Picasso, ölümünün 30'uncu yılında anılıyor. İspanyol olarak doğup, o gerçeği hayatı boyunca yanı sıra taşımış olsa da bir Fransız olarak
ölen bu adama Fransa, kurduğu müzede ve başka mekânlarda düzenlediği sergilerle bir kez daha sahip çıkıyor. Aslında Picasso herkesin malıdır da Fransız kibri onun kendisine ait olduğunu bu yoldan bir kez daha dünyaya hatırlatıyor. Picasso, şu sıralar Paris'teki iki sergiyle anılıyor.
Picasso'nun ne olduğunu anlatmanın öyle kolay bir yolu yok. Bu güçlüğün nedeni Picasso'nun modernizmin bütün koşullarıyla neredeyse teker teker yüzleşmesi, onları özümseyip içine sindirmesi ve bunu 100 yıla yaklaşan ömrü boyunca gelip geçen nesillere de aktarması, hatta 'empoze' etmesi.
Bu, her şeyden önce modernizmin karşımıza çıkardığı 'dâhi sanatçı', daha da ileri giderek söyleyecek olursak, 'Tanrı sanatçı' imgesini onun kimliğinde somutlaştırmasıyla başlayan bir süreç.
Evet, hiç kuşkusuz arkasında Cezanne vardı, o da herkesin ondan doğduğunu açıkça dünyaya ilan ediyordu ama 1907 yılında yaptığı 'Avinyonlu Kızlar' tablosunun daha önce yapılmış hiçbir şeye benzemeyen görüntüsü 'ben yaptım oldu' diyecek Marcel Duchamp'ın tavrını haber veriyordu. Picasso'nun o tablosu gerçekten de ancak 'ben böyle yaparım, herkes de dilediğini söyler' diyebilen bir yaklaşımın sonucuydu. Onun ilk önemini burada aramak gerekir ki, dediğim gibi, o yol sonradan modernizmin en önemli olgularından birisi oldu.
İkincisi, elbette kübizmle getirdikleriydi. Kübizm, değişen bir dünyanın görsel sınırıydı. Görelilik kuramının getirdikleri, Proust'un çaya batırdığı madlen kurabiyesiyle zamanlar arasında çıktığı yolculuk, Bergson felsefesinin katkıları, Freud'un bilincin de göreli olduğunu kanıtlayan yaklaşımları kübizmi bir yerlerden hazırlıyordu. Ama, sanattaki yaratıcılık kuramsal bir şey olmadığı gibi matematik de değil.
Yeni Bir Görsel Anlayış
Picasso, belki de bütün bu gerçeklerden farksız olarak ama sadece Tanrı sanatçıya özgü bir sezişle bütün bunların toplamı olan bir yeni görsel anlayışı ortaya koyuyordu. Kübizm, arkasında 400 yıl olan ve doruğunu Rönesans'ta yakalamış, perspektife dayalı görüntüyü yerle bir ediyordu.
Picasso ve elbette Braque, zamanla kübist anlayışı geliştirdiler. Tuval ölü bir yüzey olamazdı. Olmamalıydı. Tuval yüzeyine çeşitli müdahalelerde bulunmaya başladılar. Artık nesneyi doğrudan doğruya tuvale eklemekten çekinmiyorlardı. Böylece dış dünyayla görsel dünya üst üste çakışmış, iç içe geçmiş oluyordu. Bu, görselliğin sınırlarını her zamankinden daha çok genişletmek demekti.
Bunun ne önemi var sorusunun yanıtını bize o dönemde bu gençleri himayesine alan Gertrude Stein anılarında anlatıyor. Montparnasse Bulvarı'nda yürümektedirler. 2. Dünya Savaşı patlamıştır. Etraf askeri araçlarla doludur. Ansızın arabaların üstündeki çarpık çurpuk, garip boyamalar dikkatini çekince Picasso bunların ne olduğunu sorar. 'Kamuflaj' diye yanıtlayınca Stein, İspanya'dan yeni dönmüş ressam 'Biz' der, 'Kübizmi bulmasaydık bunlar böyle boyanmazdı'. İşte kübizmin getirdiği en basitinden budur ve iş asla orada kalmaz. Daha sonra ortaya çıkan en uç akımlarda bile kübizm kendisini gösterip, alttan alta duyumsatacaktır. Jasper Johns'un süpürgeli tuvalleri, Pop sanatın hamlesi, Boyasal Alan resimlerinin Rothko, Newmann, Noland, Kelly'si yaptıkları temsili olmayan resimlerde bile kübizmle hesaplaşır. Kübizm modadır, mimarlıktır, grafik tasarımdır.
Ondan sonra Picasso'nun kişisel oyunu başlar. Picasso, 1920'lerden sonraki dönemde 'büyük' veya tarihsel önemi olan bir sanatçının niçin o özelliği taşıdığı sorusunu yanıtlamaya çalışmaktadır sanki. Picasso, tarihsel derecede önemli bir sanatçıdır, çünkü iki önemli özelliğini bünyesinde toplamıştır. Öncelikle yeni akımlar yaratan, yeni yöntemler geliştiren, öncü bir sanatçıdır. Fakat onunla kalmamaktadır. Picasso, kendisinin doğrudan yaratıcısı olmadığı akımlara da yönelmiş özgünlüğünü başkalarının etkin olduğu alanlarda da korumuştur.
Picasso'nun ressamlığıyla ilgili olarak değinilecek son konu, işin 'özle' ilişkili yanıdır. Picasso, bütün teknik yeniliğine rağmen resminde daima belli bir 'anlatımı' korumuştur. Resminin izleyenle daima bire bir ilişki kuran bir boyutu söz konusudur. Bir öykü anlatır daima onun resmi. Fakat, deseninden kaynaklanan bir özellikle bu resim de asla 'açık' bir öykülemenin içinde değildir.
Onu bulup çıkarmak izleyene düşecektir. Bir bilmece vardır ama ipuçları bellidir. Bunun en önemli göstergesi de Picasso'nun erotik desenleridir. Özellikle Vuillard Süiti ve ölümünden hemen önce yaptıkları neredeyse eşsiz şeylerdir. Kaldı ki, elini değdiği her şeyi sanat yapıtına dönüştürüyordu. Heykelleri bunu açıkça kanıtlar. Ortada duran nesneler, maddeler sadece onun gördüğü yeni nesnelerin hammaddesiydi. Bu özelliğini sonuna kadar korudu.
Picasso, sanatçının popüler kültürle kaynaşmasının önemini biliyordu. Bunun için özel bir çaba harcamadı ama İspanyol ve Akdeniz kültürünün bir sonucu olan dışadönüklüğü, hayata bağlılığı, yaşama iştahını sonuna kadar korudu. Hayatında daima kadınlar oldu. Yaşamöyküsü onların üstünden yazılıyordu. Halkın daima çok ilgisini çeken bu öyküleri o da daima bütün zenginliğiyle yaşadı.
Herhalde dünya sanat tarihinin daima en çocuk kalan insanıydı. Bir çocuğun sürekli hareketi onda sürekli yaratma eylemi olarak yaşıyordu. Bir çocuğun hayal dünyası onun da gerçeğiydi. Bir çocuğun sürdürdüğü tanıma eylemini o da yaratarak ve sürekli çizerek gerçekleştiriyordu. Kısacası 100 yaşına yakın ölürken hâlâ bir çocuktu. Ama bir gün çocukluğu bitti. Büyüdü. Yeryüzüne korku dolu gözlerle baktı. O gün son resmi sayılabilecek son otoportresini yaptı. Gözlerinde ancak erişkinlerde görülen kaygılar ve kuşkular vardı.
Alman ordularının Guernica kasabasını bombalamasını anlatan "Guernica" adlı eseri, bir olay üzerine, en bilinen eseri olmuştur..
Picasso, bir sergisi sırasında kendisine,
-"Bu resmi siz mi yaptınız?" diye soran bir Alman generaline karşın,
-"Hayır, siz yaptınız" cevabını vermiştir..
Bir gün bir hükümdar, horoz resmi çizdirmek için bir ressam arar. Picasso gelir ve hükümdardan üç ay süre ister. Üç ayın sonunda Picasso tekrar huzurundadır hükümdarın. Elinde boş bir kağıt ve bir kalem vardır sadece. 10–15 saniyede bir horoz resmi çiziverir Picasso… “Madem 10 saniyede yapacaktın, niye üç ay beklettin beni?” diye diklenir hükümdar. Picasso, onu kolundan tuttuğu gibi atölyesine götürür. Bir dolabı açar hükümdarın yanında… Yüzlerce, belki de binlerce eskiz dökülür dolabın raflarından. “İşte” der Picasso, “sizin elinizde tuttuğunuz resim, üç aylık emeğimin sonucudur!”…
Daha çocuk yaştayken, ressam babasının kuş resimlerinin eksik bıraktığı ayaklarını çizmesiyle, babasına resim çizmeyi bıraktrına bir dahidir Picasso... Çizdiği kuşların ayakları neredeyse canlıdır. Babası ondaki dehayı gördükten sonra, bir daha eline fırçayı almamak üzere resmi bırakır.
Anti-faşisttir. Franko faşizmine büyük tepki duymuştur. İspanya Komünist Partisi’ne girer ve ömrünün sonuna kadar korur inançlarını. İspanya iç savaşında, Nazi Almanyasının uçakları Franko faşizmine destek için, Guernica kasabasını bombaladığında, bundan çok etkilenir ve onu tüm dünyaya tanıtacak olan “La Guernica” tablosunu yapar.
Tablosunu bitirmek üzereyken bir Nazi subayı gelir atölyesine, yaptığı resme uzun uzun bakar ve küçümser bakışlarla “Sen mi yaptın bu resmi?” diye sorar subay. Picasso; “Hayır!” der “siz yaptınız!”
Tam 32 yıl oldu Picasso öleli. Guernica’da resmedilen tablo, yapıldığı yıldan bugüne canlılığını koruyor ama Guernica’daki bombaların çok daha korkuncu patlıyor dünya üzerinde. Guernica’daki ölümlerin bin katı, on bin katı yaşanıyor. Guernica’daki acıların çok daha ağırları iz bırakıyor yüreklerde bugün…
Guernica’nın sorumlusu Franko’ydu, Nazilerdi. Tarihte en acımasız, en vahşi diktatörlüklerin finansörleri tekelci burjuvaziydi. Bugün dünya üzerindeki tüm ölümlerin, acıların, yoksullukların, açlığın, katliamların baş sorumlusunun tekeller olduğu gibi. Hitler’i besleyip palazlandıran Krupp ve Thyssen’di. Pinochet’i IBM, Mussolini’yi FIAT tekelleri büyüttü, geliştirdi. Gelmiş geçmiş en büyük faşist diktatörlükleri tekeller kurdu. Tekellerin kasaları gün geçtikçe dolarken, dünya üzerine ölümlerden, acılardan, açlıktan, kandan, vahşetten oluşmuş koca bir karabulut çöreklendi. Bu karabulut hala koruyor varlığını. Çünkü tekeller hala var. Çünkü tekellerin kar hırsı, tarihin en doyumsuz çağını yaşıyor.
Bugünmü?
Guernica’yı hala bombalıyor Naziler. Çoluk çocuk, ihtiyar, kadın demeden katlediyorlar. Ve Picasso hırsla, öfkeyle sallıyor fırçasını tuval üzerinde. Resmediyor yaşanan vahşeti, çekilen acıları… Resim daha tamamlanmadan Sabancı geliyor yanına Picasso’nun… Uzun uzun bakıyor resme… “Siz mi yaptınız bu resmi?” diye soruyor Picasso’ya… Picasso öfke ile haykırıyor yine: “Hayır! Siz yaptınız… Siz yaptınız… Siz yaptınız… Siz yaptınız…”
“Sanat, düşmana karşı savunucu ve saldırıcı bir savaş aracıdır.”
Pablo Picasso
Guernica
26 Nisan 1937'de bir Alman hava filosu, küçük bir Bask kenti olan Guernica'yı üç saat boyunca bombalar. Bombalar tarlalara, çevre tepelere sığınanları bile bulur. Guernica üç saatte kemik yığını olmuştur.
Kısa süre sonra yapılacak Paris Evrensel Sergisindeki İspanyol pavyonunda sergilemek üzere bir resim ister İspanyol Cumhuriyetçiler, Picasso'dan. Ressam 1 Mayısta katliamı gözler önüne sermek için resmini çalışmaya başlar. Haziran 1937'de sekiz tabloluk resim bitmiştir.
Resmin doğal gücü biraz da ismini aldığı şehrin tarihiyle ilgilidir. İspanya kralları savaşırken Vizkaya halklarına saygılı olacaklarına dair yemini Guernica meşesinin gölgesinde ederlerdi. Avrupa savaşa girdikten sonra Guernica'nın bombalanması Nazi barbarlığının simgesi olur. Böylece eser angaje niteliği olmadan doğrudan bir tepki olmuş olur.
Tablonun estetik değerine gelince; iç savaşın bütün trajikliği modern bir anlatımla gerçekleştirilmiştir. Buna uygun olarak siyah, beyaz ve gri hakim renklerdir. Meşaleli kadın; at, boğa ve savaşçı gibi koruyuculuk vasfı olan figürlerin de içinde bulunduğu bir dramı gösterir. Trajedinin bütün unsurları tuvalde parçalanmış şekilde bulunur. Yaşanan acımasızlığın gösterilmesinde kübizmin saydam düzlemleri ve dağınık figürler etkili olmuştur. Her tarafa dağılmış bedenler gergin ve keskin biçimleriyle tuvali daha da dağıtır.
Aslında İspanyol devletinin malı olan Guernica 1939'da New York Modern Sanatlar müzesine konmuştur. Ta ki Franco ölüp İspanya demokratik yönetime kavuşuncaya kadar. Zira Picasso'nun talimatıdır bu bekletiş. Eser 1981'de Madrid'e götürülmüştür. Tablo siyasal ve estetik bildirisiyle yüzyılın en önemli yapıtlarındandır.
"Siyah beyaz felaketimizin bu çok kısa özetini açıklamak için kelimeler aramak boş bir çabadır. Picasso yas mektubumuzu göndermiş bize: Sevdiğimiz her şey ölecek." Michel Leiriz 1937
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız