Bitirdiklerimiz, tükettiklerimiz, harcadıklarımız, azalttıklarımız, kaybettiklerimiz nedeniyle çoğaltamadığımız, çoğalamadığımız, artamadğımız, arttıramadığımız zaman kırık dökük harfler kusuyor kelimelerimiz. Kocaman bir ısırık alsak da hayattan; etraftan eksik değil kırıklar, kör bıçakla ekmek kesmişcesine.
Hüzün akar kırıklardan billûr... Ve sayarız bir kırık, iki kırık, üç dökük... Sonra uykuya dalarız bir daha kırmanın, kırılmanın mümkün olmadığı bir adam boyu çukurlarda...
Böyle deyince tüm kırılganlığı geçiyor insanın, affediyor.
Belki kaybetmekten korkuyoruz,
belki artık gocunmuyoruz ölümden...
Dedim ki: İster bir yazgı, yanılgı ya da bir hata olsun, ayrılık bir gerçek. Aşkın sonu değil bu, birbirimizi hiç görmeyeceksek bile hep seni seveceğim. Aşkımı yaşayamayacak olsan da, aşkımın yaşadığını bil. Gündüzleri görmesen de yıldızlar hep vardır.
Dedin ki: Her ne olursa olsun yüreklerimiz bir yerlerde hep birbirine değecek. Ansızın bir ses, bir koku, bir gülümseme olup varacağım sana. Su gibi usulca, gizliden yürüyeceğim yüreğine. Bunu unutma…
Dedi ki: sevgi su gibidir, yaşamsal ve tertemiz. Sevgi asla zarar vermez, yaralamaz insanı. Sevmekten acı çekmez insan, su da sevgi de ancak kirlendiğinde hasta eder insanı. Sevenler, yüreklerini temiz tutmalıdır.
Dedik ki: Doğrudur, sevgi insanındır ve insanın gücü kadar güçsüzlüğüne de yazgılıdır. Kanıyorsak, sevgimizin ölümcül yarasındandır,bundandır susuzluğumuz. Sevgiyi içimize gömmemizdendir suskunluğumuz. Ama susku da bir sözdür.
Dediniz ki: Susmak da bir şeyler anlatmaksa, susmak niye? Tohum yeraltına büyümez ki… Güneşin güneşliği, aydınlatması, ısıtması değil midir? Ama güneş te tutulur.
Dediler ki: Sevenler, sevgilerini yaşatamazsa, bu ölüm ince bir sızı bırakır. Sevgilinin sevgisi artık öldüyse, bu, seven için büyük bir acıdır. Sevenler yenilmiş ve kopmuşsa, bu, ikisi için de korkunç bir acıdır.
Denir ki: “derin acılar dilsiz olur”. Bir ölüm sessizliğidir ayrılığın ağıtı. Boşluğa çarpıp geri dönen, sahibini ezen bir sessizlik. Yine de, sessizliği parçalar sevgiyle çarpan bir yürek.
De ki: ölmeyen, öldürülemez olandır. Kimi, yüreğinden vazgeçerek yaşayacağını düşünür, kimiyse yüreğinden vazgeçerse ölür. Yaşamak için onu da öldürebilirsin, onu yaşatmak için kendini de. Bir ırmak gibi, bereket de sunar aşk, felaket de. Aşkın bir de acı ve kötücül yüzü vardır.
Deme: “mutlu aşk yoktur” diye. Aşkı mutsuz kılan insandır. İnsanı ancak insan vurur.
En son kukulkan tarafından Sal Hzr 10, 2008 8:03 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
İyilik ve kötülük, birbirlerinin varlığı ve anlamı için mutlak bir zorunluluk ise:
İnsandan iyiliğin istenmesi ve onun varlığı için zorunlu/kaçınılmaz olan kötülükten ise sorumlu tutulmasını nasıl açıklamalı?
Kötülüğün varlığı bir yazgıdan, seçimden öte bir zorunluluksa, kötülük insan eliyle/iradesiyle/isteğiyle yaratılmamışsa, kötülüğün sorumluluğunu insan ne kadar yüklenmeli?
Hani bildik bir söz vardır ya; “çaresizseniz çare sizsiniz”. İlk bakışta kulağa hoş gelir, genel-geçer bir doğru gibi. Egoyu okşayan bir yanı da vardır çaresiz bir durum yoktur, her şey sizin elinizdedir. Gerçekten de çaresiz sandığımız kimi durumlarda aslında bir çözüm yolu vardır; ya görememişizdir ya da göze alamamışızdır. Ama hep böyle midir? Bazen gerçekten de çaresiz durumlar vardır, tüm seçenekleri görseniz de çözüm sizin elinizde değildir, egemen olamayacağınız, iradenizin etki etmediği biri(ler)i ya da bir şeylere bağlıdır her şey. Çaresizce, kötünün iyisi bir seçim yaparız ya da irademizin dışında gerçekleşen seçimin sonucuna katlanırız. Yani çaresizseniz çare siz olmayabilirsiniz
İnsanoğlu ölümden sonrası hakkında epey düşünmüş, konuşmuş, yazmış. Oysa doğumdan öncesi bir tabu gibi. Bunun nedeni, doğmadan önce “hiçbir şey” olmadığını, öldükten sonra ise “bir şey“ olacağına inanmamız mı? Yaşamın “ileriye doğru” yaşanıyor olduğu gerçeği de ölümden öncesine değil de sonrasına bakmamızı güdülüyor olmalı.
Ölüm “hiçlik”se, hepimiz ölümden sonra doğmuş canlılarız aslında…
Yine hain bir saldırı ve pek çok masum insanın katledilmesine tanık olduk.
Hangi başlığa ne yazabilirm şimdi? kalemim kırık...
Kimin kardeşi, eşi, evladı öldü? Nasıl bir yaşam ansızın, kahpece sonlandırıldı?
Toplum işine yarayan bireyleri organizmasına katar, yaramayanları bir “atık” olarak sindirim süreci sonunda boşaltır. Genelevler, akıl hastaneleri, köprüaltları vb toplumun helâlarıdır. Toplumda sancılar, kanama, fazla atık vb gibi sorunlar varsa sindirim sisteminde, sindirende, sindirilende sorun var demektir.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız