Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 107 Üye Adayı ve 8 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 Dağ Başında...
 İsimler
 Cemil Meriç
 SULUKULE
 Gelenek
 Birleşik Devletler'e ait bazı coğrafik bilgiler
 Dilemmalara, tekliğe, vahdete dair
 CEZA ve Rap
 Töremeyesiceler...
 tahammül
 köy
 eskimiş bir dosta
 J.J.ROUSSEAU ve EMİLE
 Berat Kandili
 Keşke hiç yaşamasalardı!..
 Dilemma
 SANAT'IN TARİHİ
 TNT'ye Kafa Atmak
 4 ağustos

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Karakutu.com-Kültür Sanat: Karakutu Forum

CAHİT SITKI TARANCI


CAHİT SITKI TARANCI
Sayfa 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8  Sonraki
 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> insanlar
Yazar Mesaj
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 3935

MesajTarih: Pts Arl 25, 2006 12:45 pm    Mesaj konusu: CAHİT SITKI TARANCI Alıntıyla Cevap Ver

ŞİİR ÜZERİNE GÖRÜŞLERİ

“Şiir kelimelerle güzel şeyler kurmak sanatıdır. Ama sözcük nedir? Annedir, dosttur, kadehtir, özlemdir; yani bir anlamı, bir çağrışımı, bir gölgesi, hatta bir tadı olan bir nesnedir... Sözcük insanoğlundan haber verir. İnsanoğlunu işlemek her sanatçının boynunun borcudur, insanoğlu dünyanın en değerli madenidir.”

“Bırakalım; Gorki yaşadıklarını ve gördüklerini anlatsın, Proust ise hasta durumuyla girip çıkabildiği yüksek sosyete yaşamını bize versin. İkisi de kabulümüzdür. Ancak bugünün sanatçısı Proust ya da Gorki’ye özenmesin. Kendi yaşadığını ve gördüğünü söylesin ki gerçek bir sanatçı karşısında olduğumuzu bilelim. Bize sanatı bir karasevda durumuna dönüştürmüş gerçek sanatçılar, insan-sanatçılar gereklidir. Bu topluma ancak onlardan hayır gelebilir.”

“Benim istediğim içten geleni en doğal, en yalın dille kâğıda geçirmektir. Hoş, bence asıl sorun, söylemek istediğimizi, kullandığımız dilin olanakları içinde en mükemmel biçimde söylemektir. Mükemmeliyet ne aruzun, ne hecenin ne de serbest ölçünün tekeline aldığı bir kavramdır. Mükemmeliyet, ozanın kullandığı dilden en çoğunu koparabilmiş olmasıdır. Zaten uyak, ölçü falan hep bu mükemmeliyet isteğinin emrinde çalıştıkları oranda gereklidirler, yoksa her zaman değil.”

“Biz ozandan hikmetler yumurtlamasını, yaşamımızda ilke edineceğimiz kurallar koymasını, gençliği ve gelecek kuşakları aydınlatacak yollu öğütlerde bulunmasını istemiyoruz ki... Ozanın kendisi, özü ve niteliği gereği, bu gibi şeylere çevirmen olmaktan sakınır."

“Ozan okuru güzel bir odada dolaştırırken, pencereyi gösterirse, okur o pencerenin perdesini açmasını, dışarıdaki manzaraya bakmasını, manzaranın güzelliğini görmesini bilmelidir. Ozan akşam karanlığında, masanın üzerindeki lâmbayı mı gösteriyor.? Okur o lâmbayı yakıp, duvarlardaki, tavandaki süslemeyi görmesini bilmelidir... Bunları seçebilmelidir.. İşte okur bu şiir erdemlerine sahip olmalıdır ki, şiir ozanla okur arasında bir el sıkışma, bir kucaklaşma, bir mesaj olabilsin..”
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 3935

MesajTarih: Pts Arl 25, 2006 12:49 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

“Bu kubbede baki kalan hoş bir sadadır” diyor ozan... "Bu hoş sadayı çıkarmaya çalışalım. Kuşkusuz bu sadayı çıkarırken, yaşam deneyimlerimizi, aklarımızı- karalarımızı, hüzünlerimizi, düşlerimizi, kırgınlıklarımızı söyleyeceğiz. Zaten çıkardığımız ses insan sesi olduğuna göre bu çok doğaldır; ama bir Fuzuli’yle bir Ziya Paşa’nın bu hayat deneyimlerini bize nasıl anlattıklarını göz önünde bulundurmak koşuluyla... Bu iki anlatış arasındaki ayrımı kavradığımız gün edebi gelece-ğimiz garanti edilmiş demektir. Ben hoş bir ses, yansıma bırakacağım diyen ve bunu bilinçle söyleyen genç; öteki yaşam fonksiyonlarını bu amaç uğrunda yola çıkarırsa sorun kalmamıştır. Gerisi biraz da yetenek ve iyi rastlantılar işidir. Mallarme gibi yaşamı bir şiir kitabında, bir ezgi demetinde özetleyebilmekten daha doyurucu, daha güzel bir mutluluk düşünemiyorum.”

“Halkta, halkın düşünüş ve duyuş sisteminde imgelem ve benzetme fazlasıyla vardır. Bazan bir hayatın gerçekten daha güçlü bir gerçek olduğu durumlar yok mudur? Bazı roman kahramanlarının , bazı canlı kişilerden daha gerçek olması gibi.. Amaç romantik ya da realist anlayışlara uygun şiir yazmak değil, amaç güzel şiir yazmaktır.

Güzel şiir yazmanın gizini çözmüş ve malik (mülkiyet haklarında olduğu gibi) olmamalı insan. Böyle yaşamı tek açıdan gören ozanlar yenilir. Ozan yaşama çeşitli pencerelerden bakabilmeli ve hep yaşama yeni bakıyormuş gibi olmalı ki, bakışlarındaki tazelik, yapıtına , bu yolla da okura ses verebilsin. “

“Bir şiirin kalabilmesi için, içtenlikten söyleyişlerden çok daha başka sezilebilir erdemler var... Bir ozanın nesini, neresini sevdiğimizi genellikle bilemeyiz ya da anlatamayız... Gerçekten de böyledir... Yalnız “dil” işi, “kelime mimarı” olduğunu akıldan hiç çıkarmamak gerekir.”

“Şiiri bir yaşama sevincine dönüştürebilmeli... Rastlantıyla söylenmiş üç beş dize ile ozan olmaya hiç birimizin ne gereksinmesi, ne de hevesimiz vardır. Bu günkü genç ozanlarda canımı sıkan yön de budur: Şiirin yaşama oranını henüz kavrayamamışlar, onu yalnızca fantezi sanıyorlar.”
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 3935

MesajTarih: Pts Arl 25, 2006 12:55 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Geleceği bilmiş gibi, Cahit Sıtkı Tarancı,

“Benim senden büyük umutlarım vardır. Bu umutlarımı boşa çıkarmamak için çaba göster, yaşamda her şeye gül, neşeli ol, insan ol!..” diyen babasına şunları yazar:

“Benim de çizilmiş bir mefkûrem var, ben her şeyden önce yaşadığımın delîli olarak bir yapıt oluşturacağım. Adımızı, ülkemizi ve adını yükselteceğim. Gelecek kuşaklar bir Pirinççizâde adının varolduğunu bilecekler ve bu adı, saygıyla, övgüyle, anacaklar"...
Mektubunu;“Siz bugünün mutluluğundan sorumluysanız, ben de gelecekteki ünümüzü oluşturmakla uğraşıyorum.”diye sürdüren 19 yasındaki Tarancı, özellikle babasının “insan ol” vurgusunun üzerinde durur:

“Parasal konulardan hoşlanmadığımı, sahtekârlıktan dolandırıcılıktan, yalancı amaçlar için didinmekten hoşlanmayacağımı anladım... Benim için yaşamak bir mutluluk değil, süregiden bir emek ve çaba demektir. Okuldaki sevmediğim derslere çalışmak değil, mefkûremin gizini çözmek için harcayacağım çabadır. Sanırım ne deli, ne de çocukça şeyler düşünecek yaştayım... Zamanından önce acıyla pişmiş bir meyveyim ki varlığımda toplanan tadı, şiirin kutsal yüreğinde göstereceğim” dedikten sonra, anasının babasının gönlünü hoş etmek için: “Babacığım, oğlunuzun insan olmasını istiyor musunuz? Merak etmeyin, isteğiniz yerine gelecek... Anneciğim, oğlunuzun gülmesini istiyor musunuz? Gülecektir, bu kez içtenlikle gülecektir.” diye mektubunu bağlayacaktır...

Ama o insan olmayı ve gülmeyi başka biçimde algılamaktadır...


En son gunfrfd tarafından Pts Arl 25, 2006 4:34 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 3935

MesajTarih: Pts Arl 25, 2006 12:59 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

O günün koşullarına göre “insan olmak “ kesintisiz bir öğrenimi sürdürüp yetkili bir bürokrat olmaktır. “Gülmek” ise Cahit Sıtkı’nın şiirinin temelini oluşturan karamsarlıktan kurtulmaktır. Oysa O’nun insan olmaya verdiği anlam, şiir yazmakla özdeşleşmiştir. Şiir neyi gerektiriyorsa öyle yapacaktır. Bu nedenle Cahit Sıtkı’nın yaşamını şiirden, şiirini yaşamından ayırmak olanaksızdır.

Bu şiirle bütünleşen yaşam 2 Ekim 1910’da Diyarbakır’ın Camii Kebir mahallesinde başlıyor. Babası Sıtkı Bey o dönemin örnek kişilerinden saydığı için oğlunun adını da Cahit koydu... Önce Diyarbakır’da Numüne-i Terakki-i Hamidi Mekteb-i İptidai’ye verildi. Bir yıl sonra Mekteb-i Sultani’ nin iptida bölümüne geçti. Böylece ilkokulu bitirdi. Oradan Istanbul’a gelip Saint Joseph Lisesi’ne girdi. Daha sonra Galatasaray Lisesi’ne geçti. Galatasaray Lisesi’ni bitirdikten sonra Mülkiye’ye giriş, oradaki başarısızlık, oradan Yüksek Ticaret Okuluna yazılış, küçük memurluklar...

Ve Cahit Sıtkı’ya Paris yolu gözüküyor. Cahit Sıtkı Paris’te Politiques’te okuyacaktır. Bir yandan derslerini yürütür, bir yandan da Paris Radyosunda Türkçe yayınları spikerliği yapar. Ne ki savaşın patlak vermesi, ozanın Istanbul’a dönmesine yol açar. Askerlik ve başka memurluklar...

Bu yaşam sınırları içinde asıl gelişen Tarancı’nın şiiridir. “Şiirini dönem dönem geliştirdi” tezini doğrulamak için bunu söylemiyorum... Aslında ozanın şiiri başta ne ise sonda da o olmuştur. Zaten yaşamının, dönemleri içerecek uzunlukta olmayışı da buna gerekçe olarak gösterilebilir...

Cahit Sıtkı’nın şiiri gerek duyarlık, gerekse biçim yönünden başta ne ise sonda da aynıdır. Bu şiirleri okurkan kimi zaman koyu bir karamsarlık duyarsınız içinizde, kimi zaman da aydınlık bir sabahla karşılaşırsınız.


En son gunfrfd tarafından Pts Arl 25, 2006 4:26 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 3935

MesajTarih: Pts Arl 25, 2006 1:06 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Adnan Binyazar “O’nun kişiliği de şiiri gibidir" diyor ve ekliyor: "Kimi zaman bir aile yuvasına sığınma , kimi zaman da yalnızlığı yoğunluğuna yaşama isteği güç kazanır. Aynı durum şiirine de yansır. Var oluşla yok oluş arasındaki gizi çözümlemeye çalışır. İnsanın varlığına inanması ile yokluğunun bilincine varması ikilemi, O’nun şiirlerinin temelini oluşturur. Sevinçlerinde de, karamsarlığında da bu ikilem etkisini hiç yitirmemiştir. Bir yandan cıvıl cıvıl bir bahçenin imgesi yaşama sevincine dönüştürürken; bir yandan da, bu cıvıl cıvıl bahçeyi mezarlık çağrışımıyla bütünleştirmeye çalışır. Böyle bir imge bütünlüğü içinden kendisini çıkaramaz. O’nun düşüncesine göre ömür bir oyalanmadır, zaman sanki insanla alay eder gibidir... Cahit Sıtkı’yı en çok ezen de bu alaydır. Bir türlü bu alayı yaşamın doğallığına dönüştüremez. Doğu gizemciliğinin çağdaş düşünceyle uyuşu-mundan doğan gerçekçi düşünce, O’ nun şiirlerinde düş kırıklığına dönüşür. İlk kitabın birinci şiiri "Ömrümde Sükût" ta görürüz bunu...



Çıngıraksız, rehbersiz deve kervanı nasıl
İpekli mallarını kimseye göstermeden
Sonu gelmez kumlara uzanırsa muttasıl
Ömrüm öyle esrarlı geçecek ses vermeden

Ve böylece bu ömür, bu ömür her dakika
Bir buz parçası gibi kendinden eriyecek
Semada yıldızlardan, yerde kurtlardan başka
Yaşayıp öldüğümü kimseler bilmeyecek



Ömür, hep sonsuzluk, boşluk içinde yitip giden bir zaman sürecidir. Bunu kimileri ölüm korkusu diye nitelendirirler... Aslında Cahit Sıtkı’nın hemen her şiirinde beliren ölüm korkusu değil varoluşun gerçeğidir..

Ondaki ölüm, ölümün kendisinden çok yaratılan bir duygu dünyası, ölümün şiire dönüşümüdür. Ölümün karşısına koyduğu yaşam da sanki ölüme dönüş sürecidir. “Ne gün aslına dönecek bu ten?” diye bir dizesinde sorar. “Ten” in aslı; taş, toprak, çiçek su ya da madendir.

Gizemcilerin varlık birliği görüşü, Cahit Sıtkı’da şiirleşen bir öğedir. İnsan sürekli dönüşümün bir “zerre”sidir. İşte O’nun şiirleri için bu “zerre” oluş bilincine varan şiirler diyebiliriz... İşlediği yalnızlık, karamsarlık, sığınma duygusu ve yaşam sevinci... gibi temler hep bu temel amaçtan kaynaklanır...

“Ve böylece bu ömür, bu ömür her dakika
Bir buz parçası gibi kendinden eriyecek.
Semada yıldızlar, yerde kurtlardan başka,
Yaşayıp öldüğümü kimseler bilmeyecek.”
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 3935

MesajTarih: Pts Arl 25, 2006 1:12 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Ölümün dışındaki yalnızlıktan kurtulmak bazan öyle zor bir iş gibi görünmeyebilir... ne ki sığınılan; insandaki acıma duygusu, insandaki koruyucu güç, tümüyle insanın kavrayıcılı, yardımseverliği değil; yalnızca gökyüzüdür; yani sonsuz boşluklardır.. Belki, ölümün de küçüldüğü evren...

Öldük, ölümden bir şeyler umarak.
Bir büyük boşlukta bozuldu büyü
Nasıl hatırlamasın o türküyü,
Gök parçası, dal demeti, kuş tüyü,
Alıştığımız bir şeydi yaşamak.

Şimdi o dünyadan hiçbir haber yok;
Yok bizi arayan, soran kimsemiz.
Öylesine karanlık ki gecemiz,
Ha olmuş ha olmamış penceremiz;
Akarsuda aks'imizden eser yok.



Gökte yıldızların yarattığı boşluk duygusu, toprağın yarattığı sonsuz bir bilinmezlik, Cahit Sıtkı Tarancı’nın duygu değişimlerinde olduğu gibi, şiirlerindeki gerçeği de vurgular... Dış dünyanın duyarsızlığı karşısında yok olup giden bir varlığın sonsuzluğunu konu alır.

Bu iç düşünce varlığın bilinci kavrama karşısında, içinde “sanki sesten bir orman” yaşatmaktadır. Ölüm “aynada zifiri bir gece” dir.. Hem aynaya vuran, hem de karanlığıyla O’ nu da yutan... “Bir Lahzam” şiirindeki gibi…


Aynadaki aksim, gölgem, bir de ben.
Var mıdır, yok mudur onlar sahiden?
Aşina değiller çektiklerime;
İçlerinden biri gelse yerime.

Ben bir gölge olsam, yahut bir hayal,
Onlar gibi hissiz, onlar gibi lal.
Olsa bütün ömre bedel bir lahzam;
Var görünsem, onlar gibi yok olsam!



Cahit Sıtkı Tarancı’nın şiirlerinde en çok işlenen temalar arasında “ayna” ve “rüya” kavramlarını da anmalıyız. Ama bu kavramlar Ahmet Haşim’ de olduğu gibi, imgesel öğeden çok, gerçeği vurgulayan soyutlamalardır. Ahmet Haşim’de görünümlerin tanımlanmasında kullanılan bu sözcükler, O’ nda felsefi anlamlarıyla önem taşırlar. Aynadaki görüntüyü, kendisi ve gölgesiyle bir tutar. Varlığı, var olup olmadığını da bu üçüyle birlikte düşünür. Ayna O’na insanlığı anımsatan bir yansıtma aracıdır. İçiyle dışını bir devle cüce gibi gösterir. Ölümü de yansımayla açıklar ve aynanın gerçeğine sığınırNeutral



İnsanlar içinden kurtulup, ne zaman
Aynamla baş başa, yapayalnız kalsam,
Akislerle susup, nihayet bir insan
Olduğumu bana hatırlatır aynam.

Aynam, aynam bana bir devle bir cüce
Halinde gösterir içimle dışımı.
Bu müthiş tezadı duyup düşündükçe.
Nasıl zaptedeyim ben haykırışımı!
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 3935

MesajTarih: Pts Arl 25, 2006 1:16 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Gene insan temizliğini ve saydamlığını da suda , “ayna” da bulur... Simgecilerde olduğu gibi, O’nda da simgeyle gerçeğe varma çabası görülür. “Rüyamız” şiirinde;


Bir havuz kenarında yan yana oturmuşuz;
Bu su bizim gölgemiz,biziz şeffaf ve temiz.
Su sesine uyarak bir şarkı tutturmuşuz,
Açılan güller gibi suda gönüllerimiz.

Ne vakitten beridir burada oturmuşuz?
Dünden, hatta bugünden bile yok haberimiz.
.......................
.......................


İşte gözlerimizde bu suyun derinliği,
İçimizdedir işte bu suyun serinliği;
Biz o kadar, o kadar birbirimiziniz.




Ama simgecilerden ayrılan yanı, Cahit Sıtkı’ nın sözcüklere aşırı değer vermesidir.

Haşim’de renk olan, ses olan sözcükler, Cahit Sıtkı’da anlamı yoğunlaştıran bir öğedir. O’ na göre sözcük; “bir annedir, dosttur, kadehtir, düştür; yani bir tedaisi, bir gölgesi hatta bir rengi ve tadı olan nesnedir.” Bu nedenle şiir başka dile çevrilemez. Çevrilince sözcükler, ses ve çağrışım değerlerini yitirir. Akşam Vakti şiiri’nde;

Neden öyle sessiz duruyorsun öyle?
Şarkın mı tükendi dersin, biten günle,
Yoksa gün mü bitti şarkınla beraber?

Çığlıklar, içinde can verdiği bu an,
N'olur, gözlerine geceler dolmadan,
Bana altın gibi bakışlarını ver...


En son gunfrfd tarafından Pts Arl 25, 2006 4:42 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 3935

MesajTarih: Pts Arl 25, 2006 1:27 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Zaman zaman bu boşluk duygusunun yaşama sevincine dönüştüğünü de görürüz. Ama gene de hepsinin temelinde bir ince hüzün sezilir... Sevgiyi yüceleştirme, sevgili karşısında duyulan tapınma düzeyindeki coşkulanma; bu hüzünle beslenir, sevgiliden uzaklığın yarattığı hüzne tanık oluruz. Oysa o öldükten sonra bile sevgi gücünü yitirmeyecektir. Mahşer günü de sesi duyulunca, “Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum” diyecektir. Gizlisiz saklısız bir coşkuyla şöyle seslenir:

Ben aşk adamıyım
Sevmeye geldim insanları
Gönlümle elimle, kafamla sevmeye;
Hesapsız, karşılıksız, ayrılık gayrılık gözetmeden


Bu sevgi öyle düzeylere ulaşır ki sevinç olur ve Cahit Sıtkı’ nın ağzından şiirimizin en güzel dizelerinden biri dökülürNeutral


“Koşun çocuklar, koşun komşu kızlar
Avuçlarıma sığmıyor yıldızlar.”
………………

“Öyle dalmışım ki bu akşam üstü
Komşu arsadır gözümde gökyüzü.”
der.


Gündüzün aldatıcı gerçekliği yerine, gecenin, aynanın, düşlerin sonsuzluğunu koyar.. Umut oradadır. Şu dizeler de bunu kanıtlıyor:

Güneşe kavuşabilmek için çocuk,
Gündüzün boş yere çırpınır durur
Nihayet, nihayet geceleyin çocuk,
Koynunda güneşle beraber uyur...”



Cahit Sıtkı Tarancı koynunda güneşle girdi toprağa.. Bir çocuk gibi.. Şiir güneştir bir bakıma. Güneş toprağa can verir, şiirse insana.. Toprak ürünüyle topraksa, insan da duyarlığıyla insandır. Tüm bu duyarlıkların anlatıldığı şiirlerden biri daha; "Ben Ölecek Adam Değilim"



Kapımı çalıp durma ölüm,
Açmam;
Ben ölecek adam değilim.

Alıştım bir kere gökyüzüne;
Bunca yıllık yoldaşımdır bulutlar.
Sıkılırım,
Kuşlar cıvıldamasa dallarında,
Yemişlerine doymadığım ağaçların,
Yağmur mu yağıyor,
Güneş mi var,
Farketmeliyim
Baktığım pencereden.
Deniz görünmeli çıksam balkona.
Tamamlamalı manzarayı
Karlı dağlarla sürülmüş tarlalar.
Ekmekten olamam doğrusu,
Nimet bildiğim;
Sudan geçemem,
Tuzludur teneffüs ettiğim hava.
Ya nasıl dururum olduğum yerde,
Öyle upuzun yatmış,
İki elim yanıma getirilmiş,
Hareketsiz,
Sükûta râmolmuş;
Sanki devrilmiş bir heykel?

Ellerim ne der sonra bana?
Soğumuş kalbime ne cevap veririm?
Utanmaz mıyım ayaklarımdan?

Kalkmalıyım,
Dolaşmalıyım,
Sokaklarda, parklarda.
El sallamalıyım
Giden trenlere,
Kalkan vapurlara.
Bilmeliyim,
Gölgelerin boyundan,
Saatin kaç olduğunu...
Islık çalmalıyım.
Türkü söylemeliyim
Yol boyunca,
Keyfimden ya hüznümden.
Geçmiş günleri hatırlamalıyım,
Dalıp dalıp akarsuya,
Hayaller kurmalıyım,
Güzel geleceğe dair.
Yanımdan geçenler olmalı,
Selâm almalıyım;
Robenson'u düşünmeliyim,
Garipliğini:
Şükretmeliyim
İnsanlar arasında olduğuma.
Nedir ki eninde sonunda ölüm?
Ayrı düşmek değil mi aşinalardan?

Kapımı çalıp durma ölüm,
Açmam;
Ben ölecek adam değilim.
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 3935

MesajTarih: Pts Arl 25, 2006 1:36 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Şiirimizde Cahit Sıtkı, yeni bir duyarlık yaratıcısı olmuştur. Gökyüzünün başka renginin olduğunu, taşın sertliğini bize o göstermişti… 30’lu yaşlarda başlayan sorgulamalara o dikkat çekmişti…

Gökyüzünün başka rengi de varmış!
Geç farkettim taşın sert olduğunu.
Su insanı boğar, ateş yakarmış!
Her doğan günün bir dert olduğunu,
İnsan bu yaşa gelince anlarmış.


İnsanın dış değişiminden daha çok, içsel değişiminin önemli olduğunu şiirleriyle bize o göstermiştir. İnsanın dış değişiminden çok içsel değişiminin büyüklüğüne de O dikkat çekmiştir. Özellikle insandaki ikilemi, duygusal dalgalanmayı, insanın "iç gerçeğiyle dış gerçeği arasındaki uyumu ya da uyumsuzluğu", insanın evrensel anlamdaki varlığını, "karamsarlık-yaşama sevinci" arasındaki gel-gitleri duyurması yönünden. “ İki Ses” şiirini anabiliriz:



Dışarıdan herkes:- Görmemiş ol, savaş!
İçimden bir ses:-Konuş! Konuş! Konuş!

Dışarıdan herkes:-Böyle uslu, yavaş...
İçimden bir ses:-SAVAŞ! SAVAŞ! SAVAŞ!

Dışarıdan herkes:-Tıkırında işin...
İçimden bir ses:-Düşün! Düşün! Düşün!

Dışarıdan herkes:-Bugüne uy, barın...
İçimden bir ses:-Yarın! Yarın! Yarın



"Ömrümde Sükut", "Otuz beş Yaş", "Düşten Güzel ve Sonrası"nda toplanan şiirleri tek bir şiir gibidir.


Yalnız kendi başın mı dertli sanırsın
Gölgesi yeryüzünde avare insan?
Taş da istemezdi yosun tuttuğunu;
Solmakta her çiçek kokusu uçunca.
Tasadır ağaca rüzgarda yaprağı;
Her kuş yanar az-çok ölen yavrusuna;
Sivrisinek de halinden memnun değil;
Vızıltısı şikayet makamındadır
Öldük, ölümden bir şeyler umarak.
Bir büyük boşlukta bozuldu büyü.
Nasıl hatırlamazsın o türküyü,
Gök parçası, dal demeti, kuş tüyü,
Alıştığımız bir şeydi yaşamak.

Şimdi o dünyadan hiç bir haber yok;

Yok bizi arayan soran kimsemiz.
Öylesine karanlık ki gecemiz,
Ha olmuş, ha olmamış penceremiz;
Akar suda aksimizden eser yok.




AlıntıNeutral
Metin ağırlıklı olarak Adnan Binyazar'ın Cahit Sıtkı Tarancı yazısından ... Milliyet Sanat Dergisi derlemelerinden... Ve kendi kitaplarından yararlanarak yazılmıştır.


En son gunfrfd tarafından Cmt Mar 10, 2007 10:22 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 3935

MesajTarih: Pts Arl 25, 2006 1:44 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver


OTUZ BEŞ YAŞ

Yaş otuz beş! yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.

Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allahım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman görünürsünüz,
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?

Zamanla nasıl değişiyor insan!
Hangi resmime baksam ben değilim.
Nerde o günler, o şevk, o heyecan?
Bu güler yüzlü adam ben değilim;
Yalandır kaygısız olduğum yalan.

Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;
Hatırası bile yabancı gelir.
Hayata beraber başladığımız,
Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;
Gittikçe artıyor yalnızlığımız.

Gökyüzünün başka rengi de varmış!
Geç farkettim taşın sert olduğunu.
Su insanı boğar, ateş yakarmış!
Her doğan günün bir dert olduğunu,
İnsan bu yaşa gelince anlarmış.

Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!
Her yıl biraz daha benimsediğim.
Ne dönüp duruyor havada kuşlar?
Nerden çıktı bu cenaze? ölen kim?
Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar?

Neylersin ölüm herkesin başında.
Uyudun uyanamadın olacak.
Kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın olacak,
Taht misali o musalla taşında





GÜN EKSİLMESİN PENCEREMDEN

Ne doğan güne hükmüm geçer,
Ne halden anlayan bulunur;
Ah aklımdan ölümüm geçer;
Sonra bu kuş, bu bahçe, bu nur.
Ve gönül Tanrısına der ki:
- Pervam yok verdiğin elemden;
Her mihnet kabulüm, yeter ki
Gün eksilmesin penceremden


En son gunfrfd tarafından Cmt Mar 10, 2007 4:43 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Başa dön
moonben
Okur


Kayıt: Feb 20, 2006
Mesajlar: 32
Nereden: ist

MesajTarih: Cmt Mar 03, 2007 3:07 pm    Mesaj konusu: biz nerdeyiz sevgilim Alıntıyla Cevap Ver

işte size bir cahit sıtkı örneği Wink


Gecesi benden, mehtabı senden
Bir bahçesi var ki aşkımızın,
Mevsimlerdir dolaşırız, bitmez.

Kim demiş ki zamanla gül solar?
Bülbül hiç yorulur mu türküden?
Dilbersin işte, delikanlıyım.

Ne hikmettir bu Yarab, ne güzel!
Herhalde yeryüzünde değiliz;
Sahiden biz nerdeyiz sevgilim?
Başa dön
Sehervakti
Sadece Okur Adayı Bölümüne Yazabilir


Kayıt: Mar 04, 2007
Mesajlar: 1

MesajTarih: Pzr Mar 04, 2007 5:27 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Cahit Sıtkı Tarancı şiirlerini çok beğendiğim bir şair.
Teşekkürler arkadaşlar.
Başa dön
NeSS
Yazar


Kayıt: Aug 09, 2004
Mesajlar: 100
Nereden: İtalya

MesajTarih: Pzr Mar 04, 2007 5:53 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Sayın gunfrfd;
Forumu çok güzel bir biçimde zenginleştiriyorsunuz, çok teşekkür ederim kendi adıma. Daha ne diyebilirim ki...
Bir de "Otuz beş yaş" şiirini görünce aklıma bir anım geldi (:
35 yaşına basmak üzere olan bir İtalyana bir gün bu şiirden bahsetmek isterseniz eğer, başlamadan vazgeçin :) çünkü eğer Türkçe bilmiyorsa bu şiirin güzelliğini farkedemeyecek, kendi milletinin edebiyatçısı Dante'nin şiirde yer almasının sebebini de siz epey ter döktükten sonra anlayacaktır.
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 3935

MesajTarih: Cmt Mar 10, 2007 4:44 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

YALNIZLIĞIMIZ

Koskoca Tanrı gökler ardında,
Beyler, paşalar saltanatında,
Birçokları sefalet katında,
Mecnun'u, Leyla'sı vuslatında
Kim yalnız değil ki hayatında?
Ya ölüler serviler altında?


ABBAS

Haydi Abbas, vakit tamam;
Akşam diyordun işte oldu akşam.
Kur bakalım çilingir soframızı;
Dinsin artık bu kalb ağrısı.
Şu ağacın gölgesinde olsun;
Tam kenarında havuzun.
Aya haber sal çıksın bu gece;
Görünsün şöyle gönlümce.
Bas kırbacı sihirli seccadeye,
Göster hükmettiğini mesafeye
Ve zamana.
Katıp tozu dumana,
Var git,
Böyle ferman etti Cahit,
Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş'tan;
Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan.
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 3935

MesajTarih: Cmt Mar 10, 2007 4:50 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

AlıntıNeutral
AlıntıNeutral
ARKADAŞLARINDAN
CAHİT SITKI TARANCI ANILARI


SABAHATTİN KUDRET AKSAL


Öyle günler vardır ki bizde onlardan belirgin çizgileriyle resimler kalır. Denilebilir ki, o resimler sadece çizgiler de değildir, yansıttıkları zamanın renklerini, kokularını, seslerini de korurlar. Cahit Sıtkı'yı tanıdığım akşamdan da usumda böyle bir resim kaldı, hiç de solmadı. Bunun bir nedeni, belki de, o resmin" benim çocukluk günlerimin geçtiği görünümleri kapsamasıydı. Çocukluğumuzun mahallelerini, sokaklarını, o gün için çok olağan buluruz, ama uzun bir zaman geçtikten sonra görürüz ki onlar masalsı bir kimliğe bürünüvermişlerdir. Şimdi uzaktan bakıyorum da, Cahit Sıtkı'yı ilk gördüğüm 1938 ilkyazının bir akşamında Beşiktaş çarşısı bana öyle görünüyor. O gecenin Beşiktaş çarşı meydanından bende kalan izlenim yoğun bir aydınlıktır. Balıkçıların, manavların, sebze ve meyve tezgahlarının kümelendiği çarşı meydanı, loş köşelerden, sokak aralarından bakılınca bol ışıklı bir tiyatro sahnesi gibiydi. Kuşkusuz bu aydınlık ne sokak lambalarıyla, ne de vitrinlerden yansıyan ışıklarla sağlanmıştı. Satıcılar, dükkanlarının önünde, tezgâhlarında yaktıkları sayısız mumla, karpit lambalarıyla çarşının gecesini gündüze çevirmişlerdi. Bir de oracıkta, kapısıyla camları açık, dar, uzun bir meyhane. Dışarıya, sokağın ortasına dek insanın içini bayıltan bir anason kokusu vuruyordu. Uzaktan vuran bu anason kokusunu çocukluğumdan beri sevmiştim. Rakıların baygın kokusu on metre öteden duyulurdu.

Rakılar daha bozulmamıştıNeutral Daha sonra, bir bozulma döneminin başladığını Oktay Akbal bir kitabının adıyla ne güzel vurgulayacaktıNeutral Önce Ekmekler Bozuldu.

Meyhanenin önünde duran Cahit Sıtkı'yı hemen tanıdım. Üstünde bir pardesü vardı, yakasına da bir papatya iliştirmişti. O gün Cumhuriyet'te Papatya adlı bir öyküsü yayınlanmıştı. Benim hısımım, onun da Mülkiye'den sımf arkadaşı olan ortak bir tanıdığımız bizi tanıştırdı. O, ünü günden güne yayılan genç bir ozan, bense sadece bir şiir okuruydum. Şiir yayınlamaya yeni yeni hazırlanıyor, özeniyordum. Nitekim birkaç ay sonra da ilk şiirim onun aracılığıyla yayınlanacaktı. O gece Cahit Sıtkı'yla kırk yılın tanışığıymışız gibi söze girdik. Zaman geçtikçe, yeni tanıdığı genç ozanlara gösterdiğini saptadığım yakın ilgiyi gördüm.


Konuşmamızdan anımsadığım, şiirde yoğun bir anlatımın, dizeyi düzgün söylemenin üstünde durduğuydu. Sözü döndürüyor dolaştırıyor, bu kavramlara getiriyordu. Dize, sözcüklerin sıkıştırılmış bir düzeni olmalı bir solukta söylenmeli, diyordu. Orhan Veli'nin, Melih Cevdet'in, Oktay Rifat'ın ölçüsüz uyaksız, imgeden arınmış, yalın bir anlatıma yönelmiş şiirleri yeni bir aşamaydı şiirimiz için, ne düşündüğünü öğrenmek istedim. O şiirleri ilginç buluyordu ama benimsediği birimlere uymadığını saklamıyordu. Kısa bir süre sonra bu ozanları çok seveceği de bir gerçektir. Cahit Sıtkı için o yıllarda biçim, ölçünün uyağın sınırlamasıyla vardı. Ondokuzuncu yüzyılın Fransız şiiriyle kişiliğini oluşturmuştu. Aradan bir kaç yıl geçicince, o da ölçüsüz uyaksız yeni bir anlatımı şiirinde denemek istedi. Ama bu denemeden kazançlı çıktığını da söyleyemem. Diyebilirim ki Cahit Sıtkı ölçüyle uyağın yasağından yararlanarak . duygusallığını önleyebilen, ancak bu yasaklarla, yoğun dizeye ulaşabilen ozanlardandı. Bu yargıyı bir kınama sözü gibi anlamamak gerektiğini, ozanın kendine özgü bir tutumunu belirtmekten başka bir anlama gelmediğini eklemek isterim.


Kendisi de bunu anlamış olmalı ki, bir serüvenlik zamandan sonra, şiirini ölçüyle uyağın sınırlarının ardına çekti. Gerçekten de öyle, Cahit Sıtkı'yı ölçülü uyaklı şiirleriyle düşünmek gerekir. Şimdi, aradan bunca zaman geçtikten sonra, en özgün, en yoğun, alışılmış duyarlıkların uzağında kalan, güçlükleri yenmeyi en çok denemiş şiirleri hangileridir diye düşünüyorum? Şiirimizden seçmeler yapsaydım ondan hangi şiirleri alırdmi.? Söyleyeyim: Sanatkarın Ölümü, Allah’ı Ararken, Şubat Günü , Gençlik Böyledir İşte, Serenad, Nedim'e Dair, Mezarlık adlı şiirleri olurdu.


Ayrılırken, “Avni Atasoy'u tanıyor musun ?” diye sordu. "O da Beşiktaş'ta oturuyor. Hikayeci,"Avni Atasoy'u tanıyordum ama hikaye yazdığım bilmiyordum. Bize bir aşırı sokakta oturuyordu. Bildiğim sadece, serkeşçe bir çocuk olduğu ve öğrenimini yarıda bıraktığıydı. Sonra "Serseri" adlı bir öykü kitabı çıkardı. Çok erken, birkaç yıl sonra da öldü. İki üç gün sonra, bir pazar sabahı, Avni bana o gün Vişnezade parkında Cahit Sıtkı'yla buluşacaklarını, benim de gelmemi istediklerini söyledi. Öğleden sonra üçümüz buluştuk. Çok ılık bir nisan günüydü. Ara sokaklardan Ihlamur yoluna indik. Dikilitaş, Mecidiyeköyü' nün Beşiktaş'a bakan arka sırtları fulya tarlası ve dutluklardı. Pazar günleri, ilkyazda, buralarda gezmeye çıkılırdı. Eski İstanbul'un küçük, tahta evlerinin sıralandığı sokaklardan geçtik. İki üç ev arayla gene büyük bahçeler vardı. O sokakların apartmanlarla dolduğunu görmek için en azından daha yirmi beş yıl beklemek gerekiyordu. Yangın yerleri bile biraz salkım, erguvan kokardı. Dikilitaş'a, fulya tarlasına, dutluklara doğru yöneldik. Ağır, basınçlı hava üçümüzü de yormuştu. Dönüşte bizim evegeldik, oturduk. Söz, o gün nerden açılırsa açılsın, şiirde düğümlendi. O güne dek, kısa bir süre için okulda öğretmenim olan ve sık sık ders dışı, edebiyat üstüne soru• lar sorup yanıtlar aldığım, bir öğrenci özlemiyle küçücük tartışmalara girdiğim Ahmet Hamdi Tanpınar'ı bir yana bırakırsanız, bir ozanla konuşmamıştım. Cahit Sıtkı da genç kuşağın önde gelen adlarından biriydi. Hangi ozanları beğendiğini merak ediyordum. Sordum. Düşünmeden Ahmet Muhip'in adını söyledi. Sonra, tümcesine bizim arkadaşlardan da diye başlayarak bir iki ad daha saydıysa da o anımsamaların, bir dostluk yansıması olduğunu sezdim. Ahmet Muhip'in "Vakit Dar Olsa Gerek" adlı şiirini okudu. O şiiri bilmiyordum, çok sevdim. "Daha eskilerden de, Ahmet Haşim, elbette Yahya Kemal." dedi.


Yahya Kemal'in adını duymak beni şaşırttı. On sekiz yaşındaydım. Şiirin sadece yeni imgeler, gerçeğin değiştirilmiş bir düzeninin yansıması, önerilen yeni dünyalar, belki de ne adına olursa olsun yenilik ardında koşmak olduğunu sanıyordum. Biçim benim için bir kavram değil, bir sezgi, bir sağduyuydu. Yahya Kemal'in şiiriyse olağan bir gerçeğe yaslıydı. Şiirimizin yüzyıllarından bu yana süzdüğü, yenileştirerek sunduğu sesi duyamıyordum. Düşüncemi Cahit Sıtkı'ya söyledim. Cahit Sıtkı biçim kavramına erken ulaşmış bir ozandı. Bana Yahya Kemal'in şiirinin biçim yetkinliğinden söz etti. Böylece zaman yitirmeden benim usumda da biçim kavramının bir soru olarak belirmesine, kendi kendime bu soruya yanıtlar aramama yardım etti. Şiirin bir sorununu çözebilmek için çoğu kez soyutlama yetmiyor, kendi şiirimizden bir örnek gerekiyor. Cahit Sıtkı'nın uyarısıyla Yahya Kemal gerçeğini anladım, Yahya Kemal'le de biçim kavramı somutluğa kavuştu.

Her ozanın şiirinin kendine özgü nitelikleri vardır. Şimdi Cahit Sıtkı'nın şiirinin niteliklerinden en belirgininin hangisi olduğunu düşünsem ne diyebilirim? Öyle sanıyorum ki, önce, o şiirin doğanın gerçeğiyle uyumlu olduğunu, bu nedenle mantığın düzenini koruduğunu söylemek gerekir. Gerçeğe büyük bir duyarlıkla öykünür, böyle olduğu için de okurunu şaşırtmaz. Ahmet Haşim'le başlayan bizim yenilikçi şiirimizde bu türden bir ozan ya yoktur, ya da çok azdır. Ama Batıda da, bizde de, özellikle yenilenme döneminde, şiirin okurunu şaşırtması, sarsması diyelim dilerseniz, ondan beklenen bir nitelik değil midir? Cahit Sıtkı'nın şiirinin gene de şaşırtıcı bir niteliği vardır. Bence o, başarıya en çok ulaştığı şiirlerinde, yukarda adlarını saydığım, şimdi adlarını anımsayamadığım kimi şiirlerinde erdiği yetkinliktir….


AlıntıNeutral
1976 / Milliyet Sanat
Başa dön
Mesajları göster:    Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> insanlar Tüm saatler GMT +2 Saat
Sayfa 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8  Sonraki
1. sayfa (Toplam 8 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Benzer Başlıklar
Başlık Yazar Forum Cevaplar Tarih
Yeni mesaj yok B.Sıtkı Erdoğan/ Hancı sabandal Şairler ve Şiirleri 0 Pzr Eyl 09, 2007 6:47 pm
Yeni mesaj yok Cahit Berkay sabandal Yerli 1 Çrş Eyl 06, 2006 8:25 pm
Yeni mesaj yok CAHİT ZARİFOĞLU nazenazen insanlar 11 Cmt Hzr 10, 2006 9:27 pm

 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com RSS uyumludur RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke