Arkadaş O, o boyu ile eleştirirse bende bu boyumla eleştiririm.O ne oyle Boy moy??Eleştiriler bitti şimdi kimin boyu uzun onun tartışmasınımı yapacağız.
Kayıt: Mar 06, 2006 Mesajlar: 70 Nereden: Yeşillikler diyarından
Tarih: Sal Ksm 07, 2006 9:43 am Mesaj konusu:
istanblue ve diğer forum üyeleri 2 gündür foruma yazı yazıyorum. Ve beni böyle kabullenirseniz sevinirim. Ben olabilecek eleştirileri kaldırmasını da bilirim olmadık eleştirilere karşı tepki göstermeyi de bilirim. Ben bu forumu "Nihat Genç"i takip ettiğim için keşfettim.
Ben bu başlığın açılmasını gerektirecek bir durum olmadığına dikkat çektim. Sadece şu konuda hiç şiir yazmadılar dedi. Ne var allah aşkına bunda. Her üye sevmediği birinin her kelimesini didikleyip foruma malzeme çıkarmaya çalışırsa, ne olur bu forumun hali. Düşman kötülemez sözüne de genelleme bazında katılmıyorum. Ben de basın sektörünün içindeyim. Dolayısıyla sana katılabilmem mümküm değil.
Dostum,Peki O şairlerin açlık ile ilgili şiir yazmadı diye onları eleştirmesi doğrumu(eğer senin empati şemanı çizsek).Her söylenen küçük söz,büyük sözlere gebedir.Siz medyanın içindesiniz.Bende medyadaki yazarların içinde.
Kayıt: Mar 06, 2006 Mesajlar: 70 Nereden: Yeşillikler diyarından
Tarih: Sal Ksm 07, 2006 9:56 am Mesaj konusu:
Konu gereği o isimleri vermiş. Başka şairlerden de bahsedebilirdi. O zamanda o şairlerin sempatizanları mı tepki gösterecekti. Bu sadece konu gereği bir isim kullanma. Konuya somut örnek vermek amacıyla yapılmış. Bence bu eleştiri değildir. Medyadaki yazarların içindesiniz ama bu olayda eleştiriyi çözememişsiniz. Ve düşmanlar kötü söylemez gibi bir genelleme yapmanız da anyı sektörde olmamız açısından beni üzdü. (yazdıklarım beni bağlar)
Arkadaşım eğer kendisinin o demeçi verdiği gün izleseydiniz konu gereği yoksa değilmi daha iyi anlayabirdiniz.
Düşmanın seni her zaman över.Yaptığın hatalarda da seni överki bu övgü seni hatalarını görmemen için mükemmel bir düşman stratejisisi.
Neyse uzatmanın meali yok.
Bence eleştirilecek bir tek yanı var Nihat Genç'in: Ağzı bozuk!
Ağzımızı bozmaya bozmaya, tavır koymaya koymaya gelmedik mi zaten ülke olarak bu duruma? Az bile söylüyor. Gerisine katılmıyorum.
(yıllar önceki leman dergisinde .iktirolup gidecekler başlıklı yazısından)
insanoğlunun çektiği acılardan söz eden tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? insanlıktan söz ettiğinizde dişlerini bit kırıyormuş gibi gıcırdatmayan tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? gencecik anne kuzusu çocukların .ötüne jop sokmayı, milli menfaatler gereği diye savunmayan tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? şeref kavramını lüzumlu lüzumsuz her yerde, her konuda kullanan, şeref israfçısı, şeref orospusu, şeref manyağı olmayan tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? tüm halkın kaderini ve insanlığın geleceğini, istikbalini, tek bir partiye, şahsına ve devletin ali menfaatlerine odaklaştırmadan konuşan tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz?
hitler kavgam kitabında ilan eder: “her şey devlet içindir, hiçbir şey devlet dışında ve devlete karşı olamaz”, bu faşist yasaya iman etmeden bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz?
yine hitler kavgam’da şöyle der: “bir insanın değeri, ahmakları kandırma kabiliyeti ile ölçülmelidir!”, bu ilkeye harfiyen riayet etmeden bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? hırsızlık yapmadan, hırsızlara kol kanat germeden, hırsızları genel müdür, milletvekili yapmadan bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? mussolini akdeniz için: “mare nostrum” (bizim deniz) diyordu, kafkasya’ya, balkanlar’a, musul’a “bizim” demeden konuşabilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? (demirel, adriyatikten çin denizi, lafını ettikçe, sırp televizyonunun komik şovmenleri, bu sözleri ekranlarda defalarca yayınlayıp cephelerde bosnalı müslümanları kesmekte olan askerleri böyle ajite ediyordu.)
temel hak ve özgürlükler konusunda tek bir yasa çıkarmış, bir tek milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? aksine, insan hakları, batı’nın bölme parçalama planıdır dememiş bir tek milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? ünlü siyaset bilimci makyavel’in politika, kötüyle daha kötünün arasındaki tercihtir, sözünü, yani kırk katır mı kırk satır mı politikası gütmeyen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? kurtuluş savaşı’nda mustafa kemal’e fevkalade doğru olarak verilen başkumandanlık yetkisine, sivil rejimde de sulanmayan tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? o gün bugün savaş olmadığı halde, başkumandanlık yetkisi gibi dgm’ler, mgk’lar gibi statüler kurulmadan bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz?
halkı siyasetten iğrendirmeden, bireyin kemiklerini kırmadan bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? sivil idareden korkmayan, sivilleri joplatmadan, sivillerin sesini zindanlarda boğmadan bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? (üniversitedeki arkadaşları demirel için, hiç kağıt oyunu oynamazdı diyorlar!” kağıt, top, bilardo gibi oyun oynamayanlar “oyun” açlıklarını işte böyle ülkenin, halkın kaderiyle oynayarak giderirler.) ülkenin kaderiyle, gencecik çocukların, yetimlerin, öksüzlerin, açların, yoksulların hayatlarıyla oynamadan bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz?
durmaksızın kelime-i şahadet getiren imansızlık şüphesi gibi, sabah akşam, gece durmaksızın milliyetçiliği tekrarlamadan, milli menfaatlerden söz etmeden bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? “türk milletinin teminatıyız”, “devletin teminatıyız” gibi, partisini. özellikle kendisini aklına estiği her yerin teminatı saymadan siyaset yapabilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz?
“milli menfaat” bahanesiyle bir toplum yaşamı için olmazsa olmaz kanun teminatını hiçe saymadan bu ülkeyi yönetebilen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz?
vatan bütünlüğünü laf olsun diye yüzyıldır durmaksızın söyleyen, yol ve coğrafya olarak vatan bütünlüğünü, yani demiryolu ve karayolunu yüzyıllarca ihmal edip, mağaralaşmış köylerden kasabalara dahi inememiş insanları, yüzyıl sonra neden geri kaldınız diye, topla tüfekle yok etmeden bu ülkeyi yönetebilmiş tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? demokrasiden korkmadan, medeniyetten korkmadan, insandan korkmadan, ibneye, aydına, kuruma güvenmeden, ülkemizde özerk, bağımsız kurum bırakmadan bu ülkeyi yönetebilmiş tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? (bir zamanlar başbakan şükrü saraçoğlu üniversite için söylemişti: “ne demek, hem onların paralarını biz verelim, hem de bizim aleyhimizde bulunsunlar.” üstelik bugün durum değişti, üniversiteli hocaların paralarını harçlarıyla gençler verdikleri halde, bizim paramızla yiyip içiyorsunuz, yine de bizi eziyorsunuz dediklerinde 19 yıl ceza alıyorlar.)
mahkemeye saygı gösteren, savunma hakkına saygı gösteren tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? (binlerce örnekten sadece ikisi, manisa ve göktepe davalarında, mahkemeyi ve mağdurları koruyan bir küçük demek vermiş tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz?)
milliyetçilik bir kemik ve beyin hastalığıdır!
değil tek bir cinayet, adı cinayetler serisinde geçmeyen tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? arkasında asker, polis ya da devlet memuru, ya da yandaşları olan yüzlerce faili meçhulden sadece bir tekini ortaya çıkarmış tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz?
yüz yirmi yıl önce ziya paşa söylemişti: “asiyabı devleti bir har da olsa döndürür”, türkçesi: “devlet çarkını bir eşek de olsa döndürür.”
şair eşref cevap verir: “döndürür döndürmesine amma anasını .iker de döndürür.”
sanki meclis duvarında burada fuhuş yapılır gibi bir yazı yazıyormuş gibi, herkesin ben ahlaklıyım, ben namusluyum, ben memleketi çok severim demeden… sanki meclis duvarında gizli bir yazı şeklinde, burada vatan satılır gibi bir yazı yazıyormuş gibi, her allahın günü ben vatanımı satmam, ben vatanı çok severim demeden bu ülkeyi yönetebilmiş tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz?
siz hiç, evini, yazlığını, arabasını, bankada yüklü parasını ayarlamadan siyaset hayatını bitirmiş tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz? vatan sevgisi, namus, ahlak, milli menfaat gibi palavralara rağmen, halk bu olmayan malları nasıl satın alıyor? çok basit! türkiye olmayan bir anayasayla yönetilir. ingiltere anayasası dahi yazısızdır, ama vardır, biz, “olmayan anayasasıyla” ülkeyi yönetiriz.
12 eylül anayasası tarihimizin en acımasız anayasası olduğu halde, bununla dahi yetinmeyip, derin devletin, susurluk’un, demirel’in, medyanın, mit’in icadı garip menfaatlerin teamüllerinden oluşmuş “olmayan”, “görünmeyen” anayasanın teamüllerine uymadan bu ülkeyi yönetebilmiş tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz?
halka, çocuklara, insanlara, bahara, bir gün olsun, mutlu musunuz diyebilmiş tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz?
ne güzel söylemiş nazım hikmet: “insan olan vatanını satar mı/suyunu içip ekmeğini yediniz/ insan olan vatanını satar mı?
son elli yıldır halkın oyuyla geldikleri halde, yani meşruiyet sorunları olmadıkları halde, yine halksız demokrasiyi alkışlayıp demokrasiyi zincirleyen kurumlara köpeklik yapmayan, halkın oyunu alıp, halk egemenliği gibi sorunları olmadıkları halde, demokrasiden halkı kovup, ülkeyi meclis dışında bırakan partilere domuzluk yapmamış tek bir milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz?
halksız demokrasi kitabının yazarı duverger söylüyor: “halk yığınları, kendisinin maddi ve manevi çıkarlarının bilincine varmamış olduğu için, holding ve devlet desteğinde siyasal partiler, politik çıkarları gereği, halk yığınlarının oylarını yok eder. bu oyları demokrasi oyunu içinde uçururlar.
yüzlerine bir an olsun baktığınızda, dünya hayat, insan, çocuk, arkadaş, neşe, sevgili coşkusunu ebediyen kaybetme tehlikesi geçirmeyeceğiniz bir tek milliyetçi siyasetçi tanıyor musunuz?
…
yoksul, çaresiz, bilgisiz ve körleştirilmiş bu halkın, bu gençlerin kendilerini modern araçlarla topluma ve kendilerine yararlı kılacak eğitimsel, düşünsel, iktisadi araçlar olmadığı müddetçe bu yığınlar bir yolunu bulup, basitinden, ucuzundan, kurusundan, risksizinden bir şekilde “kendilerini önemli sayma, kendilerini gerçekleştirme” imkanlarını bulacaklardır!
ülkemizde en ucuz, en basit kendini gösterme, kendini topluma ispatlama, kendini önemli sayma yollarının en yaygını, vatan, namus, velhasıl ülkeyi kurtarmaktır!
değersizleştirilen insanların sıkıntısıdır! ahlakı, namusu kurtarmak! kırk televizyon, yüz üniversite, halk kitlelerini çorum’da, çankırı’da, tokat’ta, zihinsel, iktisadi, modern olarak gelişimlerine yardımcı olmadıkları sürece, tarihin bu kısır döngüsü devam edecek! bir amerikan kovboy filmidir bu, yerliler sürüler halinde kaleye saldırır kalabalık ve vahşi kızıldereliler kovboyların mermileri bitinceye dek gönüllü ve kahramanca ölürler. önceki gün özal’ı, dün fazilet’i, bugün mhp’yi alkışlayarak kutlayan medya kovboyları birkaç aya kalmadan bu son süvarileri de kurşunlamaya başlayacaktır.
çakallar, battallar, barbarlar şehri, siyaseti işgal edip, anasını .ikecektir.
ve milliyetçi politikacılar, “halkı değersizleştirme” politikalarını elli yıldır ısrarla sürdürüp, olmayan namusu, olmayan şerefi, olmayan ahlakla, tarlalarımıza girmiş yabani domuzlar gibi, ahlakın, onurun, insanoğluna saygının leşini çıkaracaklardır!...
önceki gün özal’ın, bugün refah’ın, bugün mhp’nin arkasından koşan benim şaşırmış sevgili halkım! avrupası, medyası, bu orospu, çakal siyasetçiler kurban olsunlar senin karakaşına. burada bekliyoruz. beynindeki milli narkozun bitmesi, aptallığın sona ermesini, o milliyetçi siyasetçiler hiç kuşkunuz olmasın .iktirolup gideceklerdir!
bakın büyük şair ne diyor bu puştlara:
insan olan vatanını satar mı
suyunu içip ekmeğini yediniz
dünyada vatandan aziz şey var mı
beyler bu vatana nasıl kıydınız
"ciddi seçim anketleri uzan'ı yüzde beş/altı gösterdi, telaş başladı, önce, herkes gülüyor, geçiyordu, şimdi yüzde onu geçer diyenler var. yüzde üçte mi alamaz, bu da birbuçuk milyon oy yapar. hiç oy almasın, meydanlara yüzbinleri nasıl topladı, bu dahi ciddi bir hezimet. yüzde üçü küçümsemeyin, mhp bu ülkede otuz yıl yüzde bir'le yaşadı, küçük sol partilerin hepsini toplasan yüzde üç ediyor, bir yığın yerden bitme partileri dahi koysan, sollayıp geçiyor. medyanın sağcı yazarları halk üzerine konuşmaya korkuyor. ya cem uzan yüzde onu aşarsa.. yüzde altıya varması dahi türk sağının tüm kalelerini paramparça edecek.
elli yılın iktidarı türk sağı. dünyada en çok gazete televizyon sahibi türk sağı. hürriyet, milliyet, türkiye, zaman, vakit, yeni şafak, yılmaz öztuna, fehmi koru, ali bulaç, taha akyol, şerif mardin, nur vergin, ilber ortaylı, abdurrahim dilipak. bin çeşit.. yüz çeşit tv, dergi. türk sağının doğrudan siyaset yapan yüzlerce holdingi var. hepsinin iddiası nedir? türk halkı geleneklerine ve inançlarına bağlı olduğu için sağı tercih ediyor. türk halkının sağlam manevi gelenekleri, sağlam muhafazakarlığı var.
bu yazarların hepsi elli yıldır plevne'den çıkmam diyen gaziosmanpaşa oldu. sağcılığı öyle sıktılar ki, sonunda boku çıktı. bu halkı elli yıldır ahırda yatırıp, düşünde padişah gördürttüler. ne diyelim. köylümüz akıllı insanlar için, aklı öküz mayısı gibi katmer katmer, der. katmer katmer türk sağının cazgır yazarları. bir milyonun üstünde makale. bu köşe yazarları, cem uzan ağızlarına ot uzatsın, uzan'ın seçmenini de hemen inançlı, kararlı, yüksek seciyeli türk milleti yapıverirler. halk, sinekleşmiş, cem uzan'ı pekmez sanıyor. yüzleri yoksulluktan hamsi kadar incelmiş kitleler zarıl zarıl ağlayarak cem uzan'a sarılıyor, içler acısı.
türk sağı için elli yıl ne kolaydı, eğdiler dalı, aldılar gülü. yani, dört dönüm bostan, yan gel osman. ne bereketli sağ seçmendi o, denize düştüler, götleriyle balık tuttular. şimdi sağcılığın dalağı şişti. aleme paşa gelmişler gibi cakaları bitmedi. hepsi zırvadan efendi, bey, bankacı, holding sahibi beyfendi oldu. çökelek gibi çöktüler iktidara. sağcı işadamlarını, aydın doğan'ları, enver örenleri, holdingleri... boku dökülmesin diye köpekleri götünden yediler. bu cahil halkın gözü önünde elli yıldır müteahhitlerle karı koca her gece helva yapıp yediler. bu halkı gavur diye öldürdüler, şehit diye kaldırdılar. bu halkın elli yıl ekmeğini yediler bir kere kılıcını sallamadılar. şimdi meydana yeni bir pehlivan çıktı cem uzan. ne yapsın halk, aç kuşlar gibi, neden şimdi sürüsüyle uçmuyor...
bomboş konuştunuz elli yıl bomboş, ne gelenekmiş, ne inançmış, ne çevre, ne merkez, ne yorumlarmış öyle, bu laflarla köşelerinizde ceplerinize milyarlar indirdiniz. işte büyük türk milletiniz, işte ahlak sahibi halkınız, işte devletine, değerlerine bağlı insanlarınız, neden cem uzan'ın peşinde. dilinizi yuttunuz, konuşmaya laf bulamıyorsunuz. sebebini ben söyleyeyim, bu halk, köpek bokuna bile muhtaç, o yüzden. ne yapsınlar cem uzan'dan daha iyi sağcı lider mi bulacaklar, bin devesi var, bin kesesi var. her seçim dönemi puştluğuyla barajı geçen anap'tan daha çok puştlukları var! üstelik adam çok ciddi, miting meydanlarını süslüyor, kuzu çeviriyor, şarkılar, törenler, marşlar, tam bir eski türk şöleni. öyle sizin gibi arabadan soğan indirir gibi seçim mitingi yapmıyor. ah benim zavallı halkım. anadolu'da bir laf vardır, ak yarak kara yarak, hepsi sana mı gerek. ne yapsın halk, önüne gelene ağa diyor, belki yağı bulaşır diye. cem uzan gibi dişlisini, sertini de bulamaz.. cem uzan, aha şeytan, aha meydan deyip daldı anadolu'ya.. hani sağcı hassasiyet taşıyan halkınız. gavur gelip meydanlarda helva, pilav dağıtsa hepinizden çok oy alır. söyleyecek laf bulamıyor, mhp'den sökülen lümpen kitleler demeye çalışıyorlar. anneler, babalar, ihtiyardan lümpen kitle mi olur. yetmişinde hala lümpense bu halk, yazık yazık elli yıldır üfürdüğünüz sosyolojik tahlillerinize. tabi alıştınız. siz hergün muhtarın kızını düzdünüz birşey diyen çıkmadı. gariban halk eşeğe dolansa, peşine jandarma gönderdiniz. devlet bahçeli bey de çok kızgın, uzan için: "iki şarkı arasında iki lafla olmaz" diyor. hani kedinin önünden ciğeri alırsın, tırmalar, o hesap. otuz yıl siz tek bir sloganın arkasına "ölürem türkiyem"i koyup, yüzde otuzu nasıl aldınız, boş konuşuyorsunuz, boş. yahnici bey de "uzan oy alsın ülkeyi terkederim" diyor. şükürler olsun şimdi onlara söylenecek "ya sev, ya terket". yıllardır diyanet'in bütçesi nerdeyse, bayındırlık bakanlığı'ndan büyüktü, neden türkiye, sağcı, inançlı seçmen yetiştirsin, siz iktidarda kalın. sıçtığımın sağcıları, gördünüz mü inançlı halkınızı. bu zırıl zırıl cahil, aç halkı, milli eğitimle, diyanetle, yüzlerce gazete ve tv'yle büyüten sizin marifetli yazarlarınız. onlar için halk nedir ki, kılsın namazını, tutsun orucunu, sonra boğazı kırk düğüm sussun, otursun! işte sağcılık böyle, kokar mokar ama, tüm bu yazarları tok tutar! sokma akıl kırk adım gider, siz kırk yıldır gidiyorsunuz. artık hesap zamanı geldi, köpeğin yiğidi leş başında belli olur! 3 kasım'da mhp, dyp, anap baraj altında kalıyor, ülkemizde halka küfretme sırası nihayet ve çok şükür şimdi sağcılara geliyor!
cem uzan meydanlarda etli pilav veriyor diye eleştiriyorlar, yıllarca makarna, mercimek dağıtan siz değil misiniz, gözümle gördüm, eyüp aşık karadeniz köylerinde para dağıtıyor. uzan şarkıcıları miting meydanına çıkartıyor diye eleştiriliyor, yıllarca en orospu sanatçıları değil sahneye çıkartmak, milletvekile adayı gösteren çıkartan siz değil misiniz? uzan milyon dolarlarını harcıyormuş, yıllarca milyon dolar uzatanı milletvekili yapan siz değil misiniz?
allah'tan korkmaz, kuldan utanmazlar, seçim meydanına yağmur bile yağsa, allah'ın bereketiyle geldik deyip, allah'ın yağmurunu bile partinizin promosyonu gibi dağıtan sizler değil misiniz? üstelik cem uzan yakışıklı, yıllardır sarışın güzel tansu'ya oy verenler, şimdi bu yunan heykeli gibi oğlana neden oy vermesin.üstelik cem uzan risk alıyor, meydana kendisi atlıyor, sizin gibi, o liderin bu partinin etekleri altına sığınmıyor. cem uzan meydanlarda önceden hazır laflar ediyormuş. yıllardır seçim meydanlarında milyonlarca pot kırıp, gafların allah'ını yapıp, fıkralara geçen siz değil misiniz? cem uzan inanmadığı halde allah, vatan diyormuş.. ulan terbiyesizler, uzan, elli yıl daha allah dese, sizinle yarışabilir mi? yıllardır islam diye cin yediniz, yıllardır bayrak, vatan diye meydanlarda şeytan duası okudunuz. kimi kandırıyorsunuz, bu bostanda hıyarlar, kim hoşt dese ona uyar."
Üstad, belki şiirlerinde "garibim, fukarayım, açım, bir dilim ekmek, Afrika'da ki aç çocuklar, Doğu'da ki açlarımız, bre hey toklar, önümde bir kuru ekmek, acımdan ölüyorum, gözüm aç, aç gözlü vs." vb. gibi cümleler, kelimeler, cümlecikler kullanmadı ama kimsenin, Üstad'a "tok bir mideyle, açlık üzerine şiir yazmadı" gibi bir gevelemede bulunmasına da hakkı yok.
Ey Üstad okuyanlar, Üstad açtı. Tok mideyle, açlık gösterileri yapanlardan kat kat açtı. Midesini, davasına karıştırmayacak kadar açtı. Davasına açtı; İslamî nizama açtı; kalabalıkların akın akın o liba altında toplanacak olan kutlu güne açtı; gençliğin, numune numune fışkırıp, ardılı nesili yoğuracak bir dünya görüşüne sahip olacak o asra açtı; Asr-ı Saadet'e açtı ve ki ölmeden ölmeye açtı.
Karın açlığı bir kuru ekmek saltanatı...
Ya Üstad'ın açlığı?
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız