Tarih: Sal Mar 06, 2007 2:27 pm Mesaj konusu: Dindarlık pasiflik midir?
Orhan Hançerlioğlu'nun 'Bordamıza Vuran Deniz' adlı romamanında bu olgu karşıma çıkmıştı en son. Romanın 'düşmüş' kadın karakteri hayattan elini eteğini çekmiş, ve kuyruğunu kıstırmış birisi olarak din çatısı altına sinmişti. Kadın çirkin ve terkedilmişti. Hayatını biricik kızına ve dine adamıştı.
Felsefeyle azcıktan haşır neşir olanlar bilirler ki, dinarlığa böyle bir bakış açısı vardır: Düşmüşlerin, acizlerin sığınağı. Yani hayatta dik durabilmeyi başaranın dine ihtiyacı yoktur sonucu da çıkabiliyor bundan. Sadece felsefe ile ilgili olanlar mı? Hayatta bir çok insan sergiler bu tavrı.
Aslında dinarlığın pasiflikle ilişkilendirilmesi sadece psikoljiyi değil, sosyoloji ve felsefik açılımları da olan bir olgu. Siyaset bilim açısından da incelenmeye değer. Mesela kendini her bakımdan elit görenler, ülkemizde kendilerini dinle mesafelendirirler ve oylarını belli bir partiye atarlar. Yığınlar ise muhafazakar partilere. Hatta Ankara, Batıkent belediyesi seçimlerinde CHP'li başkan adayı şöyle demişti: 'Batıkent'in eğitimli seçmenine güveniyorum.'
Felsefe bölümünde 'iyi olma korkusu'nu da bu meyanda ele alabilirz bu yönüyle. Çünkü 'fazla iyi olma' durumu daha çok dindarlara, polyannacılara uygun görülüyor. Böylece fazla iyi olma da, bilançonun pasif tarafına atılmış oluyor, yerini hak etmeyen dindarlık gibi.
Malcolm X'i, Aliya İzzetbegoviç'i dindarlıkları içinde aksiyoner olarak hatırlamasam ben bile buna kanacağım. Lakin belki de tersinden örnekler daha çok.
Hatta şu tarz soru da sorulabilir. 'iyiler neden pasiftir?' Çünkü kötülerin veya kötü olmasa bile ehli dünyanın, tırnakları ile dünyayı didikleri onu şiddetle arzuladıkları için emeğe asıldıklarını görürüz kişisel bazda. Bunun tersi, iyiler de, sanki mücadele dışıymış gibi görünür bize. Bu gerçekten öyle midir? Yoksa yanılsama mı?
Kayıt: Aug 05, 2006 Mesajlar: 494 Nereden: baktığınız yerden
Tarih: Sal Mar 06, 2007 3:53 pm Mesaj konusu:
Hançerlioğlu ilmine yakışır bir bilim adamı değildir. Taraflıdır ve bağnazdır. Felsefe alanında uzman olsa da felsefenin ruhundan bi haberdir. Pasiflik konusuna gelince pratikten yola çıkarak buna çok rahat bir şekilde varılabilir. Orhan'ı şahsen ciddiye almıyorum. Yargılarını da umursamıyorum.
Hatta o kişiye göre, dindarlar insan bile sayılmaz.Felsefenin koridorlarında yürüyenlerin bazıları, yürüdükleri yolu illa; loş,karanlık olarak tasvir etmelerinin
arka planındaki anlayış, herhalde ateizm'e poz vermekten geçiyor.Bilhassa HANÇERLİOĞLU nun yaşıtı olan feylesofların, felsefeyi anlatırken kullandıkları başlıca enstrüman, dini hayatın yetersizliği üzerinedir.Tabii ki , dindarlık pasifliğin adı olamaz.Şimdiki fırtınaların sebebeplerinden birtanesi de , bu gelenekten gelmeyenlerin , nasıl olur da, bu milleti yönetmeye kalkabildiğini, bu felsefi anlayışla açıklayamadıklarının delili değil de, nedir.?
Orhan Hançerlioğlu yüzünden başlık gümbürtüye gitmesin.
Bu konu üzerinde çok düşünmüşümdür.Hatta tam cevaplaymadığım için pasif durumuna düşmemek için yersiz çıkışlar yaptığım da olmuştur.Arkadaşlarla konuştuğumuzda ise konuyu tahlil edecek referanslara sahip olmadığımızdan belki , belki de duygusal yaklaştığımızdan dindarlığımızı pohpohlayıp konuyu kapatırdık.
Kayıt: Aug 05, 2006 Mesajlar: 494 Nereden: baktığınız yerden
Tarih: Sal Mar 06, 2007 10:43 pm Mesaj konusu:
Dindarlığın pasifliğine kimi örnek verelim...
Peygamberler mi?
Hz. Süleyman mesela...
Hz. Musa...
Hz. Muhammed...
İnelim...
Hz. Ömer...
Hz. Ali...
El kindi...
Er razi...
Farabi...
İbn sina...
İbn Rüşd...
İbn haldun..
Gazali...(ki Hançerlioğlu'nun kendisi bile takdir eder Gazali'nin açtığı çığırı)
İnelim...
Said nursi...
İmam Humeyni... (ne pasifmiş o da bre)
Muhammed Bakır es Sadr...
Fadlallah...
negatif uçlardan:
Hasan Sabbah...
Usame bin ladin...
Ama Hançerlioğlu'nun Felsefe Sözlüğü'nü okuyun. Diğerlerine karşı savunduğu dünya görüşünün (kendi, dünya görüşü diye bir şeyin olamayacağı kanaatindedir) acizliğini, bu görüşe destek olarak kendi şahsi yorumlarını katmak zorunda kaldığını göreceksiniz.
Hançerlioğlu'nun bilgisi arttıkça karekter olarak cehaleti de tavan yapmış.
Ben, Hançerlioğlu'nu tartışmak istememiştim. Yalnızca aklımda kalıcı bir örnek olduğu için verdim. Böyle başka örnekleri de vardır. Özellikle daniska solcu 'yazamazlar' tarafından çizilen bir dindar profili vardır. Dindar kişi, yazamazın vicdanına kalıp ta kötü ve üçkağıtçı olarak yansıtılmamışsa, bu defa pasiftir ve cahildir. (Tabi bundan gerçeğe kapalı dindar profili çizen mütedeyyin yazarları da olumladığımız anlamı çıkmasın.)
Ama benim tartışmaya çalıştığım şey, yazarların veya yazamazların çizdiği profiller değil. Bu sadece olgunun bir kısmı. İnsanlarda da böyle bir şey var. Hani anlatılmaz, yaşanır cinsinden.
Verilen örneklere gelince.. Gazali, Farabi vs.yi biz zor tanıyoruz. Kitle nerden tanısın?
İkincisi, bunların çoğu da malesef geçmişte kaldı. Belki islam dünyasından (ve islamilikten) bir kopuşun koşutu olarak bu tarz örneklerin örnek olma vasıfları, görüş kaybına bağlı olarak kayboldu. Biz semtimizde, sokağımızda, belki oturduğumuz apartmanda konuşlanan örneklerden bahsedelim.
Dindarların pasif görülmesi ve belki de buna yol açan tutum ve davranışa sahip olmaları yanında, başka olumsuz nitelikler de yüklenmişlerdir. Bilmiyorum onlara burda mı değinmek gerek, yoksa farklı bir yerde mi?
Ama şu kadarını söyleyeyim: Eğer bir tavrınızı felsefeye dayandırmışsanız, basit insanın gözünde bile müthiş görülürsünüz. Ama muhalif tavrınızı dine dayandırırsanız, basit insanın (ve dahi basit olmayan basitlerin) gözünde bile yobaz denilmese de, 'bu çağda bu kafa' konumuna itilirsiniz. Mesele derin yani.
'Dindar mısın? Tamam, sen sus. Senin ne söyleyeceğini biliyorum ve konuşsan bile dinlenemk istemiyorum.' (Ama yine de konuşursan, emin ol ki, sadece dinler gibi yapacağım.)
Kayıt: Aug 05, 2006 Mesajlar: 494 Nereden: baktığınız yerden
Tarih: Çrş Mar 07, 2007 4:09 pm Mesaj konusu:
"Yazdıklarınız ne kadar kolay önyargılarla dolu üstelik."
bodosalbatros*
Kendi adıma...
Hançerlioğlu hakkında sarfettiğim cümlelerimin arkasındayım...
Dediğim gibi de sokak Hançerlioğlu'nu da tanımaz. Burada "da" eki başkalarını da tanımaz anlamını veriyor... Negatif uçlar dışında saydığım isimlerin gücü birikimlerindedir... Bu isimlerden legal-illegal parti, hizip, örgüt alanlarına uzanacak bir yol buluyorsanız, o zaman dediğim gibi sokak Hançerlioğlu'nu da tanımaz...
bahsettiğim sokak, içinden seslendiğiniz sokağı da kapsar...
*İlk paragrafınızı imla dolayısıyla anlam olarak pek netleştiremedim...
"Orhan Hançerlioğlu'nun 'Bordamıza Vuran Deniz' adlı romamanında bu olgu karşıma çıkmıştı en son. Romanın 'düşmüş' kadın karakteri hayattan elini eteğini çekmiş, ve kuyruğunu kıstırmış birisi olarak din çatısı altına sinmişti. Kadın çirkin ve terkedilmişti. Hayatını biricik kızına ve dine adamıştı.
Felsefeyle azcıktan haşır neşir olanlar bilirler ki, dinarlığa böyle bir bakış açısı vardır: Düşmüşlerin, acizlerin sığınağı. Yani hayatta dik durabilmeyi başaranın dine ihtiyacı yoktur sonucu da çıkabiliyor bundan. Sadece felsefe ile ilgili olanlar mı? Hayatta bir çok insan sergiler bu tavrı." (Poe)
Dindarlığa karşı böyle bir bakış açısına sahip olanlaraydı cümlelerimiz...
İlk cümlenizi özellikle alıntıladım...
Sokak hakkındaki cümlelerimi bir daha gözden geçirin... Çünkü girmeye çalıştığınız sokak çıkmaz görünüyor...
Mevcut sistemler, aslında her insanda var olan bireysellik , değişim , girişimcilik , özgünlük gibi kavramları kendine mal etmiş ve kavramları kendi tanımladığı şekilde kullanıyor.Bu sırada ikiyüzlülük , yalan , bencillik gibi bir sürü menfilik karışıyor işin içine.
Sıradan dindar da böyle bir sürece dahil olmaktansa kenarda durmayı tercih ediyor.Bu sürecin ahlaklı şekilde işlemesine katkıda bulunacak psikolojik mücadeleyi göstermektense tevekküle , sabra sığınmayı tercih ediyor ki bu ne kadar doğru?
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız