Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 277 Üye Adayı ve 14 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 Türk Aydının Özellikleri
 Kurgusal Gerçek
 Sıkılmıyor musunuz?
 Askerlik Hatıraları
 Deney Faresi
 YORUMSUZ
 Agit
 yazarken ben
 HAZIR CEVAPLAR
 Magazin
 FİLİSTİNE SES OL...!
 LAY LAY LOM
 Değersizleşme
 GARİPLER MEMLEKETİ
 Tarih Üzerine
 Zen ve Motosiklet Bakım Sanatı: Değerlerin Sorgulanması
 CAN KIRIĞI
 Sahi ne vardı bir de?
 Başlık koyamadım.Bir başlık tavsiye ederseniz sevinirim.
 2009

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
TRT
Sabah
Hürriyet
Milliyet
Radikal
Taraf
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Karakutu.com-Kültür Sanat: Karakutu Forum

Erdem Beyazıt


Erdem Beyazıt
Sayfa 1, 2  Sonraki
 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> insanlar
Yazar Mesaj
madum
Yazar


Kayıt: May 12, 2006
Mesajlar: 270

MesajTarih: Cum Hzr 16, 2006 11:48 pm    Mesaj konusu: Erdem Beyazıt Alıntıyla Cevap Ver

SEBEB EY

Fetih Gemuhluoğlu'nun aziz anısına

Ürpertir tabiat üfleyince rüzgarı derin gök soluğu
Ulu ses dokununca çarka
Düşer ölümün gölgesi eşyaya.

Başlar eşyada hareket kurtulmak için kendinden
Daha öteye geçmek için arınmak gibi elbiseden
Yakalar ölümsüzlüğün sonsuz ipini
Sonra ses olur
Zamanın idrak incisi ses döner döner döner de
Yönelir sebebe
Sebeb ey.

Sesi damarla çizer
Mutlak sözü damarda kanla çizer
Uzar bir göz ağrısının gecesi uçsuz bir nehir gibi
Bir bebeğin ilk hecesi düşer ağzından ansızın ve bulur
Aklı yontan o sonsuz sesi bulur
Sonra toprak sıkışır sıkışır taşar da renk olur tarlada
Güneşin çarpılmış elçisi Van Gogh'la gelir önümüze

Portakalla yayılır karanfilde tutuşur karar kılar denizde
Renk denizde karar kılan ebedi tarla olur
Renk başkaldırırken helezonlar çizerken ses
Som fatih su fetheder tabiatı
Döner döner döğünür eritir dağları yobaz kayaları
Daha der sığmaz kabına yönelir göğe teslim olur
Ve düşerken toprağa çağırır
Sebeb ey.

Her sabah bütün bitkiler iştahlı bir çocuktur
Emer emer emerler toprak anayı
O sultan hazinesi o hep veren sonsuz cömert anayı
Yeşil hayat kırmızı hareket sarı sabır emerler
Ve beyaz iman çizer sesini
Tamamlar kavisini

Sebeb ey.
Başa dön
gece
Forum Yöneticisi


Kayıt: Nov 05, 2005
Mesajlar: 1447

MesajTarih: Pzr Ağu 26, 2007 11:09 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Alıntı:



''Telgrafın tellerini kurşunlamalı''

Öyle değildi bu türkü bilirim

Bir de içime

-Her istasyonda duran sonra tekrar yürüyen-

Bir posta katarı gibi simsiyah dumanlar dökerek

Bazan gelmesi beklenen bazan ansızın çıkagelen

Haberler bilirim mektuplar bilirim.



Gamdan dağlar kurmalıyım

Kayaları kelimeler olan

Kırk ikindi saymalıyım

Kırk gün hüzün boşaltan omuzlarıma saçlarıma

Saçlarının akışını anar anmaz omuzlarından

Baştan ayağa ıslanmalıyım

Gam dağlarına çıkıp naralar atmalıyım.



İçimde kaynayan bir mahşer var

Bu mahşer birde annelerinin kalbinde kaynar

Çünkü onlar yün örerken pencere önlerinde

Ya da çamaşır sererken bahçelerinde

Birden alıverirler kara haberini

Okul dönüşü bir trafik kazasında

Can veren oğullarının.



Bir de gencecik aşıkların yüreklerini bilirim

Bir dolmuşta yorgun şoförler için bestelenmiş

Bir şarkıdan bir kelime düşüverince içlerine

Karanlık sokaklarına dalarak şehirlerin

Beton apartmanların sağır duvarlarını yumruklayan

Ya da melal denizi parkların ıssız yerlerinde

Örneğin Hint Okyanusu gibi derin

İsyanın kapkara sularına dalan.



Nice akşamlar bilirim ki

Karanlığını

Bir millet hastanesinde

Dokuz kişilik kadınlar koğuşu koridorunda

Başını kalorifer borularına gömmüş

Beyaz giysilerinden uykular dökülen tabiplerden

Haber sormaya korkan

Genç kızların yüreğinden almıştır.



Bir de baharlar bilirim

Apartman odalarında büyüyen çocukların bilmediği bilemeyeceği

Anadolu bozkırlarında

İstanbul’dan çıkıp Diyarbekir’e doğru

Tekerleri yamalı asfaltları bir ağustos susuzluğu ile içen

Cesur otobüs pencerelerinden

Bilinçsiz bir baş kayması ile görülen

Evrensel kadınların iki büklüm çapa yaptıkları tarla kenarlarında

Çıplak ayakları yumuşak topraklara batmış ırgat çocuklarının

Bir ellerinde bayat bir ekmeği kemirirken

Diğer ellerinde sarkan yemyeşil bir soğanla gelen.



Yazlar bilirim memleketime özgü

Yiğit köy delikanlılarının

İncir çekirdeği meselelerle birbirlerini kurşunladıkları

Birinin ölü dudaklarından sızan kan daha kurumadan

Üstüne cehennem güneşlerde göğermiş mor sinekler konup kalkan

Diğeri kan ter içinde yayla yollarında

Mavzerinin demirini alnına dayamış

Yüreği susuzluktan bunalan

İçinden mahpushane çeşmeleri akan

Ansızın parlayan keklikleri jandarma baskını sanıp

Apansız silahına davranan

Nice delikanlıların figüranlık yaptığı

Yazlar bilirim memleketime özgü



Güzler bilirim ülkeme dair

Karşılıksız kalmış bir sevda gibi gelir

Kalakalmış bir kıyıda melül ve tenha

Kalbim gibi

Kaybolmuş daracık ceplerinde elleri

Titreyen kenar mahalle çocukları

Bir sıcak somun için, yalın kat bir don için

Dökülürler bulvarlara yapraklar gibi.



Kadınlar bilirim ülkeme ait

Yürekleri Akdeniz gibi geniş, soluğu Afrika gibi sıcak

Göğüsleri Çukurova gibi münbit

Dağ gibi otururlar evlerinde

Limanlar gemileri nasıl beklerse

Öyle beklerler erkeklerini

Yaslandın mı çınar gibidir onlar sardın mı umut gibi.



İsyan şiirleri bilirim sonra

Kelimeler ki tank gibi geçer adamın yüreğinden

Harfler harp düzeni almıştır mısralarında

Kimi bir vurguncuyu gece rüyasında yakalamıştır

Kimi bir soygun sofrasında ışıklı sofralarda

Hırsızın gırtlağına tıkanmıştır.



Müslüman yürekler bilirim daha

Kızdı mı cehennem kesilir sevdi mi cennet

Eller bilirim haşin hoyrat mert

Alınlar görmüşüm ki vatanımın coğrafyasıdır

Her kırışığı sorulacak bir hesabı

Her çizgisi tarihten bir yaprağı anlatır.



Bütün bunların üstüne

Hepsinin üstüne sevda sözleri söylemeliyim

Vatanım milletim tüm insanlar kardeşlerim

Sonra sen gelmelisin dilimin ucuna adın gelmeli

Adın kurtuluştur ama söylememeliyim

Can kuşum, umudum, canım sevgilim.

Başa dön
fadim
Forum Admin


Kayıt: May 27, 2006
Mesajlar: 2876

MesajTarih: Cmt Tem 05, 2008 11:31 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

"Edebiyat dünyası Erdem Bayazıt'ı kaybetti


Modern Türk şiirinin gür sesli şairlerinden Erdem Bayazıt, dün İstanbul'da vefat etti. En çok bilinen şiirlerinden birinde dediği gibi, 'ölümsüzlüğü tattı'.



Uzun süredir kanser tedavisi gören şairin sağlık durumu son zamanlarda iyileşmeye durmuş, bu da dostlarını umutlandırmıştı. Bayazıt bugün, saat 19.00'da aramızdan ayrıldı. Cenazesi, yarın ikindi namazını müteakip Eyüp Sultan Camii'nden kaldırılacak.

Erdem Bayazıt, 1939 yılında Kahramanmaraş'ta doğdu. İlk ve orta öğrenimini Kahramanmaraş'ta tamamlayan şair, sırasıyla 1953'te İstiklal Ortaokulu'ndan, 1959 yılında ise Kahramanmaraş Lisesi'nden mezun oldu. Aynı yıl kaydolduğu İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde yüksek öğrenimine başlayan şair, tahsiline iki yıl kadar bu üniversitede devam ettikten sonra, 1961 yılında, kaydını devam mecburiyeti olmayan Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne nakleder. Bayazıt, 1963 yılında yüksek öğrenimine ara vererek askere gider. Askerliğini yedek subay öğretmen olarak Burdur iline bağlı Çuvallı Yeşilova köyünde yapan şair, askerden döndüğünde ise tahsil hayatında büyük bir değişikliğe karar verir: Hukuk Fakültesini terk ederek Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümüne kayıt yaptırır. 1971 yılında buradan mezun olan Bayazıt, memuriyet hayatına atılır ve Mezun olduğu Kahramanmaraş Lisesi'nde edebiyat öğretmeni olarak göreve başlar. Daha sonra Kahramanmaraş İl Halk Kütüphanesi'ne müdür olur.

İstanbul Türk Musikisi Devlet Konservatuarı'nın kuruluş günlerinde genel sekreter olarak vazife alan şair, Milli Eğitim Bakanlığı'nda Basın Bürosu Memurluğu, Milli Kütüphane Süreli Yayınlar Şube Müdür Yardımcılığı görevlerinde de bulunmuştur. Erdem Bayazıt daha sonra Sanayi Bakanlığı İnsan Gücü Eğitim Daire Başkan Yardımcılığı görevini yürütürken istifa ederek kurucusu olduğu Akabe Yayınları'nın ve Mavera dergisinin yönetimini üstlenir.

Henüz öğrencilik yıllarında şiir yazmaya başlamış olan Bayazıt, Edebiyat ve Mavera dergilerinin kurucuları arasında yerini alır. İlk şiir kitabı olan "Sebeb Ey" 1972 yılında Edebiyat Yayınları arasında (2. ve 3. baskısı Akabe Yayınları), son şiirleri "Risaleler" adı altında 1987'de Akabe Yayınları arasında çıkmıştır (2. baskı 1989). Bu iki kitap İz Yayınları tarafından "Şiirler" adı altında 1992 yılında bir arada basılmıştır (4. baskı 1998). 1981 yılı Temmuz ayında Ajans 1400 film ekibiyle beraber Afganistan'a doğru yola çıkan şair Pakistan'ın Peşaver kenti başta olmak üzere İran, Hindistan ve Afganistan içlerini gezer. Yaptığı bu iki aylık gezinin izlenimlerini topladığı "İpek yolundan Afganistan'a" adlı eseriyle 1983 yılında Türkiye Yazarlar Birliği Basın Ödülü'nü kazanır.

1984'te Akabe Anonim Şirketi'nin İstanbul'a taşınması kararıyla bu görevini devrederek yeniden memurluğa döner. Devlet Planlama Teşkilatı'na sözleşmeli personel olarak giren şair, daha sonra bu vazifeyi bırakır ve 1987 yılı seçimlerinde Kahramanmaraş'tan milletvekili adayı olur. 30 Kasım 1987 milletvekili seçimlerinde Anavatan Partisi'nden aday olan Bayazıt, Kahramanmaraş milletvekili seçilerek Türkiye Büyük Millet Meclisi 'nin 18. dönem çalışmalarında Milli Eğitim ve Çevre Komisyonlarında görev alır. 1988 yılında Risaleler adlı şiir kitabıyla Türkiye Yazarlar Birliği Şiir Ödülünü kazanır. 1992 seçimlerinde adaylığını koymayan Bayazıt, İstanbul 'a yerleşir. Evli ve dört çocuk babası olan Bayazıt'ın şiir ve yazıları; Açı, Hamle (Kahramanmaraş), Çıkış (Ankara), Yeni İstiklal, Büyük Doğu, Diriliş, Edebiyat, Mavera, Yedi İklim ve Hece dergilerinde yayınlanmıştır.

Yeni Devir, Zaman, Yeni Şafak gazetelerinde ise uzun süre günlük yazılar yayınlamıştır. "


05 Temmuz 2008, Cumartesi / Zaman
Başa dön
fadim
Forum Admin


Kayıt: May 27, 2006
Mesajlar: 2876

MesajTarih: Cmt Tem 05, 2008 11:36 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

ŞEHRİN ÖLÜMÜ



Giriş:

Duvarlar çıkıyor önüme

Şehrin mahpus yüklü duvarları

Hiçbir sır kalmamış ardında hiçbir duvarın

Nereye gitti diyorum benim elbisem nerede

Şehir soyunmuş diyor biri

Şehrin elbisesini çalmışlar

Bütün şehir çöküyor yüzünde bir insanın

Şehir boğuluyor içinde insanların kan gibi bir sesle

Mor bir kabus çöküyor üstümüze

Parkta son ağaç da ölüyor intiharı hatırlatan bir ölümle

Veda çizgisi

Kalabalık toplanıyor büyük meydanlara

------------------------ Aşka veda

İnsanlar geçiyor yollardan

------------------------ İnanca veda

Şehir kapanıyor içine

------------------------ Toprağa veda

Dolaşıyor bir heykelin taştan eli üstlerinde insanların

Kuşlar göç ediyorlar bulutlar göç ediyorlar

Yüzünde son gülümseme kaybolurken çocukların

------------------------ İnsana veda

Bir gezgin adam

Bir adam belki de en çok bir rüzgardır şimdi

Sisli yabancı gölge gibi gezgin bir rüzgar

Şehri bir yabancı gibi dolaşıyor

Şehrin mabetleri bir bir tükeniyor

Başlıyor içinde sonsuz susuzluk

Avuçların içi terliyor.

Kaos

Kirli yollar kapansın sular akmasın deniz

sığmasın kabına

Gün batmasın aydınlatsın yüzlerde

umutsuz mahkumluğu

Makineler çalışsın taşlar yarılsın ortalarından

Anneler ağlamasın çocuklar gülmesin

Gök çöksün toprak başkaldırsın su sussun

Ağaçlar durmasın bütün saatler dursun

Durmasın ulu rüzgar şehri göklere savursun.

Durum

Makinalar bir elin baş parmağını çarmıha geriyorlar

Akıl bir akreptir intihara hazır.

Anı

Bizim ellerimiz vardı şimdi onlar nerede

Kadife gibi okşardık çocuk yüzlerini şimdi onlar nerede

Şehirde evler olurdu sıcak odaları olurdu evlerin

Sığınacak yatakları olurdu bu bizim yatağımız derdik

Bayram günleri donanırdık su gibi yumuşardı

yüreklerimiz

Camilere dolardık tüm olmaya ererdik

Biz vardık şimdi o biz nerede.

Bitiş

O en öksüz köşesine sığındığımız yalnızlığın

Yalnızlığın teselli çiçekleri üstümüze

Göçen son kuşların sedef gagalarından dökülür

Şehir bir mahşer gibi içimizde ölür.
Başa dön
fadim
Forum Admin


Kayıt: May 27, 2006
Mesajlar: 2876

MesajTarih: Cmt Tem 05, 2008 11:37 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

ÖLÜME SAYGI



Ölüm bir melek elinde gelir



Ve öper usulca çocuk yüzleri.

Belki bir gün kurtuluruz

Karıncaların yolunu şaşırtan ince rüzgarlarla

Kaplumbağaların hasret kaldığı derin tepelerde

Çocuk gibi bakalım mavi sulara

Şehirlere bakalım insanlığımızı eskittiğimiz

Sislerden dumanlardan yollara atılan

mısır koçanlarından

Belki tutarız birgün belki kurtarır bizi

Simsiyah saralım bezlerle dağları rüzgarları

Gül bahçeleri ağlasın

Dallarda salınan çocuk salıncakları ağlasın

Kırmızı balonlar bizsiz kaybolsun gökyüzünde.

Haydi sığının şehirlere



Kabuğunuza çekilin yorganınızı çekin üstünüze

Kalsın titrek ve mavi elleriniz

Bekleyin geliyor ölüm usulca

Usulca girer koynunuza.
Başa dön
fadim
Forum Admin


Kayıt: May 27, 2006
Mesajlar: 2876

MesajTarih: Cmt Tem 05, 2008 11:40 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

KENDİ ÖLÜMÜME AİT BİR DENEME



Bir gün öleceğim biliyorum

Bunu her an ölür gibi biliyorum



Anamın yüreğinde bir kor

Ölene dek sönmeyecek bir ateş

Kımıldanıp duracak hep



Karım bomboş bulacak dünyayı

--- Nolurdu birlikte ölseydik, deyip duracak

Oysa insan yalnız ölür

Ama o olmayacak dualarla teselli arayacak



Kızlarımın gırtlaklarında bir düğüm

Bir süre kaçacaklar insanlardan

Boşluğa düşmüş gibi bir duygu içlerinde

Sonunda onlar da kabullenecekler öylesine



Ölümüme en çabuk dostlarım alışacaklar

--- Yaşayıp gidiyorduk yahu

Ne vardı acele edecek!

Diyecekler



Biliyorum yaklaşıyoruz her an

Biliyorum oruçlu doğar insan

Ölümün iftar sofrasına.



Allah rahmet eylesin.
Başa dön
ihvan
Yazar


Kayıt: Feb 03, 2006
Mesajlar: 118

MesajTarih: Pzr Tem 06, 2008 1:08 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

En sevdiğim şiiri:



BULDUM

Bir an kayboldun gibi. Yaşadım kıyameti
Yoruldun ama buldun ey kalbim emaneti

Yeniden su yürüdü dalıma yaprağıma
Bir bakışın can verdi kurumuş toprağıma

Çiçeğe durdu kalbim içtim parmaklarından
Göz çeşmem suya erdi sevda kaynaklarından
Bir aydınlık denizin sonsuz derinliğinde
Yüzüyorum gözünün yeşil serinliğinde

Bir ışık bir kelebek biraz çiçek biraz kuş
Yeni bir ülke yüzün ellerimde kaybolmuş

Soluğum bir kuş gibi uçuyor ellerine
Kapılıp gidiyorum saçının sellerine

Gözlerinden göğüme sayısız yıldız akar
Bir gülüşün içimde binlerce lamba yakar

Bir kurtuluştur o an çağrılsa senin adın
Sesin ne kadar sıcak sesin ne kadar yakın

Tabiat bir bembeyaz gelinlik giymiş gibi
Yüzüme kar yağıyor sanki elinmiş gibi

Sensiz geçen zamanı belli yaşamamışım
Sensizlik bir kuyuymuş onu aşamamışım

Bir yol buldum öteye geçerek gözlerinden
İşte yeni bir dünya peygamber sözlerinden

Ölüm bize ne uzak bize ne yakın ölüm
Ölümsüzlüğü tattık bize ne yapsın ölüm
Başa dön
ceve
Yazar


Kayıt: Mar 27, 2007
Mesajlar: 290

MesajTarih: Pzr Tem 06, 2008 1:26 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Susmanın kalesine sığınıyorum
Önümde karanlıktan duvarlar
Sırtımda insan yüklü bir gök var.


Allah ganî ganî rahmet etsin.
Başa dön
gece
Forum Yöneticisi


Kayıt: Nov 05, 2005
Mesajlar: 1447

MesajTarih: Pzr Tem 06, 2008 9:33 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Allah rahmet eylesn.....

şair duruşu nedir ilk O'nda görmüştüm.....
Başa dön
Poe
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 25, 2005
Mesajlar: 2195
Nereden: Çevre'den

MesajTarih: Pzr Tem 06, 2008 12:41 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

İnna lillahi ve inna ileyhi raciun. (Bakara 156)
(Şüphesiz Allah'tan geldik, yine O'na döneceğiz.)
Başa dön
yasemin111
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jul 31, 2007
Mesajlar: 754
Nereden: ...

MesajTarih: Pzr Tem 06, 2008 1:30 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Ara Çağrı

Sen bir taze haber gibi gelmiştin unutmadım
Her gelişin bir taze haberdi, unutmadım
Aşktı alıp verilen, altın bir vakitti yaşadığımız
Bir muştuyu algılamanın sürekli gerilimiydi sanki, unutmadım
Can oynardı evlerde, yollarda, meydanlarda
Can alınıp can verilirdi, hiç unutmadım
Sen uyurdun, uykun bir tepeden seyredilen uçsuz bir vadi
Kıyısından seyredilen bir denizdi sanki, unutmadım
Ah sevgili! hayat görünürdü kapından bir çırpınış yüreklerimizde
Sen evinden çıktığında güneşler doğardı içimizde, unutmadım
Toprağa düşen tohum, onda gizlenen renk, şekil, koku
Senin için biçimlenirdi, renklenirdi, kokardı senin için, unutmadım
Ebedi masum çocuklar zamanın solmayan çiçekleri
İstemişlerdi de ezan okumuştu Bilal bir sabah, unutmadım
O dirildi, o dirildi diye birden çalkalanan sokaklar
Ölüm ki sonsuza açılan bir kapıydı, hiç unutmadım
Ey aşk, ey dirilik soluğu, ey evrenin hareket kaynağı,
Nasıl unuturum, nasıl unuturum, hiç unutmadım!..

*

Allah rahmet eylesin.
Başa dön
kumsaati
Yazar


Kayıt: Mar 04, 2007
Mesajlar: 328
Nereden: Çöl...

MesajTarih: Pzr Tem 06, 2008 1:49 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

ÖLDÜ...
Allah kabul etsin ölümünü ve ölümden önceki söylemlerini.
-Amin-
Başa dön
sabandal
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 25, 2006
Mesajlar: 764

MesajTarih: Pzr Tem 06, 2008 1:58 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

ALLAH MEKANINI CENNET EYLESİN.
(AMİN)
Başa dön
platnumturk
Yeni Üye


Kayıt: Aug 08, 2007
Mesajlar: 72

MesajTarih: Sal Tem 15, 2008 11:15 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Kuş Sayfaları

Bir tren atılır kurşun gibi geceye

Demir gibi gök yüklü tren karanlığın ürpertisine girerken

Ötede kuşlar derlenir ana olurken bir gün doğumuna

Kent horozlarla uyanır sularla gerinir zamana

geçerken ezanla

Sayfalar sayfa olurken Kuran'la

Bir kuş yağmuru boşanır bilmediğim bir yerden

Bir boranın patladığı bir yerden
Başa dön
fadim
Forum Admin


Kayıt: May 27, 2006
Mesajlar: 2876

MesajTarih: Cum Tem 18, 2008 8:10 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

"
Sebep ey sebep ey sebep ey sebep ey sebep


Her nefs ölümü tadacaktır. Böyle buyurur Kur'an. Ölen nefstir, can değil. Çünkü "ölür ise ten ölür, canlar ölesi değil…"

Can olmak için de, her şeyden evvel, hangi sebepten dolayı bu fani dünyada yaşanıldığını fehmetmek gerek.

"Ana ve Oğlu" filminde Alexandr Sokurov, Aleksei Ananishnov'u şöyle konuşturur:

"İnsan birçok sebepten dolayı ölür ama hangi sebepten dolayı yaşadığını bilmez…"

Yaşamaya sebep olan, yaşamın sebebi bilinmeden, yaşanan hayat, kaçak bir hayattır.

Kaçak hayatların kurduğu şehirler kaçak şehirlerdir…

Kaçak şehir insanının kurduğu medeniyet kaçak medeniyettir…

Kaçak medeniyetlerin de ölümün karşısında kaçıştan başka sunabileceği hiçbir şey yoktur.

Ölümden, mukadderattan kaçan bir medeniyet Jupiter'de topaç çevirse, Mars'ta "devremülk" yapıp satsa da durum değişmez.

Kaçış kaçıştır…

Cemil Meriç üstadımızın dediği gibi, "Kaçış daima zelilhanedir."

Kemal Tahir'in bir idam mahkumu ile yüzleşmesini Ayşe Şasa'dan nakleden, Akif Emre'ye kulak vermenin tam vaktidir:

"Kemal Tahir hapiste iken, bir idam mahkûmunun hücresine gelerek son gecesini birlikte geçirmesi istenir. Etkileyici kişiliği, sohbeti, birikimiyle idam mahkûmunun son saatlerinde teselli edeceği düşünülmüş olmalı.

Adam iki ya da dört rekat namaz kıldıktan sonra oturuyor. 'Şimdi' diyor Kemal Tahir, 'Konuşmamız gerekiyor. Sabaha bu adam idam edilecek. Konuşacak konu ararken birden farkediyorum ki, bu dünyada bütün konuşmalar geleceğe aittir; geleceği olmayan bir adamla konuşacak bir şey yoktur.' Ve böylece bir türlü laf bulup konuşamıyor birkaç saat sonra asılacak idam mahkumuyla..."

Akif Emre buradan şöyle bir hükme varır:

"Bütün bildikleriniz, sahip olduğunuz birikiminiz, elde ettiğiniz ilim birkaç saat sonra hayata veda edecek birine söyleyecek bir şey bulamıyorsa, o bilginin hayata ve insanlığın yarınına dair söyleyecek ne mesajı olabilir? Bu ince çizgi iki farklı varlık tasavvurunun, iki farklı medeniyetin ayrışma noktasıdır aslında…"

Ölüm karşısında susmak zorunda kalan, mavera hakkında sadra şifa tek sözü olmayan medeniyete karşı…

Mavera'nın yedi güzel adamından biri…

Bütün kaçışlara başkaldırırcasına…

Gür ve gümrah sesiyle…

"Sebep Ey" diyerek başlamıştı söze:

"Ürpertir tabiat üfleyince rüzgarı derin gök soluğu

Ulu ses dokununca çarka

Düşer ölümün gölgesi eşyaya.

Başlar eşyada hareket kurtulmak için kendinden

Daha öteye geçmek için arınmak gibi elbiseden

Yakalar ölümsüzlüğün sonsuz ipini

Sonra ses olur

Zamanın idrak incisi ses döner döner döner de

Yönelir sebebe

Sebeb ey."

İlk gençlik dönemimizden itibaren hiçbir zaman başucumuzdan ayırmadığımız "Sebep Ey" şairi, yıllar sonra kaleme aldığı "Ölüm Rubaisi"nde şöyle sürdürür sözünü:

"Okuyorum hayatı

Toprağın üstünden çok

Altındakilerle var olduğunu

Toprak

Ölüme aç

Ölüme muhtaç

Hayat

Ölüm muhakkak

Ve ölüm mutlak

Tek kapısıdır ölümsüzlüğün

Ölümle tanıştıktan sonra anladım

Sadece bir kimlik belgesi olduğunu yaşamanın…"

İçinde bulunduğu öncü kuşakla birlikte, bizim için yaşanmaya değer hayatın sözcüsüydü Erdem abi…

"Beton duvarlar arasında bir çiçek açtı

Siz kahramanısınız çelik dişliler arasında direnen insanlığın

Saçlarınız ızdırap denizinde bir tutam başak

Elleriniz kök salmış ağacıdır zamana

O inanmışlar çağının…"

Minnet ve rahmetle…"


Salih Tuna/ Yeni Şafak/ 8 Temmuz 2008
Başa dön
Mesajları göster:    Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> insanlar Tüm saatler GMT +2 Saat
Sayfa 1, 2  Sonraki
1. sayfa (Toplam 2 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Benzer Başlıklar
Başlık Yazar Forum Cevaplar Tarih
Bu başlık kilitlenmiştir, cevap yazamaz ya da mesajları değiştiremezsiniz AFFETMEK ERDEM MİDİR? baskabiri Okur Adayları İçin 26 Prş Hzr 22, 2006 11:34 am
Yeni mesaj yok ERDEM BEYAZIT mehmetfatihekici Şairler ve Şiirleri 2 Çrş Şub 15, 2006 8:19 am
Yeni mesaj yok erdem nedir? Misafir Psikoloji 6 Cum Ekm 14, 2005 11:12 pm

 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke