hava durumu
Bu gün bölgesel hava raporları tüm kanallarda yanlış verildi.
Şişli bölgesi güneşli olarak verildi ama yoğun sis altındaydı.
Taksim yasak anladık ta
Taksim yasaktı ama Agos Gazetesi' ne gitmek yasak mıydı?
İstanbullu olmayan faşistlerden biri gürledi;
-Yasak dedikle hemşerim.
ve Şişli' deki insanların çoğu Gazeteye gitmek isteyenlerdi. Orada toplanınca yer yerinden oynardı ya, onlarda biliyorlardı!
hiç ölmeyen izm
Ayak takımı sendeliyor, faşizim yaşıyor.
orantılı güç formülü
Gaz bombaları, boyalı su, mazotlu su, kalabalık görünen her yere sis bombası alış veriş merkezlerinden çıkışlar dahil, acil dünden dahil. 1 kıza 50 değişik tekme atılmalı, 1 erkeğe kemikleri kırılana kadar vurulmalı, direniyorsa 10 kişinin arasında; takviye güç alınmalı...bunları iyice uygulamalı ve basın açıklaması yaparak herşey kontrolümüz altında
pozları verilmeli.
bab-kız ve soru
Kız sordu;
Baba bu gün olanları sen mi yaptın?
Baba cevapladı;
Emir kızım.
Kız konuştu;
Bana kızım deme.
Baba tehdit ederek;
Neden?
diye sordu
Kız ağlayarak cevapladı;
Senden de emir alanlar kaburga kemiğimi kırdı...
Gündoğdu bayram havasındaydı. Gerçi neredeyse, her birimize bir adet düşecek kadar yoğun polis ablukası altında olmamıza rağmen, hiç takmadık. Gitar çalıp marşlar, şarkılar söyledik, iktidara küfrettik, boğazımız patlayana kadar slogan attık, tepindik. Bütün kemiklerim sızlıyor, sesim kısık, karizmatik bir hal almış:)
Türkiye bir gün, akp nin yarattığı bu kabustan uyanacak.
bu kabusun yaratılmasında katkısı bulunan insanlar da gözlerini ovuşturup
şaşkın şaşkın " biz ne yapmışız" diyecekler.
işte dün, sanırım böyle günlerden biriydi.
demokratlık-liberallik boyası iyice aktı
gerçek yüzler ortaya çıktı.
geçen sene 1 mayıs'ta , köprülerden geçen araçları tek tek aratmak gibi dahiyane bir fikir bulunarak tüm istanbul'luların hayatının içine edilmişti.
bu sene böyle cin fikirlere tenezzül edilmedi.
doğrudan, hastanelerde bekleşen hastaların-çocukların üzerine gaz bombası atılarak,
sabah ezanından itibaren sendika binaları önünde toplanan gruplara Allah yarattı demeden coplar sallanarak, yetmedi onları sendika ve parti binalarına sokup içeriye gaz bombaları atarak, alışveriş merkezleri önündeki başı örtülü teyzelere-yaşlı amcalara-çocuklara pervasızca tazyikli su sıkarak bu sene de her neyi korudularsa, işte onu korudular.
ama meclis kürsüsünden bir vekil haykırıyordu ve çok haklıyıdı.
bu iktidarın uşağı istanbul valisi ile, pala bıyıklı emniyet müdürü
gün gelecek, bu yaptıklarınızın hesabı sorulacak sizden.
küçük çocukların üzerine gaz bombası atıp, yaşlı teyzeleri tazyikli suya tutmanın
hesabını bu millet soracak sizden.
utanmazlar ...
Taksimdeki olaylar güzel ülkeme hiç mi hiç yakışmadı. Umarım bu son olur. Bütün bu olaylardan sorumlu kim? AKP mi, işçiler mi, sendikalar mı? Hepsi mi hiçbiri mi?
Başından itibaren çok sert bir tutum izleyen polisin, neden kendi insanına karşı bu kadar sert davrandığını anlamakta zorlanıyoruz hepimiz. Acaba polisin bu kadar sert ve kararlı olmasının başka sebepleri olabilir mi bizim bilmediğimiz?
Hak-İş Genel Başkanı Salim Uslu, aşağıdaki sözleriyle ne demek istedi acaba?
DİSK ve KESK gibi Taksim inatlaşmasına girmeyen Hak-İş Başkanı'ndan çarpıcı açıklamalar...
Hak-İş Genel Başkanı Salim Uslu, ''demokrasiden korkanların, gerilim ve çatışmadan rant sağlamak isteyenlerin halka ve emekçilere kirli bir senaryo yazdıklarını'' savunarak, ''Bizler bu senaryonun farkındayız. Oyuncusu olmayacağız'' dedi.
Uslu, Hak-İş tarafından ''1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü'' dolayısıyla Tandoğan Meydanında düzenlenen mitingde yaptığı konuşmada, ''demokrasinin bir kez daha tehdit edildiği günlerden geçildiğini'' dile getirdi.
''Halk iradesinin, milli iradenin aşağılandığı, tahkir edildiği günlerden geçiyoruz'' diyen Uslu, şöyle devam etti:
''Bildik senaryoların yeniden uygulamaya konulduğu, Türkiye'nin geleceği üzerine, milletin geleceği üzerine oyun kurulduğu günlerden geçiyoruz. Dikkat edin, her 1 Mayıs'ta meydanlarda toplanan, iş yerlerinde, fabrikalarında, atölyelerde toplanan işçiler, 'daha fazla özgürlük' dediler, 'daha fazla adalet' dediler, 'sosyal devlet, hukuk, eşitlik' dediler. Her yıl bu taleplerimizi, bu özlemlerimizi, isteklerimizi tekrarlıyoruz. Bugün 1 Mayıs 2008. Ne acıdır ki, ne hazindir ki yine aynı talepleri dile getiriyoruz.
Demokrasiden korkanlar, gerilim ve çatışmadan rant sağlamak isteyenler, halka ve emekçilere kirli bir senaryo yazıyorlar. Bizler bu senaryonun farkındayız. Oyuncusu olmayacağız.''
Yapma be Greenstone, Hak-İş'i tanımadığına inanmak istemem. Hak-İş'in hiç bir yıl diğer sendikalarla birlikte 1 Mayıs kutlamalarına katılmadığını bilmiyor musun? Hak-İş'in sermayenin en sevdiği, en uysal sarı sendika olduğunu bilmiyor musun? AKP'ye en az MÜSİAD kadar yakın olduğunu, desteklediğini (tabii desteklendiğini) bilmiyor musun? Zaten, gösterilerine AKP'li milletvekilleri hücum ettiler, sosyal güvenlik yasasını çıkaranlarla mağdurları birlikte halay çektiler, Ankara Büyükşehir Belediyesi tüm işçilerini hükümet yanlısı bu gösteriye destek vermek için araçlarıyla taşıdılar. O açıklamayı Cemil Çiçek yapsaydı ya da Zaman ya da Yeni Şafak'ın bir yazarı yapsaydı kelime kelime aynı olurdu.
Alıntı:
Acaba polisin bu kadar sert ve kararlı olmasının başka sebepleri olabilir mi bizim bilmediğimiz?
demişsin. Nedir demek istediğin? Demokraside devlet (polis) "sizin bilmediğiniz şeyler var, söylemem, bir bildiğim var şiddet uygularken, siz anlamazsınız" diyebilir mi? Gazetecinin kolunu kırmanın, yerde yatan kadını tekmelemenin, gün doğmadan DİSK binasını ablukaya almanın, 1550 tane gözyaşartıcı bomba kullanmanın ne nedeni olabilir sence? Herkes merak ediyor, devlet de açıklamalı polisin bu tavrını. Yok, duyum alınmış da, yok Ergenekon provokasyon yapacakmış da... Devletsin, önlemini alırsın. Polis, her türlü önleme rağmen provokasyon çıktı da ona mı sert tepki gösterdi, dün sen de seyrettin kimlerin dövüldüğünü, baskıya uğradığını.
Yapmayın ya, 1 Mayıs'ta hükümeti ve sermayeyi eleştirmesi kadar doğal bir şey olamaz işçilerin, buna dahi tahammülü yok yönetenlerin ve onların dümen suyunda gidenlerin. Örnek gösterdiğiniz "kutlama"ya bakın bir. Siz tüm toplumun Hak-İş gibi mi olmasını istiyorsunuz? Olmayanlara İstanbul'daki muamele reva olacak ve de zımnen "acaba?"larla es geçilecek?
Ben anladım Hak-İş'in ne dediğini, siz bir daha düşünün lütfen.
dün, Şişli Etfal'de
1 Mayıs'la, Taksim'le, sendikayla falan hiç mi hiç ilgisi olmayan çocuklar, hastalar
"bu hükümetin" polisi tarafından gaz bombalı, biber gazlı saldırıya uğradılar.
dün o bölgelerde
alışveriş merkezlerindeki yaşlı teyzelere amcalara "bu hükümetin" polisi tazyikli su ile
saldırdı hiç utanmadan, sıkılmadan.
dün Şişli ve dolaylarında
daha sendikalarının partilerinin kapısından dahi çıkıp yürüyüşe geçmemiş insanlar
"bu hükümetin" polisi tarafından Allah yarattı denilmeden coplandı.
şimdi
vicdanınızın kepenklerini indirebilir,
tüm bunları hiç olmamış, yaşanmamış gibi görebilirsiniz.
(tıpkı engin ardıç gibi)
ya da partizanlığınız öyle ağır basar ki,
işte böyle salim uslu gibi eveleyip geveleyebilirsiniz.
''demokrasiden korkanların, gerilim ve çatışmadan rant sağlamak isteyenlerin halka ve emekçilere kirli bir senaryo yazdıklarını'
söyleyin bakalım şimdi,
hastane kapısındaki hastalar ve çocuklar mı senaryo yazanlar,
alışveriş merkezleri önünde tazyikli su yiyen teyzeler amcalar mı rant sağlamak isteyenler
yoksa daha bismillah sendikanın kapısından çıkamadan coplanan işçiler mi demokrasiden korkanlar.
yerim ben sizin demokrasinizi,
yerim ben sizin rantınızı,
yerim ben sizin senaryonuzu.
sizden büyük senaryo mu var.
bu günler geçecek de,
böylesi günlerde böylesi yorumlar yapanlar da
kendi vicdanlarıyla hesaplaşacak.
insan olabilmek insan
''İnsanı hayvandan ayıran özellikler nedir?!! diye sorsam ve bana sıralasalar tek tek cevapları, inanmam hiç birine...
Yürek, kalp, vicdan...ne isim koyuyorsanız koyun...
Ulen yürek mi dayanır buna. İnsanım diyen sesini çıkarmaz mı? Çıkarmaz. Dedim ya inanmam verilen cevaplara.
bizim itler gözü dönmüş hitler
Bir köpek kedi yavrusunu sahipleniyor. Kendi bedeninden bir parça gibi, kendi özü gibi, yarattığı şaheser gibi, gözü gibi sahipleniyor başka türden olan bir canlı yavrusunu. Kötülüklerden korur. Diliyle dışkısını temizler ki mikrop kapıp hasta düşmesin diye. Gününü onu diliyle temizleyerek geçirir. Yemez yedirir. Uyumaz rahat uyusun diye ''kendi'' yavrusu...
Green aylardır yazıyorum bu adamların faşist olduğunu. Seneryoyu kuran hükümet ve atanmışlardır.
Önümüzdeki yıl bu sefer ki gibi olmayacak. Çok canlar gider gibi geliyor bana.
Cumhuriyet Meydanı ÖZGÜRLÜĞÜNE kavuşacak. Tüm korkuları budur. Taksim geri alınacak.
Yıllardır 3-5 çocuk heryıl orada boşuna dayak yemedi, boşuna cezaevlerinde çüremedi, KİMSE BOŞUNA ÖLMEDİ.
Zalim-mazlum terimlerini dilinden düşürmeyenlerin dillerini ve kalblerini eşek arıları sokmuştur. Türkiye' de faşist dönem başlamıştır. Hayırsız olsun!
Faşist terimini kullananları sevmezdim. Ne garip, Allah dilimden düşürmez oldu.
Gördünüz mü, sizin kadar baskıcı ve yasakçıyım. Sizin gücünüz bana, benimki de işçi, emekçi ve "ayak takımı"na. Üstelik ben de kanunlara sığınıyorum, siz gibi. Bugüne kadar gelmiş diğer hükümetlerden bir farkım yok, egemen ideolojinin bir parçasıyım işte. Evrensel gösteri hakkını ağzınıza layık bir şekilde bastırdım, dövdüm, gaza boğdum. E ben de bu kadar zorbayken, neden kapatıyorsunuz beni. Taksim görüntülerini kapatma davası savunmama en güçlü kanıt olarak ekliyorum. Sizden farkım olmadığının kanıtı olarak.
empati-miş
Köşelerinde seslerini çıkaramayanlar gün gelecek mahalle karıları gibi ortalığı birbirine katacaklar. O gün geldiğinde mesih gibi taptıkları Gülen amcalarının vaz geçilmez ideolojisinin demirbaş kavramını soracağım onlara; EMPATİ!
mangal gibi bir şey
Mangal ateşii taşımak yürek ister. Sözünü ettikleri ötekileri, ayak takımı, Allahsız Gomünistler onlar için mücadele verirlerken kendileri dışında hiç bir zalimleğe sesini çıkarmazlar ve dönüpte bakmazlar bile. Mangal gibi yürek taşımanın dini ve milleti yoktur. Hakların, özgürlüklerin, zorbalığın, tırışkadan demokrasi değil harbi demokrasinin, insan haklarının, inanç özgürlüğünün, inançsızlık özgürlüğünün, taleblerin, baskıların, zalimliğin, 12 saat çalışmanın, sosyal güvenliğin, eşit eğitim hakkının, devlet güvenceli sağlığın (ki bunların zaten dinde yeri vardır ve sizler de böyle yapıyorsunuz), ahlakın ve kültürlerin korunmasının... ın, ın, IN. NE DİNİ NE MİLLETİ vardır! Bu yürekle ilgilidir. Bu yüreği herkes taşıyamaz. Adamı yakar...
ergenekondan esin komplo teorisi
Böyle bir çete, grup, derin devlet v.b. var veya iddia ediliyor. Sanıklardan ve eylemlerden yola çıkarak Vakit Gazatesi' nin bunun en büyük birimleriyle bağlantılı olduğu teorisini çıkarmak normal oluyor. Manşetten vurulacak olanları vermek...
Uyduruk bir iddianın ve akıllara zarar gözaltı baskınlarıyla her boku bu iddanamenin içine atmak kolay ise elle tutulur bir Vakit kışkırtması veya komplosu adına ne derseniz bilemem ama bu teorinin içindedir.
Mevzubahis vatansa gerisi teferruattır. Evet mevzubahis vatansa jop, gaz bombası, tazyikli-boyalı su hepsi teferruattı izlediğimiz görüntülerde. Mevzubahis vatansa bunların ne önemi var ki.
Bir miting düzenleyip, adını da Cumhuriyet Mitingi koyup, günlerce mevzubahis vatansa gerisi teferruattır diye bas bas bağıranların, polisin tutumuna en küçük bir eleştiri yapma hakkı yoktur kanımca.
Ve bu sözü Atatürk söylemiş derseniz. (Atatürk’e ait böyle bir söz bulamadım taradığım kaynaklarda). Vatan için göz yaşartıcı gaz, tazyikli su kullanılmasının ne ehemmiyeti olabilir.
Böyle bir sözün içini doldurmazsanız, ne kadar tehlikeli bir hal alacağını bilmiyorlar mıydı? Teferruat kısmının içini doldurmazsanız, herkes kendisi doldurur. Dün olduğu gibi, bugün olduğu gibi.
Ne alaka mı? Dün neden ne alaka kardeşim demediniz. Dün dündür bu gün bugündür. Demokrasilerde çareler tükenmez değil mi?
Ne mi demek istiyorum. Aşk varsa gerisi vesairedir. (Bu sözün orijinali bu sanırım ve anonim).
Vatan savunmasına iyi çalışmamışın. M.Kemal' den söz etmişken; defalarca burada Bursa Nutku' nu yazdım. Okumadın mı hiç? Haydi, bir defa daha okuyalım. Vatan savunuculuğu nasıl yapılır ve satıcıları kimler ve nasıl olurmuş görelim. Mevzu M.Kemal ve vatan savunması ise...
Vatan savunmasına iyi çalışmamışın. M.Kemal' den söz etmişken; defalarca burada Bursa Nutku' nu yazdım. Okumadın mı hiç? Haydi, bir defa daha okuyalım. Vatan savunuculuğu nasıl yapılır ve satıcıları kimler ve nasıl olurmuş görelim. Mevzu M.Kemal ve vatan savunması ise...
Sustum yazarım, söylenecek sözüm yok... M. Kemal ve vatan savunmasında omuz omuza olmazsak, sen de, ben de, M. Kemal de, vatan da... Hepimiz kaybederiz.
Onlar yakutlarıdır bu dünya kültürünün
Oradan oraya kâh sürülürler kâh göç ederler...
seçme hakkı verilir, vatan görevi yapar, vergi verir, elektrik, su, gaz vs. faturası öder, nüfus kaydı çoğunun yoktur da ama bir barınma hakkı yoktur ki bu insanların asla eğlencelerinin körelmesine engel olmaz.
Asla neşelerinden bir gram diyet yapmazlar.
Çoğu bir müzik aletini çalmada ustadır. Alaylıdırlar. Doğuştan kalaylıdırlar bu hayata.
Yakuplu' da yaşamalarını HAK görenler şimdi kendi yandaşlarına RANT sağlamak için tekrar bu insanları sürecekler.
Bu insanların neşelerini kaçırmayın. Bunların güler yüzü somurtmaya başlamasın. Bunlar kuralsızdır, yasasızdır ama kuralları ve yasaları en iyi bunlar yaşarlar. Kendi yasaları ve adaleti olmasına rağmen her yasaya uyarlar ve ekmeğinin derdine düşerler...
Bu insanları üzmeyin, Allah' ınız varsa.
Bunların yoktur ama en İmanlınız bunlardır!
çeribaşı
Onlar ki eğlence ve müzik dünyasının Çeribaşlarıdırlar. Kültürlerin Çeribaşlarıdırlar.
OBENG ve esaretindekileri ODEL, PANTOY gibi ütüleyi versin be ya!
hakan şükür ve italyan bir anne kıyaslaması
İtalyada bazı futbolcular dini futbola soktular bir ara.
İtalyan babalarıdacede ''kem küm'' ettiler.
Kimi beyninden, kimikalbinden, kimi midesinden bağlıydı bir yerlere.
Ama
anaların tepkisi etkili oldu.
Mutfakta tenceresi için çabalayan kadın
temizdi,
saftı.
Tepkisi etkili oldu.
Bir ana televizyonda etkili oldu.
''İster hristiyan ister Müslüman ister Budist veya Ateist olun, hayat sizin hayatınız sizi bağlar.
Bizi ilgilendiren sadece iyi furbolcu olmanız, üzerinize vazife olmayan konulara karışmayın.
Oğlum cebinde resimlerinizle uyuyor, ne giyerseniz onu giyiyor, ne yerseniz onu yiyiyor...
Ağzınızdan çıkanlara dikkat edin. Sıkıntı yaratıyorsunuz evimizde...''
stk, başkan, ifade özgürlüğü, karşı istibarat ve GÖZaltı (ga/özaltı)
Mahalle kabgalarında bundan böyle yumruk, taş, silah, kesici alet v.b. kulanılmayacak. Düşmanının geçmişini araştıran bir kurum buluyorsun ve adamı en direk/boy direk/direk içeri atıyorsun.
dilek
5 Mayıs' ı 6 mayıs' a bağlayan gece: ''İlk Yaz Bayramı'' nın başlangıcı olup, sıkıntıda bulunanların yardımına koşan Hızır ve İlyas Peygamberler, o gece buluşur ve dilekleri gerçekleştirirler. Hıdrellez sözcüğü de ''Hızır'' ve ''İlyas'' sözcüklerinin birleşmesiyle türetilmiştir. Bu inanış zaman içinde çeşitli kutlama biçimleriyle ''Hıdrellez'' denilen şenliklere dönüşmüştür. Kutlamalarda gül ağacı, yeşil bitkiler, ağaçlar ve su motifleri kullanılır, ateşler yakılıp üzerinden atlanır, sağlık ve şifa, mal-mülk, bereket ve bolluk, kısmet ve şans dileklerinde bulunulur.
Amaç insanların hurafelere inanmasını, olmayacak düşlere kapılmasını teşvik etmek ya da dinsel ve kültürel telkinde bulunmak asla değildir. Bu etkinlik, kent yaşamında bir geleneğin canlı tutulması, kıştan bunalan insanların rahatlayıp eğlenmesi ve umutlarını tazelemesi için yapılmaktadır...
''...Bir insanı sevmekle başlayacak herşey'' derken yazar, 14 yaşındaki kızı evletlık edin ama fantaziler türetme demek mi istedi? Bilinmez. Bilinen gördüklerimiz. Kızları törenlerden yakapaça indirirken ''sayınlar'' telefon açıp geçmiş olsun telkinlerinde bulunurken, ''bunların hesabını soracağız!'' sözleri vermiş midir? Kızları sınavlara alınmazken telefon trafiğine ara gazı vermeden devam eden ''sayınlar'' yerde tekmelenen kızları,
(yanlış oldu; onların kızları değil O!PARMAK SALLANIR; HIIIIIII!)
TEKMELER DEMİŞTİK;
Tekmeler inerken ciğerlerine ciğerlerine hiç mi ciğreleriniz sızlamadı? Yüreğinizi merak etmiyorum.
onlar İŞÇİ idi ve aralarında provakatör yoktu
Agos'un önünde toplanılacaktı. Ana cadde tüm sokak girişlerinin başından itibaren polisten barikatlar yaparak kuşatılmış, kimseler alınmıyor,gelenler ara sokaklara küçük gruplar halinde gitmek zorunda bırakılıyor, hastaneye bile gidecek olanların suratına bile bakılmadan YASAK! cevabı verilerek halkında bu kumpasa girmesi sağlanıyor, iki- üç kişi kim varsa su, ve sisle saldırılıyor ve birileri çıkıyor
o vardı bu vardı, o kadar sayı toplayamadınız...
Ulen Tuncay topladı da ne oldu. Tatmin edemiyor bu halk seni!
Provakatör nasıl olunur; Arabamızı garaj bıraktık ve girişte park eden arkadaşı bekliyorduk.
100 metre bile olmayan sokak arasında toplasan 30 kişi var. İki kişi başta 3 kişi ortalarda geride 5 kişi falan filan... Sokak başından panzer geçiyor, sonra geri geliyor veee SU!
Bu sokakta maskeli, bayraklı, pankartlı, kimseler yoktu. Sonra panzarin arkasından bir grup ipini koparmış SİS' ve YETKİLERİYLE donanmışlar insanlara saldırmaya, yok bu olmadı...KİN, NEFRET, HIRS doldurulmuş ciğerleriyle saldırdılar.
Ben sapına kadar işçiyim, diğerleri de. Yeterli mi? Yoksa yazalım mı?
Sayınlar tatmin olmayacağınızı biliyorum.
PROVAKATÖR PROVAKATÖRE KARŞI
Anlayacağın bir gerçek daha;
Bombalar atılırken ara sokaklara ciğerleri parçalanan insanların arasına küçük minibüslü polisler devriye atmaya geliyor. Salağın biri araç camına taş attı AMA buna ciddi bir tepki geldi ciğerleri parçalananlardan. Taşı atan kaçarken şöför yanındaki polis dışarı çıktı ve o dangalağı 3 sokak arası boyunca kovaladı. PROVAKATÖR PROVAKATÖRE karşı!
O ''delikanlı'' polis ve ''amirleri'' dua etsin sokak aralarında İŞÇİLER VARDI! Provakatörler olsaydı memleket bir ''delikanlısı yitirirdi''...
Sallarsınız tabi, meydanları kendinize açıp basketbol hatta buz hokeyi bile oynayıp dalganızı geçersiniz. Kandırdığın çocuğun.....ye!
KORKUYORSUNUZ!
ÜÇ KİŞİNİN BİR ARAYA GELMESİNDEN BİLE...
son söz
Bunlar salladıkça bizler gerçekleri yazacağız.
Gerçek var da anlayacak adam yok memlekette!
Kayıt: Aug 20, 2006 Mesajlar: 25 Nereden: istanbul
Tarih: Çrş May 07, 2008 7:36 pm Mesaj konusu:
Bu "İlla da Taksim" olayıyla gerilmiş memleketi daha da geren, bayrama cenk havasıyla çıkan, işçiden yana olduklarına hiçbir zaman inanmadığım sendika başkanlarını kınıyorum...
Dağ başında domuz avına çıkmış gibi ağızda köpüklerle jop sallayan, su atan polislerle, amirleriyle, ilgili bakanlıkla, bakanlığın mensubu olduğu partiyle, başıyla ayağıyla, Ebu Cehil suratlı muhalefetiyle, Özkan'ıyla cacığıyla aynı memleketi paylaşmaktan aynı havayı solumaktan, aynı dili konuşmaktan, aynı gökkubbenin altında bulunmaktan utanç duyuyorum...
Utanmıyorum gücüme gidiyor! Suratsızlıklarına baktıkça iğreniyorum. Başbakan, bakan, vali, müdür, polis hepsi cezasını çekmeli!
Yoksa bu memleket daha çoook ceza çekecek!
Evet O TAKSİM' E ÇIKALACAK! HERKES NASIL ÇIKIYORSA!
Mayıs' ın derin uykusu- devam
O kadar korkuyorlardı ki dirilerine saygıları olmadığı gibi vasiyetlerine bile saygıları olmadı. Şerefsizlikleriyle her gün ölmediler ama şerefsiz bir ülke yaratırken, davetlerde ''şerefe'' bardaklar kaldırdılar.
Arka bahçeler yarattılar sonra arka bahçe bereketlendi, 1 metre kumaş için önüne geleni silip süpürdüler.
Neden?
Çünkü sahipleri öyle buyurdu.
adını sen koy
Ernesto' nuun heykelini bile dikebilirsin bu topraklara ama Denizlerin resimlerini kullanıp bir afişi astırmazlar sana.
kepenkleri çek koçum, kapatıyoruz tükkanı
Yeni bulunmuş galaksiye ''yeni kanun'' hazırlamış olan klan yönetiminden wks, elindeki belgeleri gereken yerlere danışmak için bile vermeden Q0097 Galaksiler Güç Birliği' nin temsilcisine sundu.
muz orta
Hükmettikleri sürünün ortalama profilinden Muz Milleti türettiler. Ehh, zaten Muz Cumhuriyetine benzetmişlerdi yaşadığı toprakları, milletinin tipini de onlar belirler...
Bahisler açıldı
Galatasaray ve Hakan! Hakan ve Gülen. Hakan ve son açıklamaları...
Şampiyonluk maçınta Hakan gol atarsa seviç gösterisi için secdeye varacak, ikinci gol sevincini zikir çekerek yapacak. Maç kazanılırsa son darbe;
Hakan takımın başına geçecek.
Son Barikat Beşiktaş bile kaybedilmiş, derisini düşünemiyorum.
Mehmet Uğur
Sevdalı Yürekler kitabından
''Ben kuşlar kadar özgür hissediyordum kendimi. Konaklayacağım, yabancısı olduğum kentte kendi türüme nasıl uyum sağlayacaktım; beni hangi tehlikeler bekliyordu. Benim özgürlük konusundaki cesaretim de, özgürleşmem de benim dünlerimi özgürleştirecek miydi? Birlikte daha güzel düş kentleri kuracak mıydık? Geleneklerimiz milyonlarca bedeni toprağa vererek, yani kanlarıyla suladıkları bu sınırların anlamsızlığını insan egosunun salt histerik bir körlüğü olduğunu anlayacaklar mıydı?
Bakın; kuşlar, nehirler hiç sınır tanıyor mu?Şu dağı aşmakta olan güneş, en donanımlı sınır muhafızından bile fütürsuz, sınırsız yolculuğuna müdahale edebiliyor mu?
Rüzgarla savrulan kıta kıta yağmur bulutları sınır tanıyor mu? Her kıtada çiçeklerin özünü oluşturan çiçek tohumları rüzgarla sınırlar aşıp süslenme direncini oluşturmuyor mu?Bizler de bu canlı hayatın parçaları değil miydik?...''