Tarih: Sal Şub 05, 2008 1:10 am Mesaj konusu: ben senin..
Ben senin, birlikte yaşlanabilecek kadar bana güvenmeni sevdim...
Yaratıcılığımı yıpratan kuşkularını.
İçkime zehir katıp, bardağı senin içmeni.
Hayata kazan kaldırmanı.
Sevgiyi ifade etme zorluğunu.
Ağaç gibi ayakta duruşunu, kuruşu kuruşuna yaptığın hesapları sevdim.
Ben senin giderken, kapıları dönüşüne açık bırakmanı...
Gülüşüne kattığın hınzırlığı.
Kurabiye tarifine beni katmanı.
Alttan almayı beceremeyen üstünlüğünü.
Her başlayışında "Bu son" deyişini, beni toplarken gösterdiğin sabrı, odamı toplarken göstermeyişini sevdim.
Ben senin, gençliğinden çaldığın fotoğraflarla, bana yakalanmanı sevdim.
Anıların tavan arasında gezintiye çıktığımızda, eski defterleri karıştırmanı.
Beni hatıralarla barıştırırken, usulca darılmanı.
Hıdrellez akşamları karınca duasına çıkmanı...
Seyahate çıkarken arkamdan döktüğün yarım bardak suyu...
Yanağıma kondurduğun peşin öpücüğün, kredi kartının taksiti olduğunu inkar etmeyişini sevdim.
Ben senin, iğneyi ipliğe geçiremeyen ihtiyarlığını sevdim.
Koltuk kumaşlarının deseninde gösterdiğin inadı, tatile gitmek için göstermeyişini.
Konuştuğun herkese beni anlatmanı.
Gergin olduğumda, hata üstüne hata yapmanı.
Dünyanın anasını satmanı...
Mal varlığına beni katmamanı sevdim.
Ben senin, ölümden sonraki hayata beni çağırmanı...
Ben senin, her sabah beni yeniden doğurmanı sevdim
Ben senin her yaz sonunda, saatini gelecek yazın hayallerine kurmanı sevdim.
Tezgahlardaki balıklara dokunurken, balık tutmaktaki acemiliğimi yüzüme vurmanı...
Adres sormanı gurbet kuşlarına...
Ben senin, dostların için güneşi bile ikiye bölmeni...
Yetim bir çocuk hüznü taşıyan düşlerini...
Ben senin, bana uyandığın sabahlardaki mahmur gülüşlerini sevdim.
Ben senin, mevsim normallerinin üzerine çıktığımda, alttan almanı sevdim.
Her sonbaharda hüznü rafa kaldırmanı.
Altyazılı filmlerde yakaladığın tercüme hatalarını...
Uzun yaşamaya hazırlıklı olup, gazetelerdeki ölüm ilanlarında yaşıtlarını arayan telaşını.
Yazını, kışını...
Ben senin, üç günlük hasretimde bile kıyameti koparışını sevdim...
Ben senin, bozuk ampulleri değiştirirken, ayaklarının altına tahta koyup beni tutmanı sevdim.
Kin tutmamanı...
Tanıştığımız günün tüm ayrıntılarını dün gibi hatırlamanı.
Bir sigara yakıp arkana yaslandığın zaman, dünyanın çırasını yakmanı.
Ben senin sokak köpeklerinin gözlerine bakarken, içten içe ağlamanı sevdim.
Ben senin aşkı eskitmeyen yeniliklerini sevdim.
Tahta kaşıkların üzerine yazdığın şiirleri.
Yarım bıraktığın tahsilini.
Yeni tanıdığın insanlar için yaptığın karakter tahlilini...
Hayal kapılarımı kıran gerçeklerini...
Ben senin, ağzına yakışan, yakası açılmadık küfürlerini sevdim.
Ben senin benimle aynı darağacında ölmeyi göze alışını.
Ben senin, ardımdan bakarken, yoksul bakışını sevdim
Ben senin, ateşler içinde yanarken, içindeki yangını gözlerinden düşen damlalarla söndürmeni sevdim.
Çocukluğundan kalan büyülü masalları, kendi gerçeklerine döndürmeni.
Dünyanın başını döndüren hayal gücünü.
Dışa vuran içgüdülerini.
Dünyadaki bütün çocukları merak eden anne duruşunu.
Ben senin, kuruşu kuruşuna vergisini ödediğin acılarını sevdim.
Ben senin siyah beyaz fotoğraflardaki renkli bakışlarını sevdim.
Çiçeksiz balkonlara bakıp iç çekmeni, şarkılardan fal tutmanı, kendini unutmanı Muhayyer Kürdi şarkılarda.
Gözlerinden geçen gemileri benden saklamanı.
Karanfil perisi halini, sana düşmanlık edenlere bile...
Yaz gelince mutfaktan elini eteğini çekmeni.
Ben senin her akşam yemek sofrasında şükretmeni sevdim.
Ben senin susmakla konuşmak arasındaki dalgınlığını sevdim.
Haykıran martılara simit atarken, kendini uçurumlara atma çılgınlığını.
Mağazaları seyretmek için çıktığımız gezintilerindeki tüketici yanını.
Mendil satan çocukların kulaklarına fısıldadığın masum sırlarını.
Ben senin gönül verdiğin takım maç kaybettiğinde, intihar mektubu yazmanı sevdim.
Ben senin ağaran saçlarına aldırmadan, mevsimlerin peşinden koşmanı sevdim.
Kahve fallarında "Bana yol çıktı" diye, seyahate çıkmak için yarattığın bahaneleri.
Üşüyen yanını açığa çıkarmanı gece resimlerinde.
Ben senin kısık sesle başladığın şarkıları, haykıran nağmelerle bitirmeni.
Her doğum gününde yaptığın zafer işaretini.
Günde 24 saat kesintiye uğramayan hasretini...
Ben senin kelebek nefretini sevdim.
Ben seni başkalarına benzemediğin için sevdim.
Bana benzediğin için...
Ben senin kahve fallarında, felaket uykusuna yatan hallerini sevdim.
Pencere kenarındaki çiçekleri sularken, gözlerindeki ıslak yalnızlığı.
Geç kaldığım akşamlarda, cevabını verdiğim anda, beni yeni sorularla karşılamanı.
Kadınsı surlarını.
Ben senin, sahiplendiğim kusurlarını sevdim.
Ben senin, kendine kilitlendiğinde anahtarı paspasın altına bırakmanı sevdim.
Her sinema çıkışında, hırkanı koltukta unutmanı...
Araba kullanırken sigara yakmanı.
İtiraz hakkımı kullandığımda, gemileri yakmanı...
Giderken ardımdan yağmur gibi bakmanı sevdim.
Ben senin çocukluğuna yazdığın mektuplarının içinden kuş çıkartmanı sevdim.
Servis otobüslerindeki çocuklara dil çıkartmanı.
Yüreğinde pankart açmanı, her türlü haksızlıklara.
Ben senin namus kokan düşlerini dokumanı..
Bir kitap gibi beni okumanı sevdim.
Ben senin en acı gerçeklerin içinde bile, hayallere dalışını sevdim...
Yüzündeki sonsuz mutluluğa inat, hüzünlere hamile kalışını...
Hastalık muamelesi yapışını, sivilcelerine bile...
Ben senin, benden firar ederken, menzilimden çıkmayışını sevdim.
Ben senin, her yemekten sonra, "Eyvah kilo aldım" korkusuyla kendini tartılara taşımanı...
Kalan yemekleri deniz kenarındaki martılara taşımanı sevdim.
Unutkan pozlarını, özel günlerdeki...
Sol yanımdaki sıcaklığını.
İliklerine işleyen merhametini...
Ben senin ölüme giderken bile dublör kullanmayan cesaretini sevdim.
Ben senin gözlerindeki sisi..
Ben seninle, sana benzeyen herkesi sevdim.
genelde tam olarak ''bu benim dizelerim''diyemem..
derleme ve deneme aşamasında yazılmış gayri resmi, gayri resmi oldugu kadar da samimi bir paylaşım...hepsi bu..
yani gazete köpürleri biriktirdim sol yanımda.. günü gecmiş satırları ekledim forumun beyaz sayfalarına.. yazdığım her satır adı olmayan yazarların alınteri.. ben sadece o duyguyu paylaştım..itiraf etmem bekleniyor sanırım.. ama üzgünüm hepsi bu..
Aşk deyince hep aynı adam gelip takılıyor gözlerime . Sanki Aşk onun için yaratılmış, Aşık kelimesi de benim için eklenmişti sözlüklere .Murathan Mungan olsa tarif edebilirdi seni "Kısık lambalara benzeyen Gözlerini " ama ben beceremiyorum her zaman oldugu gibi seni anlatmayı.Aşk ey Güzel Aşk.
Bahçeden bana dogru gelişini hatırlıyorum Yedi sene önceydi halbuki bana dün gibi geliyor.Bir elinde sigaran diger elinde arabanın anahtarları.İçinden yükselen bir müzige eşilk edermiş gibi sallana sallana yürürdün. ben bana gelişini izlerdim hep aynı pencereden oysa aşagı inip sana kapıyı açmak gelmezdi aklıma . O anın tadını çıkarmalıydım bana geliyordun ya...Sanki canavarları yenmiş ejdarhanın sırtını yere getirmiş şimdi de beni kurtarmaya geliyordun.İçimde deli bir kız çocugunun sevinci ; Saçlarımı düzeltsem mi yoksa yoklugunda nasıl perişan oldugumu mu görse ? ..Zili çalışın bile o ritüeli hiç bozmazdı hep aynı soguk kanlılık.Korkmazmıydın evde olmayabilirdim kim bilir? 475 km' yi açılmayacak bir kapıyı görmek için gelebilegini düşündün mü hiç.
Vuslat anı .Kapıyı açıyorum. Dikkat et ! ev sahibi , konu komşu görmesin seni .İçeri girişin birbirimize sarılmamız ve kokun ..Sahi sen ne sürüyordun tenine ..Beklemek, günleri tek tek sayarak beklemek ve sonra cuma akşamüstleri senin evimi yüregimi şereflendirmen.
Bir kadını en çok babasına benzeyen aşık edermiş demişti biri , Sahi sana o denli tutulmam babama benzeyişinden mi Yoksa hafızam mı ikinizi birbirinize benzeterek bana oyun oynuyor. Günlerimi saatlerimi dakikalarımı seni bekleyerek geçiyorum ama sen gelince saate yalvarıyorum nolur ilerleme nolur ..Nafile o kadar hızla akıyor ki yelkovan -akrep saate bakmaya korkuyorum . Sensizken Çıldırıyorum Nefes almak mı zor Hasta mı oluyorum yoksa gelip gırtlagımın üstüne oturup nefessiz kalmamı saglayan şey azrail mi ? Peki bu azrail neden sen gelince kayboluyor Kahramanım degilmisin Ejdarhaları canavarları yendigin gibi onun da alsan ya ifadesini...
Ellerimi Ellerinin arasına alıyorsun, Kanım çekiliyor karnımda biri tekmeler savuruyor alnıma yaklaşıyor dudakların daha mevsim kasım oysa bu sıcak nerden geliyor .Çay yaptın mı diye soruyorsun Sorulacak sorumu sevdigim ..Sensizken çay içmeyi bile erteliyorum bilmiyorsun ..mutfaga gidiyorum tepsi içinde hazır bardaklarım zaten , çayı doldurup geliyorum bir kedi gibi dizlerinin dibinde oturuyorum.Varsın dışarda kıyamet kopsun , borsa çöksün, Amerika yeni bir ülkeye bomba yagdırsın hiç biri umurumda degil şimdi .. Ayaklarının dibinde oturuyorum yetiyor ....
En son Aither tarafından Cum Şub 08, 2008 1:11 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Ellerinden utanıyorsun.
Benim umutlu olmaktan utandığım gibi...
Gösterişli bir vitrin gibisin.
Ağladığını bir tek sen biliyorsun
Ağladıkça daha da ışıldıyor sahipsiz güzelliğin.
Bense hep yoldayım. Evim hiç olmadı. Kaçıyorum...
Sahipsiz güzelliğin verdiği acıdan kaçıyorum.
Kaçmaktan kaçıyorum.
Hiçbir şey istemiyorum.
Belki utandığın ellerini sadece...
Ellerin vitrinin dışında, nasıl da masum sıcak.
Alışmamışım mutlu olmaya ben,
Ellerini vitrine koyup, kendimden kaçıyorum.
Laflar hazırladım çokça ama farkettimki istediğim kadar edebiyat yapayım kolay kolay anlatılamayacak bir duygu zira Valery'ninde belirttiği üzre "Güzel olan hiçbir şey hülasa edilemez."
Nereye gidersem, peşin de olan ben miyim? Nereye gidersem peşim de olan sen misin?
Bir zamanlar hata yaptım türünü yanlış anladım. Bu beni rahatlatmıştı; Fani dünyada, ruhani yolculuğuma devam ettim. Sonra özledim seni, nasıl olsa dostum ilan etmiştim. Şöyle bir geleyim selam vereyim istedim. Bir baktım ki mektuplarım yırtılmış, atılmış.
Neden yırttığını düşünürken hala benim seni, senin beni çağırdığımızı düşündüm; Eflatun misali.
Ve gözüme batıra batıra türünün güzel örneklerin den biri olduğunu söylüyorlar. Benim için de öyle söylüyorlar. Bunu hiç bir zaman bir üstünlük olarak görmedim (Şu an bunu yazmaya, beni zorlayana kadar.) Bu bir hediye idi. (Affet beni Allahım)
Büyüğüm senden. Üstelik tecrübem var öyle değil mi? Karşıma çıkıp yedi, sekiz yaş çocuğum diyen sen değil miydin? Git biraz başka yerlerde dolaş dediğini unutuyor muyum? Peki ya arkadaşlarının okudukları mehter marşı? Ben seni affettim de henüz kendimi affedemedim.(Allahım affet bizi)
Efendim? Sesini duyamıyorum? Sobe desene!
Merak ettiğin yere geldim. Gitmemi istiyorsan söyle bana. Dostoyevski"nin Yeraltın dan Notlarında ki düz adam gibi konuş. Dümdüz söyle. Duvara çarptır beni. Ben dayak ta yemek istemiyorum senin gibi. Sadece dövenin pişman olduğunu düşünüyorum, Eflatun misali. Ve çağrıldığımı. Bu yüzden buradayım.
Senin yorgunluğuna üzülmüyor muyum sanıyorsun. İnan ben de çok yorgunum. Bana git de yeter. Kelime oyunları yapma. Delirtme beni! Çok iyi biliyorsun ki şüpheci bir deliyim ben. Sana, seninle yaşatığım aşkı anlatamam. Bu da baskı olur sana. Aşk yoksa git de yeter.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız