Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 129 Üye Adayı ve 6 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 Kayıp Eşya Bürosu
 Doktor Doktor
 Ahmet İnam'la sıradışı bir sohbet...
 Sömürünün kavramları
 Halide Nusret Zorlutuna ile yeniden
 Mutfak kitapları
 Görünmeyen
 FELON
 Kalbin hafızası var mıdır?
 Dahası ne?
 bir cumartesi
 Ayaklarının üstünde
 Bayramsız Çocuklar
 İyi Bayramlar
 bir cezm kaldı
 Uzlette...
 Çizginin Yüzleri...
 Eyy Uhnem! Eyy Uhnem!
 Seçmece
 İmkansızın peşinden koştunuz mu hiç ?

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Karakutu.com-Kültür Sanat: Karakutu Forum

T. S. ELIOT


T. S. ELIOT
Sayfa Önceki  1, 2, 3, 4  Sonraki
 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> insanlar
Yazar Mesaj
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 3937

MesajTarih: Pzr Nis 22, 2007 12:45 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Metafizikçi Ozanlar (The Metaphysical Poets) adlı denemesinde Eliot :

«Tennyson'la Browning birer ozandırlar, düşünürler; ama düşüncelerini, bir gülün kokusu gibi birden duyamazlar. Donne için bir düşünce bir yaşantıdır, duyarlığına sıkı sıkıya bağlıdır. Ozanın kafası işi için iyice hazırlandığında, sürekli olarak birbirine benzemeyen yaşantıları birleştirir. Sıradan bir kişinin yaşantısı karmakarışık, düzensiz, parça parçadır. Aşık olur ya da Spinoza'yı okur, ona göre bu iki yaşantının birbiriyle hiç ilgisi yoktur. Yazı makinesinin sesi ile bir yemek kokusu ona göre apayrı şeylerdir; ozanın kafasında bu yaşantılar her zaman yeni, bütünler koyar ortaya. *

Duygu ile düşüncenin sıkı kaynaşmasını Metafizikçiler zeka oyunlarıyla (wit) sağlarlar. Bu iş birbiriyle ilgisi olmayan öğeleri beklenmedik çağrışımlarla bir araya getirmeye dayanır. Düşünce ile duygu belirli imgeler içinde erir. Burada bir çeşit benzetme kullanılır. Ama bu benzetmelerde benzeyen ile benzetilen arasında hiçbir yakınlık gözetilmez, benzetmenin güzel olması da aranmaz. Bu tür şiirde imge şiirin yapısı içinden çıkarılamaz, çıkarıldığı an şiir yapısını yitirmekle kalmaz, duygu-düşünce yükünden de boşalır.

Eliot'ın Donne Okulunu sevmesinin başka bir nedeni de, Metafizikçi Ozanların “kişisizlik” özelliğidir. Donne'ın şiirinde, kişisel duyguların yer almadığı anlamına gelmez bu. Ama bu duygular doğrudan doğruya dile getirilmezler. Ozan kendisini duygularından uzak tutarak onlara genel bir görünüş kazandırma çabasındadır. Eliot'ın "nesnel karşılık" kuramının da amacı budur. Ayrıca Metafizikçi şiirde; fikirle görüntünün kaynaşması, şiirin dramatik olmasını sağlar. Dramatik şiirde kişisel özellik yoktur, şiir doğrudan doğruya ozanını yansıtmaz, belirli eylemleri, konumları verir. Bu özellik ozana yeni deyiş olanakları kazandırır. Donne bir çok şiirlerinde hep karşısındakiyle bir şeyi tartışır gibidir; şiirde sorular, kesin yanıtlar yer alır. Ama şiirde ağır basan bir mantık çizgisi baştan sona dek bu değişik duyguları, düşünceleri, deyiş biçimlerini kapsar, onları düşünsel bir bütüne toplar. Eliot'ın da çağdaş şiirden beklediği budur :

Ayrı öğelerin bir bütün içinde değer kazanması.



SONUÇ

Eliot'ın getirdiği şiir ve eleştiri anlayışını her şeyden önce romantik anlayışa bir tepki saymak gerekir. XIX. yüzyıl boyunca şiir, ozanın kişisel duygularının doğrudan doğruya dile getirilmesi olarak anlaşılmış, eleştiri de ele alınan eserleri yorumlamaktan öteye geçememiştir. Romantik anlayışın temelinde bir özgürlük, bir coşkunluk vardır. Eliot ise ozandan, kendi dışında bulunan bazı değişmez değerlere bağlanmasını istemekle yeni bir klâsizmi başlatmış olur. Ozan şiirin günümüze kadar olan gelişme çizgisini çok iyi bilmelidir. Eleştirmen de ancak bu geleneği iyiden iyiye inceliyerek yargıcı-değerlendirici ilkeler edinebilir. Ozan şiirinde kişiliğini dile getirmez, çünkü onun dışındaki gelenek, ortak düzen, kişiliğinden çok daha önemlidir. Ozan ilkin, şiirin çağına kadar olan bütün serüvenini yansıtmakla görevlidir. Hiçbir zaman doğrudan doğruya duygularını dile getirmez. Kişisel duygularını dile getirmenin tek yolu şiirinde onların karşılığı olan eylemleri, konumları, davranışları işlemektir. Bu karşılıklar günlük yaşayıştan ve gelenekten seçilebilir. Eliot şiirde kişisel bir düzenden daha çok nesnel bir düzen gözetir.

Şiiri kişisel bağlarından sıyırmakla Eliot, şiire bağımsız nesnel bir varlık tamr. Bir şiirin iç değerleri, dile getirdiği duygu, heyecan, düşünce doğrudan doğruya şiirseldir. Bir şiirdeki heyecan ozanm yaşantısı olmaktan çıkmıştır. Bir şiir yaşantısıdır.

Sanat eserine bağımsız bir varlık tanımakla Eliot nesnel eleştiri geleneğini başlatmış olur. Bu tür eleştirme yargıcı-değerlendirici bir özellik taşır. Doğrudan doğruya sanat eserinin kendine özgü değerlerine yönelmiştir. Çağımızda I.A. Richards, Leavis, Herbert Read, Allen Tate, Brooks, Winters, Blackmur gibi İngiliz ve Amerikan eleştirmenlerinin elinde bu yeni anlayış büyük bir önem kazanmaktadır.


*Selected Essays, S. 287


Alıntı:
Akşit Göktürk / de yayınları / 1961 / T.S.Eliot / Denemeler
Başa dön
Poe
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 25, 2005
Mesajlar: 2046
Nereden: Çevre'den

MesajTarih: Pts May 07, 2007 10:23 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

"İnanıyorum; o halde bir hayalim" T. S Elliot
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 3937

MesajTarih: Cum May 16, 2008 6:47 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Alıntı:
Alıntı:
DÖRT KUARTET



*Yalnız tek bir merkez olduğu halde,insanların çoğu kendi merkezlerinde yaşar.

*Yokuş yukarı ve yokuş aşağı birdir ve birbirinden aynıdır.

Heracleitus





BURNT NORTON (*)

I


Şimdiki zaman ve geçmiş zaman
Belki birliktedir gelecek zamanda,
Ve gel-zamanı kapsar geçmiş zaman.
Zamanların hepsi ölümsüzce varsa
Zamanların hiçbiri kurtarılamaz.
Ne olabilirdi, bir soyutlamadır ki
Sürekli bir olanak halinde kalır
Bir varsayım dünyasında ancak.
Ne olabilirdi ile ne oldu soruları
Tek bir sonu imler ki daima vardır.
Anılarda yankılanır ayak sesleri
Geçitten aşağı ki bizler geçmedik
Hiç açmadığımız kapıya doğru
Gül bahçesine. Sözlerim yankılanır
Böylece, kafanızda.
……………………Ama neden
Tedirgin eder gül tasındaki tozları,
Bilmiyorum.


……………………Öbür yankılar
Çınlar bahçede. İzlesek mi onları?
Çabuk, dedi kuş, bulun onları, bulun,
Tam köşede. Çitteki ilk gedikten,
İlk dünyamıza bizim, izlesek mi
Düzenci ardıçkuşunu? İlk dünyamıza.
Oradaydı onlar, ağırbaşlı, görünmez.
İlerleyerek çiğnemeden ölü yaprakları,
Güz sıcağında, tınlayan havada,
Ve cıvıldadı kuş, yanıtlarcasına
Çalılığa sinmiş duyulmadık müziği,
Ve belirsiz bakış uzandı, çünkü güller
Görülmüş çiçeklerin görünüşündeydi.
Oradaydık konuklarla biz, ağırlanan ve ağırlayan.
Sonra ilerledik, onlar da, tören düzeninde,
Issız bahçe yolundan şimşir çevreli göbeğe,
Çünkü seyredecektik boşaltılmış havuzu.
Kuruydu havuz, kuru beton, boz kenarlı,
Ama havuz günışığından bir suyla doluydu,
Ve nilüfer yükseldi, sessizce, sessizce,
Yüzey parıldadı, sanki yüreğiydi ışığın,
Ve onlar arkamızdaydı, havuzda yansıyarak.
Derken bir bulut geçti ve boşaldı havuz.
Gidin, dedi kuş, çünkü ağaçlar çocuk doluydu,
Coşkuyla gizlenmiş, dokunsan gülecekler.
Gidin gidin gidin, dedi kuş, insanoğlu
Dayanamaz bunca çok gerçeğe.
Geçmiş zaman ve gelecek zaman
Ne olabilirdi ile ne oldu soruları
Tek bir sonu imler ki daima vardır.





(*) Burnt Norton, Gloucestershire'da Ebrington yakınlarında bir kır evidir ve Eliot 1934 yazında bir süre burada kalmıştır.
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 3937

MesajTarih: Cum May 16, 2008 6:48 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

II


Sarmısak ve gökyakut çamurda
Dikili dingili pıhtılaştırır.
Kanda titreşen teller hep
Tınlar altında yara izlerinin
Unutturup acısını eski savaşların.
Raks, atardamarlar boyunca
Ve akkanın dolaşıp duruşu
Canlanır akışında yıldızların
Yükselir yaza ağaçlarda
Yürürüz yürüyen ağaç üzre
Yazılı yaprakların ışığında
Ve sırılsıklam toprakta duyarız
Aşağıda, avköpeğiyle yabandomuzu
Eskisi gibi kendi yollarında
Ama barışmışlar yıldızlar arasında.


Durağan noktasında dönen dünyanın. Ne ten ne tensizlik;


Ne bir yerden ne bir yere; durağan noktada, ordadır raks,
Ama ne tutuş var ne hareket. Buna durağanlık demeyin,
Orda geçmişle gelecek birleşir. Ne hareket bir yerden ne de bir yere,
Ne yükseliş ne düşüş. O nokta olmasa, durağan nokta,
Raks olmazdı ki hiç, oysa yalnız raks var.
Ancak diyebilirim ki oradaydık, ama diyernem nerede.
Ve diyernem nice kaldık, bu, zamanını saptamak olur.
İç özgürlüğü bütün güdüsel isteklerden,
Kurtuluş eylem ve çekilerden, kurtuluş iç
Ve dış zorunluluklardan, ama kuşatılmış
Bir duyu kayrasıyla, ak bir ışık durağan ve oynak


Erhebung kımıldanmaksızm, odaklanış (*)
Elenmeksizin, hem yeni bir dünya
Hem de eskisi açıkça belirtip anlattılar
Güdük coşkunluklarının tümlenişiyle,
Nasıl giderildiğini güdük korkularının.
Ama zincirlenişi geçmişle geleceğin
İşlemişken güçsüzlüğüne değişken gövdenin,
İnsanlığı korur cennetten ve cehennemden,
Bunlara da dayanamaz ten.
……………………Geçmiş zamanla gelecek zaman
Bilinçliliğe pek yüz vermez.
Bilinçli olmak zaman içre olmak değildir
Ama yalnız zaman içre gül bahçesindeki an,
Yağmurun dövüp durduğu çardaktaki an,
Sis atında esintili kilisedeki an
Hatırlanır; geçmiş ve gelecekle yoğrulmuş.
Fethedilir zaman, zaman içre ancak.
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 3937

MesajTarih: Cum May 16, 2008 6:49 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

III


İşte bir hoşnutsuzluk yeri
Zaman öncesi ve zaman sonrası
Loş bir ışıkta: ne günışığı,
Biçimi akıcı durağanlıkla donatır
Gölgeyi geçici güzelliğe dönüştürür
Sürekliliği sezdiren yavaş bir dönüşle;
Ne de karanlık, ruhu arıtmak için
Kösnüyü yoksunlukla söndürür
Sevgiyi geçicilikten kurtarır.
Ne doluluk ne boşluk. Yalnız bir kıpırtı
Zamanın kırıştırdığı asık suratlarda
Şaşırmış şaşkınlıktan şaşkınlıkla
Kaprislerle dolu ve anlamdan yoksun
Abartmalı duygusuzluk, hiç odaklanmadan
İnsanlarla kâğıtçıkları savurur soğuk yel
Esip dururken önceki ve sonraki zamanda,
Yel, soluyup durduğu sakat ciğerlerin
Zaman öncesi ve zaman sonrası.
Hasta ruhların püskürülüşü
Ölgün havaya, uyuşukları
Sürükler yel tararken loş tepelerini Londra'nın,
Hampstead ve Clerkenwell, Campten ve Putney,
Highgate, Primrose ve Ludgate. Yok burada
Yok burada karanlık, bu cıvıldayan dünyada.

………İn daha aşağıya, in doğruca
Sürekli yalnızlık dünyasına,
Dünya dünya değil de şey, o da dünya değil,
İç karanlığı, yoksulluk
Ve yoksunluk maldan mülkten,
Duyu dünyasının kuruması,
Düş dünyasının boşalması,
Ruh dünyasının işlemeyişi;
Bu işin bir yüzü, ötekiyse
Gene aynı, hareket değil ama
Hareketten kaçınma; dünya yol alırken
İstekle, bakımlı yollarında
Geçmiş zamanla gelecek zamanın.
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 3937

MesajTarih: Cum May 16, 2008 6:50 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

IV


Zaman ve çanlar günü gömdüler,
Kara bulutlar güneşi alıp götürür.
Günebakan döner mi bize; yabanasması
Dönüp eğilir mi bize; filiz ve bahar
Tutunup da dolanır mı?

Soğuk

Parmakları porsukağacının bükülüp
Sarksın mı bize? Yalıçapkınının kanadı
Ses edip ışıktan ışığa susunca, ışık hep
Durağan noktasındadır dönen dünyanın.
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 3937

MesajTarih: Cum May 16, 2008 6:51 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

V


Sözler kımıldar, müzik kımıldar
Ancak zamanda; ama o, ancak yaşıyor,
Ölebilir ancak. Söz, söylendi mi bir, erişir
Sessizliğe. Ancak biçimle, düzenledir ki
Sözler olsun, müzik olsun erişir
Durağanlığa, nasıl bir Çin vazosu durmadan
Sürekli kımıldarsa durağanlığında.
Değil durağanlığı kemanın, notalar sürdükçe,
Değil yalnız bu, ama birlikte varoluş,
Ya da tut ki son, önceler başlangıcı,
Ve son ve de başlangıç hep oradaydılar
Başlangıçtan önce de, sondan sonra da.
Ve hepsi, hep şimdidir. Sözler zorlanır
Çatırdar, bazan da kopar, yük altında,
Gerilim altında, sürçer, sıvışır, yiter,
Anlaşılmazlıktan çürür de duramaz yerinde,
Durmaz ki durağan. Haykıran sesler
Azarlaya küçümseye ya da yalnız dırdır ile
Onlara saldırır hep. Çöldeki Kutsal Söz'e
En çok saldıran ayartıcı seslerdir,
Ağlayan gölge cenaze dansında,
Şamatacı ağıdı yaslı Şimera'nın.

……Düzenin ayrıntıları harekettir,
On-adım dans figüründeki gibi.
İsteğin kendisi harekettir
Kendi içinde istenmese de;
Aşkın kendisi hareketsizdir,
Ancak nedeni ve sonu hareketin,
Ölümsüz, ve istemeksizin
Saymazsak evrelerini zaman
Bir sınır haline konmuştur
Arasına olmayanla olanın.
Birden bir günışığı demetinde
Tozlar bile uçuşurken
Yükselir gizli kahkahası orada
Yaprak aralarındaki çocukların
Hemen şimdi, buraya, şimdi, hep
Gülünçtür o çorak üzgün zaman
Uzanmakta önceye ve sonraya.



Çev: Suphi Aytimur / T.S.Eliot
Çorak Ülke-Dört Kuartet / Adam Yayınları
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 3937

MesajTarih: Cmt May 17, 2008 8:35 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

EAST COKER (*)



Başlangıcımdadır benim sonum. Sırayla
Evler yükselir ve düşer, ufalanır, ama yayılıyor,
Göçüyor, yıkılıyor, yenileniyor, ya da yerlerinde
Bir boş tarla, bir fabrika, bir varyant vardır.
Eski taş yeni yapıya, eski kereste yeni ateşlere,
Eski ateşler küllere, ve küller toprağa,
Toprak ki zaten et, post ve dışkıdır,
İnsan ve hayvan kemiği, ekin sapı ve yapraktır.
Evler yaşar ve ölür: bir süresi vardır yapıların
Ve bir süresi yaşamanın ve üretmenin
Ve bir süresi yelin, kırsın diye sarsak camları
Ve sarssın diye sıçan yuvası tahta kaplamaları
Ve sarssın diye armalı partal süs perdelerini.

Başlangıcımdadır benim sonum. Şimdi ışık düşer
Boş tarladan ötelere, bırakıp çukurdaki köy yolunu,
Dallarla örtülü, bir öğle sonrası loşluğunda,
Ve sen sete yaslanırsın bir araba geçerken
Ve çukur yol diretip durur aynı yönde
Hep köye doğru, elektrik ısısında
İpnotize edilmiş. Bunaltıcı bir siste boğucu ışık
Emilir, kırılmaz, külrengi taşlarca.
Yıldızçiçekleri uyur boş sessizlikte.
Bekle erkenci baykuşu.

……………………………………Bu boş tarlada
Çok yakınına gelmezsen, çok yakınına gelmezsen,
Bir geceyarısı yazın, duyabilirsin müziğini
Beceriksiz gaydanın ve küçümen davulun
Ve görürsün ki danstadırlar ateşin çevresinde,
Erkeklerle kadınların ilişkisi
Raks eyler iken, alâmetidir izdivacın-
Vakur ve mahşerî bir dini merasim.
İkişer ikişer, lüzumlu ittihat,
Her biri yekdiğeriyle elele, kolkola.
Bu tezahürüdür ahengin. Halka halka ateş başında
Alevlerden atlayarak ya da halkaya katılarak,
Kırlıca ağırbaşlı ya da kırlı kahkahasıyla
Kaldırarak hantal pabuçlu ayakları,
Toprak ayaklar, hümüs ayaklar, kalkmış kır neşesiyle
Yani neşesi, çoktan toprak olanların,
Besliyor ekinleri. Tempo tutarak
Ritme uyarak kendi danslarında
Kendi yaşayışları gibi yaşayan mevsimlerde
Zamanı mevsimlerin ve burçların
Zamanı süt sağmanın ve zamanı harmanın
Zamanı birleşmesinin erkekle kadının
Ve Hayvanların. Ayaklar yükselme de ve düşmede.
Yemek ve içmek. Dışkı ve ölüm.
Tan belirtir ve bir başka gün
Hazırdır ısı ve sessizliğe. Açık denizde tanyeli
Kırıştırır ve kayar. Ben buradayım,
Belki orada, belki uzakta. Başlangıcımda.




(*) East Coker, Somersetshire'ın güney-doğusunda bir köydür. Eliot ailesi buradan göçmüştü Amerika'ya.
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 3937

MesajTarih: Cmt May 17, 2008 8:37 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

II


Kasım sonu ne yapıyor böyle
Baharın tedirginlikleriyle
Ve yaz sıcağı yaratıklarıyla,
Ve çiğnenen kardelenlerin acısıyla
Ve amacı çok yüksek gülhatmilerle
Aldan gümüşüye, ve erkenci karın
Boyun büktürdüğü son güllerle?
Dönen yıldızların döndürdüğü fırtına
Benzer zafer peşindeki arabalara
Yayılmışlar yıldız savaşlarında
Akrep burcu Güneşle savaşır
Güneş ile Ay batıncaya kadar
Kuyruklu yıldızlar ağlar meteorlar uçar
Araya dururlar göklerle düzlükleri
Onlar dönerken bir burgaçta ki götürür
Dünyayı yakıp kavuran o ateşe,
Saltanatından önce buzul doruğun.


……Bir sunuş yöntemiydi bu -pek tutarlı değil:
Eski şiirin izinde tumturaklı bir parça,
Kişiyi dayanılmaz bir güreşte çaresiz bırakan
Sözler ve anlamlarla. Şiirin önemi yok,
Kişinin (yeni atılım için) beklediği o değildi.
Değeri ne olabilirdi uzun süre beklemenin,
Uzun süre umulan sessizlik, güz huzuru
Ve yaşlılık bilgeliği mi? Bizi mi aldattı,
Yoksa kendilerini mi, kısık sesli yaşlılar,
Bırakarak bize sadece bir aldatma reçetesi?
Huzur yalnız bilinçli bir vurdumduymazlık,
Bilgelik yalnız ölü gizlerin bilgisidir,
Yararsızdır karanlıkta, ya özenle gözlerler
Ya da görmezden gelirler. Bize kalırsa,
Olsa olsa, yalnız sınırlı bir değeri vardır
Görmüş geçirmişlikten edinilen bilgilerin.
Bilgi bir düzen kurdurur, ve yanıltır,
Çünkü önerilen düzen her an yenidir
Ve her an yeni ve sarsıcı bir değer
Biçilmesidir tüm yaşantımıza. Bizi aldatmayan ancak
Aldatarak artık hiç zarar veremeyecek olandır.
Ortasında, yalnız ortasında değil yolun,
Yol boyunca, loş bir koruda, bir böğürtlenlikte,
Bir set'in kenarında, sağlam çıkıntısı olmayan,
Ve ejderhaların kol gezdiği, fantezi ışıklar,
Büyülenmeyi göze almakta. Anlatmaktansa bana
Bilgeliğini yaşlıların, anlat aptallıklarını,
Korkularını korku ve kaçıklıktan, korkularını edinmekten,
Bağlı olmaktan, birisine, başkalarına ya da Tanrı'ya.
Edinmeyi umabileceğimiz tek bilgelik
Bilgeliğidir kibirsizliğin; kibirsizlik sonsuzdur.

Denizin altına göçtü bütün evler.

Tepenin altına göçtü bütün dansedenler.
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 3937

MesajTarih: Cmt May 17, 2008 8:38 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

III



Oh karanlık karanlık karanlık. Hepsi gider karanlığa,
Yıldızlararası boş uzay, boşluk içinde boşluk,
Kaptanlar, gemi bankerleri, seçkin yazarlar,
Eli açık sanat koruyucuları, devlet adamları ve yöneticiler,
Tanınmış sivil görevliler, komite başkanları,
Sanayi kralları ve taşeronlar, hepsi gider karanlığa,
Ve karanlıktır Güneş ve Ay, ve Gotha Almanağı,
Ve borsa gazetesi, yönetim kurulları rehberi,
Ve körelmiştir duyular ve yitiktir çalışma güdüsü.
Ve onlarla katılırız, sessiz cenaze törenine,
Cenazesizdir tören, çünkü gömülecek kimse yoktur.
Ruhuma dedim, uslu dur, bırak sarsın seni karanlık,
Bu karanlık Tanrı'dandır. Sanki tiyatrodasın,
Işıklar söndürülmüştür, değiştirilsin diye sahne
Kof kanat uğultuları ve karanlık üzre karanlığın hareketiyle,
Ve biliriz ki tepeler ve ağaçlar, uzak manzara
Ve göz alan görkemli sahnede ne varsa dönüp gidiyor ¬
Ya da sanki metro, yeraltında, çok duraklar ara duraklarda
Ve konuşmalar alevlenip yavaşça yok olur sessizlikte
Ve anlarsın ki her yüzün ardında bilinçsizlik derinleşir
Geride hiçbir şey düşünmemenin büyüyen dehşetiyle;
Ya da eterlenmiş kafa bilinçli de bilincini kullanamıyorsa hiç¬ –
Ruhuma dedim, uslu dur, ve bekle umutsuzca
Çünkü umut yanlış şeyleri ummak olacaktı, bekle aşksız
Çünkü aşk yanlış şeylerin aşkı olacaktı, gerçi inanç vardır
Ama o inanç ve o aşk ve o umut hep beklemektedir.
Bekle düşünmeden, çünkü hazır değilsin düşünceye:
Böylece karanlık aydınlık olur, durağanlık da raks ediş.
Akarsuların fısıltısı ve kış yıldırımları.
Yaban kekiği, görülmemiş, ve yaban çileği,
Bahçedeki kahkahalar, yankılanan esriklik
Yitik değil, ama isteyerek, göstererek büyük acısını


Ölümün ve doğumun.

……………………………Tekrarladığımı söylüyorsun
Önceden söylediğim şeyleri. Söyleyeceğim yine.
Söyleyeyim mi yine? Oraya varabilmek için,
Olduğun yere varabilmek, olmadığın yerden
………Bir yoldan geçmelisin ki orada esriklik yoktur.
Bilmediğin şeylere erişmek için
………Bir yoldan geçmelisin ki bilisizlik yoludur.
Edinmediğin şeyleri edinmek için
………Edinmemişlik yollarından geçmelisin.
Sen ne değilsen ona erişmek için
………Bir yoldan geçmelisin ki sen yoksun.
Ve bilmediğin her neyse, bildiğin tek şeydir o
Ve edindiğin şeyler edinmediğin şeylerdir
Ve nerede isen orada değilsindir.
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 3937

MesajTarih: Cmt May 17, 2008 12:41 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

IV


Çelik, yaralı cerrahın avuçlarında,
Yoklar durur boyanmış organı;
Sezeriz kanayan ellerin altında,
Ondurucu becerisinin derin acıması
Çözmektedir ısı çizelgesi bulmacasını.

……Bizim biricik sağlığımız hastalıktır
Sözüne uyarsak ölen hastabakıcının
Ki devamlı özeni kıvandırmak değildir,
Ansıtmaktır günahımızı, bizim ve Adem'in,
Ye bir de, onulacak hastalığımız daha ağırlaşsın.

……Bütün dünya bizim hastanemizdir
Batık milyonerce desteklenen,
Orada, iyileşirsek, bizler
Öleceğiz tam babaca özenden
Bizi bırakmayan ve her yerde koruyan.

Soğuk yükselir dizlere, ayaklardan,
Isı cıvıldar kafa tellerinde.
Isınılacaksa, donmalıyım o zaman
Ye titremeliyim soğuk araf ateşlerinde,
Dumanı yabangülü, alevi güllerdir onun.

Damlayan kan tek içkimizdir,
Kanlı et tek yiyeceğimiz:
Öyleyken övünmek işimize gelir,
Semiz et ve kan, işte sapasağlamız
Gene de bu Cuma'ya uğurlu deriz.
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 3937

MesajTarih: Cmt May 17, 2008 12:45 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

V


İşte buradayım, yarı yolda, yirmi yıl sonra-
Çoğu harcanan yirmi yıl, I’entre deux guerres yıllar, (*)
Sözcük kullanmayı öğrenme çabasıyla, ve her girişim
Yepyeni bir başlangıç ve başka tür bir başarısızlıktır
Çünkü kişi ancak sözcüklerin üstesinden gelmeyi öğrenir,
Artık söylemesi gereksiz şey için, ya da onu söylerken
Kullanmayı artık istemediği biçem için. Yani her girişim
Yeni bir başlangıçtır, bir akındır anlaşılmazlık üzerine
Eski püskü gereçlerle ki daima yozlaşır
Duygu bulanıklığının genel karışıklığında,
Coşku'nun başıbozuk birlikleri. Fethedilecek ne varsa
Güçle ve baş eğdirerek, çoktan bulunup çıkarılmıştır
Bir ya da iki kez ya da çok kez, ve umamazsın o insanlarla
Yarışmayı - ama ortada hiç yarış yok ki-
Ortada tek uğraş var, yerine koymak her ne ise yitirilen
Ve bulunan ve yitirilen, bir bir daha: ve şimdi durum
Elverişsiz görünüyor. Ama belki ne kazanç, ne de zarar.
Bizim için yalnız çabalama var. Gerisi bizi ilgilendirmez.

……Yuva kişinin çıkış yeridir. Bizler kocadıkça
Dünya daha yabancılaşır, düzeni daha karışır
Ölüler ile yaşayanların. Gergin an değil
Yalıtılan, hiçbir öncesiz ve sonrasız,
Fakat bir yaşantıdır her anında yanan
Ve yalnızca tek bir adamın yaşantısı değil
Fakat gizi çözülemeyen eski yazıtların da.
Bir zamanı vardır yıldız ışıklı akşamın,
Bir zamanı lâmba ışıklı akşamın
(Akşam bir fotoğraf albümüyle).

Aşk handiyse en çok kendisidir
Ne zaman çabucak önemsizleşse.
Eskiler araştırıcı olmak zorundaydı
Şurada burada, önemi yok ki
Biz durağan olmalı ve durmadan yürümeliyiz
Bir başka yoğunluğa doğru
Yeni bir birleşme, daha derin bir birlik için
Bir karanlık soğuk ve bomboş yıkıntıda,
Dalgalar ağlar, rüzgâr ağlar, sonsuz suları
Yelkovankuşuyla domuzbalığının. Sonumdadır benim
………………başlangıcım.



(*) İki savaş arası
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 3937

MesajTarih: Cmt May 17, 2008 12:49 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

THE DRY SALVAGES (*)



I

Tanrılar üstüne pek bir şey bilmem; ama sanırım nehir
Karayağız kunt bir tanrıdır - somurtkan, yaban ve hırçın,
Bir ölçüde sabırlı, önceleri bir sınır sayılmıştır;
Yararlı ama güvenilemez, bir ticaret yolu olarak;
Şu halde ancak bir sorun köprü kurucusunun önünde.
Sorun çözülünce, karayağız tanrı nerdeyse unutulur
Kentlerde oturanlarca - ama, daima, amansızdır o,
Mevsimleriyle öfkelerini yaşayarak, yıkıcı, ansıtıcı
Unutmak istediklerimizi. Önemsenmemiş, yatıştırılmamış
Makineye tapanlarca, ama o bekliyor, gözlüyor ve bekliyor.
Hep onun ritmi vardı çocuk yuvalarında,
Nisan avlularındaki sıra aylandız ağaçlarında,
Güz sofrasındaki üzümlerin kokusunda,
Ye kış akşamı toplantılarında gazışığında.

……Nehir içimizdedir, deniz tümden çevremizde;
Deniz karaların sınırıdır da, granitin
İşleyip durur içine, büklere sürükler
İlk yaratıklarla sonrakilerin izlerini:
Denizyıldızı, atnalı pavurya, balina omurgası;
Longuzlarda, ancak orada önümüze serer
Daha nazlı yosunları ve denizşakayıklarını.
Sürükler yitiklerimizi, yırtık serpme ağları,
Göçmüş istakoz sepetlerini, kırık kürekleri
Ve eşyasını yabancı ölülerin. Çok sesi vardır denizin,
Çok tanrısı ve çok sesi.
……………………Yabangülünün üstünde tuz,
Çamların üstünde sis.
……………………Denizin uğultusu
Ye denizin şaklayışı, bambaşka seslerdir,
Birlikte duyulur çoğunlukla: donanımdaki ıslık,
Sulara serpilen dalganın okşayışı ve korkutuşu,
Granit dişlerin uzaklardaki nakaratı,
Ve yaklaşılan burundan av az avaz bir uyarı
Hep denizin sesidir, ve çıkıp inen şamandıra
Davranır yuvaya doğru, ve martılar:
Ve durgun sisin baskısı altında
Çalan çanlar
Zamanı ölçer zaman bizim değil, çalınır uyuşuk
Soluğanlarca, bir zaman
Daha yaşlı kronometrik zamandan, daha yaşlı
Zamandan, kaygılı üzgün kadınların hesapladığı
Uyanık yatarak, geleceği kestirmeye çalışarak,
Ve çabalayarak sökmeye, açmaya, ayırmaya
Ye bir araya getirmeye geçmiş ile geleceği,
Yarı gece ile tan arası, geçmiş bütünüyle aldanıştır,
Gelecek de geleceksiz, sabah saatinin önünde
Zaman durunca ve zaman hiç sona ermeyince;
Ye soluğanlar, geliyor ve gelirdi başlangıçtan,
Çalar
Çanları.




(*) Dry Salvages, Massachusetts'de Ann Burnu'nun Kuzey-Doğu açıklarında, üzerinde bir çakar bulunan, küçük bir kayalar topluluğudur.
Eliot, çocukluğunda, zaman zaman bu bölgede yaz tatili geçirmiştir.
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 3937

MesajTarih: Cmt May 17, 2008 1:20 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

II


Sonu nerededir sessiz ağlamasının,
Suskun soluşunun güz çiçeklerinin
Taçlarını düşürerek ve kıpırtısız kalarak;
Sonu nerededir sürüklenen batığın,
Kemiklerin kumsalda yakarışının, o yakarılamaz
Yakarışın, ulaşınca kara haber?

………Son değil ama ekleme vardır: iz bırakan
Sonucu yeni günlerin ve saatlerin,
Duygu alıştırırken kendini duygusuz
Yaşanan yıllara, döküntüleri arasında
En güvenilir olduğu sanılan şeylerin
Yadsınmaya da en uygunu bu yüzden.

………Son bir ekleme vardır, tükenen
Onur ya da tükenen yetilere içerleyiş,
Bağlantısız bağlanma ki bağlanmazlık sayılabilir,
Ağırdan su yaparak sürüklenen bir teknede,
Suskunca dinlemek yadsınamayan
Yaygarasını son haber çanlarının.

………Sonu nerededir onların, balıkçıların,
Yele karşı volta vuran, sisin sindiği yere?
Aklımızdan geçemez okyanussuz bir zaman
Ya da artıklarla kirlenmemiş bir okyanus
Ya da bir gelecek ki sorumlu değildir,
Geçmiş gibi, hiçbir amacı olmamaktan.

………Düşlemeliyiz onları hep su pompalarken,
Ağ atar ve çekerken, poyraz inerken usuldan
Sığ sulara değiştirmeden ve aşındırmadan,
Ya da pay alırken, yelken kuruturken doklarda;
Değil bir geziye çıkarken ki ücretli değildir
Denetlemeyi kaldırmayacak bir voli için.

………Hiç sonu yoktur onun, sensiz inleyişin,
Hiç sonu yoktur solgun çiçeklerin soluşunun,
Yoktur acının hareketinin ki acısız ve kıpırtısızdır,
Yoktur denizin sürükleyişinin ve sürüklenen batığın,
Kemiğin yakarışı Ölüme, Tanrısı. Yalnızca ancak açıkça yakarılabilir
Yakarışı bir Kutsal Haberin.

………Öyle görünür, insan kocadıkça,
Ki geçmişin düzeni başkadır, bir sıralama değildir artık
Gelişme de değil: ikincisi biraz da boş söz,
Yapay bir evrim tasarımının desteklediği,
Ve bu, halkın gözünde, geçmişi yadsıma aracı olur.
Mutluluk anları - sağlıklı olma duygusu değil,
Amaca eriş, yerine getiriş, güvenlik ya da sevgi,
Pek güzel bir sofra da değil, ama birden aydınlanış
Görüp geçirdik ama kavrayamadık anlamını,
Ve anlam’a yaklaşım, değerlendirir görüp geçirmişliği
Bir başka biçimde, her anlamın ötesinde
Mutluluğa atanırız. Önceden söylemiştim
Anlamda canlandırılan geçmiş yaşantılar
Yalnız tek bir hayatın yaşantısı değil
Pek çok kuşağın yaşantısıdır unutmayarak
Belki de bütünüyle tanımlanamaz olan şeyi:
Geriye doğru bakış, güvencesi altında
Yazılı tarihin, geriye doğru kaçamak bakış
Omuz üzerinden, ilkel teröre doğru.

Şimdi bulacağımız şey şudur ki ölüm anları
(Bir yanlış anlama yüzünden olsun olmasın,
Yanlış şeyler ummak ya da yanlış şeylerden korkmak,
Söz konusu değildir) aynı biçimde kalıcıdır
Tıpkı sürekliliği gibi zamanın. Bunu daha iyi anlarız
Ölüm anında başkalarının, hemen hemen deneyimli,
Kendimizden pay biçersek kendimizinkinden çok.
Çünkü kendi geçmişimiz eylem akımlarıyla örtülür,
Ama başkalarının ezinci bir deneyim olarak kalır
Yetersiz, eskitilmemiş sonraki yıpranmalarla.
İnsan değişir ve gülümser, ama can çekişme sürüp gider.
Zaman yıkıcı ise de zaman koruyucudur,
Bir nehir gibi, yükü ölü zenciler, sığır ve kümesler olan,
Yenilip yutulmaz elma ve elmadaki diş izi.
Ye aşınmış kayalar tedirgin sularda,
Dalgalar aşar üzerinden, sis saklar onları;
Sütliman bir denizde sanki bir anıttır,
Sefere uygun havada hep bir kerteriz noktası
Rotayı saptamak için; ama iç karartan mevsimde
Ya da ani bir fırtınada, o neyse gene odur.
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 3937

MesajTarih: Cmt May 17, 2008 1:23 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

III


Bazan yoksa derim bu mudur Krishna’nın demek istediği
Öbür şeyler arasında - ya da aynı şeyi sunmanın bir yolu:
Gelecek, sönen bir şarkı, bir Saray Gülü, bir lavantaçiçeğidir
Onlar için doğan üzüntünün, ama daha yoklar ki üzülsünler,
Ezilmişler hiç açılmayan bir kitabın sarı yaprakları arasında.
Ve rampa yol iniş yoludur, gidiş yolu dönüş yoludur.
Ona sürekli katlanamazsın, ama şurası kesin ki
Zaman sağaltıcı değildir: hasta artık burada değil.
Tren yola koyulup da yolcular yerleşince
Önlerinde yemişler, dergiler ve iş mektupları
(Ve uğurlayıcıları ayrılmıştır perondan)
Dönüşür yüzlerindeki üzüntü rahatlığa
Ve uykumsu ritmine yüzlerce saatin.
Haydi ileri, yolcular! geçmişten kaçmayarak
Başka başka hayatlara, ya da rasgele bir geleceğe;
Siz değilsiniz onlar, o istasyondan ayrılanlar
Ya da herhangi bir son durağa varacak olanlar,
Darlaşan raylar birlikte kayıp giderken ardınızda;
Ve motorlu bir vapurun güvertesinde
Ardınızda genişleyen uskur izini seyrederken
Sanmayın ki ‘geçmiş bitmiştir’
Ya da ‘gelecek önümüzdedir’.
Gece inerken, gemi donanımında ve antende
Bir sestir yükselen (kulağa olmasa da,
Zamanın fısıldayan kabuğu, ve hiçbir dilde değil)
“Haydi ileri, sizler, kendini denizde sananlar;
“Siz değilsiniz, onlardı görenler limanın
“Uzaklaştığını, ya da rıhtıma ayak basacaklar.
“Burada bu kıyıyla öbür kıyı arasında
“Hazır zaman çekilmişken, irdele geleceği
“Ve geçmişi tarafsız bir kafayla.
“Eylem ya da avarelik an’ı olmayan bir anda

“Şunu duyabilirsin, ‘Her canlılar dünyasında
“Bir insanın kafası çalışabilir
“Ölüm zamanında’ - bu eylemlerden biridir
“(Ve ölüm zamanı her andır)
“Meyvesini başkalarının hayatında verir:
“Eylemin meyvelerini düşünme artık. “Haydi ileri.
……………Ey yolculuklar, ey denizciler,
“Sizler ki limana varırsınız, gövdeleriniz ki
“Katlanacaktır yargı ve kararına denizin
“Ya da bir başka olayın, budur gerçek yazgınız.”
Krishna nasıl uyardıysa Arjuna’yı
Savaş alanında.
Elveda değil, Ama haydi ileri, yolcular.
Başa dön
Mesajları göster:    Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> insanlar Tüm saatler GMT +2 Saat
Sayfa Önceki  1, 2, 3, 4  Sonraki
3. sayfa (Toplam 4 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Benzer Başlıklar
Başlık Yazar Forum Cevaplar Tarih
Yeni mesaj yok T.S. ELIOT: SERBEST KOŞUK ÜZERİNE DÜ... kertenkele insanlar 0 Pzr Şub 25, 2007 8:59 pm

 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke