhsal otomatizme»i gösteren bir söylem oluşturmak zor mudur? Bana öyle geliyor ki orada aşılacak güç bir uyuşmazlık var. Çünkü kesin bir geri adım atışla bugün bu oyun için otomatik yazının yaratıcılarının «sınırsız ustalığı» yetersiz kabul ediliyor. Bu, özellikle otomatik yazının, tanım olarak «bütün estetik ve moral kaygıların dışında aklın her türlü denetiminden uzak, zihnin bir yazımı» olduğu öğrenildiği zaman böyle kabul edildi.


Aragon’un söz ettiği «uyakların çaprazlama ve almaşık olması için sonenin düzenlenmesine» saygı, şair adına, bilinçli bir araya girme anlamına geliyordu. Kendi aralarında karmaşık bir şekilde uyaklanmak zorunda olan aleksandrin koşuğu veya sekiz heceli dizeler oluşturarak, anlamaya girişmeksizin ve kesintiye uğratmamak için yeterince hızlı, ön görülmüş bir konu olmaksızın hızlı yazmak, Breton’un dediği gibi «yeteneklerinin ve dehasının soyutlamasını yapmak» bana güç hatta olanaksız gözüküyor.


Aragon’un sözlerinde özellikle, sone ve onların, onun değişken içeriği ve değişmez biçimi arasında yapmayı denedikleri benzeşme için gerçeküstücülerin yeteneklerini unutmamak gerekir. Böylece kesin bir başarıyla ancak gerçek «otomatizm» olmadan o zamana kadar işlenmiş konuların belli sayısıyla sınırlandırılmış olan bir biçim içinde, içgüdüsel imge çokluğu ve bir çeşit sel gibi konuşma tarzı yarattılar. Bununla birlikte otomatik yazın uygulaması, Ronsard’ dan bu yana sonenin geleneksel teması olmuş olan aşkı işlemelerini engellemedi.


Kıvanç Ateşi’nde, Pierre Reverdy’ye adanmış «lever» şiirinin ortasında yazılmış bir sone var elimizde. Üç heceden oluşan şiirlerde bu parçadan söz ederek «bu kaçakçılıktır» demeyi sever Aragon. Sonuç olarak en azından yirmili yıllarda bunun gibi, çağdaşlık tarafından kabul edilmiş, «illegal» bir yazınsal eylem söz konusudur.


Bununla birlikte ondan bekleneceği gibi Aragon, bu defa Reverdy’nin şiirini savunmak için değil ama gelenek adına tehlikelere atılmakta duraksamaz. Gizli olarak kendi aralarında uyaklı olan iki dörtlük ve iki üçlük, yani görünüşte kübist şiirin içinde eksiksiz bir sone yer alır.


Dada ve gerçeküstücü hareketin başkaldırmış genç şairi Aragon, gelene¬ğin hizmetinde kaçak sone kullanır. Ayrıca bu, aynı «illegal» yöntemlerle, diğer bir deyişle gizli alıntı ve yön değiştirme uygulamasıyla, daha önce kendini çağdaş şiir e adayanın yanılsaması ve öykünmesi demektir.
Başa dön
Mesajları göster:    Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Şairler ve Şiirleri Tüm saatler GMT +2 Saat
Sayfa Önceki  1, 2, 3
3. sayfa (Toplam 3 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Benzer Başlıklar
Başlık Yazar Forum Cevaplar Tarih
Yeni mesaj yok Louis Althusser tohum Felsefe 1 Prş Ağu 17, 2006 1:09 am

 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com RSS uyumludur RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke