Tarih: Pts Hzr 16, 2008 2:17 am Mesaj konusu: senden bir bende I
bende bir kutlu kapının bendesiyim
sendeyim Rabbim sendeyim
sen dedin ki ben herşeydeyim
ilimdeyim fendeyim
ruhsat ver dilime ki
sabah akşam "sen" deyim...
Çobansız
Çıban biz!
Biz çıbansak,
Cerahatimiz dermansız!
Derman siz
Siz su musunuz?
Çeşmeler kimsesiz
Siz kimsesizseniz
Başı büyük,elleri güdük hükümranlık!
Toztoprak kaşlar,
Kurt yeniği gözler
...
Nâgâlipsiniz!
Ürkek ordulara kumandan biz!
Boş meydanlara yenilen siz!
Yenik ekin taneleri dahi un olma telaşında,
Mertlik bunun neresinde!
Unu yoğurduğunuz tekne...
...
Yenilgiye koşaradım gidiyoruz,
Düşe-kalka iniyoruz sefilliğin zirvesine...
Kelimelerimiz ve düzgün cümlelerimiz o güne,
Bekle dünya!
Biz geliyoruz! ...
...
kalktı oturmaktan yorgun fikir ayyuka
sustu konuşmaktan bıkan bilgeler
daha bir derinlik çöktü köşedeki mahkumun gözlerine
daha bi hicran
daha bir hınçla sıktı elinde yarinden kalan kir pas değmemiş mendili
gözlerinde biriktirdiği hicranı şerefle içen mert bir süvari
eskilerden kalan, yenilikçi müsveddelerinin mahkumu
daha bir garez yutma/sabır taşı çatlatma merasimi
hayalleride olmasa akıl karı değildir burda duruşu
akıllara ziyan zindan ziyaretleri
kırbaç değmemiş tek yeri avcu kadar yüreğidir
soğuk havalandırma nöbetlerinde ellerini ısıttığı
avcuna alıpta hayal ettiği deniz aşırı memleketi
denizlerin sert poyrazlarına teslimdir sahil şeridleri
Lâlelerin diyarından bulunmaz artık bir esinti
yıkkın balıkçı teknelerindeki martı ötüşlerine eş şen şakraklık hali
yoktur memleketin gayri
memlekette cenaze merasimi tertiplemek yasaklanmıştır
hatta ölmek!
şiddetle cezaya tabi tutulmaktadır
şimdi doğduğun topraklara sırt üstü uzanıp
mehtap yaratıp narin kirpiklerinin melteminde puslu gözlerine
bir memleket hayali kondurup
cigaraya dokunmadan
usul usul kendi özünde yanarak
kibrit kavı kadar kükürtlü bu coğrafyada uyumak lazımdır
uyananların uyanmış dev tarafından afiyet edildiği bir sofrada
meze salyasında kurban boğumu seramonilerde
tek atımlık barutunu kendı kafasına sıkamayan sefillerin
uykudakilere nazaran daha bi ahmak sayıldığı bu koğuş
derin bir düş yeridir
gözleri derinden kurtulan yiğit bir küfür sallar ıslıkvari havaya
okkalı bir tükürük haysiyet fukarasının yüzüne
gözleri kan çanağı
gönlü paramparça
memleket çok uzaklarda
kuzgunların leşe çöktüğü memleket
devletten sıhhatin gittiği/sıhhatin devlet sayılmadığı memleket
çok uzaklarda...
misketsiz bir çocukluktu işte
dolu dizgin yoksunluk
hepi topu ağustos gecelerindeki cırcır böcekleri
hepi topu bi avuç hülya
tepelerden mavi yeşil ovalara salınan
dizleri hicran izli delik pantolonların bacağında
saplı kalırdı her daim bir kasatura
hep yek mi çıkmıştı nedir
hep bir tekme izi sırtında
kaybede kaybede büyüyen bir çocuk
kah yazı kah tura
tekmelerken anasının karnında bu zalim dünyayı
hınç alırcasınaydı adeta tavırları
kim bilebilirdiki bu çocuk
büyük bir dahi ve hem bela olacaktı
halbuki oda bizimle "bela" demişti yokluğun var ediliş sahnesinde
"bilakis sensin Rabbimiz" diyende oydu
şimdi bir girdap misali yurdun çölünde
tozu dumana katan bir çocukluk işte
katıla katıla ağlayışların tuzlu gözyaşı seremonisi
hazır kıta birlikler geri hizmetler lojistik unsurlar
kahraman bir fedayi meydanların meydanında
aşk harmanında hasat edilmiş bir yiğit
bire bin veren tarlalardan
tutuk bir çocukluk var sayıyorum işte
her şeyi avuç içi büyüklüğünde kalbinde besleyen
avcuna aldığı ürkek serçenin kalp atışlarına
titrek kanatlarının hüzzam tegannisine aşina bir çift kulak
büyümeyi arzu etmekten başka dua düşüremediği kara kuru iki el
ve oluk oluk yaş akıtan gözler
dedikya her biri hazır olda bekleyen nefer
yitik bir ülke gibiydi bu çocuk
kara gözleri karanlık vadilerin muştusunu bildiren
bir yer var bildiğim
gam kasavet nedir bilinmez
ne varsa mal mülk sattıran
ve mülkünden parsel parsel ihtişam dağıtan
müşfikliğine müşfik ama dedikya sefil bir çocukluğun izleri
bıçak bıçak böğründe
safra kesesi açlık nöbetlerine alışkın
ayakları tam aksine çevik
yırtıcı bir aslan belkide börteçine
biliyor ki ataları at sürmüş çine maçine
ne vakit ki gömüldü kendi içine
dili tutuk nabzı tekler
kesik kesik alır nefesi
azraile merhaba der bu çocuk
gözü yumuk kalbi selim
yurdu ise delik deşik
rahminde güneşi taşıdığı için
seviyorum geceyi
her sabah "vira bismillah" deyişimin dinamosu
gece güç verir nan gibi
gece ab-ı hayat,kan gibi
gece günahlarıma bir sünger
gece oldumu adam yoldaşını bile yer
gece kadar kara gözlerimle
içirdiğim şarabın etkisi
şafakla beraber sona erer
gece az şekerli demli bir çay
demli çayla içilen enfes bir kitap
satır araları gece kadar koyu çizilmiş
mühim ibaresi kıvrılır sayfa kenarlarında
kıyısında dolaşırken gecenin ben
gece alırda koynuna
fısıltısı ayyuka çıkarsa zihnimin arşında
güzel gözlü sevdiğim düşerse yadıma
cigara ve efkar hak getire
yanar üsküdar kadar masum ciğerlerim
yanar cumbalarda "katibim'i" terennüm eden cariyeler
geceyi bindirsen üstüme
sırtımda hayatın ağırlığı
yürütsen beni kaftanımla caddelerde
"gececi" "gececi" nidalarıyla nefis öldürme talimleri
gecem kadar karadır kızıl korları yüreğimin gayri
ne köy olur ne kasaba bu köhne âdemî'den
bir tenhada terk edilmek farzı ayn'dır zatıma
zatı şahane'nin yattığı bu şehrin
berduşhaneleri bile minnete gark eder beni
gece
seni ele verir hamuşan'da bir kahbe
hamuşan'ı haketmeyecek kadar diri bir çirkeflik
zift akar salya niyetine ağızdan
geceyi utandırır bu zifiri karanlık
kara gözlülere bi hıçkırık tufanı müpteladır
ağla sızla
akıt içindeki geceye
gece ki kendinden eksilmez sana satsa karanlığı
gece ki aydınlanır sanma nur yüzlülerin hürmetine
gecenin vazifesi
şafak vakti kıpkızıl doğacak olan güneşi emzirmek
şefkatten buharlaşan seher çiseleri
alnından damlayan terler
toprak ana bereket bulur
merhametiyle muamele ederde Yezdân
bereket bulan toprak bire bin verir
gece bitende alaca şafakta
kıbleye duran mü'miminler kadar duru bir alınla
ayağa bir yiğit kalkar
elinde kılıç
safrasında hasret
geceden kalma hüzzam
gündüzle gelen umut
yalın kılıç adalet dağıtan yiğit
korkmaz geceden ürktüğü kadar düşmandan
gece bastıranda ondan kaplar ortalığı bir sükut
gece kadar sevgisiz bir sevgili
gerce kadar muğlak dimağlar
geceye hasret sinelerde
her daim bir yanılgı bekler
habersizce...
"yol üzerinde karşılaşmak zarureti duyduğuma ithafen..."
Hararetten çatlayan bir coğrafyanın çocuğu doğurmuş beni, hararetli bir iklimde,tarla başında!
Gülmüş,kargaları bile,keklik kokusundan mahrum dağların, yeni doğmuş cesedimin görünüşündeki komikliğe!
"Tufandan kurtulana bak hele!" demiş ekabir tayfası!
sessiz sedasız bir hıçkırık olmuşum hayatın gırtlağında,
yol boyu kavak ağaçları ağlamış yalnız bırakılışıma...
boyun bükmez selviler arzı endam ededursunlar
kıvrım kıvrım yollar inatçıdır bilirim,
büküldü ipliğim yollarca,tam darağacına gerimlik!
tufandan sonra doğurmuş anacığım beni,
benden evvel sert kışları varmış mert dünyanın!
kara karıncayı kara taşta karanlık gecede gören Rabbim
kara bir dünya ikram eylemiş bana
aydınlığın boğazına yapışayım diye istemiştir bunu elbet
ama ana yüreği dayanamamış
erken tüketmiş yolunu
meğer hayat dedikleri bi cigara içimlik yolmuş!
ıslığım erişirmi bilmem eyvanlarına yârimin
naatımı yazdığım sayfalar gözlerimin yaşına küskün
solgun haritalarda rota şaşması yaşıyorum anbean
sen ey yalnızların ve kalabalık olanların Rabbi
lacivert çarşafta şeffaf dilekçeler sunuyorum sana
kuzeyi gösteren yıldızını bulutlandırma
ben çorak coğrafyaların çocuğuyum
beni bollukla cezalandırma!
med-cezirli ifadelerim var kalemimle aramda sır
çözülmez sanırdım bu esrar aradan geçsede on bin asır
ben kaldırımlara razıyım,senin olsun boğaz manzarasına satılan kasır
ve beklenen an gelir,
kalkar aradan perdesi esrarın,ifşa olur her sır
kafiyelerle arası bozuk bir kargadır fikrim,
cırtlak bet sesiyle vazifesini ifa ederken,
ayağına takılan taşlara hayıflanadursun eksik akıl,
yolun uzunluğunu keşfe çıkar bir bir martı,
kıvılcım gibi bir şakırtıdır gökte duyulan
yoksa gelen o beklenen midir?
hayır bu kadar zamansız olmamalıydı
daha mevsim baharı devirmemişti dere boyuna
kuzuların sessizliği bozmuştu oyunu
oyun bozan hayat olurya bazan
bazanda hayatı bozan oyunlara kalkışır insan!
nisyandaya her zaman insan,
hatırlatan bir ruh bulur hep başucunda,
"elestü bi-Rabbikûm" diyen kimdi ey ademin sütü sulanmış oğlu!
ahde vefa tozlu raflar sakini oldu olalı "belâ" demez oldun farket!
belalar neden sanırsın!
doğduğun çorak topraklara yemin edene bak!
yola düş diyene bak!
kalplerin içini bileni unutturan herşeye yandaş mı oldun,
sefaleti dahi kıt-kanaat yaşatana,zehri bal diye yutturana,
kanı kanla yıkayana...
yolların ahengiyle yoldum saçlarımı,
düzensiz cümleler çıkartıyorum patikalardan
yokuş yukarı tık nefes kalıyor fetvalarım
hey zalim yolcu
bayırdan yuvarla kendini artık
senin tozların genizimizi yakıyor!
önde olmakla öncü olmak başkaymış anladım
zulm ile abad olanın sonu berbad olmakmış anladım
şöhret!
senden büyük afet yok bildim bunu!
bildim yoluma karaçalı koyanı
bildim bilmediklerimi
bildim seni ey yolcu
sen bu kervansarayda ne lüzumsuz bi eşgalsin
ey yolcu sen ne işle iştigalsin?
çatlak sesler uğulduyor çatı katında
baykuşalr muhtıra yayınlıyor yerdeki aslanlara
yerden bir buhar yükseliyor
ab-ı hayat dedikleri dahi terk-i diyar ediyor
vakit tamam oluyor ey yolcu
cigaranın fitili parmaklarını yakıyor!
ama heyhat!
yolun sonu görünmüyor
oyalandın demek fazlaca!
oyaladı seni şairlerin düzmece şiirleri
kafatasın evham çanağı
cadıların kazanında kaynayan beyin
yetim kaldı ceketi ahmet beyin
adamsız elbiselere inat
çıplak doğar her yiğit
kamçısı şaklar hayatın,çıplak bedende
borçlu doğdun,gamlı yaşadın,yıkkın öleceksin der her nara
külhanbeyi sokaklar çetrefil kılar yolları
sanma her yer londra asfaltı!
dur yolcu nefesim tükendi
dur yoksa yıkılacak dünya başıma
medet umma çakıl taşlarından
dizlerinden akıtamazsın bunca kiri
bir hançer gerek kalbi yarmak için
hançereni yırtarcasına bağırdığın vakit masumsun
bu yüzden çığlık çığlığadır her bebek!
dur yolcu özrün kabahatinden küçük
daha cüsseli küfürler sıralamalısın gelmişe geçmişe
sığ sular sana göre değil
derin çöllere vurdun mu kendini
yolsuz kumlara yol götüren iktidar
kum döken böbreklere benzer ancak
sancı üstüne sancı çeker seni doğuran ana
dur yolcu!
ateş eder yoksa mavzerim
dur yolcu!
saçmalarım deşer böğrünü acımasızca
dur yolcu ben kimim?
parolasını de hele hayatın?
fısıldama,haykır,"Allah bir" de!
sen bu birlikte neden yoksun ey yolcu?
yolcu durma!
yolun uzun..
yolcu devam et
doğru olan tek şey var; "yoldasın!"
durma yolcu hala bana çok uzaksın!
...
Mavi bir uçurtma ,ipi alabildiğince uzun,gök yüzü kadar mavi ama...
ipi sıkı sıkıya elimde,yetmedi birde belime doladım,makara yerde,lazım oldukça çekiyorum makaradan,bir tutam daha ipi salıyorum gök yüzüne...
ışıl ışıl gözlerim var,berrak mı berrak,umut doluyum,bıçkın bir delikanlı olacağımın sinyallerini veriyorum çevremdekilere...
hayat salıncağımın cıtkırıldım evrelerini sallandırıyorum şimdilerde gök yüzüne
ama elbet büyüyeceğim
elbet bende büyüyecek ve yetişkin olacağım...
merakla bekliyorum
gelecekteki dünyamda beni bekliyor!
bekleşiyoruz beraber!
ben beni neyin beklediğini şimdilerde pek umursamıyorum.
elimde mavi uçurtmamım ipi...
dünyada bekliyor dedikya,evet bekliyor,çatlak toprakların bir damla suyu hasret edişleri gibi bi hasretle,
yangına verilmiş bir üsküdar sırtı cumbalısının tulumbacıların yolunu gözleyişi gibi...
hep su üzerine beklentileri var dünyanın benden!
annem âmâ olmuş ağlamaktan, yetmemiş,sıra sende diyor ekabir tayfa,çabuk büyü,
olgun gözyaşların lazım bize!
habersizim,masumum,mavi uçurtmam salınıyor gökte...
büyüyorum kendimden habersiz,büyüyorum uçurtmamdan habersiz,
büyüyorum,ekabir adamların dört gözüde bende!
ağrısız sızısız bir dünya umuyorum, doğum sancılarını hatırladıkça anamın, ben dünyaya gelirken
hıçkırıksız bi dünya umuyorum,kıçımdaki ilk şaplağın kızarıklığını gördükçe
haysiyetli bi dünya hayal ediyorum Fatihi zehirleyen kahve fincanında kalan telveleri seyrederken!
düşüncelerim kadar uzun ipi olsa keşke uçurtmamın!
ve rüzgar hep istediğim kıvamda esse keşke...
çocukça düşler işte!
ağlatmaktan bahsederken kurduğum düşlere bak
ağlatmak evet,kana bulanmış hıçkırıklarla ağlamak,
kana kana ağlayabilseydim keşke anacığımın dizinde diye diye ağlamak!
gök yüzü kadar mavi uçurtmam karanlık dünyamıza inmek istemiyor
aid olduğu coğrafyaların özlemi var ondada
bende olduğu kadar!
sağlı sollu kamelyaların,hanımellerinin kokusunu yoldaş ederek yürüdüğüm yollarım vardı rüyalarımda,
pembesi, beyazı,her şeyin en masumu,
en çok hoşuma gidende gök yüzüne saldığım mavi uçurtmamdı..
minare boyu yükselttim diye akranlarım arasında övünç sebebim olan!
minarelerimin boyu kısaldı artık,
hüzzam makamında okunuyor tüm ezanlar!
içi boş cübbelerin imametine emanet kürsüler,mihraplar!
uçurtmamın ipiyle boğabilsem keşke küfre çanak tutanları,
yada gözyaşımla!
evet evet daha muteber olanla yapmalıyım bu ulvi vazifeyi,
hıçkırıklarımın önüne katıpta,çağlamalıyım,dizgin tanımaz şattül arab misali
köküne kibrit suyu döke döke göz kapaklarımın
kükürt dioksitli yağmurlar yağdırmalıyım...
"annem beni yetiştirdi,bu vatana yolladı,al sancağı teslim etti,Allah'a ısmarladı" mısraları dilimde nakarat
al sancağı,ver parayı diyen ciğersizlerin kalplerine ürperti sala sala yürümeliyim,
korkudan ölecekmiş gibi olmalı beni gören vatanmenkul pazarı esnafı!
güzel günlerin hülyalarına dala dala salındırmalıyım uçurtmamı,
ipimin yettiği yere kadar...
uç sevgili uçurtma,mavi ve berrak...
büyü sevgili çocuk,
büyü...
Yedi tepeli şehir...
Yedi ayrı yerinde cinayet saklayan eli kanlı şehir!
Gece yarısı ayrıldım,anamın sıcak kollarından...
Üşüyerek adımlıyorum,sana açılan yolları,
Korkarak alıyorum mülteci nefeslerimi!
Canımı yokluğunla yakıyordun önce.
Şimdi varsın ama yine çok yakıyorsun!
Rabbimin cehenneminden bir parçasın sanki ey koca istanbul!
Yok cebimde üç kuruşum...
Yok senden daha güzel sevdiğim...
Yalnızım!
....
Âh'sız demde,Âhı düşleyerek...
Âh sevgili yâdigârım,bahtsız tayfam..
Âhın götürür hâlâ bu gemiyi sürükleyerek!
Âh'ın bende emânet,paslı,küflü,akmaz bir yara..
Âh ne gün kararacak,yazınla,bomboş sayfam?
Âh kaç gece oydu gözlerini bakışım,gel diyerek!
Âh'ın bir kara delik,baksanda görünmez,ne ak ne kara..
Şimdi sıra vâhında,sonra belki tüh gelir,
Tükürdükçe bu ciğerden,sen boyalı kan gelir..
Alfabetik düzlemler,bu deliye vız gelir..
Ne kadar tatlı aksada,gözyaşımdan tuz gelir!
Deler değdiği yeri,bu delikten âh gelir..
Âhına müptelalıksa kader,aciz elden ne gelir!
...
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız