Mavi gözlü şehr-i İstanbul,anlatılmaz Yaşanır.(klişe oldu ama olsun)
Bülbüller Şehridir İstanbul
Işıklar şehridir İstanbul, âşıklar şehridir
Güneşin doğduğu yerdir, her sabah
Her günü rengârenk yaşayanların
Her anları ebem kuşağı gibi
Kelebekleşen dedelerin
Bekleştiği maaş kuyruklarında,
Ağlaşan anaların kapkaçlardan,
Kâbus görenlerin uykularında,
Korkanların dev araçlardan,
Gariplerin şehridir İstanbul, garipler şehridir..
Yanıklar şehridir İstanbul,tanıklar şehridir…
Koşuşan çocukların sokaklarda
Aydınlığı aradığı,
Bali sofralarında beyinleri pişirilen
Bebelerin ağladığı,
Annelerin buram buram
Hasret kokladığı varoşlarında
Galata Mevlevihane’sinin bahçesinde
Kedilerin mırmırlarıyla raks ettiği
Yalnızların şehridir İstanbul, yalnızlar şehridir..
Câmiler şehridir İstanbul, gemiler şehridir
Nur yüzlü dedelerin şadırvanlarda
Yüzlerinden nurlar damlarken
Sonsuz huzuru hissettikleri
Meçhule giden gemilerin
Musalla taşlarından her öğlen
Kâfile kâfile ruhlarla
Sonsuzluğu deldiği,
Eyüp Sultan’ın, Fatih’in, Sinan’ın,
Her ağlayışında gök yüzü,
Damla damla, katre katre
Yeryüzüne indirildiği
Sultanların şehridir İstanbul,sultanlar şehridir…
Şiirler şehridir İstanbul, şâirler şehridir.
Mürekkepleri damarlarından çeken,
Beyinleriyle yazan melali, memleketi,
Ebedler doğuran her mısralarında,
Sonsuzluğa her uyakla,
Her heceyle güneşler eken,
Süleymaniye’de her bayram sabahı,
Rûhânilerle sarmaş dolaş…
Otel odalarındaki gâibin
İçine giren yavaş yavaş…
Cinnetin sıkletini yüreklerinde
Mızrak mızrak hissedenlerin,
Bir şiir uğruna yüreklerini
Ateşin bağrına gömenlerin,
Her seher vakti durmadan
Gülistân-ı İstanbul’da şakıyan
Bülbüllerin şehridir İstanbul,bülbüller şehridir..
İstanbul, Avrupa'nın 2010 yılı için dört 'kültür başkenti'nden biri seçildi. Diğer üç kent Essen, Görlitz ve Pecs
Üç imparatorluğa başkentlik, üç semavi dine ev sahipliği yapan kent, bu özelliklerinden dolayı yaşamın sırlarını simgeleyen dört elementle anlatıldı. Toprağı kültürel zenginlik, havayı dini zenginlik ve hoşgörü ortamı, suyu Boğaz ve Haliç, ateşi de modern sanatlar, gençlik ve teknoloji temsil etti.
Tarih: Çrş Arl 06, 2006 12:15 am Mesaj konusu: Avrupa
2010 yılı İstanbul'un kültür başkenti olabilmesi için son şanstı. 2000 yılından beri bu iş için uğraş verenlere teşekkür etmek gerekiyor. Çünkü 2010 yılından sonra AB kriterlerine göre, AB'ye üye olmayan ülkeler bu şanstan yararlanamayacaklar. Şans kelimesini yanlış kullanmadım çünkü 2007'de 1,5 milyon Euroluk bir yardım gelmesi sözkonusu. AB müzakere sürecinde yaşananlar, İstanbul'da gerçekleştirilecek kültür ve sanat alanındaki projelerin denetlenmesinde de geçerli olacak. Yani gözleri üstümüzde olacak. 2010'a 3 sene kaldı umarım alnımızın akıyla çıkarız bu işten. Sonuçta kazanacak olan bizleriz, kendimize kazık atmaya kalkmayız herhalde : )
En son zulal_aydin tarafından Çrş Arl 06, 2006 11:18 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Aksu,yapıma izin veren belediye fen işleri personeli hakkında soruşturma izni vermemişti.Ama Pepe kılıçlarını kuşandı.Seçim öncesi bir şeyler yapmak lazım.
Tarih: Çrş Arl 06, 2006 12:36 pm Mesaj konusu: Avrupa
Milliyet Gazetesi, Acaristanbul haberini büyük puntolarla ve 1. sayfadan vermişti. Acar kelimesini ilk gördüğüm an Acaristan'da ne olmuş böyle 1. sayfada çıkmış haberi diye düşünmüştüm. Gerçi bu düşüncem bir saniyeden fazla sürmedi... Geçen yıl bir arkadaşım Gürcistan'a turist olarak gitmişti. Gidecek başka bir yer bulamadın mı diye 'Acaristan'ın en acar turistine' diye başlayan bir mail atmıştım kendisine. Acaristan'a aşinalığımın hikayesi budur.
Acaristan Artvin'e komşudur, Özerk bir bölgedir. Türklerin güvencesi altındadır.
Acaristanbul ve Acarkent İstanbul ili Beykoz sınırları içerisindedir. Özerk bir bölgedir. Ve ........ güvenceleri altındadır.
Not: O dönemden beri 10 hükümet kurulmuş, 6 da orman bakanı değişmiş. Ancak inşaatlar hep devam etmiş. (Milliyet 28.11.2006)
Ne biçim tezat? Bir tarafta suçlu olduğu iddia edilen bir başkanı koruyan iç işleri bakanı, diğer yanda ormanları koruyacağını iddia eden orman bakanı.Soruşturmayı durduran da devam etttiren de aynı hükümetin üyesi.Bu işte bir tuhaflık var ama.hadi hayırlısı diyelim..
En son ugur77 tarafından Çrş Arl 13, 2006 2:17 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
İstanbul'da yaşadığı tespit edilen ilk insanlar şu anda Pendik ilçesinin bulunduğu yerde yaşamışlar.1965 yılında yapılan araştırmalardan sonra 1986 yılında yapılan kazılarda M.Ö. 5000 li yıllarda kullanıldığı anlaşılan eşyalara rastlanmış. O dönemlerin insanları balıkçılık, tarım ve avcılıkla yaşamlarını devam ettiriyorlarmış. Şu an Kadıköy ilçesi sınırları içerisinde bulunan Fikirtepe'de de aynı dönemlere ait benzer kültürlerin izlerine rastlanmış. İstanbul'un Avrupa yakasına ait en eski buluntular ise (yanlış anımsamıyorsam eğer) Çatalca veya Silivri dolaylarından. Dikkat edilirse kazı tarihleri çok eski değil. Kazı yerleri ise İstanbul'un doğu ve batı sınır bölgelerine ait. Hızlı yapılaşma eskinin izlerini yok etmemiş olsaydı, o günlere ait çok daha fazla tanık olacaktı elimizde.
İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde sergilenen eşyalar arasından en net hatırladığım buluntu ise biz denilen bir alet. Sert şeyleri dikmek için iğnenin geçeceği yeri delmeye yarıyor. Eğri bir çuvaldızı andırıyor ve kemikten yapılmış.
Sergilendiği camekanın içinden şimdinin istanbullularına 7000 yıl öncesinin selamını gönderiyor.
Dolmabahçe Sarayı'nın Mimarı Balyan Ailesi Değilmiş
Dolmabahçe ve Beylerbeyi Sarayı gibi ünlü
Osmanlı saraylarının mimarı, tarih kitaplarında
belirtildiği gibi Ermeni Balyan ailesi değilmiş.
Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar
Fakültesi'nde 13 yıldır Osmanlı mimarisi
üzerinde araştırmalarda bulunan Yard. Doç.
Selman Can, Osmanlı'ya üç kuşak hizmet ettiği
bilinen Balyan ailesinin mimar değil, müteahhit
olduğunu söylüyor. Aileden Senekerim Balyan'ın
eseri olarak gösterilen Bayezit Kulesi, Kirkor
Balyan'a ait olduğu belirtilen Rami Kışlası,
Garabet Balyan'a bağlanan eski Çırağan Sarayı,
Nikoğos Balyan'a mal edilen Ortaköy ve Hırka-i Şerif camileri; Başbakanlık Osmanlı
Arşivleri'ndeki belgelere göre Osmanlı'nın son
başmimarı Seyyid Abdülhalim Efendi'nin
eseriymiş. Selman Can, Dolmabahçe Sarayı'nın
planlarını da o zaman 16 yaşında olan Nikoğos
Balyan'ın çizemeyeceğini, arşivlerin sarayın
planlarını çizen kişi olarak son başmimar Seyyid
Abdülhalim Efendi'yi işaret ettiğini belirtiyor.
18. ve 19. yüzyıllarda yapılan ve tarihe
damgasını vuran Dolmabahçe, Beylerbeyi ve Valide
Sultan sarayları, Aynalıkavak Kasrı, Selimiye
Kışlası ve yapıları, Davutpaşa ve Beyoğlu
Kışlası ve Darphane-i Amire Binası gibi önemli
eserlerde Ermeni Balyan ailesi müteahhit olarak
görev almış. Osmanlı Devleti'nin mimarlık örgütü
Hassa Mimarlar Ocağı'nın kaldırılmasıyla etkin
hale gelen aile, sarayın önemli yapı işlerinin
ihalesini almış ve bu gelenek 3 kuşak devam
etmiş. Serkis Balyan'a Sultan II. Abdülhamid
döneminde 'sermimar-ı devlet' unvanı verilmiş.
Ancak Selman Can'a göre bu paye, en üst düzey
mimar anlamını taşımıyor. Can, Serkis Balyan'ın
saraydaki özel bağlantıları sayesinde bu unvanı
aldığını söylüyor.
Ermeni asıllı kalfaların, Türk mimarları
saraydan uzak tutmaya çalıştığını ve bu sebeple
çeşitli oyunlar oynadığını da iddia eden Selman
Can, son dönem Osmanlı mimarlık teşkilatı
değişiminin bilinmediğine ve gerçek mimarlarının
gün yüzüne çıkmadığına dikkat çekiyor. Can,
Osmanlı arşiv belgelerine dayanarak bazı
yapıların mimarlarını da şöyle açıklıyor:
Mecidiye Kışlası (Taşkışla) Serkis Balyan'ın
değil, İngiliz mimar William James Smith'in;
Yıldız Hamidiye Camii yine Serkis Balyan'ın
değil Rum Nikolaki Kalfa'nın; Sarayburnu
antrepoları, Simon Balyan'ın değil August
Jasmund'un eseri. Hatta bu inşaatlar yapılırken
Serkis Balyan İstanbul'da değil, Fransa'daymış.
Ermeni kalfaların yaptıkları işlerde
yolsuzluklara karıştıkları için 19. yüzyılda
gözden düşmeye başladığını anlatan Yard. Doç.
Selman Can, 'devlet başmimarı' payesi ile
onurlandırılan Serkis Balyan'ın bile büyük
inşaat yolsuzluklarına karıştığını belirtiyor.
Can, 1882 yılında başlatılan ve 4 yılda
tamamlanan bir soruşturma neticesinde Serkis
Balyan'ın, Sultan Abdülaziz ve II. Abdülhamid
döneminde yaptığı yapılardan toplam 300 bin
lirayı aşkın bir meblağı zimmetine geçirdiğini
ve hakkında açılan dava ile tüm mal varlığına el
konulduğunu kaydediyor. Balyan, Ekim 1888'de
sarayın başdoktoru Mavroyani Efendi aracılığı
ile Sultan II. Abdülhamid tarafından affedilmiş.
Serkis Balyan yaptığı inşaatlardan bazıları
çöktüğü için de hapis yatmış. Babası Garabet,
Serkis'in kefaletle serbest kalmasını sağlamış.
Ayrıca ailenin hiçbir ferdinin yabancı
kaynaklarda belirtildiği gibi Ecole des
Beaux-Arts okulunda eğitim almadığı, İstanbul
Teknik Üniversitesi'nden Aygül Ağır'ın
yazışmaları sonucunda ortaya çıkmış. Belgelerde,
Serkis Balyan'ın Ecole des Beaux-Arts'ta okuduğu
söylenen tarihlerde İstanbul'da olduğu bilgileri
de yer alıyormuş.
Ayasofya Müze Müdürü ve tarihçi Dr. Haluk Dursun
da Balyan ailesinin müteahhitliğe daha yakın
olduğunu doğruluyor. Ünlü eserlerin mimarlarının
ortaya çıkarılması gerektiğini söyleyen Dursun,
yıllar sonra bile böyle bir bilgiye
ulaşılmasının tarihî kültür için kazanım
olacağını dile getiriyor. Dursun, sanat
tarihçilerinin ve mimarların bu konu üzerinde
durmasını da istiyor.
(Zaman - Habibe Demircan)
2010 yılı gelmeden, kültür başkenti olmadan evvel düzeltecek ne çok
şey var.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız