Kayıt: Feb 05, 2008 Mesajlar: 93 Nereden: keman sesinden
Tarih: Çrş Hzr 04, 2008 12:08 am Mesaj konusu:
(istanbul-cadde bostan)
"Bir kentten daha geçtim
Buğdayları yakıyorlardı
Yedikleri pirinçti
Birbirlerine açılan borular gibi üfürüyorlardı
Sonra birbirlerinden borular gibi çıkıyorlardı
Pirinçler gibi çoğalıyorlardı
Atlarını yalnız atlarını cana yakın buldum
Öpüp çıkıp gittim yelelerini "
Sezai Karakoç
..bir kentten daha geçtim..öpüp gittim yelelerini..
evet tam da buydu duygularıma tercüman olan şiir.
dört gün üç gece güzel bir istanbul seyehatiydi.daha önce gittiğim hiçbir sehre benzemiyordu.ne sabahı ne gecesi ne de yıldızları...her sey nazlı ve mağrur tıpkı buradaki güneş gibi..
yine her şeyine hayran oldum İstanbulun..büyük ve sabırlı ve inatçı ve sevgi dolu ve güzel ve ve ve...ve lerin en çok dilden dile dolaştığı şehir.
İstanbula giderken büyük bir heyecan vardı gönlümde..hayal ettiklerimden,düşlerimden ve gerçek olanlardan her seyden heyecan duyuyordum.saatler ilerledikçe O nazlı ve mağrur kente yaklastıkça içim içime sığmıyordu.bende bu heyecan olduğu için de ne İstanbul trafiği ne otobüsün içinde iki buçuk saat boyunca hiç susmadan ağlayan bebek moralimi bozmadı..aslında İstanbul bulunduğum yere yakın trafiği ile birlikte iki buçuk bilemedim üç saat uzaklıkta ama; ha deyince de gidilmiyor.bazen bazı şeyler dokunacak kadar yakınımızda olur da dokunamayız ya onun gibi bir şey : ) ama çok özlemiş olmalıyım ki ani bir karar sonucunda kalkıp gittim İstanbula ve her şey mükemmeldi..
aramızda İstanbulda yaşayan çok insan vardır fakat 4 gün boyunca İstanbula dair her sey benim oldu : ) yıldızları,güneşi,suyu,havası..
her ne kadar İstanbulun havasına pis de deseler inanın her içime çekişimde ayrı bir huzur buldum.bu şehirde insan gerçekten yaşlanmaz,yaşlanamaz..ne trafiği ne enflasyonu ne de başka bir şeyi..bir sahile inmekle insan her şeyi unutuyor.en çok zevk aldığım şey: deniz kenarına oturup denizin sesini dinlemek..bu çok ayrı bir şey ve herkesin duyduğunu zannetmiyorum
hani "şirinler" çizgi filminde "eğer gercekten uslu bir çocuk olursanız sizde şirinleri duyabilir ve göreilirsiniz" diyor ya bu da öyle bir şey
evet siz de gerçekten yaşamaktan zevk alıyor ve İstanbulu seviyorsanız denizin mükemmel sesini duyabilirsiniz..
ve her şeyi düşleyebilirsiniz..
Kayıt: Feb 05, 2008 Mesajlar: 93 Nereden: keman sesinden
Tarih: Çrş Hzr 04, 2008 12:27 am Mesaj konusu:
"Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.
İstanbul benim canım;
Vatanım da vatanım...
İstanbul,
İstanbul..."
Kayıt: Feb 05, 2008 Mesajlar: 93 Nereden: keman sesinden
Tarih: Çrş Hzr 04, 2008 12:35 am Mesaj konusu:
(çamlıca tepesi)
"Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
Çamlıca`da, yerdedir göklerin derinliği.
Oynak sular yalının alt katına misafir;
Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...
Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi?
Cumbalı odalarda inletir "Katibim"i...
Kadını keskin bıçak,
Taze kan gibi sıcak.
İstanbul,
İstanbul..."
(bu iki resmi çekerken elim titredi ve ortaya hoş bir görüntü çıktı : ) )
Kayıt: May 26, 2007 Mesajlar: 234 Nereden: Muğla/Yatağan
Tarih: Çrş Hzr 04, 2008 8:28 am Mesaj konusu:
Annem geldi daha yeni.... Alıp beni de götürse İstanbula... Ya sen ya sen benim yerimede çeksen bir nefes şehri İstanbuldan... Akbilim anahtarlığıma takılı. Her an bir delilik yapıp gelemesem de artık...
Merhaba Cibran ve de karakutu müdavimleri. Yav cibran bir resim ekleyecektim sayfana ama nasıl yapıldığını unutmuşum yav. Biraz kurcalayayım elbet başarırım.
Dikkat ettin mi Emre olayına girmiyorum bile. Sadece şunu söyleyeyim hep beraber duran topların usta ismi, kıvrak bilek hareketler sahibi Emre'yi seyredeceğimiz için şanslıyız. Bir de fikstürde ilk hafta rakibimiz Galatasaray olsun başka bir şey istemiyorum.
İnancım tam, içine ruh üflenmiş kelimelerin hem cana hem kana karıştığına, okuyarak doyanlara, okuyarak doymayanlara... ve hiç doymayacakların, midesi bedenine hükmedenlerin, sesi soluğundan çok çıkanların, boşların ve doluların da olduğuna, çocukların saf doğduklarının ama sonradan ve nokta tespiti mümkün olmayan bir anda değiştirildiklerinin ve tam o sırada değişimi farkedemeyecek kadar çocuk olduklarının, sonra büyümeye yeltendiklerinin ama büyüyünce ne olacaksın sorusuna geçiştirme cevaplar verirken söyledikleri kelime olmaya çalışmadıklarının, olmaya çalışsalar da pek azının olabildiğinin, sonra "sistem" yakınması içinde kaybolanların safında çığlık sahibi olduklarının ama en çok da çocukların masum olduğuna...İnancım tam doğrunun değişken olmadığına, tek olduğuna, aklın yolunun bir olduğuna...Hatırlatılmalı aslında "düşünüyorum, öyleyse varım" sözünün "düşünüyor olma" varsayımına ve şartına bağlı olduğu, içine ruh üflenmiş kelimelerin hem cana hem kana karışabildiği, bununla beraber ruhsuz kelimelerin de vücuda dahil olup insanı dert sahibi edeceğine... Hala arıyorum. Hala arıyorum. Ne arıyorsun diyorlar, arıyorum diyorum. Bu yazıyı neden yazdım? Söylesene bana. Düşünüyorum, bir yaşındaki o güzel mavi gözlü oğlan çocuğu, en çok seni düşünüyorum? Bu kabuk değiştirme, deri değiştirme gibi bile değil. Yılan gene yılan. İnsan, insan değil. Hangi kelime insanlığını çalıp, insanlığa seni karıştırdı bilmiyorum. Nerde başladı, ilk ne zaman söyledin yanlış kelimelerle kurduğun yamuk cümleleri? Değişim mi? Dönüşüm mü? İlk ne zaman vazgeçtin kendinden? Böceklik mi yapmaya kalktın? bari arı olaydın...Sen de vazgeçmeyi zor mu sandın? Vazgeçmek kolay, öyle kolay ki... Bir sen değilsin, senler var şimdi. Sorguladığım senler, bizden geçenler...Tek soru değil ne zaman dediğim, ömür değil zaman dediğim. Sen nasıl böyle oldun mavi gözlü, ısırılası yanaklı güzel çocuk? Kundağından çıkarıldığında, senden önce kundağından çıkarılmış olanların beşiklere yaptıklarını görünce ne hissettin? Ruhuna üfleyecek doğru kelimeler arıyorum artık. Bir arayışım da sensin... Tüm herşeyim senin için... Rüzgarları da meriçleri de senin için selamlıyorum, elimi suya değdiriyorum. Ağlayıp içimizi acıtmayasın.
Kainat bir denge halidir.
Kelebeğin kanat çırpışından çıkar en meşhur kasırgalar ve insanı değiştiren de bu kanat çırpışı mıdır? İlk çırpınış cenin iken oysa.
Cenin dilinden dökülen kelimelerin ruhu vardır.
Küçücüktüm, ufacıktım. Kara kuru bir masalın içine doğdum. Dünya beklediğim değildi, beklettiğimdi. İçine doğdum. Binbir terane varmış meğer, anam beni nasıl saklarmış kat kat örtülerle... Hiçbirini görmeyeyim, duymayayım; görmesinler, duymasınlar beni diye..Anam beni nasıl saklarmış içinde, ellerinde, beşiğimde, gecesinde, gündüzünde. Kirlenmesin üstüm başım, en çok da ellerim kirlenmesin diye. Kirli ellerle doyulmaz yesen bile. Bundan mıdır yemekten önce bir kere daha zikirle yıkanır eller. Akça pakça olsun, nimet bozulmasın, helale haram karışmasın... Suyla çıkmayan kir var mıdır?
Küçücüktüm, ufacıktım... İlk sütüme karıştın. Her ağladığımda ağzıma tıkılan memelerden doldun içime. Ses çıkaramadım, içmem diyemedim. Açtım. Açıktı ağzım. Anlamadım. Meğer değişirtirirmiş insanı; kanına karışan.
Küçücüktüm, ufacıktım ben. Yürümeye mecalim sonradan geldi sen tuttun elimden. Elin elime değince seçemedim elindeki kiri. Yıkamışsındır sandım, gözetirsin beni her türlü kirden sandım... Kirletmezsin beni sandım. İlk kelimeleri senden duydum, içime işledi sütün gibi. Can duvarlarımı onunla işledim. Kalbime okuduğun ilk dua neydi? Canındım ya önce senin canın kirliydi ne zamandan beri?
Küçücüktüm ufacıktım, küçüklüğümü kaybeder oldum. Küçüklüğümü inkara kalktım, büyüdüm dedim, çekilin geri... Çamurdan oyunlar oynadım, oyun biter mi? En büyük mızıkçı bendim hayatımda. hayat affetmedi.
Bir baktım,kirlenmişim. Kirlenmişim. kirlenmişim. Kaç kelime işlemişim pis? Kaçını sindirmişim? Gözlerim neredeydi? "kirlenmek güzeldir" reklamına mı kandım? o reklamı kim çekti? kirlinin biri...
Keşke hep ağlasaydım.
Ağlasaydım da böyle yanmasaydı canım...
Karışan kelimelerin hepsi ateşe çıkıyor şimdi. Keşke hep ağlatsaydın beni...Keşke bir geçme kelimesi. Geçtim kendimden, senden, senlerden... Geçtim hepsinden. İlk ceninliğimi kaybettim. Sonra gitti gerisi... Şimdi...?
Mavi gözlerimden ter aktı. Yetmedi.
***
Üç türkü sonrası boşa suçlanmış hikaye oyuncularını men ettim oyundan.
Bir dönem sonrası dolaptaki eşyaları toplama, sezon sonu... Neden hep daha fazla eşya çıkıyor bu dolaptan getirdiğimden de çoğalıyorlar. Götürmesi zor. Kas yaptım. Otobüsler dolusu gidişler yaşayacak gene okullardan çıkıp aştiye gidenler. Gidişimiz geliş aslında, aman karışık bu konu içimde kaldı. Gizli saklı. Saçma...
Laf olsun diye yazıyorsun biliyorum, çalışasın gelmedi, sıkıldın galiba. Olsun.
Aklının bir köşesi kaldı göksudaki o küçük çocukta. Nasıl değişir insan, kaç yıl sonra?
Nedir bir bebekten bebek katili çıkaran, aman Allahım bu ne menem iştir! Yusufu hatırlatan yüzüne ilk karayı nasıl sürecekler kıyıp... Ah güzelim kirlenmeyesin, değişmeyesin...Keşke... Keşke bir geçiş kelimesi. Geçmeyesin.
Nasıl korumalı seni bir bilsem... Bir bilsem...Bir bulsam.
Ruhuna üfleyecek doğru kelimeler gerek bana, bize. Ruhun yanmaya...
Ah güzel çocuk, büyümesen mi hiç acaba?
*
Gelebildiğin kadar erken gel dediler, gidebildiğim kadar erken gitmeye kalktım. Kas yaptım. Bizim oğlan kamptaymış, bu yaz daha az sürünüyoruz dedi. Erkek olsam asker olurdum... Niye bilmem... Öbür yaz daha az sürünmek umuduyla mı; daha çok sürünmeye razı oysa...
Hastanenin bahçesinde papatyalar açtı, kestane çiçekleri soldu dünden beri 15ten fazla ambulans geldi. cenaze arabası yurdun önünden geçmediğinden göremedim kaçı gitti.
Gelebildiğin kadar erken gel dediler.
Tusta yükselmiş puanlar, oda arkadaşım öyle dedi.
Bürokrasiden nefret ettim bir daha...bir daha.
Gidebildiğim kadar erken gitmek iyi. Zaten yok bence bunun tercihi.
Ve ev... (simetriyi şimdi farkettim neyse : )
İlk kez rahatsız edici hiçbir şeyin olmadığı bir otobüs yolculuğu ama bindiğimde zaten tükenmiş haldeydim. Ağlayan, çişi gelen çocuklar, aşırı kilolu yan koltuk sahipleri, garip huyları olan muavinler, cep telefonunuzu kapatın uyarısını yapıp telefonu çalan şöfor ve muavinler, otobüsü şehir içi dolmuş gibi kullanmak isteyen, evine yakın müsait bir yerde inmek isteyen yolcular, bu yolculara kızan yolcular, kavga eden yolcular, otobüsü bekleten, mola yerinde kaybolanlar, evine yakın yerde inemediği için firmaya dava açma isteği olan gaza gelmiş yolcular, yapıma girmiş yollar ve mola yerinde artan lokum fiyatlarına sinirlenen yolcular, koridor tarafı bilet alıp,uyuyakalan cam kenarındaki yolcu molaya çıkmak isteyince uykusu kaçan yolcular, yeni evliler, öğrenciler, henüz evlenmemiş olanlar, hiç evlenmeyecek olanlar, şaka gibiler, bir ömür aynı yastığa baş koyanlar ve yollar yollar...
Bu seferki yolculuğum şimdiye kadarkilerin en normaliydi söylemem lazım. Sadece tatil için daha çok eşya taşımam gerekti, valizler yuvarlandı vs.vs. Önemli değil. Yolculukta sıkıntı olmayınca da canı sıkılıyormuş insanın. Kitap okudum, okudum napim. Afyondan binen ve yanıma oturan kız çok ağladı, bişey diyemedim. Zaten hangi bölüm, tıp deyince bir daha soru sormadı, sustu ve ağlamayı da kesti. İyi mi...
Ve...
Ve ev...
Yine, yeni değil ama yeniden...
Güzel hatıralar oluyor bunlar zaman ilerledikce...
Herseye ragmen otobüs yolculukları eglencelidir... Ben severim acıkcası... Etrafı seyrederek yolculuk etmeyi seviyorum. Ankara'ya Artvin'e Isparta'ya Amasya'ya Konya'ya Ordu'ya İzmir'e Aydın'a ve biraz daha yakın yerlere otobüsle gittim hep. ( yooo ucaktan korkmuyorum ben ! ) Hepsi de bende güzel hatıralarla doludur...
Ama bir bardak su'nun anlattıgı gibi herseye ragmen İstanbul diyorum...
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız