Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 143 Üye Adayı ve 7 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 Kayıp Eşya Bürosu
 Doktor Doktor
 Ahmet İnam'la sıradışı bir sohbet...
 Sömürünün kavramları
 Halide Nusret Zorlutuna ile yeniden
 Mutfak kitapları
 Görünmeyen
 FELON
 Kalbin hafızası var mıdır?
 Dahası ne?
 bir cumartesi
 Ayaklarının üstünde
 Bayramsız Çocuklar
 İyi Bayramlar
 bir cezm kaldı
 Uzlette...
 Çizginin Yüzleri...
 Eyy Uhnem! Eyy Uhnem!
 Seçmece
 İmkansızın peşinden koştunuz mu hiç ?

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Karakutu.com-Kültür Sanat: Karakutu Forum

İnsanı kullanma kılavuzu


İnsanı kullanma kılavuzu
Sayfa Önceki  1, 2, 3, 4, 5, 6  Sonraki
 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Genel
Yazar Mesaj
kumsaati
Yazar


Kayıt: Mar 04, 2007
Mesajlar: 292
Nereden: Çöl...

MesajTarih: Prş May 29, 2008 11:31 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Coca cola MİRO….

- Avni iç bakalım şunu…
- Bu nedır ki ağam?
- Ağan kendi adına bir meşrubat çıkarmıştır. Bu da odur.
- Odur…?
- He odur…odur hayvan…odur.
- Adı nedir ağam?
- Coca cola MİRO…
- Weeey…cocacola MERO…? Bu o dur ağam…?
- He odur.
- Sen cola olmuşsan ağam…maşallah maşallah…?
- Ne dediğini kulağın duyuyor mu Avni…?
- Ağam ben diyem ki şimdi sen bu şişesin …yoksa bu şişe senden mi çıkti ?
- Tuuuh….Pezevenk. bu kadar milletin önünde bu söylenir mi ulan … puşt!!! Reklam yapacaksın reklam …Bunun için seni buraya çıkardık salak…ulan oğlum güzel şeyler söyle geri zekalı…ölüme dört nala gidiyon…deve…
- Weeey weeey…Nekkadar güzeldır, ağam.
- Güzel olduğuni nerden biliyorsun kavat?
- Yani şişesi güzeldir ağam. İnce …uzun …böyle…şey gibim…
- Ulaa heyvan şişe önemli değil.
- Rengi güzeldir…
- Rengi de önemli değil.
- Yazisi çok güzeldir.
- Hani okuma bilmiyordun…?
- Olsun kessin güzeldir.
- Avni kendisine gel bu kadar ahali karşısında beni katil yapma.ömrünün son dakikalarını yaşıyorsun iyi yaşa bu birkaç dakikanı deve…
- Eee yani mutlaka güzeldir ağam.
- Ne dedin?
- Yani komple güzeldir ağam.
- Zıkkımlanmadın ki güzeldir diysen hayvan…
- Eeee ağam kesin güzeldir.
- Avni…zıkkımlan u de güzel bir şeyler. Reklam yap…hadi…
- Nasıl, beğendin mi?
- He ağam…Bir fırt daha çekem mi ağam?
- Zıkkımlan zıkkımlan da güzel bir şeyler de ama. Reklam için…
- Hem güzel hem de sahici/ gerçek şeyler olsun mu ağam?
- De hadi de…bu kadar millet senin reklamını duyacak…Yok satacak bu cocacola MİRO yok…
- Walla ağam işin gerçeğini istirsen bu siktiri boktan bi şey.
- Ihıı ıhı… Ulaaa…hayvan…ulaa deve…
- Ulaaa …Avni…Bana bak! Reklam ne işe yarar sen bilmiyorsın?
- Reklam ne ki ağam?
- Ulaaa deve…Hani diyor ya cola reklamında…”Gözün aydın Naci llk adamımızı bulduk.”diye…
- Naci kim ağam?
- Sen?
- Ben..
- He…
- Yok ağam, ben Avni…
- Ulan salak…lafın gelişi o cola reklamında oynayan Naci. Onun gibisin yani …
- Yok ağam onun gibi olmak istemiyem. Ben, Avni.
- Ulan günah benden gitti.(Miro Ağa silahını Avni’e doğru çevirir.) sen kimsin lan keşmer? De öt bakayım şimdi. Yanlış bir şey ötsen, Allah’ıma kitabıma, şu cocacola MİRO aşkına senin kafanda altıncı deliği açarım. De hadi…baştan başlayalım şimdi…Sen kimsin ulaaa…?
- Ben Naci ağam.
- Ne Naci’si ulaa…
- Sen dedin ya ağam ben tanımıyem…
- Sen kimsin laaa..
- Ben cocacola MEROOO….
- Ne coca cola Miro ula…salak…
- Sen dedin ya ağam reklam yap….
- Heyecanlanma …nefes al…fırt çek . arkadaşlar yardımcı olun şuna.
- Bu nedir ağam?
- Cola reklamında böyle yapıyorlar.
- Orda bir şey yazmıyor ki ağam.
- Ne fark eder? Sen okuma biliyon mu ki deve…?
- Eee…
- Eee si doldur bakalım o boş sayfayı…Reklam yap.
- Ne diyem ağam…? Ben cahilem. Ne poh yiyeceğimi bilmiyem ki ağam?
- Walla ben orasını anlamam artık. Öt ulaa…öt! Hemi de çok güzel şeyler öt…!
- (Bir fırt çeker) nekkadar güzeldır, fevkeladedır. Oohh..parfum gibimdir maşallah …maşallah…tuff..fııf tıııfff….
- (Bir fırt çeker) Viyagra gibimdir. Tabana kuvvet.
- Ulaaa salak…
- Tamam ağam….(Bir fırt çeker)
- Ucuzdır…
- Hoppala…
- Mayhoştur. Bak dudaklarımi yaliyem…
- Gitti karizma…bu beyinsizin yüzünden.
- Muhterem cemaat Allah sizi inandırsın. Her derde devadır. Bakın ahaa…! Karnım ağrir. İçtim bir şey kalmadi. Ağam şeyhtir. Yani şeyh gibimdir. Okumuştur üflemiştir…nefesi kuvvetlidir.
- Saçmalama laaa …!
- Romatizmaya iyi gelir.
- Ulaa geri zekalı…ulaa kaşmer…
- Tuh Allah belanı versin.
- Şeker hastalığinin tıbba alternatif ilacıdır.
- Ulaa salak kendisi zaten şekerdir.
- Eeee…kafa yapar.
- Ulaa şerefsiz batırdın firmayi…
- Yapma ağam…yapma…ayağını öpem yapma…
- Mayhoştur ha…!!!

(Reklam tutmuştur ama Avni’nin kafasında vaa’d edilen alternatif delik açılmıştır.)
Başa dön
kumsaati
Yazar


Kayıt: Mar 04, 2007
Mesajlar: 292
Nereden: Çöl...

MesajTarih: Sal Hzr 03, 2008 7:57 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

...
Hilimi...
TuTKu oğlum TuTKu...
Başa dön
kumsaati
Yazar


Kayıt: Mar 04, 2007
Mesajlar: 292
Nereden: Çöl...

MesajTarih: Sal Hzr 03, 2008 7:59 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Susam sokağının sakinliğini özledim. Yeni uğradım bu sakinliğe. Hilmi, beni uyarmıştı aslında: “Bu düşünmelere sende yer olamaz.” Bir fırtına öncesi sessizliği gördüm. Aldırış etmedim. Hilmi, bu işlerin içinde yar almadığı için büyük adamdır aslında. Gülten’in varlığı ona hayatı anlamlı kılıyor. Kıskanıyorum. Ufak tefek şeylerin büyüyerek insanı, bir çok şeyin içine çekmesi, kendisini kendinden bir nebze alıkoyması, hırsla değil dingin bir arzuyla hayatın yakıtını minimum düzeyde kullanması, bir dokunuş, bir öpücük, bir sarılışın her şeyin önüne geçmesi…Her şeyin yerini alması, evet kıskanıyorum. Bunu yapabilmek çok ciddi marifet.

“Öp beni…!” her şeyin yerine geçsin
Başa dön
kumsaati
Yazar


Kayıt: Mar 04, 2007
Mesajlar: 292
Nereden: Çöl...

MesajTarih: Cmt Hzr 07, 2008 7:32 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver


Söylemiştim, dolaylı tümleçler intiharlar yaratır diye. Yeri belirleyip duyguları peşlerine takarlar. İntihara/ ölüme bunca istekle giden duyguların telkini ne ola?
Toprak açarlar topraktan olanlara. Her şeylerini unuttururlar. Zemin, hem zamana hem de uzun ince bir aşık türküsüne dönüşür.
Hasan Sabbah’ın fedailerine döner sorular, duyguların intihar zamanlarını belirlerler. Yerde/zeminde sabitlerken dikkatleri, zaman kavramlarını unuturlar/unuttururlar. Tırmanırlar, tırmanırlar ve o yükseklikten boşluğa atlar bütün yüklemsiz cümleler. Üst üste yığılan cümlenin öğeleri… toplu intiharlar… toplu ölümler ve bir cümle aile mezarlığına döner dolaylı tümleçler. Doğum ve ölüm tarihleri, ad-soyad yazılırken mezar taşlarına “yer” yazılmaz. Mekan belirtilmez. Önemsenmez.
İntihar yeridir dolaylı tümleçler Hasan Sabbah ve tüm fedailerinin parçalarının toplandığı yerler.

Nerden?
Onun dünyasının kuzey versiyonuyum. Batıyı ikiye bölüp onun intiharlarından geliyorum. Doğunun ezanlarında kat kat giyinen tanrıların saçlarını görüyorum. Ezanı okuyan güzel bir ses ve kaliteli bir yorumsa, minareler doğuda uzar uzar merdivenleşirler. Yaratanın güzelliklerine işaret olurlar. Elif ve minareler yan yana durur bir ezanın içinde. Lafız, sesini kısar, ses Allah’ı anar.

Nereden?
Onun uçurumlarından. Alamut Kalesine çağırıyor beni. Kimi öldürmemi istiyor bilmem ki? Cemil Meriç çoktan öldü. Tek rakip o olurdu mekan belirlemede.

Neresidir burası?
Tavkul hamama…(Güvercin gerdanlığı)

Yer belli Alamut Kalesi. Önce benliğimi öldürmeliyim. Dolaylı tümleçlerin ilk kuralı bu. Zamirleri en ciddi fedai kılacaksın ve onların başında “Ben” olacaksın. Kaç zamir varsa toplu/çoğul- tekil/birey, yönelme “-e,-a” halini alıp “Sen-a” gelir, “sen-a” yakın durmak ister. Dolaylı tümlecini bekleyen fedailer olur tüm zamirler. Sen zamiri bile sen-a uzak. Ölüm sırası kime gelmişse şeref duyar. Anlasana, zamirlerin miktar ve zaman bildiren zarf tümleçlerinden nefretini. Söz konusu sensen ve senin mekanınsa, zamanın ve miktarın/ölçünün ne önemi olur?

Sana dair kurmadığım/ kurmayacağım cümlelerin yüklemi olmasa ne olur?
“Özne eksikliği”, “zaman zayıflaması”,” anlam kayması”, “zamir ölümü”, “hece intiharı”, “yazım günahı”, “imla kerhi”, “harf katliamı”, gibi çook ciddi anlatım bozuklukları içerdiğinden derbi maçlarda stadyuma alınmasa ne olur cümlelerim?


Çatı uyuşmazlığı dedikleri toplumla ruhumun arasında çok ciddi uçurumlar oluşsa (ki kalabalıklar da derler bu uçuruma) bacası eğri, dumanı düzgün olan bir çatı olsa ne olur?
İntihar yerlerini belirler dolaylı tümleçler, Alamut’laşırım.
Başa dön
kumsaati
Yazar


Kayıt: Mar 04, 2007
Mesajlar: 292
Nereden: Çöl...

MesajTarih: Pts Hzr 09, 2008 8:26 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

İnsanın kendinden vazgeçişine gülümsedim.

Gülümsüyorum...

09/06/2008
Başa dön
bodosalbatros
Yazar


Kayıt: Oct 28, 2006
Mesajlar: 388
Nereden: kuyu'dan

MesajTarih: Pts Hzr 09, 2008 11:33 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

...

En son bodosalbatros tarafından Cmt Hzr 21, 2008 3:01 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Başa dön
kumsaati
Yazar


Kayıt: Mar 04, 2007
Mesajlar: 292
Nereden: Çöl...

MesajTarih: Cum Hzr 13, 2008 8:31 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver


Hilmi ile konuşmayı istemiyorum aslında bugün. Ama başka çare yok. Dinleyip de küfrü basacak tek erkek Hilmi’dir bu durumlarda. O küfrü bastıkça duyduğu cümlelerin ruhuna, ben büyürüm. O, “Ulennn…”li cümleleri sıraladıkça tüm “ulan…”ları ufalar diktiri boktan bir şekle sokar. Rahatlarım. Kabalaşan erkek ruhunu ortaya serer ve kedisini dahil ederek tüm erkekleri başarısız sinema aktörlerine dönüştürür. Oyunu kuralına göre oynayanın kadın olduğunu, erkek denen zerzevatın oyun oynamanın hanzoluğunda durduğunu âline eder.

Doğru…Erkek ne anlar oyundan? Bin bir tuhaf kılık takınmaktan. Kendisi olmayan bir Süpermen’i oynamaktan…Olmaktan… İki tren çarpışacaksa çarpışsın. İlk ölecek olan aşktır ve Hilmi, bu ölüme hevesli duygunun kefenini bile açmayacak bilirim. Ki Hilmi, ölümün aşka yakışan bir şey olduğunun farkında. Ölüm bir aşkta diretir ve aşkı öldürür. Ölen aşk değildir bu durumda. Duygudur. Kim biker iki kişinin kalbini?

Oyunu tınlamayan içinden geçenleri söylüyor ya, bu yüzdendir tüm kırmızı ışıkları ihlal etmenin dayanılmaz hafifliği ve Sharon Stone’nin o baştan çıkaran kadın bacaklarına takılı kalır sinematoğrafig tüm hayaller. Stone, soyunduğu andır Hilmi’nin kendi ağzına doldurduğu küfür kelimeleri. Ardı ardına sıralanan “sin- kaf”lı kelimeler. Acıyan, hayatın temiz kalan yanı. Acıyan, ellerim. Acıyan, Hilmi’nin arka kenar sulanmaları. Sharon Stone ve Gülten’in diliyle yarattığı ortaçağ mahalle aşkı.

Ortaçağ kadını kalçalarını kat kat bez parçalarıyla örterken neden göğüsleri dışarıdadır? Sıkıştırılan iki meme. Sıkıştırılma hissini yaşatan ikiz tepe. Karşıdan görenin bu meme sahiplerinin boynuna kolye olma isteği ki bazen kopup sıkıştırılan şeylerin arasında bir süreliğine sıkışıp kalma sıkışıklığı, sıkılganlığı…

“Oğlum, ortaçağ kadını en kaba yanlarını örterdi. Sen bir kadının wc.’de oturmuş halini düşünür müsün?” diyor Hilmi. “Sen ne dediğinin farkında mısın Hilmi?” “Elbette farkındayım. Modern çağın kadına en ciddi hediyesi onu, onun kaba yanlarıyla motive etmesidir. Gülten’de bu kalça olmasa Gülten, Gülten olur muydu?” “Olmaz mıydı…?” “Hayır, kesinlikle hayır! Gülten modern hayatın ona yüklemiş olduğu kadın oluş şeklinin farkında. Ve bu şekil de şekilden öte olmadığını da bilir. Yürürken bir yerlere yaklaşmak ve ya uzaklaşmak için yürümüyor. Yürümeyi unutturacak kadar kadın olma telaşında. Kadın oluşa yakın durma adına yürüyor. Gülten, bedenini bir başkası için var ederken, bir başkasındaki yankılanma haline aşık. Gülten diye biri yok aslında Gülten için. O sadece bir kalçadır modern hayatta. Bunu da benimsiyor. Kabul ediyor.”

- Ortaçağın kadını zarif aslında.
- Neden?
- Zerafeti, zarif olan yanlarına vurgu yapması. Zerafeti, senin değiminle kaba yerleri ile var oluş problemini çözmüş olmada. Kaba yerleri ile değil, ince yerleri ile ortadadır.
- Kadının erkeğin gözlerine dönük bir hayatı kurgulaması yanlış mı?
- Hayır.
- Kadın bunun ötesinde bir şeylerin peşinde koşması onu çirkinleştirir. Kadın ne isteyebilir ki güzel olmaktan başka.
- Buna ciddi ciddi inanıyor musun Hilmi?
- Elbette…Kadının var oluş problemi güzel olup olmamadır. Hangi kadının bunun önünde bir öncülü var? Hangi kadın, güzelliği tanrısal bir güç olarak görmez ? ve hangi kadın gücünü kullanmak istemez? Başka bir muhabbette sana kadın saltanatının güzellikte olduğunu söylemiştim. Sultan…Bu sıfat güzele ne çok yakışıyor. Abus suratlı sultanlar, sultan mıdır? Geç Allah’ını seversen ya…!
- Ortaçağ kadını güzel midir? Ortaçağ kadını gücünü yem olarak kullanan kadındır. Zarifti. Naifti. Mahsundu. Kadın oluşun bütün inceliklerini taşıyordu; ama bunların hepsini Zeus’un kırbacını elinde tutan derebeylerin sofra ziyafetleri için kullandı. Ve çok cömert davrandı kendini sunarken.
- Kadının isteği bu değil mi zaten? Güç…
- Güç de kendiliğinden kaynaklı bir güç olmasını isterim ben. Yumuşak ama keskin bir güç. Ve asıl güç de bu. Kaba ve sert olan güce güç denmez. Bu olsa olsa ancak yıkım olur. Bir diğer adı bomba. Bir diğer adı toplu mezarlar. Bir diğer adı kaldıraçlar, vinçler, dozerler…ler ler..ler…Erkek, yolları bile açarken, dağları bile parçalarken, tabiatı tırmıklarken…ken …ken ..ve ken…doğaya karısıymış muamelesi yapıyor. Ezmeyi, kırmayı, kaslarını göstermeyi seviyor. Bu genel geçer kanıdır. Toplum fantezilerle var eder kendini. Bu böyle olmuştur hep. Ferhat bile aşkının ispatını dağları delerek gösteriyor. Kas meselesi ve bu cinsel güçle tepeye kadar tırmanıyor. Haplar, özel karışımlar, ilaçlar, bitkisel macunlar…Kaba kuvvet ve direngenlik. Erkek kedine kaba kuvveti ve fiziksel gücü ayırırken/belirlerken, kadın duygusal yumuşaklığı kendi görselliğine değer olarak biçiyor. Orta çağda memelerini, modern çağda kalçalarını sergiliyor.
- Yahu ne diyorsun sen? Toplum bu kadar mı iç dürtülerle hareket ediyor?
- Kesinlikle…Toplum dediğin gerçekliğini sözlerinde ve klişeleşmiş anekdotlarda gösterir. Bak mesela;

At gibi kadın.” “Yawrum….Kısrak walla…kısrak…!” “Şuna bak yaa…Herif hayvan gibi.!!!”

Evet evet …İş bu… İş döner dolaşır libido meselesine gelir. Tanrı, libidonun içinde sadece bir DNA olarak durur. Genetik yapının şuhluğu ve kabalığı. Kadın ve erkek olarak iki parçaya bölünür tanrı.

Kalabalıklar neden bu kadar bir araya gelme isteği ile yanıp tutuşur? Ne olduğunu düşünüyorsun? Ayinler, düğünler,törenler, kahvehaneler, cafeler, pavyonlar,diskotekler…

Neden?
Bir yaşama arzusu var hepsinde. Cinsiyetlerini yaşama arzusu. Sergilenebilecekleri yerleri onlar kendileri belirliyor. Ve durmadan bunu yapıyor. Sergidir hayat. Sergilenmek için yaşarlar. Bu “sergi” olayını al hayattan kimsenin yaşama bahanesi kalmaz. Çöker hayat.
Başa dön
bodosalbatros
Yazar


Kayıt: Oct 28, 2006
Mesajlar: 388
Nereden: kuyu'dan

MesajTarih: Cmt Hzr 14, 2008 5:21 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

...

En son bodosalbatros tarafından Cmt Hzr 21, 2008 3:03 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Başa dön
kumsaati
Yazar


Kayıt: Mar 04, 2007
Mesajlar: 292
Nereden: Çöl...

MesajTarih: Cmt Hzr 21, 2008 1:57 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Yemin Edebilirim…

İnsanların durmadan yalan söylediklerine yemin edebilirim. İnandıkları şeyleri değil de inanıyormuş gibi gözüktükleri şeyleri söylediklerine yemin edebilirim.
Kendileri olmayıp, kendileriymiş gibi hareket ettiklerine yemin edebilirim.
Buna isteyerek ve bilerek her dem, izin verdiğime de yemin edebilirim.

Ceplerinde bir numarayla dolaşanların yalan söylediğine yemin edebilirim. Durmadan bu numaranın (TC.No:…) tüm rakamları adetince çarparak, bölerek, çıkararak, eşitlemeye çalışarak yalan söylediklerine yemin edebilirim.

Cebinde bir kafa kağıdı taşıyanların durmadan kendilerini bu kağıda hapsettiklerini yeminlerle izah edebilirim. Kafa kağıdında yazılan hiçbir şeyin kendilerine ait olmadığını, kendilerine yakışmadığını, kendilerinden olmadığına dair yemin edebilirim.

Başörtüsü ve kapalılıktan söz eden insanların aslında kıpır kıpır bronzlaşmış tenlerden söz ettiklerine yemin edebilirim.
Cennetten söz edenlerin ibrişim ve ipekten libaslar içinde dolaşan ceylan gözlü Huri’lerin dokunulmamış taze bedenlerinden söz ettiklerine yemin edebilirim.
Sosyal adaletten söz edenlerin kendi hırsızlıklarını kapatmaya çalıştıklarına yemin edebilirim.Adalet ve eşit dağılım silsilesini/ mekanizmasını/ düzeneğini/ kefesini düzeltmeye çalışırken bunu kutsallaştırıp kendi taraflarına eğdiklerine yemin edebilirim.
Çiçeği elinde taşıyanların, çiçeğin kırmızılığına ve güzelliğine dikkat çekerek dikeni saklamaya çalıştıklarına yemin edebilirim.
Kadın erkek eşitliğini savunanların yeri ve zamanı geldiğinde/kim uygunsa, bu cinsten birisini ezdiklerine/birbirlerine ezdirdiklerine yemin edebilirim.
Kadın hakları diye yırtınanların kadın hak ve hukukuna tecavüz ettiklerine yemin edebilirim.
Tüm çirkinliklerin ve iğrençliğin güzellik adına işlendiğine yemin edebilirim.

Herkesin babasız doğduğuna yemin edebilirim.
Herkesin annesiz doğduğuna yemin edebildim.
İsimlerden bi-haber yaşandığına yemin edebilirim.
Seslenmelerin sadece sesel işaretler olduğuna yemin edebilirim.
Herkesin sonradan kazanılmış bir soluk alıp-verme hakkıyla doğduğuna yemin edebilirim.
Hiç kimsenin kendini doğurmadığına yemin edebilirim.
Sancılanmaların suni sancılanmalar olduğuna yemin edebilirim.
Entelektüel sancılanmaların,
Şair sancılanmalarının,
Ressam ve müzik sancılanmaların,
Dinsel sancılanmaların,
Bu modern çağda doğum sancılanmalarından çok daha sahte ve yapay olduğuna yemin edebilirim.

Kulların tanrıyla yaptıkları mukavelelerde tanrıyı tınlamadıklarına yemin edebilirim
Tanrıdan söz ederken bile başka başka şeylerden söz ettiklerini kanıtlayabilirim.
Güzellik, iyilik, eşitlik ve adaletten dem vururken bu kalabalıklar çok daha farklı dehlizlerde ilerlediklerine yemin edebilirim.
Estetiği fare kapanında peynir olarak kullandıklarını anlatabilirim.
Kendileri olma cesaretleri olmadığı için bu internet dünyasında herkesin bir başkasını oynama lüksünü kullanarak, yaşayamadığı egosunu bir biçimde tatmin ettiğini söyleyebilirim.

Doğum tarihleri öylesine yazılan kalabalıkların,ölüm tarihlerinin de aynı tarih olduğuna yemin edebilirim.

Cilt no’larla kendilerini ciltleyen bu insanların cilt kavramlarından haberleri olmadığına yemin edebilirim. Ne okuyabildikleri ne de dokunabildikleri hiçbir cilt anlayışları olmayan bu ciltsizlerin cilt anlayışlarının hastalıklı olduğuna yemin edebilirim.

Tanrının cilt kavramını kutsadığını cilt cilt kitaplar gönderdiğini, suhuflar indirdiğini suhuf sayılarını tanrının bile önemsediğini, gönderdiği yerin sokak ve ev numaralarında kimin oturduğunu bildiğini, mahalleye göre suhuf indirdiğini, mahalle sakinlerine göre yasak ve düz soluklanma anlayışlarının değiştiğini, bu değişikliğe rağmen aile sıra no, sahife no ve kütük no’ların saçma sapan sıralamalar yarattığına, bu sıralama sahiplerinin öncülerinde hiçbir yerinin olmadığına yemin edebilirim. Her ölüm ve her ölen kütükten düşülen bir sayıdır. Sayılar ölür resmi ağızlarda ve resmi kayıtlarda. Kayıtların kaydedilenden ve kaydedenden daha önemli olduğuna yemin edebilirim.

No’lar dirilir mi kıyamette bilemem. Yaratan da mı sayıları önemseyecek? “Bana bu kadar herif ve herife secde ediyordu…” bu söylem, bir kul mantığıyla değerlendirilirse tanrıyı var eden kalabalıkların kalabalığıdır. Sayısal değer ve ifadeler tanrının ve tanrıların tek gücü olduğu yadsınamayacak bir çağda ve dünyada yaşadığımızı kabul etmeyenlerin hasta olduğuna yemin edebilirim.
Hastalığını sevmeyen insanların hasta olduğuna yemin edebilirim.
Yemin etmenin çok ciddi para ettiğine de yemin edebilirim.

not: “Sadece ve sadece doğruları söyleyeceğime, mahkeme huzurunda sağ elimi havaya kaldırarak yemin edebilirim.”
Başa dön
care
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Oct 08, 2007
Mesajlar: 555

MesajTarih: Cmt Hzr 21, 2008 5:09 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

"İnsanı kullanma kılavuzu"nu -en çok- "Müslüman"ım diye geçinenlerin hatmettiğine yemin edebilirim...
Başa dön
kumsaati
Yazar


Kayıt: Mar 04, 2007
Mesajlar: 292
Nereden: Çöl...

MesajTarih: Pzr Hzr 22, 2008 11:34 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Allah kabul etsin...!!!
Başa dön
bodosalbatros
Yazar


Kayıt: Oct 28, 2006
Mesajlar: 388
Nereden: kuyu'dan

MesajTarih: Pzr Hzr 22, 2008 5:03 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Şartları eşitledim, kaldırdım engeli, ben de durabilirim aynı eşitlikte diye... orada olduğumuzu bilerek karşılıklı daha anlamlı bu mahrumiyet!
Başa dön
kumsaati
Yazar


Kayıt: Mar 04, 2007
Mesajlar: 292
Nereden: Çöl...

MesajTarih: Çrş Tem 02, 2008 6:41 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

...
Bazı cümleler adamı bulandırır. Varsayılan bütün durumları kaldırır insanın dünyasından. Gerçi böyle varsayımlar da çok azdır. İnsanın kafasına taktığı problemlerdir bu varsayımlar. Meşgul oldukça bunlarla, kaçınılmaz oluyor başkalaşımlar. Okunanlar, söylenenler, söylenmek istenenler,durumlar…

İnsanın hayat dediği saçma sapan uğraşın kendisidir.

Ağlanacak yerde kahkaha atmak ciddi anlamda acınacak şeydir.
Olgular ve tasavvurlar insanın bütün uğraşlarını oluşturuyorsa bu bilinmesi gereken hayat uğraşının çok da abartıldığı kadar olmadığıdır.
Büyüten biz. Kendimize, bu büyütmenin/abartmanın ötesinde bir dünya arayıp da kendini ufaltan da yine biz. Bulduklarımızı bir kenara atacak olursak varsayımlarımızla çoğalırız. Çoğalan biziz, eksilten de …

Rüyaların tesellisi onları sadece yorumlayanlara hastır. Yorumlamak hayatı anlamlı kılmanın ötesinde bir şeyse, kaçmaktır bu hayattan.

Rahatlama adına rüyalar da zindandaki adamlara özel kılındı.
Yorumlayan zindanda.
Yaşayacak olanlar, zindanda.
Rüya özgür, rüya serbest. Rüya bir yaşam çalgısı. Rüya insanın kendini attığı uçurumlar… Aşağı doğru süzülen bedenin yaralanmadan yere yapışması. Topraktandır oluşumu rüyaların. Yani istenildiğinde insana dönüşecek yapıdalar.

Bazı cümlelerdir insanı yaşatan. Ve bazı cümlelerdir insanı et-kemik düzeneği kılan/bırakan.

Rüyayı zindanda yorumlayan adam, dünyanın en temiz yüzlü rüyasıydı. Adına Yusuf dendi. Kimindir bu rüya? Züleyha, sahiplenmeye çalıştı. Zavallı ,acıların en katlanılmazlarından birisine saplandı kaldı.


Bu ikilide kim kimin rüyasıydı? Yaradılış olarak Yusuf, karşı kıyıdan çok daha hazırlıklı olduğunu herkes biliyor. Peki bu hazırlığın temelinde ne vardı? Bu da oyunun en gizemli parçalarından biridir. İstendiğinde bu oyunun bir parçası olunabilir.

Her dinleyen tüm çınlamalara ortaktır.
Yankılanmalar, insana sunulan rüyalardır.
Yusuf’un “kimin yankısı” olduğu kıssaya göre belli.


Ya Züleyha…?
Bu yankı kime ait kılındı?
Kurulan düzenekler, çocukların yapraklarıdır. Ve herkes çocuktur.
Zindanın öbür tarafında kıyamet…
Kıyamet, acıklı bir sahne.

İnsana susma payı verildi gibi gözüküyor. Fakat kurduğu bütün cümleler aleyhinde delil olarak kullanılıyor. Zavallı yaşantıların adı “delil” olmuş oluyor.


Yarı yarı yaşamanın anlamı, yapılmak istenen şeylerin toplamı altında ezilen insanın tutkulu/tutkuyla yaşamasıdır.
Bağırmak kalır geriye kısılmış hayattan. Bazen delice söylenmiş sözlerin içinde dolaşmak düşer/ kalır insanın payına.

Rastlantılar önemli” dedim bugün.
Bilinmeyen zamanların istenilen sürprizlerini sıraladım sonra. Hiç kimsenin ısmarlama hayatları çok ciddi istediğini düşünmüyorum. “kalan kalır” ,”giden gider” sözleriyle anlam bulan şarkılar var. Olmasın böyle şarkılar diyeceğim. Tasarı sonucu oluşan bu can sıkmaların oranı fazla. Sürünün sadece oyuncaklarını paylaşabilirim. Canlı oyuncaklarını.


İçimize hapsettiğimiz ve istediğimiz hayatların bizden niye bu kadar uzakta durduğunu aslında bilmiyor değilim. Biliyorum ve kendimden saklayarak taşıyorum yanımda. En fazla yaşadığım ve eksikliğini hissettiğim hep bu oluyor.

Hayatın kaşınan sırtını kaşımıyorum. Kıvranan deri altını hep biraz daha kamçılıyorum/kamçıladım. Eskiden ruhuma diktiğim bu tür düğmeleri şimdi birazcık eleştiriyle ilikliyorum.


Ağlamak kadar karmaşıklaşıyor istekler. Tutkuya dönüştüğünde, varsın umulanın dışına çıksın.
Zaman da karmaşıklaşır.

İnsana bütün ızdırapların renkleri tanınmış ve tanıtılmıştır. Kandırmak kalıyor geriye insan kendisini. Hayaller kurmaya başlar. İnanılmaz gelmeye başlar bazı şeylerin çetrefilliği. İzlemek , istemek ve işlemek…
Olur olmaz şeylerin adresleri.
Yalanlar ,
Gerçekler,
Salaklaşmalar…
ve
Ortaya çıkarılan başkalıklar.
Başa dön
kumsaati
Yazar


Kayıt: Mar 04, 2007
Mesajlar: 292
Nereden: Çöl...

MesajTarih: Prş Tem 03, 2008 12:34 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver


Melül melül bakar insan ve karşısındakinin canını yakar. Çaresizlik midir bu, yardım talebi midir, kol kanat kırılma şekli midir? Bilemem…

Melül melül bakışlar beni kötü eder.

Bakışa bu kadar sert ve acıtıcı bir merhamet nasıl konur, nasıl zerk edilir, nasıl yoğrulur bu duygulanmalar bu hal diliyle/diline?

Zaman pörsüyor bu durumlarda. Ne işe yarar zaman, yaşanmışlıklar, eskitilenler, hissedilenler ve geçmişte kalan ne varsa...?

Melül melül bakma ne olur!

Bakışlarındaki bu suskunluğu kendime şarkı yapacak cesaretim yok. Bir bütün olarak yüzünü öpüyorum. Yüzün genişliyor, herkesliğime ve kimsesizliğime yetecek bir kumar masasına dönüşüyor. Olaylar zarların üstündeki noktalar ve sen de bilmiyorsun ne olacağını.

Melül melül bakma kötüleşirim.

Ruhunu karıncaların yuvasına dönüştürdüğümü biliyorsun. Her şeyi oraya taşıdım. Taşındım bu karınca yuvasına. Bereket duasını ezbere bilirim; ama yazdım onu karınca duasının arka yüzüne. Karınca duası ve benim bereket bekleyişim/anlayışım. Yanıldığımı düşünmüyorum. Yanılmış olsam da ne çıkar? Yaşanan benim hayatım ve bu hayatı karıncaların yuvasına taşıyan benim. Ben bir karınca çizgisinden çıkma lüksünü kendime de çoktan tanıdım. Taşıdığım onca ruh parçalarını birleştirsem –ki öyle yapmışım şimdiye kadar- kocaman ve dümdüz bir gezegen çıkar ortaya. İlkelliğimin işareti bu kanı: “Ben halen dünyanın yuvarlak olduğuna inanmıyorum.”

Melül melül bakma, dert olurum kendime.

Karşımda duruşların Musa’nın en büyük sihri oluyor. Kalabalıkların bütün sevgisini ve aşk diye ortaya koydukları neleri varsa senin duyguların tarafından bir bir yutuluyor. Kıyaslamadım ki hiçbir zaman senin duygularını kalabalığın sihirleriyle/büyüleriyle. Yapmadım. Bilirim, varlığım bile senin duygularının karşısında eciş bücüş bir büyü işi.

Bakma bana öyle parçalanırım.

Bakarken neyi gördüğünü merak ediyorum. Bakarken beni sil baştan nasıl var ettiğini de. Bakarken neye yaklaşmak istediğini de. Bakarken neyden kaçmak istediğini de merak ediyorum. Kaçışın- gelişin- gidişin ve varışın nasıl da “ben” olduğum da merak konumdur.

Bakma bana öyle kaybolurum.

Sana elimi uzatışımın hikayesi de çok uzun. Yed-i Beyza’ya telmih yapacak değilim. Efsanelerin gücünden ürktüğümü sen çok iyi bilirsin. Duygulanmalarını ve çalkalanmalarını dışına taşıran, yüzdüren, soluklandıran sensin. Duygunun atmosferinde başka duygulanmaları yağdıran da sensin. Duygularını bir efsane olarak var eden de sensin. Sevmek sana ne çok yakışıyor. Sana ne çok anlam veriyor. Sana ne çok şey katıyor. Başkalaştırıyor, güzelleştiriyor, efsane dediğim bu işte. Büyü, sevmektir bir kadın için; sevilmek değil.

Melül melül bakma öyle dökülürüm.
Başa dön
kumsaati
Yazar


Kayıt: Mar 04, 2007
Mesajlar: 292
Nereden: Çöl...

MesajTarih: Cum Tem 04, 2008 7:50 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

“Olmayacak/gerçekleşmeyecek bir iğrençlik var mı bu gezegende?”
-öylesine bir söz-


“Anasını satayım…! İğrençlik dozajı bu kadar belli olan şeyleri bile bile adem oğlu/kızı neden kabul ediyor/yapıyor/yaşıyor ve yaşatıyor. Ulan, diktiri boktan meselelerle oyalanan insan, ne yapmaya çalışıyor? Üreme problemini bile neden bu kadar içinden çıkılmaz bir hale sokuyor bu hilkat garibesi anlamıyorum ki? Hayvanlar gibi yaşasak bu kadar problem çıkmayacak lan! Aşkta-meşkte, parada, eğitimde , sağlıkta, havada-karada-denizde …öyle ulan …öyle!”

Kayıyor Hilmi. Kendi avuçlarında akıyor. Kar yağan bir yeri yok garibanın. Yüksek tepesi yok. Kayıyor kendi avuçlarında. Eğlencesi ve işkencesi kendi dili olan insanların turistik yerleri avuçlarıdır. Kayıyor Hilmi…

“Hiçbir şey göründüğü gibi değildir.”diyor. “Görüntü” kelime olarak iyi çağrışımlar yapan bir şey değil zaten. “Görüntüyü kurtarmak” bu sokağın dökülen dişlerini tamir etmeye kalkışmaktır. Sokak artık çiğneyemiyordur içinden geçenleri, hazmedemiyordur. Bunu bir şekilde idare etmek lazım. Kurtarmak lazım sokağın görüntüsünü. Birileri görsün ve beğensin. Hepsi bu. Korkunç bir iyilik koksun ortalık. Korkunç bir göz şöleni sadece. İyi gözüksün her şey, yerinde gözüksün.

“Tüm mesele bu değil mi oğlum? Yalan mı?” diyor.
Elbette budur ya da buna yakın bir şeydir tüm mesele. Elbette bundan ibarettir her şey kalabalıklar için. “Ya insan teki için durum bu mu?” Bak işte burada durum karmaşıklaşır. Bu insan teki dediğimiz kim?diyorum ben de.
Bir peygamber mi?
Bir şeytan mı?
Paranın kutsallığını her şeyin üzerinde tutan biri mi?
Sosyal ilişkilerin her türlü getiriyi getireceğine inan biri mi?
Münzeviliği tanrılaştıran biri mi?
Bacaklarını hayatın merkezi olarak gören biri mi?
Yüksek mevkilerin ve sandalyelerin kuşları mı?
Uçanlar mı, sürüngenler mi?
Ortaokul sıralarında çakılı kalanlar mı, akademisyenler mi?
İçenler ve sıçanlar mı?
Yiyenler mi, aç kalanlar mı?
Beyinleriyle ruhlarını barıştıranlar mı, yoksa her ikisini unutanlar mı?
Kim ve hangi insan tekinden söz ediyoruz?

Allahsızlık yapmanın alemi yok. Herkes, neyden söz ettiğimizi biliyor. Biliyor; ama bilmiyor gibi davranmak, hesap işine daha yatkındır. Yalnızlığının farkına varan insan tekini süreyim ben namluya Hilmi Bey. Sürdüm, bu insan tekini kendi çekirdeğinin içine. İnsan cinsi işte, insan cinsi… “Sevmeyi niye bu kadar muğlaklaştırır?” mı dedin az önce Hilmi Bey? Düpedüz ortaya koysa böyle bir şeyi, yaşamaya niyetlense en doğal haliyle gizemini bir kenara bırakıp bu tür duyguların ne kalır geriye insan kalabalıklarından Hilmi Bey, ne kalır? Karanlıklar ve derinden gelen sesler her ferdi, her insan tekini cennetten kovulma sahnesine götürmez mi? Olay bu. Kendi izlerini bu kadar merak eden tek yaratık, insan. Neymiş efendim, “Biz cennetten kovulduk.” Oğlum cennet kim sen kim? Cennetten kovdurtmuş kendini kalabalıklar. Cenneti beğenmemişler de kendileri bir cehennem inşasına başlamışlar. Ulan sen ne anlarsın güzellikten? Cennetten kovulmuşmuş…Yesinler seni de serüvenini de, ısırdığın lokmayı da…

Neyse Hilmi Bey, biz işin birazcık fantezi tarafında duralım.
Biz cenneteyken, keyfimize bakardık. Yer-içer sıçardık. Sıçma yok, sıçma yok…Daha erken. (Sıçılır mı lan böyle bir yere? Cennet burası oğlum!) Yemyeşildi her taraf ve pırıl pırıl. He…he ...çöp möp yok yemyeşil. En doğal elbisemizi giyinmişiz. Kıllarımız var bizim. Örtmesi gereken yerlerimizi örtüyor. Utanmıyoruz çıplaklığımızdan. Alışma aşamasındayız daha. Çamurluktan yeni kurtulmuşuz. Bir birimize hayran hayran bakıyoruz/bakınıyoruz. Her an keşfe çıkıyoruz birbirimizi. Cennet burası arkadaş! İhtisas alanımız anatomi. Çamurluktan yeni kurtulan insan anatomisi. Bildiğin gibi değil, Hilmi Bey…Zevk, eğlence, sefa…gani gani…valla…

Biz cenneteyken, kuş sesleri duyardık kuşların taklidini yapar aşkı kuşlara yüklerdik.
Biz cenneteyken, altından ırmaklarda yüzerdik.
Biz cennetteyken Magosa diye bir yer duyduk sonra. Derken -ne yaptığımızı söylemeyeyim- kovulduk. Magosa kavramını çok duyar olduk. İçimizden biri “Namık Kemal bir gün Magosa’dayken" ile başlayan cümleleri sık sık kurmaya başladı.Cennet, Namık denen herifin akıl almaz olaylarında ve fıkralarında yaşanmaya başlandı. Ve biz kahkaha atarak cennetten kovulduk.

“Orasını anladık…Nerden geldiğini niye bu kadar didikliyor? Hangi mağaradan çıktığı belli. Bu mağarayı doğum uzmanları her gün ziyaret ediyor. Çığlık çığlığa başlıyor hayat. Çığlıklar, bağırtılar ve ilk anın ağlama sesi. Bebek anneye böyle duyurur kendini. Ağlayarak. Bu nasıl bir bağ ki ya hu? Çığlık çığlığa başlayan bir hayat. Acı çekmeden/çektirmeden kimseye bir şey vermez mi bu hayat? Acı hayatın mayası mı? Bebeğin hammaddesi çığlık. Annenin hammaddesi karın şişkinliği. Hayatın karışımı bu: Acı.

Hilmi, gündeminin doluluğunu bir yere akıtacak ben bunu sabırla bekliyorum. Akıtma şekli belli. Musluk açılır ve su akmaya başlar. Zorlamadan, kasmadan germeden, ve işkillenmeden. Hilmi’ye bu dil yakışıyor aslında. Kelimeyi ve cümleyi alır, kendi süzgecinden geçirir, sağa sola bükmeden, anlamın en cazip kısmını yüreğine dokundurur ve sonra küfür şekline gelen ürün dökülür ağzından herkesin gözlerine kulaklarına. Sin-kaf’lı kelimelerin vurgusu yüksek. İçlerinde taşıdıkları anlama sadakat noktasında firesizdirler. Hilmi gibiler, bunun farkında. İsraf, -her türlü israf- dinen haramdır. Ki bu anlam israfı en şedididir.. Kısalta kısalta ve vurgulaya vurgulaya hayatın merkezine sin-kaflı cümleler en ekonomik olanlarıdır. Sondaj hamleler, etkili, şaşırtıcı bir o kadar da terbiyeye işaret eden haller...

Haassstir leen!!!
Başa dön
Mesajları göster:    Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Genel Tüm saatler GMT +2 Saat
Sayfa Önceki  1, 2, 3, 4, 5, 6  Sonraki
4. sayfa (Toplam 6 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Benzer Başlıklar
Başlık Yazar Forum Cevaplar Tarih
Yeni mesaj yok Rıce: "Biz 50 Milyon İnsanı Kurt... 08parpali Güncel Olaylar-insanlar 0 Prş Arl 27, 2007 9:40 am
Yeni mesaj yok Felsefe Kılavuzu Poe Okunası Kitaplar 0 Cum Ağu 17, 2007 12:05 pm
Yeni mesaj yok XP işletim sistemini ve PC nizi daha ... istanblue Bilgisayar Sorunları 0 Cmt Mar 17, 2007 12:31 pm
Yeni mesaj yok Yurdum insanı ANLAM-SIZ Nazım Hikmet Ran 1 Çrş Oca 04, 2006 7:18 am

 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke