Son on yıldan beri Alevilik üzerine çok şeyler yazılıp çizildi. Bu süreç içerisinde yoğun bir tartışmanın odak noktası haline gelen Alevilik, hemen hemen hiç gündemden düşmeden bütün yoğunluğuyla sürüp bugünlere geldi. Aleviler yeni dünyanın eforuyla karşılaşırken, o güne kadar karşılaşmadığı yep yeni sorunlarla da yüz yüze geleceklerdi. Sosyo- ekonomik ve siyasal sorunların dışında kimlik tanımıyla da ilgili sorunlar yaşamaktadır. Çoğu zaman Alevi kimliği tanımlanırken İslamiyetle olan münasebeti temel alınmaktadır. Alevilerin gündeminde yer alan konuları sıralarsak söylemek istediğimiz daha iyi anlaşılır Alevilik İslamın içinde mi, dışında mı? Ali’siz Alevilik mümkün müdür?Alevilik ateizm midir? Alevilik İslamın özü müdür? Vs. vs.
Elbette bunlar aşılamaz türden tartışmalar değildir.Yazımızın bu bölümünde ancak şu kadarını söylemekle yetineceğiz. Aleviler var olduğu sürece Alevilikle ilgili tartışmalar devam edecektir. Çünkü onun kaynakları çağlar ötesi bir zamana ve mekana uzanır. Bu yüzden tamamen aydınlatılması için yüzyıllar gerekmektedir. Öze Dönüş, Yeniden Yapılanma gibi kavramlar tartışılmakta, içinde bulunulan kısır döngüden bir çıkış yolunun arandığı da gözlemlenmektedir. Biz bu sürece tartışmalar süreci diyoruz. Ancak, henüz onun derinliğinde kulaç atacak büyük bir şahsiyetler ortada görükmemektedir.
Ama biz yine de yeniden yapılanmaya hizmet ettiği için bu tartışma sürecine dolaylı da olsa katkıda bulunmak istiyoruz. Alevilik gibi ele avuca sığmayan bir olguyu kısa bir yazıda ifade etmek elbette mümkün değildir. Ancak, Aleviliğin sosyolojik, tarihsel, inançsal ve kültürel çehresini özet mahiyetinde de olsa çizmekle yetineceğiz.
Alevilik gibi çağlar boyu çeşitli toplumsal olgular ışığında daima köklü bir dönüşümden geçerek bu günlere gelmiş bir inancı bütün boyutlarıyla kavramak için, bize göre, onu şu üç evreye ayırarak incelemek gerekir. Bu evreler sırasıyla şunlardır. Mayalanma evresi, Oluşum (şekilalış evresi) ve günümüzdeki Çözülüş evresi. Bize göre Aleviliğin Yeniden yapılanmasının ve yeni boyutlar kazanmasının ipuçları Mayalanma Evresi diye tanımladığımız ilk evrede mevcuttur. Şimdi sırasıyla bu evreleri inceleyelim.
1. Mayalanma Evresi
Bu evre ilişkiler ve kaynaklar bakımından oldukça zengin bir dönemdir.Orta Asya, Yakın Doğu ve İran sürekli bir çalkantı içerisindedir. Göç dalgaları ve bu toplumsal dalgalanmaların yarattığı yeni sosyo ekonomik koşullar iktidarların da sürekli el değiştirmelerine yol açıyordu. Egemenlerin uyguladığı ağır vergilendirmeler, talan ve yakıp yıkmalar insanları bezdirmekteydi. Bu ardı arkası gelmeyen göçler çeşitli millet ve kavimlerin, boyların kaynayıp karışmasına, bir kültür ve inanç kanalına dönüşmesine yolaçtı.
Uzak Doğunun köklü ve yerleşik inacı olan Budizm aracılığıyla reenkarnasyon-ruhgöçü, nirvana, karma , mükemmel insan gibi insanı mistik dünyanın içine yerleştiren inançlar yayılırken, Zerdüşlük ve Maniheizmin gibi İrani dinler aracılığıyla da ışığın ve aydınlığın kutsal olduğu inancı kitleleri etkilemekteydi. Batı da ve Anadolu’da ise Antik Çağ Yunan felsefesinin etkileri hakimdi. Özellikle Platon’un ve yeni platoncu akımın öncüsü olan Plotonius’un evren insan ve Yaratan hakkındaki felsefi düşünceleri Hristiyanlık eliyle Anadolu insanını etkileyen önemli kaynaklardır. İlk çağ doğa filozoflarının evrendeki bütün varlıkların su, ateş, yel ve topraktan meydana geldiği, evrenin bir başlangıcı ve sonu olmadığı, herşeyin sonsuz bir devir daim içerisinde olduğu düşüncesi Anadolu insanını etkilemiştir.
Orta Asyadan İran- Horasan üzeri Anadoluya akan göç dalgaları kısa sürede Bizans surlarını yıkarak Anadoluyu yeni yurtlak haline getirdi. Bu göçler uzun bir zaman dilimine yayılır ve Orta-Asyadan kopan büyük kitleler yanlarında inanç önderleri konumunda olan ve topluluğun toplumsal, ahlaki ve inançsal ihtiyaçlarına cevap veren dedeler, babalar, dervişler, şamanlarla birlikte gelirler.
Anadolu’ya gelen bu kitleler zaman içerisinde Anadolunun yerleşik halklarıyla kaynayıp karışarak, hem Anadoluya sosyal ve kültürel açıdan yeni bir çehre kazandırır, hem de süreç içerisinde Anadolulaşırlar.
Anadolu göçler öncesi Hristiyanların yaşadığı bir coğrafyaydı. Hititler, Lidyalılar, Frikyalılar, Urartular ve Bizanslar gibi köklü kültür ve medeniyetelerin izlerini taşımaktaydı. Şarabın, buğday başağının, ateşin, suyun, kısacası bütün doğanın ve doğadaki canlıların kutsallığına inanırlardi.
Anadoluda göçlerden sonra kurulan ilk devlet Selçuklu devleti olmuştur. Kısa sürede Anadoluda genişlemeye başlayan Selçuklu devleti, kırsal alanlarda yaşayan halk zümreleri üzerinde sömürü ve baskıyı yavaş yavaş artırmakta ve bir yandan da Arap ve Fars kültürünün etkisi altına girmekteydi. Merkezi devletle kırsal arasındaki çelişkilerin yoğunlaşması sonucu 1239-1240 yılları arasında bütün Anadoluyu saran bir halk hareketi patlak verdi. Bu hareketin öncüleri baba İlyas ve baba İshak adında iki derviştir. Babaların önderlik ettiği bu ayaklanmaya yüzbinlerce Türkmen ve diğer alt tabakadaki ezilen zümrelerden insanlar katılmış ve Selçukluya zor anlar yaşatmışlardır. Bu ayaklanma sonunda kanla bastırılmış ve önderlerinin yanısıra binlerce derviş ve baba idam edilmişlerdir. Bu dönem Aleviliğin yavaş yavaş mayalanmaya başladığı dönemdir.
Daha önce göçler dolayısıyla doğu Türkistan ve İran’da sufiler kanalıyla İslamiyetin batını yorumuyla tanışmış olan bu insanlar, daha evvelki dinsel tecrübe ve gelenekleriyle bu yeni dinin bir sentezini yaparak Anadolu Aleviliğinin temellerini atarlar. Lokman Parende, Hacı Bektaşi Veli, Sarı Saltık, Ahi Evren,Kaygusuz Abdal, Yunus Emre, Taptuk Emre ve daha niceleri yukarıda anlatmaya çalıştığımız bir kültür ve inanç coğrafyasında ortaya çıkmışlar ve Anadolu Aleviliğinin Anadoludaki ilk gözelerini olmuşturmuşlardır. Aynı zamanda çeşitli inanç ve kültürlerin bir sentezi olan Alevilik kırsal alanda derviş ve babaların sayesinde hızla yayılırken, sünni inancı benimseyen Selçukluyla arasındaki mesafe de sürekli açılmaktaydı.
Gerek babailerin ayaklanması gerekse Moğol istilası Selçuklu devletinin sarsılmasına ve nihayetinde yıkılmasına yol açtı. Alevilik açısından baktığımızda biz bu döneme Oluşum evresi yada Alevilik Durumalışı diyoruz. Şimdi bu evreyi biraz daha yakından inceleyelim:
2. Oluşum yada Durumalış evresi
Aleviliğin oluşum süreci 13. yyıl ile 15.yyıl gibi ikiyüz yıllık bir zaman dilimini kapsar. Elbette Alevilik sürekli bir değişim ve gelişim çizgisi üzerinde yükselerek bugünlere gelmiştir. Ancak, bu öğreti ve inancın temelleri sözünü ettiğimiz bu iki yüzyıllık süreçte atılmıştır.
Hacı Bektaşi Veli 1240 yılında kardeşi Menteş ile birlikte Horasan üzeri Anadoluya gelir. O zamanlar Anadoluda dört çeşit derviş zümresinden bahsedilmektedir. Bunlar sırasıyla şunlardır Horasan Erenleri, Rum Erenleri, Bacıyanı Rum ve Gaziyani Rum.
Özellikle sınr boylarına yerleştirilen göçebe kavimler inanç ve kültürde daha esnek bir yapıya sahip olduklarından dolayı yerleşik halkla kaynayıp karışma konusunda pek zorluk çekmezler. Bu yoldan yayılmaya başlarlar.
Suluca Karacahüyüğe yerleşen Hacı Bektaşi Veli kısa sürede Anadolu dervişlerinin gönlünü kazanır ve onlar tarafından büyük bir saygıyla anılır. 13.yyıl Anadolusu Kalenderiler, Hayderiler, Ahiler, Karmatiler, İsmaililer ve daha nice derviş zümreleriyle kaynamaktadır.
Usta çırak ilişkisiyle dergah eğitiminden geçen dervişler Mürşitlerinin emriyle çeşitli yörelere giderek barış, hoşgörü, paylaşım, dayanışma, kardeşlik ve sevgiyi insanlara taşımayı kendilerine bir görev olarak görmüşlerdir. Hacı Bektaşi Veli de bunlardan biridir. Anadolu erenlerinin Piridir.
Babai isyanlarından sonra da Anadolu çeşitli halk isyanlarıyla ve katliamlarla sarsılır. Şah Kulu isyanı, Kalenderi isyanı, Celali isyanları, Şeyh Bedreddin’in mürütleri olan Börklüce ve Torlak Kemal öncülüğünde başlayan isyanlar bunlardan sadece bir kaçıdır.
Bu toplumsal çalkantılar Aleviliğin yavaş yavaş şeklillenmesine ve Anadoluda önemli bir güç haline gelmesine dolaylı olarak katkıda bulunur.
Selçuklu devleti toplumsal sorunlara daha fazla yanıt veremez duruma gelir ve sonunda tarihe karışır. Onun yerini daha sonra küçük beylikler almaya başlar.
Hacı Bektaşi Veli’nin hakka yürüyüşünden sonra (1271) bir rivayete göre Abdal Musa emanetleri Kadıncık Ana’dan alır ve Hünkarın öğretisini sistemleştirerek bir tarikat haline getirir. Zaman içerisinde büyük dergahlar kurulmaya başlar ve Anadoludaki Kalenderilik, Hayderilik, Bedreddinilik, Hurifilik ve şiilik gibi sufi ve derviş akımları Bektaşilik içinde eriyerek yeni bir senteze dönüşürler.
1300 yılında Söğütte küçük bir beylik olarak kurulan Osmanlı devleti İslamiyeti kabul etmiş olsa da halen şamanizmin etkilerini taşımaktaydı. Bundan dolayı da Alevi-Bektaşi topluluklarıyla kültürel ve inançsal olarak önemli çelişkileri olmamıştır. Hatta ilk üç padişahın Bektaşiliğe sempati duydukları dahi söylenmektedir. Orhan Gazi 1363 yılında Bektaşi tekkesinin dualarınıyla Osmanlının bir nevi milisgücü olan Yeni Çeri ocağını açması da buna bir örnektir.
Kırsal alanda yarı göçebe bir hayat yaşayan Aleviler dedelik ve babalık olmak üzere, erkanda bir birinden biraz farklı yol izleyen iki kol üzerinden teşkilatlanmakta ve yayılmaktaydı. Büyük yığınları temsil eden Bektaşilik iç Anadolu başta olmak üzere Trakya-Balkanlar-Arnavutluk ve Mısır gibi geniş bir çevreye dergahlar vasıtasıyla yayılmaktaydı. Diğer ikinci kol ise ocaklar ve ocaklara bağlı dedeler tarafından ekseriyetle Doğu Anadolu’da yaygın bir örgütlenme oluşturmuşlardı.
Osmanlı devleti 15.yyıldan sonra hızla değişmeye başlar ve İranda kurulan Safavi devletinin de etkisiyle Sünni İslama tutunmaya başlar. Bu durum Aleviler açısından önemli bir dönüm noktasıdır. Sadece katliamlar değil karalama ve iftiralar yüklü hüküm ve şeyhülislam fetfaları da artmaya başlar. Osmanlı devleti ilk defa Anadoluyu Alevilerden temizleme harekatına başlar. Asimilasyona yatkın olan zümreleri ise sünni tarikatlar eliyle asimile etmeye başlar.
Anadolu Alevileri 15. yüzyıllara gelindiğinde iki büyük tekkeye bağlıdırlar: Anadolu’da faaliyet gösteren Hacı Bektaş tekkesi ile Safavilerin kurduğu İrandaki Erdebil tekkesi. Her iki tekkenin de Aleviler üzerinde büyük etkisi vardır.
Erdebil’deki tekkenin süreç içerisinde bir devlete dönüşmesi sonucu ortaya çıkan Safevi devleti Şah İsmail’in hükümdarlığında günden güne büyürken Anadolu Alevileri için de bir kurtuluş umudu haline gelir. Şah İsmail ya da diğer adıyla Şah Hatai sadece bir hükümdar deği aynı zamanda Anadolu Alevilerinin büyük saygı ve sevgi duyduğu ruhani lideriydi. Aleviler onu Hz. Ali’nin yeniden bedenlenişi olarak görüyorlardı. Deyişleri, nefesleri ta Balkanlara kadar yayılmıştı. Yavuz Selim bu gelişmelerden ürkmeye başlar ve bu doğudan gelecek olan tehlikeye karşı derhal harekete geçer. Önce babası Yıldırım Beyazıt’ı daha sonra ise kardeşlerini etkisiz hale getiren Yavuz Selim Şahın karşısına dikilmek ve bu tehlikeyi durdurmak için tahta geçerek iktidarın dizginlerini elinde toplamaya başlar.
Anadolu Aleviliğini Hacı Bektaşi Veli’den sonra en çok etkileyen şahsiyet şüphesiz ki Şah İsmail olmuştur. Onun etkisi sadece kurduğu Safavi devletinin Alevilere olan yakınlığından ileri gelmez. O aynı zamanda Alevi Cemlerinin ve erkanının kurumlaşarak bugünki halini almasında da yatsınamaz bir öneme sahiptir.
Şah İsmail Emevi İslam anlayışı karşısında Ehli Beyt, 12 İmamlar ve Hz. Ali’nin yolunu ve mücadelesini sürdürmüş, onlar adına hutbeler okutmuş ve Muaviye zihniyetine karşı amansız bir mücadele başlatmıştı. Bu yüzden Anadoludaki Alevilerin hem sevgi ve muhabbet duyduğu hem de kartarıcı gözüyle baktığı bir sufi-hükümdardır. Savaşlarda milislerine oniki imamı sembol eden oniki dilimli kırmızı taç giydirdiği için Şah İsmail’in taraftarı olanlara ilk defa Kızılbaş denmiştir. Daha sonra bu isim Anadoludaki Alevilerin tümünü kapsayan bir isim haline gelir. Anadoludaki Alevi ocaklarını ‘el ele el hakka’ ilkesi etrafında örgütleyerek Mürşit, Pir, Rehber ilişkisiyle hepsini bir birine bağlar.
Şah İsmail eliyle Alevilk son şeklini alır. Erkanlar tamam olur. Toplumsal bir inanç ayini olan cemler ilk defa on iki imamları temsilen oniki hizmetler biçiminde tertiplenir, Şahın duazları, nefesleri ve deyişleri okunmaya başlar. Cemler bir ritual olmalarının yanısıra toplumun hukuksal ve geleneksel sorunlarının çözülerek, paylaşımın, hoşgörünün, sevginin ve kadın erkek eşitliğinin perçinleştirildiği bir yerdir. Bir tür hareketli meditasyon olan Semah cemlerin ayrılmaz bir parçasıdır.
Musahiplik kurumu yani yol kardeşliği de cemler kadar Aleviliğin vazgeçilmez-olmazsa olmaz kurumlarından biridir. Dört kapı kırk makam, eline-diline-beline sahip ol ilkesi, İnsani Kamil, enel hak, ruh göçü, vahdeti vücut ve vahtedi mevcut Alevi inencının önemli öğelerindendir.
Şiilik ve şiilerin mistik islam yorumları Şah İsmail’in etkisiyle Aleviliğe girmiş ve yeni bir senteze dönüşmüştür. Anadoludaki şii yayılmayı durdurmak için Yavuz Selim Anadoluda geniş çaplı bir Alevi kırımına başlar ve peşinden İrana sefere çıkar. Şah İsamil Yavuzu Çaldıranda karşılar. Fakat savaşı kaybeder ve yenilginin hüznüyle kendini yalnızlığın ve dünyaya olan ilgisizliğin kollarına bırakır.
Anadolu Aleviliğini etkilemiş diğer bir ozan-sufi ise Pir Sultan Abdaldır. İnancın ve başkaldırının ozanı olan Pir Sultan Abdal şiirleri ve mücadelesiyle toplumu derinden etkilemiş, onların gönüllerinde engin bir yer edinmiş büyük bir Alevi ozanıdır. Safevi hükümdarı Şah İsmail’in yoluna olan bağlılığından dolayı Osmanlı valisi tarafından acımasızca idam edilir. Ağır vergi ve baskılara maruz kalan Alevi toplumunun isyan etmesinden korkan Osmanlı bu büyük ozanın yanısıra birçok ozan ve dervişin varlığından korktuğu için idam ettirir.
Bir diğer nokta ise Şeyh Bedreddin olayıdır. Bilindiği gibi Şeyh Bedreddin tasavvuf inancının yanısıra bir de toplum projesi sunmaktaydı. Onun öğretisi ‘yarın yanağından gayri herşey ortaktır’ cümlesiyle özetlenebilir. Toprağın ve işleme araçlarının toplum tarafından ortaklaşa kullanılmasını ve üretimin ortak bölüşümünü savunan bu öğreti önce şeyhül İslamı daha sonra ise padişahı kızdırmış ve bunun üzerine Torlak Kemal ve Börklüce önderliğindeki bu halk harekatını kanla bastırmıştır.
16.yyıldan sonra yavaş yavaş gerileme ve çökme dönemine giren Osmanlı İmparatorluğu içte ve dışta çeşitli sıkıntılar yaşıyordu. Çöküşün getirdiği sosyo-psikolojik bunalım kutular arasında bir gerilime yolaçmaktaydı. 1826 yılında, Yeniçeri ordusu lavedilir, kalanlar ise katliamdan geçirilir. Aynı tarihte Bektaşilik yasaklanır ve Bektaşi dergahları talan edilir. Sayısız derviş ve babanın yaşamı idam sehpasında son bulur. Bu katliamın ardından sağ kalan babalar yer altına çekilerek gizli teşkilatlanmaya başlarlar.
Osmanlı İmperatorluğunun yıkılışından sonra yeni hükümetin öncülüğünde Cumhuriyet ilan edilir. Cumhuriyet Osmanlı hanedanlığıyla kıyaslanamayacak kadar farklıdır. Kurulan yeni devlet halifeliği kaldırır, padişahlığa ve şeyhülislama son verir. Laik ve çağdaş, yönünü batıya dönmüş bir Cumhuriyet kısa sürede Alevilerin sempatisini kazanır. Dinsel ve kültürel baskıların azalması Alevileri rahatlatır ve bundan dolayı yeni Cumhuriyete umut bağlarlar. Ancak, bu umut kısa sürede yerini umutsuzluğa bırakır. 1924 te bektaşi dergahları kapatılır ve cemler yasaklanır. Ve nihayet Desim katliamı olur. Onbinlerce insan vahşice katledilir, kalanlar ise çeşitli bölgelere sürgüne yollanır. Aleviler açısından sonuç büyük bir hayal kırıklığı olur. Bu hayal kırıklığının yarattığı suskunluk uzun bir zaman sürer. İnanç ve ibadetlerini yine Osmanlıda olduğu gibi gizli yapmak zorunda kalırlar. Kırsal alanda yaşayan köylüler üzerindeki jandarma dipçiği hiç eksik olmadan sürer gider.
3. çözülüş evresi
60’lı yıllarda sosyo ekonomik koşullardan dolayı kırsal alandan şehirlere yoğun bir Alevi göçü başlar. Önce şehrin kenar mahallelerinde gecekondular kurarlar. Fakat, Alevilere karşı baskı, dışlama ve karalama kampanyaları ve devletin benzeri doğrultudaki politikaları sürekli devam eder. Yüzyılların içselleşen baskı ve zulmü sonunda Alevi gençlerinin Marksist-Leninist düşünce ve ideolojiyle tanışmalarına yolaçar. Sisteme karşı duydukları tepki, nefret ve isyanlarını sol ideoloji üzerinden dile getirirler. Bir çok Alevi genci bu uğurda can verir. Bu süreç 80 li yılların sonlarına kadar devam eder. Bu arada, sosyo-ekonomik ve kültürel nedenlerden dolayı Çorum, Maraş, Malatya ve Sivas gibi illerde korkunç Alevi katliamları yaşanır.
Sivas katliamından sonra Alevilerde bu baskılara karşı toplumsal boyutta bir tepki ve kimlik arayışı başladı. Yüzlerce cemevleri ve Alevi kurumları kurarak devlete olan tepkilerini bu yoldan dile getiren Aleviler, artık hayatın her alanında kendi varlığını ortaya koymaya başlarlar. Aleviler çeşitli yönlerden estirilen yozlaştırma rüzgarlarına karşı, (geleneksel yapıları çözülmeye doğru gitse de) eninde sonunda Yeniden Yapılanma sürecine gireceklerdir.
Alevilik Nedir?
Allah, Muhammed, Ali kutsallığını kalbinde taşıyan , Hz.Ali’nin adaletinden ayrılmayan temelinde insan sevgisi bulunan her dine , mezhebe ser inanca saygı duyan ve hoşgörü ile bakan, dil, din, ırk, renk , farkı gözetmeyen eline diline sahip olma ilkelerini şart koşan, gelmek isteyen, inançlı insanları çatısı altına alarak manevi susuzluklarını gideren, insanları yaşadıkları toplumda kendi istekleriyle kendi kendilerini yargılamalarını sağlayan, laik,demokrat, eiştlikçi, katılımcı, paylaşımcı düşünceyi savunan, zalime ve zulme karşı gelen, mazlumun yanında olan, şeriatın bağnaz kuralllarına bağlı olmayan, ve onu reddeden, İslam dinini kendine göre ve sunni inancın dışında yorumlayan, aslı doğruluk, kemali dostluk, cevheri, merhamet, görüşü eşitlik, hazinesi bilgi, meyvası sevgi hamuru ile yoğrulmuş, insanı Kamil ve erdemli insan yaratmayı ön gören, korkuyu aşıp sevgi ile tanrıya yönelen, Enel-Hak ile insanın özünde tanrıyı gören, yaradan ile yaradılan ikiliğinen Varlk Birliğine varan, edep ve ahlaklığı yaşamın temeline oturtan, insanı yücelten, hamurunda hem ilahiliğin hemde irfaniliğin mayası bulunan; kişinin ahlaklı ve karakterli yaşam ilkelerini belirleyen, Hz. Muhammed ve Hz. Ali’den gelen neslin imametini teberra ve tebelle ilkesi ile sahiplenen, dini biçim ve şekil olarak değil, gerçek anlamıyla algılayan, dini bağımsız bir irade gücü ve batını özelliği ile evrimleştiren akıl ve iman bütünlüğünde birleştiren ve tüm bunları Kırklar Cemi ile yürüten bir inanç sistemidir. Alevilik Aleviler için üst kavramı, Bektaşilik ve Kızılbaşlık ise alt kavramları oluşturur.
Alevilikte Allahtan başka Tanrı Yoktur.
Kızılbaşlık Nedir?
Kızılbaş, Allah’ı ve Resulü uğruna kendini adamış, onların yolunda canından ve malından vazgeçmiş, bu yolda ölmek var dönmek yoktur yeminini başına sardığı kırmızı sarık ile ilan eden kişilerdir.
Bektaşilik Nedir?
Türkiyede babagan ve dedegan kollarına bağlı Aleviler kendilerini Bektaşi olarak tanımlarlar.
4 Kapı 40 Makam Nedir ?
Yolumuzun erkanı 4 Kapı 40 Makamdır. Bu 4 Kapı ve 40 Makam şöyledir.
1-Şeriat Kapısının Makamları;
o İman getirmek
o İlim öğrenmek
o Namaz, oruç, zekat ve hac ve gaza eylemektir ve cenabetten arınmaktır.
o Helal istemek, kazanmak, faizi haram saymaktır.
o Nikah Kıymak
o Hayz ve Nifazın Nikahı haram eylemesi
o Arı giymek, arı yemek
o Sünnet-i Cemaat
o Şefkat
o Emri marut, yaramaz işlerden kaçınmak.
2- Tarikat KapısıEğitim ve öğretim müessesesidir
o El alıp tövbe kılmak
o Mürid olmak
o Saçın gidermek ve libasını giymek (gösterişsiz kılık kıyafette bulunmak.)
o İnsanın nefsi ile mücadele etmesi
o Hizmet etmek
o Korku (hata yapmaktan, gönül kırmaktan,kötülük yapmaktan kork)
o Umut tutmak
o Hırka, (sadelik), Zembil(Hakkın yolunda giden, ulu tanrının dostluğunu arayan , kendisine tanrıtanrı sevgisinin ateşiyle yol gösterecek aydınlatıcı aramak için durmadan gezip dolaşmayı), Makas(dünya ile ilgili her türlü ihtirasın tehlikeli olabilecek her türlü düşüncenin zihinlerden sökülüp atılması), Seccade (Tanrının karşısında insan oğlunun ne kadar aciz olduğunu kavrayarak kibir hırs kendini beğenmişlik gibi duygulardan uzak durmak), İbret , Hidayettir.
o Sahib-i makam sahib-i cemiyet, (Çevresinde kendisine ve bilgisine güvenen bir topluluk oluşturabilecek bir kişi sahib-i cemiyet olacak)
o Aşk ve Şevk ( Bu makama gelmiş Hak , bu kapıda aldığı gereli bilgi birikimi ile, belli bir olgunluk düzeyine ulaştıktan sonra ve sağlam ahlak değerlerine sahip olduktan sonra yoluna yine devam ederek o kutsal amacına ulaşmak ister bunun özlemini duyar. Böyle özlemi duyan Tarikat kapısından Marifet Kapısına gelmiştir.
3- Marifet Kapısı
Bu kapıda Yolun Talibi daha derin araştırmalar ve incelemeler yaparak doğruları ve Hakkı daha derinden keşfedecektir.
o Edep (Yolumuzun ahlak kurallarına aykırı hiçbir davranışta bulunmamaktır.)
o Korku ( İnsanları çirkin ve zararlı düşüncelerden koruyacak bir güç kaynağıdır.)
o Perhis/ Yetinmek ( Her türlü aşırı istek ve yönelişlerden ve her türlü aşırı düşünce ve duygulardan perhizkarlık yapması)
o Sabır / Kanaat (İnsan ancak sabır ile karşılaştığı zorlukların üstesinden gelir.)
o Utanmak (Utanma duygusunu hisetmek ve taşımak olgunlaşmanın bir çok başka önemli ve değerli ögesini oluşturur.)
o Cömertlik ( Bir insan , bir arif kişiye gerçek bir tanrı dostuna cömertlik yakışır.)
o İlim ( İnsan ancak ilim ile yolunda sağlıklı yürüzebilecektir.)
o Miskinlik (Gösterişsiz yaşamak)
o Marifet ( Kaynağını bilimden ve ulu Allaha karşı duyulan sonsuz bir sevgi , bir doyumsuz aşkve bitmez bir özlemden alan hem bilim hemde sezgi ve içe doğma yoluyla yüce tanrının zatıve kainatın oluşumuyla ilgili tüm sırları sakladığı tüm gerçekleri bilme alma halidir.)
o Kendini bilmek (Kendini bilen kişi Hakkı da görmüş olur. Ve insanı-ı Kamil olmak yolunda büyük bir adım daha atılmış olur.)
4- Hakikat Kapısı
o İnsan bu kapıdan geçtikten sonra Tanrı dostluğuna kavuşmak o sonsuz deryaya ulaşarak , orada eriyerek yok olan bir damla haline dönüşmenin hazzını tadar. Bundan sonra dönüp insanlığa hizmete gitme kapısıdır. Toprak olmak ( alçak gönüllü olmak)
o 72 Milleti ayıplamamak (Dünya insanlığının hiç birini hor görmemek ve ayıplamamaktır.)
o Elinden geleni men kılmamak (Kişisel fedakarlıklar yaparak dilek sahibinin derdine derman olmaktır.)
o Herşeyin kendisinden güven kılması (
o Tanrıya rıza göstermek
o Sohbet
o Seyir (İnsan tasavvuf felsefesine göre 3 önemli yolculuk yapar. 1- Tanrı katında bir aslı ve gerçeği olarak yaratılır ve dünyaya gelir . 2- dünyada insanlar kamil olabilme uğruna verdiği çabalar sonucunda makamına ulaşır. 3- Tanrıya seyirdir.
o Sırr (Gerçek olan tek varlık Yüce Allah’ın varlığıdır. Dolayısıyla gerçekle ilgili sırlar , Allah’a ait sırlardır.
o Münacattır. (Tanrıya ulaşma , O’na sığınmadır.)
o Müşahade (Tanrının cemalini görebilmek o erişilmez zevke erebilmek yeri , mutlak gerçeğe ulaşmaktır.)
Kırklar Cemi: Alevilerin bugün sürdürdükleri, erkanları 12 hizmetin yapıldığı ‘yol’ a CEM denir.
HZ. ALİ
Alevi yolunun kurucusu, İmamların başı, Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin’in babasıdır. Tarikatta ‘Yol Ali’nin ‘ deyimi ile anılır. Hz. Muhammet ile aynı gömleğe girdiği ( bir olduğu ), bu yüzden Hz. Muhammed’le ayrı tutulmaması gerektiğine inanılır.
ALLAH”IN ARSLANI IMAM HZ.ALI
EHL-İ BEYT
Hz. Muhammed’in kızı Fatıma anamızdan gelen soydur. Bu soya giren her kişi Alevi için kutsal önderdir.
* 1-Hz. Muhammed
* 2-İmam Ali
* 3-Hz. Fatma anamız
* 4-İmam Hasan
* 5-İmam Hüseyin
ERKAN NE DEMEKTIR ?
Sözlük anlamı olarak esaslar, direkler demektir. Alevilik erkanı denildiğinde Aleviliğin esasları , yol kuralları , kısacası yolu anlaşılır. Alevilik yolunda 7 farz 3 sünnet vardır.
3 SÜNNET
* Allah’ın birliğine inanmak,
* Kalbinde adavet olmamak, kötülük etmemek,
* Tarikatın emirlerini yerine getirmek
7 FARZ
* Mürebbisine düşe
* Müsahib ola
* Taç uruna
* Sırdar ola
* Yar a yar ve özü ulu ola
* Beli Berk ola
* Hakk’a sohbet kıla
CENNET –CEHENNEME İLİŞKİN İNANCIMIZ NEDİR?
Her ne kadar cennet cehennem kavramları Alevi literaturunda da çokça yer almakta ise de, Kur’an da anlatılan biçimiyle bir Cennet- cehennnem anlayışı Alevilikte hakim değildir.
MUSAHİPLİK NE DEMEKTİR ? ?
Musahiplik yol kardeşliği demektir. Alevi inancına göre evli her Alevi kendisine denk düşebilecek başka bir evli Alevi ile dinsel bir kardeşlik tutar; bu aynı zamanda kendisinin ahiret kardeşidir. Öz kardeşlik kurallarından daha ağır kuralları olan bu yol kardeşliği Alevilikte farzdır.
GÖRGÜ NEDİR ? DÜŞKÜNLÜK NEDİR ?
Alevi yolunda her talib , yılda bir kez tüm topluluğun ve pirinin huzurunda, o yıl içerisinde yaptıklarının ve yol kurallarına uyup uymadığının hesabını verir. Burada hem dinsel hem dünya evi sorunlar , sorumluluklar söz konusudur. Eğer kişi, topluluk tarafından kabul görülmeyen hatalar, fenalıklar yapmamış ve kuralları yerine getirmişse, pirin ve orada bulunan yol erenlerinin izniyle görülmüş olur.
Komşuluk ilişkilerinde hoşnutsuz, yol kurallarına aykırılık gösteren kişiler düşkün bırakılırlar. Düşkünlük bir anlamıyla toplumun dışına çıkarmak , cemaatten atmak anlamına gelir. Cezanın büyüklüğüne göre geçici ya da sürekli düşkünlükler vardır.
ALEVİLİKTE AHLAK SİSTEMİNİN TEMELİ NEDİR?
Alevi sisteminin temeli ; eline , beline, diline hakim olmaktır. Eline demek, kendisine izinli olmazan şeylere dokunmamak; beline demek; kendi eşi dışında hiç kimseyle cinsel ilişkide bulunmamak; diline demek ; yalan söylememek demektir.
KURBAN
Hakk’a sunulan , eti yenilen hayvana kurban denir. Alevilikte Allah yoluna, İnanç yoluna, ululara ve Hakk’a yakınlaşmak için kesilir.
ADAK
Bir dileği yerine getirmek, bir tehlikeden korunmak için gücüne inandığımız şeylere vaad edilen şeylere denir.
LOKMA
Dualanmış bir yiyeceğin her parçasına denir. Dedelerden ululardan lokma almak sevaptır.
DEM
Kan, zaman, an, soluk anlamına gelir. Alevilikte ‘dem’ kuralları gereği alınan kutsal içki, dualı içki anlamına gelir.
MUHARREM ORUCUNUN ANLAMI NEDİR?
Kurban Bayramı Hicri Takvim'e göre Zilhicce ayının 10. günü başlar. Kurban Bayramının 1'nci gününden başlayarak 20 gün sayılır. 20'nci günün akşamı Muharrem Orucu için niyet edilir ve oruç başlar. Muharrem Orucundan önce 3 günlük MASUM-U PAK ORUCU tutulur. Bu oruç Küfe'de şehit düşen Müslüm Bin Akıyl ile çoçukları ibrahim ve Muhammet için tutulur. Müslüm, imam Hüseyin'in amcasının oğlu ibrahim ile Muhammet ise amcasının torunlarıdır. 3 günlük Masum-u Pak ve 12 günlük Muharrem Orucu olmak üzere toplam 15 gün oruç tutulduktan sonra Muharrem Ayının 13'ncü günü kurbanları tığlanır ve AŞURE dağıtılır. Kurban imam Ali Zeynel Abidin'in Kerbela Katliamından kurtuluşundan duyulan sevinci belirtir. Muharrem Ayında eğlence yapılmaz, bıçağa ve kesici aletlere el sürülmez, düğün-nişan-sünnet törenleri yapılmaz, karı koca ilişkileri kesilir, kurban kesilmez, et yenilmez. Kerbela şehitleri'nin çektikleri susuzluğu hissetmek için su içilmez, eğlence yerlerine gidilmez, saç ve sakal traşı olunmaz.
Günümüzde bunların bir bölümü uygulanamamaktadır. Örneğin, sakal traşı olmamak gibi...
Su saf olarak içilmemektedir. Vücudun su ihtiyacı yenilen yemeklerden, çay-kahve-meşrubat-meyve suyu-ayran gibi sıvı içeceklerden karşılanır.
Alevi inancı şekilciliğe takılıp kalmayı değil, özü benimser. Aklın ve ilmin yolundan ayrılmaz. Önemli olan imam Hüseyin'in ve diğer Kerbela şehitleri'nin çektikleri acıyı ve zorlukları beyninde, kalbinde ve gönlünde duymaktır. Onlar gibi düşünüp, onlar gibi yaşayıp, onlar gibi inanmaktır. Zalime karşı çıkıp, mazlumdan yana olmaktır. Eline-diline-beline sadık olup insanca ve onurluca yaşamaktır. Onlara layık olmaktır. Ölmeden önce ölmek, öldükten sonra yaşamaktır. Yaşayan ölü olmamaktır. Yarın onlar'ın huzuruna alnı açık yüzü pak çıkmaktır. Onlar'ın bıraktığı onurlu mirasa sahip çıkmaktır.
Belirlenmiş bir iftar vakti'de yoktur. Akşam olup güneş batınca, karanlık gözle görünce oruç açılır. Gece sahura kalkma uygulaması Muharrem Orucu'nda yoktur.
Oruç tutulmadan önce (yatmadan önce) şöyle niyet edilir. Niyetten sonra Muharrem Orucu başlar.
BiSMi ŞAH. ALLAH ALLAH. ERENLERiN HiKMETiNE. ER HAK MUHAMMET-ALi AŞKINA. iMAM HÜSEYiN EFENDiMiZiN SUSUZLUK ORUCU NiYETiNE. KERBELA ŞEHiTLERi'NiN TEMiZ RUHLARINA MATEM ORUCU NiYETi iLE HZ. FATMA ANAMIZIN ŞEFAATiNE. 12 iMAM, 14 MASUM-U PAK EFENDiLERiMiZiN ŞEVKiNE, 17 KEMERBESTLER HÜRMETiNE HAZIR-GAYiP GEÇEK ERENLERiN YÜCE HÜMMETLERi ÜZERiMiZDE HAZIR VE NAZIR OLA. LANET MÜNKiRE. LANET YEZiD'E. RAHMET MÜMiN'E ALLAH EYVALLAH. HÜ
ALEVİLİKTE AŞIĞIN SAZIN VE DEYİŞLERİN ÖNEMİ NEDİR?
Alevi ibadetinde, gerekse sosyal yaşamında büyük yer ve önem taşır. 12 hizmetten biri aşığa aittir; yani aşıksız Alevi ibadeti yapılmaz. Makam olarak pirden sonra gelsede, 12 hizmetin en ağır yükünü taşır. Aşık sazıyla bestelerini yapar, çalar, çağırır.Alevi ibadetinin vazgeçilmez parçası semah, bu saz aşık bütünleşmesi içerisinde dönülür.Alevi deyişleri geçmiş tarihleri, Alevi düşünce ve öğretisini, günlük yaşamı, dünyasal ilişkileri konu alır. Deyişler aynı zamanda Alevilerin gülbenklerini oluştururlar. Yine aynı deyişlerle tanrı ile ilişkiler kurulur.
SEMAH NEDİR?
Alevi inanışında büyük bir yer tutar. Sözcük anlamı; günahlardan arınmak anlamına gelir. Alevi Cemindede öyle kabul edilir.
CEM NEDİR?
Sözcük anlamı olarak, birleşme, birlik olma, bir araya gelme demektir. Alevi inancında , ibadet için cem olma, bir araya gelmeden yola çıkılarak, bütünleşme anlamında kullanılır. İbadetin yapıldığı yere cem evi denir.
Alevi inancı cemsiz düşünülemez. Bir Alevinin doğumundan ölümüne tüm yaşantısı cem ile bağlantılıdır. Yola girdiği, müsahib tuttuğu, erkan gördüğü, görüldüğü-sorulduğu yerdir. Cemin çok çeşitleri vardır. Kurban cemleri, görgü cemleri, Abdal Musa cemleri, Bayram cemleri.
KIRKLAR CEMİ
Alevi inancına göre Hz. Ali bu yolu kurduğu zaman kendine eşlik eden kadınlı erkekli 40 kişi ile birlikte ilk kez bu cemi gerçekleştirdi. O günden bu yana Alevi topluluğu bu kırkların cemini sürmektedir.
CEMDE 12 HİZMET
1- Mürşid (Dede) Hizmet itibari ile Hz. Muhammed, Hz. Ali ve Haci Bektasi Veliıi temsil eder.
Cem Erkanı Başkanlığını yapar,ikrar alır nasip verir. Cenaze, Müsahiplik, Nikah, Sünnet, Ad takar (isim takar).
2- Rehber Görev itibariyle İmam Hüseyin´i temsil eder.
Yola girmek isteyenleri hazırlar, yol gösterir. Mürsidin en yakın yardımcısıdır.
3-Gözcü Görev itibariyle Ebuzer Gaffari’yi temsil eder.
Rehberin yardımcısıdır. Cem'in sessiz ve sakinlik içinde gecmesini sağlar. Cem’in bekcisidir.
4- Çerağcı (Delilci) Görev itibariyle Cabir El Ensari’yi temsil eder.
Cem evinde bulunan aydınlatma araçlarını yakar. Buhardanlıkları ve Mumları (Çerağları) hazırlar.
5- Zakir (Aşık) Görev itibariyle Bilal Habeş’i temsil eder.
Cem’de Tevhid, Duazde imam, Mersiye, Semah, Nevruzi'ye söyler.
6- Süpürgeci(Ferraş) Görev itibariyle Selman’ı Piri pakı temsil eder.
Cem evinin sürekli temizliği ile meşkul olur.
7- Meydancı Görev itibariyle Hüzeyme tül Yemeni’yi temsil eder.
Cem evinde Semahserleri kaldırır. Postları yerine dizer.
8- Niyazci Görev itibariyle Mahmut el Ensari’yi temsil eder.
Kurbanları tekbirler ve keser. Gelen Lokmaları alır ve dağılımını sağlar.
9- Ibrikci Görev itibariyle Kamber Hazretlerini temsil eder.
Cem de Mürşidin ve Cem erenlerinin abdest almalarını sağlar.
10- Kapıcı Görev itibariyle Gülam Keysani’yi temsil eder.
Cem’e gelen erenlerin evlerini gözetler.
11- Peyikçi Görev itibariyle Amri Ayyari’yi temsil eder.
Cem olacaƃını tüm canlara duyurur.
12- Sakacı Görev itibariyle Ammari Yaseri’yi temsil eder.
Cem evinde Su, Şerbet, Saka, Süt v.b. dağılımını sağlar.
aleviliği böyle tatsız tuzsuz yazılar değil en iyi kendi deyişleri anlatır...sıkılmayanlar için uzun uzun yazacağım bu deyişlerden..Şimdi yazacağım deyişler kul himmet e ait olanlardır...Binlerce deyiş ve şiirden sadee bir kaç tanesidir...
"Elif" Allah adın okur yazarım
"Elif" Allah adın okur yazarım
Hocam bir ders verdi "be" deyu deyü
"Te" ile "Se" de kaldı nazarım
"Cim" cemalin gördüm "he" deyü deyü
"Hı" Hızır İlyas'ür ezel ezelden
Haberini aldım "Dal" ile'"Zal"den
"Rı" bize yol vermiş Kalûbelâdan
Giderim yoluna "Ze" deyü deyü
"Sin" de sualini vermeye geldim
"Şın" deyince anda eğlendim kaldım
"Sad" okudum "Dad" dan haberin aldım
"Ti" "Zı" "Ayın" "Gayın" "Pe" deyü deyü
"Ka" deyince Kafdağı'nı gezerdim
"Ke" deyince türlü ma'na yazardım
"Lam" da "Mim" de "Nun" da kaldı nazarım
Nic'oldu "Vav" ile "Hı" deyü deyü
Kul Himmet Üstadım böyle söylerim
Haddinden ziyade umman boylarım
Yirmi sekiz harfi tamam eylerim
Âhiri "Lâmelif' "Ye" deyü deyü
Allah medet ya Muhammed ya Ali
Allah medet ya Muhammed ya Ali
Yusuf kuyusunda zindana düştüm
Gülbankı çekelden Bektaşi Veli
Yok mu gayretiniz dermana düştüm
Fatıma Ana'dan el etek tuttum
Şerver Muhammed'e göz gönül kattım
İmam Hasan ile çok metan sattım
Şah Hüseyin ile dükkâna düştüm
Zeynel'i sevdim de aşnaya yettim
Bâkır'ı sevdim de musahip tuttum
Cafer'i sevdim de göz gönül kattım
Naci deryasında ummana düştüm
Kâzım Musa Inza'ya eriştim
Tamam asker ile hayli sürüştüm
Kerbelâ çölünde cenge karıştım
Sinem yaralandı alkana düştüm
Taki Naki Şah Askeri nurumuz
Mehdi mağarada gizli sırrımız
Cebrail önümüzce rehberimiz
Kırkların ceminde erkâna düştüm
On'ki imam dergâhında umum var
Dünü günü sohbetim var demim var
Günahım yok ama neden gamım var
Ali gibi Şahı Mf rdan'a düştüm
Kul Himmet Üstadım bu nasıl yazı
Şirin lezzet verir muhabbet tuzu
Ali'nin alnında Zühre yıldızı
Meyli muhabbeti Selman'a düştüm
Bir talip de kalkıp pîre varmazsa
Bir talip de kalkıp pîre varmazsa
Ali'nin yolundan bezmiş gibidir
Eksiğin el'alıp dara durmazsa
İblis ile yoldan azmış gibidir
İblise uyar da yoldan azarsa
Arifler ilmini okur yazarsa
Müride talibe kuşak çözerse
Seyyit Nesimî'yi üzmüş gibidir
Rehberin buyruğun haklamaz ise
Arayıp da kalbin yoklamaz ise
Pîrin eşiğini beklemez ise
Kend'eliyle kuyu kazmış gibidir
Tebrekler anadolubeyi iyi cevap vermiş
* Şeriat Kapısı
* Tarikat Kapısı
* Marifet Kapısı
* Sırr-ı Hakikat Kapısı
1-Şeriat Kapısının Makamları;
o İman getirmek
o İlim öğrenmek
o Namaz, oruç, zekat ve hac ve gaza eylemektir ve cenabetten arınmaktır.
o Helal istemek, kazanmak, faizi haram saymaktır.
o Nikah Kıymak
o Hayz ve Nifazın Nikahı haram eylemesi
o Arı giymek, arı yemek
o Sünnet-i Cemaat
o Şefkat
sin ama bunlarıda ekleyebilirdin
hem şeriat yolumuzun esası diyeceksin hemde şeriatte ters ne varsa savunup şeriate küfredeceksin
Yadıklarınızın içeriği doğrudur yanlıştır.. Onu hocalar bilir, işin uzmanı bilir.
Ancak Yavsan da kendi düşüncesini ve inancını yazıyor. İnancının teolojik olarak doğru olmadığını söyleyebilirsini. Dinbilimsel ve tarihsel olarak tartışılır da bu konu.. Ama o da neticede bir inanç! Ve o insanlar öyle inanıyorlar. Buna saygı duymaktan bahsediyorum. İnançlarına KÜFR vs. deyip onları suçlamak hoş değil. Herkes inancını yaşamakta özgür olmalı.
Biri çıkıp sizin inancınızı (sünni islam) dejenere etmeye kalkarsa o zaman istediğinizi söyleme hakkınız olur. O zaman bende sizin yanınızda olurum.
Anadolu beyi, beylikler yıkılalı çok oldu dikkat et. Aslında aşağı yukarı seninle aynı şeyler geldi aklıma yazıyı okuyunca ama lüzumsuz tartışma olmasın diye yazmadım. Ama senin elinde ne kadar gelişmiş ölçüm cihazları var öyle; bir bakışta ümmet bilinci alıp almadığını yada milliyetini anlayabiliyorsun. Bravo.
İyi yapıyorsunuz. Peki, mensubu olmadığınız bir inanç sistemine nasıl yorum getiriyorsunuz. Adam ben böyle inanıyorum diyor. Dediğim gibi benimde aklıma sorular geliyor. Mesela bir el öpme olayı var. Nakşi eli öpmek gericilik, dede eli öpmek ilericilik mi? Şimdi bunu sorsam ne olucak, gereksiz bir tartışmadan başka? Bu din elden gidiyor tavrıyla sağa sola saldırmanız çok komik. Okumadan, yorumlamadan direk cevaplar yazıyorsunuz.
Bu bir acaip haldir bu hale kimse ermez
Alimle davi kılar, Veli değme göz görmez
İlm ile hikmet ile, kimse ermez bu sırra
Bu bir acaib sırdır, ilme kitaba sığmaz
Alem ilmi okuyan, dört mezhep sırrın duyan
Aciz kaldı bu yolda, bu aşka el uramaz
Yunus canını terk et, bildiklerini terk et
Fena olmayan suret, şahına vasıl olmaz
***
Unuttum din diyanet, kaldı benden
Bu ne mezheptir, dinden içeri
Dinin terk edenin küfürdür işi
Bu ne küfürdür imandan içeri
Geçer iken Yunus şeş oldu dosta
Ki kaldı kapıda andan içeri
***
Yunus bu cezbe sözlerin cahillere söylemegil
Bilmezmisin cahillerin nice geçer zamanesi
***
Ey sözlerin aslın bilen, gel de bu söz kandan gelir
Söz aslını anlamayan, sanır bu söz benden gelir
Söz karadan aktan değil, yazıp okumaktan değil
Bu yürüyen halktan değil, halık avazından gelir
Bana namaz kılmaz diyen
Ben kılarım namazımı
Kılarısam kılmazısam
Ol Hak bilir niyazımı
Hak'tan ayrı kimse bilmez
Kafir müselman kimdürür
Ben kılarım namazımı
Hak geçirdiyse nazımı
Ol nazı dergahtan geçer
Ma'ni şarabından içer
Hicabsız can gözüm açar
Kendisi siler gözümü
Gizli sözü şerheyleyip
Türlü nükteler söyleyip
Değme arif şerhetmeye
Bu benim gizli razımı
Sözüm ma'nisine erin
Bi-nişandan haber verin
Dertli aşıklara sorun
Bu benim dertli sözümü
Dost isteyen gelsin bana
Göstereyim dostu ona
Budur sözüm önden sona
Ben bilirim kendözümü
Yunus şimdi söyle sözün
Münkir ister istemesin
Pişir kurtar kendi özün
Arifler tatsın tuzunu
Bir kez gönül yıktınısa
Bu kıldığın namaz değil
Yetmiş iki millet dahi
Elin yüzün yumaz değil
Bir gönülü yaptın ise
Er eteğin tuttun ise
Bir kez hayır ettin ise
Binde bir ise az değil
Yol odur ki doğru vara
Göz odur ki Hak'kı göre
Er odur alçakta dura
Yüceden bakan göz değil
Erden sana nazar ola
İçin dışın pür nur ola
Beli kurtulmuştan ola
Şol kişi kim gammaz değil
Yunus bu sözleri çatar
Sanki balı yağa katar
Halka matahların satar
Yükü gevherdir tuz değil
Ali almış sancağını eline
Çekilip giderler mahşer yerine
Hasan'ı Hüseyn'i almış yanına
Ah ümmetim deyu ağlar Muhammed
Kıyamet kopıcak canlar uyanır
Kamil derviş mürşidine dayanır
Yüzün yere koymuş Hak'ka yalvarır
Ah ümmetim deyu ağlar Muhammed
Üryan olmuş yatar o zayıf tenler
Sararmış benizler söylemez diller
Mahşer yerine cem olmuş erenler
Ah ümmetim deyu ağlar Muhammed
Yunus eder gelin kadrin bilelim
Fırsat elde iken tevhid edelim
Ruhu için salavat getirelim
Ah ümmetim deyu ağlar Muhammed
Arifler ortasında
Sofuluk satmayalar
Çün sufiye ihlas oldu
Aşka riya katmayalar
Ye gel bildiğinden ayıt
Yahut bilenlerden işit
Teslimin ucunu tutup
Hiç sözü uzatmayalar
Mumsuz baldır şeriat
Tortusuz yağdır hakikat
Dost için balı yağa
Ne için katmayalar
Kıymetin duyar isen
Neye değer iş bu dem
Erenlerin ma'nisin
Bilmeze satmayalar
Miskin Adem yanıldı
Uçmakta buğday yedi
İşi Hak'tan bilenler
Şeytan'dan tutmayalar
Şirin hulklar eylegil
Tatlı sözler söylegil
Sohbetlerde Yunus'u
Hergiz unutmayalar.
GAYRIDIR HER MİLLETTEN BU BİZİM MİLLETİMİZ
Gayrıdır her milletten
Bu bizim milletimiz
Hiç dinde bulunmadı
Din ü diyanetimiz
Bu din ü diyanette
Yetmiş iki millette
Bu dünya ol ahrette
Ayrıdır âyâtımız
Zahir suya banmadan
El ayak deprenmeden
Baş sücuda ermeden
Kılınız taatımız
Ne Kâbe ne de mescid
Ne rükû ne de sücud
Hak ile daim becid
Olur münacatımız
Ger Kâbe'ye varalım
Ger mescide girelim
Ger suyuyla yunalım
Çün bile illetimiz
Su ne kadar arıda
Çün yavuz fi'lşin senin
Meğer bizi pâk ede
Hak'tan inayetimiz
Kimin sözün kim bile
Akıl ermez bu hâle
Yarın anda bell'ola
Müslüman mürtedimiz
Yunus canın yenile
Kim dostluğun anıla
Aşk ile dinlerisen
Bilesin kudretimiz
Tüm saatler GMT +2 Saat Sayfa 1, 2, 3, 4, 5Sonraki
1. sayfa (Toplam 5 sayfa)
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız