Tarih: Pzr Oca 06, 2008 1:41 am Mesaj konusu: SENSİZ BİR ŞİİR…
Olmayacak sevdanın peşinde kalbim
Bir kürek mahkumu gibi çaresiz,
Sevda çöllerinde susuz bedenim
Gördüğü seraplar da bile sensiz.
Kimi zaman Akdeniz kıyılarında gözlerim
Denizin tuzlu suyunu bir güvercinle içiyor,
Kimi zaman sahra çöllerinde
Sessizce fırtınalara boyun eğiyor.
Yokluğun dünyanın yedi kıtasında sevgilim
Nasıl oluyor da dünyanın yedi harikası sensiz?
Ve ben bu dünyanın neresindeyim
Oysa dünya bile dönmüyor ki sensiz.
Yokluğunda anlamını yitiriyordu tüm sözlerim
Duygularımın boynu bükük, kimsesiz,
Gecelerimde masum öpücüklerle yaşattığım meleğim
Güneşin her doğuşunda neden ayrılıyordu ki ellerimiz?
Gözlerinin içinde saklı olan seni sevmiştim
Sen, bir ömür geçirirken kendinden habersiz,
Varlığının bittiği yerde artık atmıyordu kalbim
Anladım ki, ben yaşamıyormuşum sensiz…
*Bazen bir şiir bile anlatmaya yetmez onun yokluğunu, ancak o duyguların derinliğini yaşamış kişiler bilirler, onsuzluğun satırlarda anlatılamadığını ve hiçbir sözcüğün o acıyı anlatamadığını...
Tarih: Pzr Oca 06, 2008 1:42 am Mesaj konusu: SONBAHARDA NEDENSİZ SEVMEK
Bırakmıştı sevda ellerini uzaklarda
Unutulmuş bu soğuk kış sabahında,
Sevmek sözcüğü yankılanıyordu
Cama vuran her yağmur damlasında.
Anlamsız bir gülümseme beliriyor
Ve sonra yaşlı gözler bulutların arasında,
Bir yaralı kuş, yalnız başına uçuşuyor
İçten gülüşümü yitirdiğim ufuklarda.
Solgun yapraklı ağaçların tepesinde
Sevginin rüzgarıymış meğer isyanla esen,
İlk yağmurda dökülen yaprakların içerisinde
En sarı olanıymış sevdadan acı çeken…
Böyle havalarda yüreğimin sıcaklığıymış
Önümdeki camı aniden buharlaştıran,
Üşümüş parmaklarımla yazdığım isimmiş
Ufukta uçan kuşun gagasında taşınan.
Anladım ki, sevda yüklü bulutlarmış
Sonbaharı hazan mevsimi kılan,
Böyle havalarda nedenini bilmeden sevmekmiş
Bir erkeği camın kenarında sessizce ağlatan…
ESKİCİ
Hain bir gece yine saplandı, sessizliğin ortasına
Sinsi bir bıçak kolluyor köşe başlarında umudumu
Eskiciye götürüp beş kuruşa sattım çocukluğumu
Üstüne gözyaşlarımda rehin...
Bir taş alıp sokağın ortasından
Camını kırıp kaçtım,ela gözlü yarin yüreğinden..
mektuplar hasret yazmıyor.
Büyüklerin ellerinden öpmüyor, küçüklerin gözleri.
İşportada en ucuz, insan yüreği
Yürek dolusu sevda,
Alsan da için çekip,bir akşam yemeği çıkmıyor,
Kahrolası...
Mutluluk desen, para yetişmiyor.
Gözlerde fer, avuçlarda ter,
Annem geldi aklıma
Bir gözyaşımı alıp, eskiciden geri
Akıttım bir damla, karanlığın kıyısına..
İçimde kara bayramlarda şeker topluyor
Bir topaç çocuk...
Lastik ayakkabılarım, kolumun altında
Ayaklarım eskimez nasıl olsa...
Eskiciye götürüp, beş kuruşa sattım......
..............................................
15.12.97
içimden geldi...
benim suçum yok!
"seni seviyorum" diyen ses
içimden geldi...
ne yapayım ki şimdi
nasıl dur diyeyim buna
içim dışım bir mi olmalıyım
içime mi kapanmalıyım
kilit mi vurmalıyım aşka...
ben kimseyi beni sevsin diye sevmedim ki
çileğin güzelliği reçel olup soframa gelsin diye değil
ben aşkı zamaneler gibi bir geceye sığdırmadım ki; taşırdım hep
hatta ayarı kaçırdım.... aşk mı ben, ben mi aşk belli değil...
güzel cümleler kurasım var elini tutup ayışığı altında
gözlerine bakıp kulağına fısıldamak için...
ihaleye çıkmış bir ömrüm var, alıcım belli aslında
para geçmiyor yalnız, sevgiyle bakan gözler isterim..
içimden geldi
yapacak bir şey yok!
"seni seviyorum" diyen ses
içimden geldi...
ben artık sadece seni isterim...
En son sahici tarafından Sal Oca 15, 2008 3:20 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
İzmir'in yağmur kokulu sokaklarında,
Siyah saçlı güzel kızlar
Karanfilli cigara içerlerdi.
Kimisi henüz doldurmuş 18 ini
Kimisi, yüzündeki haketmediği hüznüyle 15inde.
Yol ışığının gerisinde,
Kirli bina arkalarında,
Saklarlardı ellerindeki laneti.
Özellikle de arabalar geçerken
Korku ve heycanla gülümserlerdi.
Endişelenirlerdi birilerinin onları göreceğinden,
Arabayla dolaşacak bir hısım da yoktu oysaki.
Oh olsun! der gibi bir nefes çekerlerdi,
tüttürmeyi bilmedikleri dumanlarından.
Yaşanmıyor bu şehirde geceleri, gündüzleri
Her mevsim, her iklim
Biletini alıp, sevda duraklarından
Geçip gidiyor ömrümüzün son demlerine.
Gülüşler, sancılı bir doğum anı
Dökülüveren dudaklardan
Bir buse, bir yalnızlık şarkısı.
Bıraktıklarımız,
Hele o içimizden yitip gidenler.
Arkamı dönünce saplanacak hain bıçak
Kemiriyor uykularımı
Ha battı
Ha batacak......
Artık biliyorum
Notre Dame Paris’tedir.
Ve Seine şimdi benim için
Haritada kıvrım kıvrım bir çizgiden
Ya da yolculuk öykülerindeki bir isimden
Çok daha fazlasını simgeler.
Artık biliyorum
Antwerp’te yüz kadının çıplak bedenlerini sattığı
Bir Kristal Palas vardır.
Ve Cenova’da gece aşkları denizcilerin
Doklarda beklerler erkeklerini.
Artık biliyorum
Aynı resimli kitaplardaki gibi
Büyük altın bir ay
Gerçekten yükselir Afrika’da
Palmiye korularının ardından.
Ve tamtamlar gerçekten çalarlar
Köy meydanlarında, mango ağaçları altında.
Artık biliyorum
Venedik bir kilise kubbesi
Ve bir su yolları ağıdır
Tanca ise güneş altında bir beyazlık.
Düşündüm ki
Benim Tanca’ydı istediğim,
Ya da Notre Dame’ın heykel başlı olukları,
Ya da Antwerp’te Kristal Palas,
Ya da Afrika’da palmiye korularının altın ayı,
Ya da bir kilise kubbesi ve bir su yolları ağı.
Eski bir çokbilmiş
Mutluluk hiç bir yerde değildir demiş
Eğer senin içinde değilse.
Notre Dame Paris’tedir
Bundan eminim.
Ama ben düşündüm ki
Benim Tanca’ydı istediğim.....
Tarih: Pzr Şub 10, 2008 11:20 pm Mesaj konusu: senden uzakta hep bir şeyler eksik...
ne zaman aklıma gelsen bir ağrı saplanıyor ki her yerime sorma
kanser hücreleri gibisin bir açığımı yakalamaya dur
hemen nüksediyorsun her yerimde heran
ilk bir titreme geliyor sonra saçlarım dökülüyor
sonra bir şimşek çakıyor gözlerin
sonra gözlerim yanıyor yağmur yağıyor
bir anlık sensizlik
bozuyor sonra aldığım nefes bu sensizliği
hiç aklımdan çıkmayacaksın ve
delireceğim seni düşünmekten gibi geliyor
hiç aklımdan çıkmazken sen
hiç aklımdan çıkmazmısın sen
hiç aklımdan çıkmasan sen
sen aklımdan çıkmazken
sen aklımdan çıkma hiç
ne zaman aklıma gelsen bir huzur kaplıyor ki her yerimi sorma
gülüşümün anahtarı gibisin kapıyı açmaya dur
hemen görünüyorsun gözlerimin önünde hayalin heran
ilk bir tebessüm beliriyor sonra gözlerim kapanıyor
sonra zar tutmaya çalışırken ki halin
sonra sana tavlada bilerek yenilişim
bir anlık sessizlik
bozuyor sonra dalga geçen gülüşün bu sessizliği
aklımdan çıkacaksın bir gün
ve delireceğim sensiz gibi geliyor
sen aklımdan çıkma hiç
hiç aklımdan çıkmasan sen
sen aklımdan hiç çıkmazken
hiç aklımdan çıkmazmısın sen
hiç aklımdan çıkmazken sen
sen aklım
danhiç çıkma
senak lım
danhiçç ıkma
se naklım
da nhiççık ma
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,
bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte
yani yürekte.
Meselâ bir barikatta dövüşerek
meselâ kuzey kutbunu keşfe giderken
meselâ denerken damarlarında bir serumu
ölmek ayıp olur mu?
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
Seversin dünyayı doludizgin
ama o bunun farkında değildir
ayrılmak istemezsin dünyadan
ama o senden ayrılacak
yani sen elmayı seviyorsun diye
elmanın da seni sevmesi şart mı?
Yani Tahir'i Zühre sevmeseydi artık
yahut hiç sevmeseydi
Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil...
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız