Kayıt: Jan 25, 2007 Mesajlar: 315 Nereden: ötelerden, ötesizliklerden
Tarih: Pts Tem 30, 2007 10:00 am Mesaj konusu: Kemalizm ve demokrasi
kemalizm ve demokrasi
Yıl 2007...
Hálá...
Sıkılıp, utanmadan aynı şeyi tartışıyoruz: Demokrasi mi, Kemalizm mi?
Çok uzun zamandır, objektif bir gazeteciliği bırakıp fanatik militanlığı seçen Cumhuriyet gazetesi manşet atmış: Hedefleri Kemalizm.
Halbuki... ‘Hedefleri demokrasi,’ manşeti çok daha dürüst olurdu.
Nedir?
Kanal 24’de,Yuvarlak Masa Programı’nda ağırladığımız ve anayasa değişikliğini tartıştığımız Prof. Dr. Zafer Üskül bize söylediğini bir kez daha tekrarlamış:
- Kemalizm veya başka bir ideoloji anayasada yer almamalı...
Ve devam etmiş:
-İdeolojilere yer vermeyen renksiz bir anayasa düşünüyorum.
Dün baktım, statüko cephesi avaz avaza..
Neden?
Tek parti ideolojisi olan Kemalizm’e karşı çoğulcu, çok sesli ve her vatandaşa eşit mesafede demokratik bir anayasa talep edildiği için.
***
Ana Britannica Ansiklopedisi’ni alın... Kemalizm maddesini açın... O sizi ‘Atatürkçülük’ maddesine yollayacaktır.
Bakın orada ne yazıyor:
‘...Cumhuriyet Halk Partisi’nin 1935 tarihli tüzüğünden 1937’de, 3115 sayılı yasayla Anayasa’ya geçirilen ilkeler, Altı Ok, Kemalizm diye adlandırılır.’
Neymiş?
Kemalizm, ‘Altı Ok’ demekmiş.
Ne zaman anayasaya konuyor?
Tek partili dönemde... O zaman sadece CHP var... Başka parti yok.
HHH
Türkiye güya 1946 yılında çok partili sisteme geçti.
Güya diyorum, çünkü 2007’de bile tek parti döneminin ideolojisinin demokrasiyi yere çalması istenmekte... Savunulmakta.
Bu ne demek?
‘Birçok farlı parti olsa da, herkes mecburen ve zorla CHP’li olmak zorundadır’ demek.
Medya bunu utanmadan sıkılmadan tartışma konusu yapabilmekte.
***
22 Temmuz seçimlerinde CHP ne kadar oy aldı?
-Yüzde yirmi.
Tüm topluma, ‘o partiye oy veren ve Altı Ok’u seçenler gibi düşünmek zorundasınız’ denebilir mi?
Anayasa’ya CHP ilkelerini koymak, herkesi ‘zoraki CHP’li yapmakla aynı şey...
Bu, demokrasiyle bağdaşabilir mi?
Bunu dayatmak...
Bunu tartışmak ayıp değil mi?
Kemalizm tek parti ideolojisi olduğu için demokrasiyi içermez... Ama demokrasi doğallıkla Kemalizm’i içerir..
Demokrasilerde CHP gibi Kemalist partiler olur... Ama anayasal maddelerle herkes zoraki CHP’li yapılamaz.
***
Bunun tersini savunanlar, gerçek bir demokraside böyle bir şey olmayacağını bilmiyorlar mı?
Zaten işin en hazin yanı da bu... Bal gibi biliyorlar... Ama sahtekarca davranmaktan kaçınmıyorlar... Bu sahtekarlık bu çağda, demokrasi tercihini açıkça ortaya koymuş bu ülkede ne işlerine yarayacaksa?
‘Kemalizm mi, demokrasi mi?’ tartışmasında hala ‘Kemalizm demokrasiden iyidir’ diyebiliyorlar.
Rahmetli Bülent Tanör, on yıl önce TÜSİAD için yaptığı ‘demokratikleşme perspektifleri’ adlı çalışmasında, dünyada anayasasında ‘şahıs adı’ geçen üç ülke olduğunu yazdı.
Türkiye dışında biri İran, diğeri de Kuzey Kore...
Benzediğiniz iki ülke zaten anayasamızın durumunu ortaya koymaya yetmiyor mu?
***
Türkiye’de statüko, Mustafa Kemal Atatürk, Kemalizm ve demokrasiyi ‘aynı şey’ gibi sunarak durumu idare etti.
Mustafa Kemal bu toprakların tarihsel bir lideridir... Kemalizm ya da Atatürkçülük, tek parti ideolojisidir... Demokrasi ise çoğulculuktur.
Şimdi Zafer Üskül’ü hedef tahtası haline getirmek ne oluyor?
Deniz Baykal’ı anlarım... O halktan alamadığı oyu ‘başka yerlerden’ almak peşinde... Demokrasiyle bir ilgisi kalmamış artık.
Ama diğerlerine ne oluyor?
Hele daha ilk adımda Zafer Üskül’ü satmaya kalkan AKP’lilere?
Anladık politikacısınız, anladık aklınız fikriniz ‘zamanlamada’ ama artık politika değişiyor...
Ve Üskül gibi dürüst, cesur ve açıksözlü insanlar politikaya giriyor.
Üskül’e benzemek, onun bilgisine ve cesaretine sahip olmak kolay değil.
bu tavırlar, bu üsluplar, bu şımarıklıkla
bir uzlaşı, anlaşma zaten mümkün değil.
işin en komik tarafı tüm bu maskaralıkların "demokrasi" arkasına saklanması çabaları.
hayır, olacak olan şu; ki gidişat oraya.
menemen de akhisar da yunan'a rakı sofrası kuran "mollalar", kuvvacıları gördüğü yerde sopalarla kazmalarla kovan "halk", ulusalcılar'ı dinsiz münafık ilan eden "şeyhülislamlar", işgale ve işgalcilere karşı direnenlerin ingiliz+padişah+din ittifakı ile hain ilan edildiği bir ülke.
bugün de aynı dekorlar ve aynı sahne.
bu dekorların ve sahnenin içerisinde namusumuz bize nerede, hangi safta yer almamız gerektiğini gösteriyor. biz hazırız.
siz de hazırlanın.
ya başımız dik namusumuzla yaşarız, ya leşlerimizi sizin gibi kuzgunlar didikler.
son söz budur !
Kayıt: Jan 25, 2007 Mesajlar: 315 Nereden: ötelerden, ötesizliklerden
Tarih: Pts Tem 30, 2007 1:44 pm Mesaj konusu:
Demokrasi çimento değil mi?
Statükocuların, Kemalizmi...
Devrimcilerin, demokrasiyi savunduğu bir yol ayrımına yeniden geliyoruz. Baktım... Dün statükocular feryat figan... O halde... Kemalizm konusuna devam edelim. Nedir?
Ana Britannica Ansiklopedisi tanımlıyor: ‘Atatürk ilkeleri ve devrimlerinin değişik yorumlarından kaynaklanan çeşitli görüş ve düşüncelerin ortak adı.’
Allah Allah...
‘Çeşitli görüş ve düşünce’...
Peki, nedir bu çeşitli görüş ve düşünceler?
Ana Britannica Ansiklopedisi, ‘çeşitli görüş ve düşünce’ tanımlamasına şöyle açıklık getiriyor:
‘1960 ve 1970’lerin sol ve sağ Atatürkçülüklerinin halk kitlelerine yönelik bir tasarımları yoktu.
Her ikisi de, ordu başta olmak üzere bütün zinde kuvvetlerin kendilerini özümlemesini istiyordu.
Sol Atatürkçülük,12 Mart arifesinde iktidara geçme umutlarını yitirmiş ve sayısal oranın ötesinde etkili bir aydın azınlığın muhalefet platformunu oluşturmuştur.
Sağ Atatürkçülük ise hedefine erişmiş, aşırı akımlara karşı bir doğru-orta yol olarak, iktidarı belirleyen asker ve sivil çevrelere kendini kabul ettirmiştir.’
Kısacası, sol ya da sağ Atatürkçülük, ansiklopediye göre ordu üzerine iktidar savaşı yapmak.
***
Ansiklopedi, 12 Eylül sonrası ‘Atatürkçülüğü’ de şöyle tarif ediyor:
‘12 Eylül sonrasında da Atatürkçülük önemli ölçüde vurgulandı. 1982 Anayasası’nın başlangıcında, Anayasa’nın Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, ölümsüz önder ve eşsiz kahraman Atatürk’ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve O’nun inkılap ve ilkeleri doğrultusunda yapıldığı belirtilirken, birçok maddesinde Atatürk milliyetçiliğine, Atatürk ilke ve inkılaplarına göndermeler bulunmaktadır.
1980’lerin siyasal tartışma ortamında 1982 Anayasası’na egemen olan anlayışın, Atatürkçülüğü siyasal yelpazeyi sınırlayıcı bir kavram olarak kullanma isteğinden kaynaklandığı ileri sürülmüştür.’
Ne hikmetse, en çok da darbeciler Atatürkçü.
***
Peki, bir de Sosyalist Kültür Ansiklopedisi’ne göz atalım... Bakalım ‘Kemalizm’i’ nasıl tanımlıyor?
‘Kemalizm genellikle 20. yüzyılın sömürge yönetiminden yeni kurtulan ya da kurtulma aşamasında olan ülkelerde, Batı’ya dönük aydınların, asker-sivil bürokratların bazen de adını koymadan benimsedikleri bir ideolojidir.
Kemalizm özde ‘halka rağmen halkçı, yarı totaliter’ bir rejim ortaya çıkartır.’
***
Rahmetli İsmail Cem, ‘Soldaki Arayış’ adlı kitabında Kemalizm’i anlatır:
‘Kökleri Meşrutiyet dönemine, İttihat ve Terakki’ye, tek parti iktidarına kadar uzanan bu anlayışa göre, kitleler ancak iyi niyetli kurtarıcılar tarafından yüceltilebilir; kendi başlarına bırakılmaları onları ya din devleti kurmaya ya da sürekli aldatılmaya götürür.
Zaten demokrasi gelince halk daha kolay aldatılmış ve doğruyu göremediğinden CHP iktidar olamamıştır.’
Baykal ve onun gibiler neden demokrasiyi değil de Kemalizm’i savunuyor, galiba yukarıdaki satırlarıyla bunu en iyi İsmail Cem anlatmakta..
***
Bizim tutucuların istekleri hiç değişmiyor:
Kemalizm olsun...
Atatürkçülük olsun...
Yani..
‘Altı Ok’ olsun.
Neden?
Çünkü Altı Ok’ta ‘demokrasi’ yok.
***
Demokrasi yerine Kemaliz isteyen zevata kalsa, 1935 yılı CHP tüzüğünü bize anayasa diye dayatacaklar.
Biraz da şu AB Anayasa’sına göz atsanız beyler... ‘Anayasal yurtseverlik’ kavramından haberdar olsanız.
Devlete, ulusa, tek parti dönemine tapındığınızın onda biri kadar da insana, bireye, vatandaşa ve temel hak ve özgürlüklere saygı duysanız...
Ama siz kendi halkınızdan ve insanınızdan nefret ediyorsunuz...
Ve nefret ettiğiniz bir halkı yönetmek istiyorsunuz.
Namuslu bir kalemden "Umur Talu'dan" (ki Mehmet Altan ilerici devrimci demokrat falansa, kendisi hangi kategoriye girer onu bilemem)
şöyle bir yazı da var.
"Hayırlı demokrasiler" diyerek okuyalım !
Bu dayak atıldı mı!
İstanbul'da bir genç çıktı, basın toplantısı da yaptı. Derdi şuydu:
1. Özgür Hayat gazetesi ve %52 ÖFKE dergisi yazı işleri müdürüyüm.
2. 26 Temmuz Perşembe gecesi kardeşimin nikah yemeğinden dönerken İstanbul Şişhane'de polis tarafından durduruldum.
3. Kimliğim kontrol edildi, geri verildi.
4. Yürürken ekip otosu yanıma yaklaştı, zorla arabaya sokuldum.
5. Arabanın içinde bana vurmaya başladılar.
6. Daha sonra ücra bir yerde arabadan indirildim ve dövmeye devam ettiler.
7. İki ekip otosu daha geldi ve oradakiler de dayağa katıldı.
8. Yumruk ve cop darbeleri dışında küfür ve silahlı tehdide maruz kaldım. Yakından biber gazı sıkıldı.
9. Sonra tekrar ekip otosuna bindirildim.
10. Karaköy'de, otoyu durdurmadan dışarı attılar; kimliklerime de el koydular.
Sinan Tekpetek, iki kaburga kırığı, çürük ve yaralarıyla 20 günlük rapor aldı.
Olaydan emin olamıyorum tabii; belki de "kendi kendini" dövmüştür.
"Öfke" li bir genç ya; belki dövülmüştür, belki dövünmüştür!
Belki Şişhane'den Karaköy'e kadar kendisi yuvarlandı; belki ekip otosu zannettiği Tozkoparan minibüsüydü!
"Demokrasi samimiyeti" baş döndürücü bir şey olmalı.
O yüzden en iyi ihtimalde dahi, kısıtlı, makul bir doz yetiyor herkese.
"Halkın tercihini anlamak" noktasında iktidarın oylarının "demokratik manası" nı haklı olarak vurguladıktan sonra, aynı iktidar yönetimindeki ülkede 10 maddede özetlenen bir "keyfi ve resmi dayak" ın gerçekliğini dert etmiyorsanız; hakikatse, bu hakikati iktidarın yüzüne çarpmıyorsanız muhtemelen rahat ediyorsunuz.
Yorulmuyor, sıkılmıyorsunuz.
Namuslu bir kalemden "Umur Talu'dan" (ki Mehmet Altan ilerici devrimci demokrat falansa, kendisi hangi kategoriye girer onu bilemem)
şöyle bir yazı da var.
"Hayırlı demokrasiler" diyerek okuyalım !
Bu dayak atıldı mı!
İstanbul'da bir genç çıktı, basın toplantısı da yaptı. Derdi şuydu:
1. Özgür Hayat gazetesi ve %52 ÖFKE dergisi yazı işleri müdürüyüm.
2. 26 Temmuz Perşembe gecesi kardeşimin nikah yemeğinden dönerken İstanbul Şişhane'de polis tarafından durduruldum.
3. Kimliğim kontrol edildi, geri verildi.
4. Yürürken ekip otosu yanıma yaklaştı, zorla arabaya sokuldum.
5. Arabanın içinde bana vurmaya başladılar.
6. Daha sonra ücra bir yerde arabadan indirildim ve dövmeye devam ettiler.
7. İki ekip otosu daha geldi ve oradakiler de dayağa katıldı.
8. Yumruk ve cop darbeleri dışında küfür ve silahlı tehdide maruz kaldım. Yakından biber gazı sıkıldı.
9. Sonra tekrar ekip otosuna bindirildim.
10. Karaköy'de, otoyu durdurmadan dışarı attılar; kimliklerime de el koydular.
Sinan Tekpetek, iki kaburga kırığı, çürük ve yaralarıyla 20 günlük rapor aldı.
Olaydan emin olamıyorum tabii; belki de "kendi kendini" dövmüştür.
"Öfke" li bir genç ya; belki dövülmüştür, belki dövünmüştür!
Belki Şişhane'den Karaköy'e kadar kendisi yuvarlandı; belki ekip otosu zannettiği Tozkoparan minibüsüydü!
"Demokrasi samimiyeti" baş döndürücü bir şey olmalı.
O yüzden en iyi ihtimalde dahi, kısıtlı, makul bir doz yetiyor herkese.
"Halkın tercihini anlamak" noktasında iktidarın oylarının "demokratik manası" nı haklı olarak vurguladıktan sonra, aynı iktidar yönetimindeki ülkede 10 maddede özetlenen bir "keyfi ve resmi dayak" ın gerçekliğini dert etmiyorsanız; hakikatse, bu hakikati iktidarın yüzüne çarpmıyorsanız muhtemelen rahat ediyorsunuz.
Yorulmuyor, sıkılmıyorsunuz.
Burda yazdıgınız olay ile demokrasinin ne alakası var münferit bir olay tabikii gerçekse onuda bilmiyoruz.Devletin polisini kendinize göre burda yıpratmaya çalışmışsınız ama başınız sıkıştıgı zamanda ilk gittiğiniz yer polis teşkilatıdır.
Avrupada ve amerikada yaşayan insanlara bir sorun bakalım avrupa ve amerika polisinin nasıl oldugunu size anlatsınlar.
Türkiyede sol kesim orduyu ve askeri destekler ona yakınlık duyar polisede düşmandır.
Zira asker her darbe sonrasında devleti ve hükümeti sol kadrolara teslim eder,halkın oyları ile iktidar olamayan sol ancak silah gücüyle iktidar oldugu için paşaları çok sever toz kondurmaz.
Çoban, gerçekten bunu aklından mı söylüyorsun?
Cumhuriyetçilere abuk sabuk suçlamalar ve saldırılar bitti şimdi de sıra solcularla alakası olmayan tanımlara mı geldi?
Korkmayın bu kadar.
Özal büyük bir Komünist! Sizin tanımınızla; ''sanal darbe'' nin galibi AKP' de Komünist' in babalarıydı.
Şimdi sıra; Kemalist, Atatürkçü ve Cumhuriyetçilerle SOL' u harmanlayıp, topyekûn imha. Hayırdır inşallah!
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız