Tarih: Cmt May 12, 2007 4:50 pm Mesaj konusu: Türkler Müslümanlığı Kılıç Zoruyla Kabul Etmişlerdir...(!?!)
" Batıya doğru göç eden Türkler ile kuzeye doğru çıkan Arapların karşılaşmaları çok kanlı geçmiştir.
"Resmi tarih"e bakarsanız 751 yılındaki Talas Savaşı'nda Türkler , Çinlilere karşı Araplara yardım etmişlerdir,Araplar bu sayede savaşı kazanmışlar, sonra da Türkler zaten eski inançları olan Şamanizm e çok yakın ilkeler içeren Müslümanlığı Gönüllü olarak kabul etmişlerdir.
Oysa Türklerle Araplar , Talas savaşı'ndan çok daha önce karşılaşmışlardır.
Bu karşılaşma ne yazık ki çok kanlı sayfalarla yazılmıştır.Bu durum Ne Türklerin ne de Arapların suçudur;O dönemin tarihsel gerçekleri böyledir.
Talas savaşını Çinliler kazansaydı tarih bu seferde büyük bir olasılıkla " Çinliler, Türklerin yardımı sayesinde savaşı kazandılar " diye yazacaktı.
Çünkü savaş sırasında hem Çin tarafıda hem Arap tarafında Çeşitli Türk boyları vardı.
Aslında Türkle ile Araplar arasındaki temas 600'lü yılların sonunda , Dört Halife Dönemi'nin sonunda başlamıştır .
Türklerle Araplar Maveraünnehir'de yani bugünkü Kazakistan , Özbekistan , Türkmenistan ve İran 'a kadar yayılan bölgede karşılaşmışlardır.
Çatışmalar Horosan'da , Semerkan , Buhara gibi kentlerde odaklanmıştı.
Kuteybe Bin Müslim , Yezid Bin Mühelleb , Said Bin Haraşi,Eşres Bin Abdullah , Nasr Bin Seyyar gibi Horasan valileri , binlerce Türk ü öldürmüş Arap komutanlardı.
700 lü yıllarda Horasan çok şiddetli savaşlarave aldatılarak teslim alınan Türklerin acımasızca kılıçtan geçirilmeleri gibi kanlı olaylara tanık olur.
Fakat bu savaşlara ve kanlı olaylara karşın "resmi tarih" Türklerin kendi özgür iradeleriyle,gönüllü olarak Müslümanlığa geçtikleri konusunda ısrarlıdır.
Oysa bütün dinlerin gelişmesinde olduğu gibi Türklerin de büyük ölçüde yenilgiler sonunda Müslümanlığı kabul ettikleri tarihsel bir gerçektir. "
Aynen öyle olmuştur ,yoksa siz hala şamanizme göktanrı inancı adını verip Türkleri İslamiyetten önce İslamı yaşarmış gibi gösterenlerin anlattığı hikayelere mi inanıyorsunuz?
Şimdi bu duruma sevinenler ve üzülenler bakışı atalım.Siz üzülenlerdenmisiniz?yoksa sevinenlerden mi?Emre Kongar bu hususta sevinen tarafta mı?üzülen tarafta mı?belkide tarafsızdır,kim bilir?Türklerin Müslümanlığını sorgularken aslında kendimizi sorgulayacağız.Bugün Amerikalı boğazımıza kılıcı dayasa ve Müslüman mı? ölmek istersin yoksa.. dese can korkusundan din değiştirenlerden mi?olurduk.Bütün mesele burada.
Türklerin İslâmiyet'e Girişi
Peygamberimizin, İslâm'ı tebliğiyle birlikte, dünyanın ücra bir köşesinde yaşayan küçük bir kavim, yeni ve büyük bir millet hâline geldi. Meçhul, basit bir hayat süren ve hattâ aşağılanarak yaşayan insanlar, bu dinle birlikte birdenbire, tarihin mümtaz kahraman, fatih ve dâhîleri oldular. Halife Hazret-i Ömer, emrindeki bir avuç Müslüman gâzisiyle 641'de Suriye ve Mısır'ı fethederek, koca Doğu Roma'nın kanatlarını kırdı. 642'de Büyük Sâsânî İmparatorluğunu yıkarak Ceyhun kenarına ulaştı ve Türklerle temasa geçti. Ancak bu devrede İslâm'ın merkezinde Hazret-i Ömer ve yerine geçen Hazret-i Osman'ın şehit edilmeleri ve sonraki yıllarda başlayan iç mücadeleler, 8. yüzyıl başlarına kadar, Türklerle Müslümanların münasebetlerini bir sınır komşuluğundan ileri götürmedi. Bazı kaynaklarda, Hazret-i Muâviye döneminde Ubeydullah bin Ziyâd'ın, Müslüman olan Türkleri Kûfe'ye yerleştirdiği belirtilmektedir. Daha sonra Emevîler tarafından, İslâm İmparatorluğunun bütün doğu bölgelerini içine alan Irak genel valiliğine Haccâc'ın getirilmesi ve bunun da Horasan'a, devrin sayılı kumandanlarından Kuteybe bin Müslim'i tayin etmesi (705), savaşları birdenbire alevlendirdi. Müslümanlar, kısa zamanda Mâverâünnehir'e hakim olduktan sonra Talas'a kadar akınlarda bulundular. Ancak, Türgiş Kağanı Şulu Han idaresindeki Türkler, 720 yılından itibaren cephelerdeki hakimiyeti ele alarak, Emevî ordularını bozguna uğrattı. Böylece Emevîler döneminde, Türkler karşısında başlangıçta başarıyla sürdürülen mücadeleler, sonuçta başarısızlıkla son buldu. Ancak bu mücadeleler, Türklerin İslâmiyet'i yakından tanımalarına ve tetkik etmelerine zemin hazırladı. Kısa bir süre sonra da, Türklerin İslâm'ın bayraktarı olarak dünya sahnesine çıkmasına vesile oldu.
Türklerin hiçbir baskı veya zorla karşılaşmaksızın İslâm'ı kabul etmeleri, üç ana sebebe dayanmaktadır. Birincisi, Türklerin inanç ve yaşayışlarının İslâm'a çok yakın olmasıdır. Tek bir yaratıcıya iman, âhirete ve ruhun ölmezliğine inanma ve yaratıcıya kurban sunma gibi temel inanışlar İslâm'da da vardı. Zinâ, hırsızlık, gasp, adam öldürme, yalancılık ve koğuculuk gibi kötü huylar, İslâm dininde de şiddetle men ediliyordu. Nihayet, İslâmiyet'teki cihad emri, Türkün alplik ve fetih görüşüne uygun düşüyordu. Bu gibi sebeplerle öncelikle Mâverâünnehir (Türkistan) bölgesinde yaşayan Göktürkler arasında İslâmiyet yayılmaya başladı. Türklerin İslâmiyet'i kabullerinin ikinci safhası da bu sırada gerçekleşmeye başladı. Daha kuzeyde ve batıda yer alan Müslüman olmayan Türkler, özellikle Türkistan'la ticarî faaliyetleri sırasında, kendi dillerini konuşan ırkdaşlarının dinine, daha çabuk ve kolaylıkla girdiler.
Türkistan Türkleri arasında İslâmiyet'in bu ilk yayılışıyla, diğer Türklerin başka yabancı dinlere girişi, hemen hemen aynı devreye rastlar.
Doğuda Uygurlar Mani, kuzeyde Hazarlar Mûsevî ve batıda Tuna Bulgarları Hıristiyanlık dînine girerlerken Mâverâünnehir'deki Türkler arasında da İslâm, 8. asrın başından itibaren yayılmaya başladı. Bu durumun diğer Türk ülkelerini de tesir ve cazibesi altına almaya başlaması, Abbâsîler döneminde oldu. Abbâsî halifelerinin, Türklere fevkalâde yakınlık göstermeleri, bu faaliyetin daha da hızlanmasına sebep oldu. Halife El-Mansur (754-775) zamanından itibaren Türkler, Arap ordularına asker olarak girmeye başladı. El-Me'mun döneminde (813-833) Türklerden özel muhafız birlikleri oluşturulmaya başlandı. Nihayet, Halife Mu'tasım zamanında (833-842) halifelik ordusunun esasını Türkler meydana getiriyordu. Türk ordusu için Samarra şehrini inşa eden halife, sarayını ve payitahtını da buraya nakletti. Müellifler artık, Türklerin Araplarla aynı millet gibi olduklarını (İslâm milleti) ve Bizanslılar gibi müşrikler yanında, gayrimüslim Oğuzlarla bile savaştıklarını yazmaktadır. Halife El-Mütevekkil zamanında (847-861) ise Abbâsî Devletinin en önde gelen üç şahsiyeti Türk'tü. 10. asrın ilk yarısında, emîrül-ümerâlığa iki Türk kumandanı, Beckem ve Tüzün, getirilmişti. Türklerin Bağdat'ta idareyi ele almaları üzerine, uzak eyaletlerde bulunan Türk valiler, müstakil birer hükümdar gibi hareket etmeye başladılar. İlk Müslüman Türk devletlerden bazıları, bu suretle kuruldu. Bunlar arasında, Mısır'daki Tulunoğulları Devleti (868-905), Ahmed bin Tulûn adında bir Türk kumandanı tarafından kurulmuştur. Ahmed bin Tulûn, Dokuz Oğuz Türklerindendi. İbn-i Tulûn, Mısır'ı birçok mîmârî eserle süslemiştir. Tulûnoğulları Devleti, 905'te sona ermiş ve yerine az zaman sonra Tuğaçoğlu Mehmed'in kurduğu Türk İhşidîler Devleti ortaya çıkmıştır.
Ancak bu devletlerde, idareci zümrenin Türk olmasına karşılık, esas kitle yani halk tabakası, daha çok Mısırlılardan oluşuyordu.
İslâmiyet'in, devlet ve halk olarak Türkler arasında kabulü, ilk defa İtil (Volga) Bulgarları arasında gerçekleşti. Batıya giden Tuna Bulgarları, toplu olarak Hıristiyanlaşırken, İtil boyu ve Kazan havalisinde kalan asıl büyük Bulgarlar, özellikle Türkistan'la olan ticarî ilişkileriyle tanıma fırsatı buldukları İslâm'ı severek kabul ettiler. Bulgar hanı Almış, 920'de Bağdat'taki halifeye başvurarak, İslâmiyet'in öğretilmesi ve kaleler inşası için, kendilerine din ve ihtisas adamı gönderilmesini istedi. Halife Muktedir Billah tarafından gönderilen kalabalık bir elçi heyeti, 922 Mayısında, Bulgar ülkesine geldi. Almış Han ve maiyeti, elçilere fevkalâde bir hürmet ve kabul gösterdiler. Bu tarihten itibaren Bulgar ülkesi, Abbâsî halifelerine bağlı bir Müslüman yurdu haline geldi. Ülkede Abbâsî halifesi ve Bulgar Hanı namına sikkeler basılmakta, taş camiler, saraylar, kaleler ve diğer binalar yapılmaktaydı. Bulgarlar, Müslümanlığı kabul ettikten sonra, Türk-İslâm medeniyetinin kuzeybatısında en ileri bir ucu olmakla, büyük bir değer kazandılar. Bulgar ülkesine gelen Abbâsî elçilik heyeti içerisinde yer alan İbn-i Fadlan, yazdığı seyahatnamesinde, bu ülke insanlarının temiz, doğru, çalışkan ve samîmî Müslüman olduklarından bahsetmekte ve Bulgar ilinde gecelerin çok kısa olması dolayısıyla Türklerin, sabah namazını kaçırmamak için, bir ay, geceleri uyumadıklarından söz etmektedir. Bu sözler, Türklerin, İslâm'ı ne derece güçlü bir inançla kabul ettiklerini göstermektedir.(GENEL TÜRK TARİHİ)
Görüldüğü gibi E.Kongar kendi fikirlerini Türk Tarihi olarak sunmuş.Ezber bozmak tabirini( haklı olarak) kendi dünya görüşü lehine kullanarak.Sn.Dereotu... bizim polemik yapacak zamanımızın geçtiğini anlamanızı isterim.Hayata bakış açısının gerçekten kendinizin hayat ölçeği olmasını istiyorsanız, kişilerin değil ,kendi fikrinizi olgunlaştırmanızı dilerim.
Kişisel bir saldırıda bulunduğumu düşünmüyorum, verdiğiniz tepki (...) Olgunlaşmaktan kastınız sizin gibi olmak ise , ben olgunlaşmamış olmayı tercih ederim.Tarih ve de bilgi paylaşmak ne zamandan beridir polemik yaratmak oldu ülkemizde (!)siz olgunlaşmış biri olarak -yaş bakımından da belki- benden daha iyi bilirsiniz. Lütfen bu kısıma siz polemik yaratcak şeyler yazmayın.
"Esefle kaydetmek mecburiyetindeyiz ki, bugün tarih adına yazılanların -pek azı hariç- cümlesinin gerçek tarihle alakası yoktur! ...
Bu, gerçek tarihle alakası olmayan yayın, tarihi, günlük politikanın oyuncağı haline getirip, ikbal sahiplerinin arzuları istikametinde yazıp söylemeyi adet edinen sözde tarihçilerle yapılmış ve ortaya atılan o yalan laflar, yıllar boyu, mektep sıralarından gazete ve dergi sütunlarına kadar her yerde o kadar çok tekrarlanmıştır ki, o yalan lafların gürültüsünden gerçek tarihin sesi duyulmaz olmuştur! ..."
Yalan Söyleyen Tarih Utansın 1-12 Cilt TK Mustafa Müftüoğlu
Emre Kongar'ın yaptığı , resmi tarihi yazanların yaptığından çok farklı değil.
Nasıl resmi tarih , girift bir süreç içinde gelişip sonuçlanan değişik gerçeklerden , kendi ideolojik metriksini oluşturmak için işine geleni almışsa Emre Kongar'da aynısını yapıp gerçeklerden bir gerçeği bütüne genellemiş.Onun söyleminin hizmet ettiği dünya görüşü ne acaba?
yazılanlar doğru olabilir;ama Türk'lerin müslümanlığı zorla benimsediği kanaatinde değilim özgürlüğü için yaşamış bir milletin zorla bir şey kabul edeceğine asla inanmıyorum;ayrıca empoze edilen bir şeyi ne kadar süre devam ettirip ona ne kadar süre bağlı kalabilirsiniz ki?
Kayıt: Jun 15, 2005 Mesajlar: 163 Nereden: Afyonkarahisar
Tarih: Pts May 14, 2007 1:13 pm Mesaj konusu:
Sonuca bakalım sonuca...
Kongar öyle demiş ne gam, tarih kitapları tam gerçeği yansıtmıyormuş ,kendi ideolojik metriksini (Türkçesi yok mu bu kelimenin) oluşturmak için işine geleni almış ne dert...Yok kılıçla kabul etmişiz de...falan, filan...
Zaten hanginiz tarih dersini zevkle, severek okudunuz ki?
(istisnalar kaideyi bozmaz) Çoğunun aklında tarihle ilgili tek cümle kalmıştır.
O da melodik tarz ile kafalara nakşolan:
Alparslanın orduları
1071 yılında
Malazgirt savaşında....
Sonuç Türklerin Müslüman olmasıdır.
Sonuç bugün %99'u Müslüman bir ülkede yaşamamızdır.
Gerisi teferruat...
Aslolan, nasıl ve ne ile Müslaman olduğumuzu kendi perspektiflerinden bakarak bize empoze etmeye çalışanları okuyup burada tartışmak değil, o şuuru ve inancı alarak yaşamamız, dinimizii kılıçla mı kabul etmişiz gibi yersiz sorularla zihnimizi yoracağımıza, son ve hak din olan İslam ile şereflenmiş insanlar olarak gerçek Müslüman nasıl olur onu araştırıp, yüce Allah'ın hoşnut olacaklarından olmaya çalışmamızdır.
Bir de kısa not:
Geçtiğimiz ay Leyla Zana'nın kocası olacak zevat Kürtlerin İslamı kılıç zoruyla kabul ettiğini, asıl dinlerinin Zerdüstlük olduğunu söylüyordu.
Emre Kongar'ı okurken etkilendi de Türk kelimesini Kürt olarak değiştirdi mi nedir?
O zaman tarih okumasın hiç kimse sayın yağmurca.Herkes yalnızca "sonuca bak" sın...O sonuç nasıl olmuş, milletler nereye nasıl gelmiş bilinmesin...Nasıl bir anlayıştır bu?
"zaten hanginiz Tarih dersini zevkle okudunuz ki? " ...
kusura bakmayın ama siz nerden biliyorsunuz hangimizin tarihi nasıl okuduğunu , nasıl bir önyargıdır(!) , nasıl bir genellemedir(!) yaptığınız şey, kurduğunuz cümle? Hangi kitapları okuduğumuzu, tarihe bakışımızı aceba nasıl bu kadar çabuk bir sürede çözebildiniz(!)"istisnalar" demişiniz , gözlükleriniz sadece yakını görmek için sanırım...(hayata dar pencerelerden bakanları sevemiyorum)kendi genellemeleinizide istisna olarak göstermişiniz ya e pes doğrusu ...
Hııı Türkiyede ki eğitim sisteminden dem vuracaksanız açın bir başlık oraya taşınalım .Öğretildi de öğrenmedi mi öğrenciler? Zevkli bir şekilde anlatıldıda anlamadılar mı? Kronolojik tarih ezberlemeyi kim sever ki? Siz ezberlemeyi seviyormuşunuz bize ne ?
biliyor musunuz (?) yukarda ki yazınıza bakınca gülümseyemiyorum bile. Kendi cümlelerinizde boğulmuşunuz ...Teferruat ...Bence siz Tarih nedir ile başlayın okumaya , tarihi sonra okursunuz ...Tarih sonuç değildir sadece .Nedendir, gelişmedir ,sonuçtur.Ama tabii bazıları bunu sadece edebiyat(!) derslerinde öğrenir...Nedenler ne zamandır sonuçlardan bağımsız düşünülür oldu?
Emre kongar ın kitabını okuduğumda inancımda bir sarsılma olmadı sn Yağmurca.Siziin o dedikleriniz inanmanın anlamını bilmeyenlerde olur genelde.Bakın ne güzel söylemişiniz (!)"müslüman nasıl olunur"
Müslüman Önyargılı olmaz sn Yağmurca.Müslüman (Kuran ı okuyorsunuzdur) Aklını kullanır ...Aklını kullanan sebepleri okumadan sonucu okursa o akıl kullanılmamış atıl kalmış olur .
Ne dersiniz ilk kutsal kitabımızı okuyarak başlayın bence ...Ama dikkat edin, orada sonuçları söleyen Allah sebepleri kullarının bulmasını İstemiştir.Körü körüne bağlanmamak için.
Ben meseleye ''kılıç zoru var veya yok'' diye bakmam. KILIÇ ZORUYLA kendi milletine İslam' ı dayatanları önemserim. Bu dayatmalara direnenleri saygı ile anarım. Bu olayların nedenleri, gelişimi, sonuçları benim ilgi alanımı çeker.
***
''Sonuç Türklerin Müslüman olmasıdır.
Sonuç bugün %99'u Müslüman bir ülkede yaşamamızdır.
Gerisi teferruat... '' Yağmurca' ya bu anlamda katılıyorum.
***
İslamı kendilerine ekmek parası yapanların ''nasıl bir tarih'' anlayışı olduğunu yazmasam daha iyi, kalbiniz kırılacak bana .(nefret ve büyük bir kin ile saldıracaksınız biliyorum. Ama bunu düşünmek istemiyorum. İçinizde nefret ve kin olmadığını düşünüyorum...)
En iyisi bırakalım, İslam'ı cüzdanlarının kapitali yapanlar kasalarını doldursunlar.
***
Bu adamın kötü niyetle yazdığına ve yorum yaptığına inanmıyorum. Çevremizde, bakan, başkan, şeyh, şıh, yazar, aydın gibi adamlar/kadınlar, tarihimizi süzgeçe çevirirken de bu kadar hassas olmanızı tavsiye ederim...
En son YAZARIM tarafından Cum May 18, 2007 8:00 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
''Resmi tarih'' anlayışına sonuna kadar destek veririm. Gayri resmi tarihler başımızı şişiriyor yeteri kadar. Her tarihçi, resmi tarihe fayda sağlamalıdır...
Dünyanın hangi toplumunda resmi tarih yok? Hangi toplum, kendini kötülemiş? Hangi toplum, kuburdan çıkmış iğrenç kokan kaşık?
Elbette aydınlar, kendi devletinin ideolojisine hizmet etmelidir...
Kongarın kitabını tek bir bölmüyle irdelemek tarihimizle yüzleşmekdeki genel mantığın yoksunluğundan dolayı eksik kalacaktır.
Kongar derki; olaylar ve olgular yaşandığı çağa ve zamana göre değerlendirilmelidir. Örneğin tarihin bir döneminde kardeş katli diye bir şey olmuşsa bunu 19. yy de ortaya çıkmış "insan haklarına" göre değerlendiremezsiniz.
Arkadaşlar objektif biçimde düşünmeye çalışalım: Türkler islamiyete geçmeden önce şamanizme inanıyorlarsa kutsallarıda da odur ve din gibi kutsal bir kurum küt diye değişmez. padişah islamiyeti benimsese bile halk bunu sormadan sorgulamadan kimi baskılar gelmeden kabul etmez.
"Layloylom hadi araplarla tanıştık islamiyette pek bi güzelmiş bizim dinede beziyo bizimki de eskidi zaten hadi ona geçelim" demez köklü bir kültüre sahip halk yani öyle demek bence islamiyetten önceki türkleri aşağılamaktır.
araplar hatta kanımca yöneticiler tarafından halk o dönemde baskı görmüştür; belki islamiyeti "zorla" kabul etmiştir, bunda hayıflanacak bir şey yok gayetde normaldir.(kongarın kitabında böyle bir alt söyleyiş de vardır)
insanlar giydiği pantolondan vazgeçemezken bir milletinde sancısız din değiştirmesi nasıl düşünülebilir!!
islamiyete ne katmışız ve ne haldeyiz şimdi onu tartışalım biz!
kongarın kitabında bu konuya değinerek bi ideolojinin yardakçılığını yapmakmıdır amacı yoksa doğru bildiğini farklı bi üslupla mı söylemektir bunu bilemem. Elimde niyet ölçer yok. Lakin şunu söyleyebilirim , sonuç olarak onlar denemedir(kongarın kitabının bölümleri) ve mutlak öznel tarafları vardır. Bundan da gocunmamak lazım aksi olması yani taraf olmamak namümkündür. Bu kongarın değil sosyal bilimlerin sorunudur.
Resmi tarihe gelince; nasıl ki diyanet, sivil dinin sınırlarını çizmek için kurulmuş -hatta ardınada tekkeler vb. yapılar kapatılmışbir- kurum ise tarih kurumununda yazdıkları tarih açısından ona göre ve o amaçladır. çelişİktir güneş dil teorisi gibi iddalar ortaya atmıştır fazla yüceltmiş fazlaca olay seçiminde akredite seçimlerde bulunmuştur kimi zaman faşizan bi yazılım bile söz konusudur.
İnsanlarda kendi dünya duruşunun yakın olduğu insalara inanacaktır haliylen. sosyal demeokratlar(ülkemizde kemalistler) kongara inanırken muhafazakar kesim(akp yi tenzih ederim) mustafa armağana inanacaktır. bu tablo kötü ama böyle! Mal bu yapacak bir şey yok.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız