Deniz Feneri soruşturmasını sürdüren Alman Savcı Doris Möeller Scheu: “Uluslararası hukuksal yaptırımlardan faydalanarak Recep Tayip Erdoğan’ın ifadesinin alınmasını talep edeceğiz”
Aydınlık dergisinin haberine göre, Almanya’da 25 Nisan 2007 günü 340 polis ve iki savcı tarafından yapılan operasyonla başlayan “Deniz Feneri ve Kanal 7” soruşturması, Tayyip Erdoğan ve oğlu Burak’a dayandı. Operasyondan önce dört ay Deniz Feneri ve Kanal 7’yi takibe alan Frankfurt Savcılığı, “uluslararası hukuksal yaptırımlardan faydalanarak Recep Tayip Erdoğan’ın ifadesinin alınmasını talep edeceğiz” diyor.
Savcılık, izleme sırasında Tayyip Erdoğan’ın oğlu Burak Erdoğan’ın aynı binadaki Deniz Feneri ve Kanal 7’ye sık sık gittiğini saptadı. Bu saptama, Burak Erdoğan’la ilgili kurye kuşkusunun kamuoyuna yansımasına neden oldu.
Frankfurt Savcılığı, kara para aklama ve dolandırıcılık suçlamalarıyla açtığı soruşturmayla ilgili Türk makamlarından bazı talepleri içeren bir dosyayı Ankara’ya gönderdi. Dışişleri Bakanlığı’na iletilen dosya Adalet Bakanlığı’nca incelendikten sonra Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK)’a devredildi. Dosya MASAK’ta bekliyor.
İÇ İÇE İLİŞKİLER
Frankfurt’ta kapılar kırılarak girilen binada çok sayıda belgeye el konulmuştu. Operasyonun nedeni Deniz Feneri Derneği’nin topladığı 16 milyon Euro’nun 8 milyon Euro’sunu Kanal 7’nin Avrupa bürosuna aktarmasıydı. Frankfurt Savcılığı’nın baskında gözaltına aldığı dört zanlıdan üçünün, hem Deniz Feneri Derneği’nde hem de paraların aktarıldığı Kanal 7 ve YİMPAŞ Grubu şirketlerinde yöneticilik yaptığı açıklandı.
Kanal 7, 1995 yılında, Almanya’da Media 7 GmbH adıyla bir şirket kurdu. Gurbetçileri dolandıran Yimpaş’tan Media 7’ye, Media 7’den de Kanal 7’ye yüz binlerce dolar aktarıldı. Paralarını Yimpaş’a ve patronu Dursun Uyar’a kaptıran gurbetçiler perişan olurken, onların paraları ile Media7 ve Kanal 7 palazlandı. Bu operasyonda görev yapan isimler daha sonra Deniz Feneri Derneği’nin Avrupa merkezinde bir araya geldiler.
Gurbetçi paralarını hortumlayan Yimpaş’ın ortak olduğu Media 7 daha sonra iflas ettiğini açıkladı. O dönemde şirketin başında son operasyonda tutuklanan Mehmet Gürhan ve arkadaşları vardı. Bu isimler aynı zamanda Kanal 7’nin de yönetiminde görev yaptılar. Hortumlanan paralar Kanal 7’ye akıyordu. Media 7 iflas edince yerine Euro 7 kuruldu.
Mehmet Gürhan Euro 7’nin de ortağı. Mehmet Gürhan son operasyonda Deniz Feneri’nin topladığı yardım paralarını Euro 7’ye aktardığı için tutuklandı. Aslında Almanya’da başlatılan operasyonunun Türkiye’ye uzanan ilişkiler zincirinde hep aynı isimler ve bu isimlere ait şirketler var.
BURAK ERDOĞAN SIK SIK GİDİP GELİYORDU
Ön soruşturması yapılan davada Deniz Feneri Avrupa Başkanı ve Kanal 7 Avrupa Genel Müdürü Mehmet Gürhan’ın ve muhasebe sorumlusu Firdevsi Ermiş’in de ifadeleri alındı.
Önceleri taksicilik yapan Mehmet Gürhan’ın Frankfurt’ta 17 taksiden olusan taksi filosunu nasıl elde ettiği ve Frankfurt yakınlarındaki Dietzenbach kasabasındaki daire ve villa gibi gayrimenkullerin kaynağı soruldu. Frankfurt savcısının yaptığı araştırmaya göre Tayyip Erdoğan’ın oğlu Ahmet Burak Erdoğan’ın da çeşitli zamanlarda Frankfurt Deniz Feneri ve Kanal 7’ye gelip gittiği belirlendi. Savcılık, araştırmanın en az bir yıl süreceğini, iki kamyon dolusu dosyanın incelenmesinin zaman alacağını, açıkladı.
Ayrıca İzmir limanında bulunan Atlas isimli gemiye el konulabileceğini, bunun için de Frankfurt savcılığı nezdinde ön çalışmaların tamamlandığını belirten savcılık, ileriki günlerde bir grup Alman avukatın, Ankara’daki Alman Büyükelçiliği ile işbirliği yaparak, gemiye el konulması için hareket edilecek.
KOSOVA’DA ARAŞTIRMA
Federal Kriminal Dairesi Almanya, Fransa, Hollanda, Belçika, Avusturya ve İngiltere’nin yanı sıra Kosova, Türkiye ve Endonezya’da topladığı bilgilerle makbuzları karşılaştırdı.
Savcılık, Kosova’dan gelen ilk makbuzlarla Deniz Feneri’nin kayıtlarında yer alan; Kosova’da fakir köylere dağıtıldığı ileri sürülen yardımlara ilişkin makbuzların ilk karşılaştırmasında söz konusu Deniz Feneri’nin hibe ettiği miktarlar ve kişilerin hayal ürünü olduğunun belirlendiğini açıkladı.
Alman ve Kosova polisinin işbirliğiyle Deniz Feneri’nin makbuzlarda verdiği adres ve köylere gidildi. Buna göre 28 köyün muhtarı ile yapılan görüşmelerde söz konusu makbuzlarda yer alan bu isimlere ait kayıtlar bulunamadı. Kosova’daki muhtarlar, Alman İnterpol yetkililerine, “Hayatımızda ne Deniz Feneri duyduk, ne de sözü edilen kişiler köylerimizde var” dediler. Alman polisi, Kosova’nın yanı sıra Pakistan’da da araştırmalarını sürdürüyor. Pakistan’daki araştırmalarda Deniz Feneri’nin kayıtlarında yer alan üniversite yapımı işi de uydurma çıktı. Konu edilen üniversite ile ilgili hiçbir şeye rastlanamadı.
Fatih’te muhtarların düzenledikleri sahte yardıma muhtaç kişiler ve yardım edildiği şeklindeki belgeler ayni zamanda araştırmanın diğer bir kanadını oluşturuyor.
AKP’DEN ADAY OLACAKTI
Mehmet Gürhan’ın Almanya’daki bütün hesaplarına el konulduğunu, bütün mal varlığının satışının durdurulduğunu belirten savcı Doris Möeller-Scheü şöyle diyor:
“Mehmet Gürhan aldığımız bilgilere göre Türkiye’de Temmuz ayında yapılacak seçimlerde AKP’den milletvekilliğine aday gösterilecekti. İncelediğimizde şahsın, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmelerini Ankara’ya giderek bizzat gerçekleştirdiğini tespit ettik. Erdoğan ailesi ile sıkı ilişkilerde olan Mehmet Gürhan’ın İzmir limanında demirleyen ve İtalya’dan Türkiye’ye gurbetçi taşımak için alınan geminin Deniz Feneri’ne yapılan bağışlarla alındığını tespit ettik. Ayrıca uluslararası hukuksal yaptırımlardan faydalanarak Recep Tayyip Erdoğan’ın ifadesinin alınmasını talep edeceğiz.
“1992 yılında 2000 Mark karşılığı taksi şoförlüğü yapan Gürhan’ın 1,5 milyon Euro değerindeki filosuna nasıl sahip olduğunu, bir villa ve 4 daireden oluşan 4,5 milyon Euro’luk mülkiyeti nasıl ve hangi parayla aldığını Gürhan’dan sorduk. Gürhan gibi avukatları da çelişkili açıklamalarda bulundular.”
BURAK ERDOĞAN'IN KURYELİĞİ ÜZERİNDE DURULUYOR
Frankfurt Savcılığı’nın 2007 yılının Nisan ayında başlattığı soruşturmada, en çok Mehmet Gürhan ile Türkiye arasındaki para trafiği üzerinde duruluyor. Buna göre Deniz Feneri Almanya’dan Türkiye’deki bazı banka hesaplarına yüklü miktarlarda paralar transfer ediliyor. Para transferlerinde üst düzey bir bürokratın Ziraat Bankası hesaplarının kullanıldığı, savcılık tarafından belirleniyor. Bu konu, Ankara’ya gönderilen ve şu anda MASAK’ta bulunan dosyaya da yansıtılıyor.
Alman savcılığı, bu para hareketlerinin yaşandığı dönemde bir başka noktaya dikkat çekiyor. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın oğlu Ahmet Burak Erdoğan, tam da bu dönemde Deniz Feneri ve Kanal 7 Almanya’nın bulunduğu binaya sık sık gidip geliyor. Savcılığın bu ziyaretleri önemsemesi ve para transferleriyle aynı döneme denk geldiğine dikkat çekmesi, gazetecilerin de dikkatini çekiyor. Akşam ve Güneş gazeteleri internet siteleri gibi bazı yayın organlarında, “Burak Erdoğan kurye mi?” soruları ortaya atılıyor. Burak Erdoğan’ın Başbakan’ın oğlu olarak VIP salonlarını kullanması, üstünün veya eşyalarının aranmaması gibi özellikler de bu soruların dayanağı olarak değerlendiriliyor.
(GAZETEPORT)
En son kukulkan tarafından Pts Hzr 23, 2008 11:18 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
Bu başlığı okuyunca içim bulandı...
Ama % 85 diye tanımlanan milletim bu .okun içinde yaşamaya devam edecekler.
Aldırış etmeyecekler. Yiyip içecekler. Aldıkları üç kuruşa şükür çekecekler. Nereden geldiğinin hiç önemi yok. .ıç yalamanın onurlu bir davranış olduğu bu topraklarda senin yazdığın başlık için davalar bile açılacak ve bu iddaaların izini sürenler yani bakanlıklarına bağlı olanlar kıllarını bile kıpırdatmayacaklar.
Onlar değil mi 3 kuruşluk davanın bile onursuzluğunu onursuzlaştırıp devletin kurumlarını itin ardına sokanlar?
Ve onlar ki kendilerine özel yasalar çıkartanlar.
Çıkartırlar bir yasa SALTANATLARINI SÜRERLER...
Sayın başbakanımızın daha belediye başkanığı öncesinden beri tüccar olduğu biliniyor. Üstelik de başarılı bir tüccar. Bir ara, servetini Cola-Turca başbayiliğinden kazandığını açıklamıştı da Ülker hemen tekzip etmişti: "hiç bir başbayimiz o kadar kazanamaz" diye. Tüccar başbakanın tüccar oğlu, damadı olması da yadırganamaz elbette. Doğan ve Çalık grubu medya onların "başarılarını" anlatmıyor nedense ama birer başarı öyküsü olarak örnek alınması gereken bu ticari faaliyetleri bilmekte yarar var. Nazar etmeyelim ne olur, çalışalım bizim de olur...
Alıntı:
TPAO, Çalık ile gizli anlaşma imzalamış
Haber ANKA
02.03.2008
Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu, TPAO'nun, Çalık Enerji ile Afganistan’da doğal gaz santralı kurmak için gizli anlaşma imzaladığını ortaya çıkardı.
Daha ilginç olansa anlaşmanın TPAO Genel Müdürü Osman Saim Dinç'in Çalık Enerji’nin başına geçmesinden 1,5 ay önce imzalanmış olması.
Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu (YDK), Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nın (TPAO), ana sözleşmesinde bulunan görevlere uymadığı halde, Çalık Enerji ile Afganistan’da doğal gaz elektrik santralı kurmak için gizli anlaşma imzaladığını ortaya çıkardı.Anlaşmanın; TPAO Genel Müdürü Osman Saim Dinç’in Çalık Enerji’nin başına geçmesinden 1,5 ay, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın damadı Berat Albayrak’ın da Çalık Holding'e Genel Müdür olmasından bir ay önce imzalandığı belirlendi. Ayrıca anlaşmada tarafların yanlış yere imza atması nedeniyle TPAO aleyhine durumun ortaya çıkabileceği saptandı.
YDK’nın “TPAO 2006 Yılı Raporu" yayımlandı. ANKA'nın ulaştığı rapora göre, TPAO’nun Afganistan projesi başlamadan önce, Çalık Enerji, 21 Ağustos 2006 tarihinde Afganistan hükümetinin Maden Bakanlığı ile bir mutabakat zaptı imzaladı. Ardından 14 Eylül 2006 tarihinde Çalık Enerji ile TPAO arasında “Gizlilik Anlaşması” imzalandı.
Daha sonra Afganistan Maden Bakanlığı’nın, Afganistan’daki bazı petrol ve gaz sahalarının değerlendirilmesi ve geliştirilmesi amacıyla “Petrol Paylaşım Anlaşması” imzalamak istemesiyle, TPAO ve Çalık Enerji 16 Şubat 2007 tarihinde Afganistan’daki mevcut dataların yorumlanması, ortak teklif hazırlanması ve Afganistan Maden Bakanlığına “Petrol Paylaşım Anlaşması” detaylarını sunmak amacıyla “Ortak Çalışmak İçin Mutabakat Zaptı” imzaladı.
TPAO ADINA ANLAŞMA YAPTIĞI ÇALIK’A TRANSFER OLDU
İmzalanan bu mutabakat zaptı ile, öncelikle birlikte teklif hazırlanması, “Petrol Paylaşım Anlaşması”nın detaylandırılması ve Afganistan Maden Bakanlığına sunulması, daha sonra bazı gaz sahalarının rehabilitasyonu, bazı boru hatları ve kompresör istasyonlarının rehabilitasyonu, doğal gaz elektrik santrali inşası, bazı sahaların değerlendirilmesi amaçlandı.
TPAO ile Çalık Enerji’nin “Ortak Çalışma Mutabakatı” 16 Şubat 2007’de imzalanırken, TPAO Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Osman Saim Dinç’in, bu sürecin hemen ardından, 30 Mart 2007'de emekliğe ayrıldıktan sonra 5 Nisan 2007'de Çalık Enerji Genel Müdürü olması dikkat çekti.
BAŞBAKAN’IN DAMADININ ATAMASI DA AYNI TARİHLERDE Çalık Enerji’nin bağlı bulunduğu Çalık Holding, aynı günlerde bir başka görevlendirme ile daha gündeme geldi. Mart 2007’de, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın damadı Berat Albayrak’ın Çalık Holding'e Genel Müdür olduğu basına yansıdı. 1999 yılından itibaren Çalık Holding’te çalışan Albayrak’ın 30 yaşında Genel Müdür olması ve ayrıca Çalık grubunun AKP döneminde iş dünyasında gösterdiği atılımlar bu atama ile tartışma konusu olmuştu.
TPAO’NUN GÖREV TANIMINA UYMUYOR
YDK, yapılan anlaşmanın TPAO’nun ana statüsündeki görev tanımları içinde bulunmadığını da belirledi. Raporda, “TPAO ana statüsünde amaç ve faaliyetlerini tanımlayan ifadeler dikkatle incelendiğinde, ne yurtiçinde ne de yurtdışında doğal gaz elektrik santralı inşa etme görevi TPAO’ya verilmemiştir. Ancak, TPAO’nun Çalık Enerji ile imzalamış olduğu Ortak Çalışma İçin Mutabakat Zaptı’nda Çalık Enerji ile birlikte Afganistan’da doğal gaz elektrik santralı kurulması taahhüdünde bulunulmuştur” denildi.
YANLIŞ YERE İMZA ATTILAR
YDK, anlaşmada yanlış yere imza atıldığını da belirledi. Rapora göre; TPAO’nun Çalık Enerji ile imzalamış olduğu Gizlilik Anlaşması’nda, tarafları ifade eden ilk paragrafta, “Disclosing Party” (bilgi veren/aktaran taraf) olarak Çalık Enerji, “Receiving Party” (bilgi alan taraf) olarak TPAO gösterildi. Buna karşın, anlaşmanın en son sayfasında TPAO’yu ifade eden “Receiving Party” yazısının altına Çalık Enerji yetkilisi tarafından, Çalık Enerji’yi ifade eden “Disclosing Party” yazısının altına TPAO yetkilisi tarafından imza atıldı.
İmzalanan mutabakat zaptı ya da gizlilik anlaşmalarının şirketlerin birlikte iş yapmalarına olanak tanıyan ve hukuki geçerliliği olan dokümanlar olduğuna işaret edilen raporda, anlaşmaların geçerli olduğu sürelerde çıkabilecek anlaşmazlıklarda, her iki tarafın imzalamış olduğu mutabakat zaptı ya da gizlilik anlaşmasında yer alan ifadelerin önemli rol oynadığı kaydedildi. Raporda, “Bu anlaşmanın geçerli olduğu süre içerisinde çıkabilecek herhangi bir anlaşmazlıkta, yanlış yerlere imza atılmasının hukuki açıdan sorun çıkarması kaçınılmaz olacaktır” denildi.
Raporda, doğal gaz elektrik santralı yapımı işi TPAO’nun görevleri arasında bulunmadığından, Çalık Enerji ile TPAO arasında imzalanan mutabakat zaptının bu yönden ele alınarak değerlendirilmesi önerildi. Ayrıca, anlaşmadaki imzaların düzeltilmesi de istendi.
Sayın warlord. Ne yazık ki, Doğan ve Sabah grubundan -malum nedenlerle- bu tür yolsuzluk haberlerini duyamayacağımız bir gerçek. Ne yapalım elimiz bunlara mahkum. Diyelim ki ANKA öyle de, böyle bir haberin külliyen iftira, yalan olduğunu mu düşünüyorsunuz gerçekten? Ya da tüccar ailenin tümüyle tertemiz olduğuna peşinen inanıyor musunuz?
Bir dahaki sefere Yeni Şafakı, Zaman'da ararım bu tür haberleri ama yazarlar mı emin değilim.
-cekti ve caktı... hem de sık sık gidip-gelmiş... Bağlantı kurulabilir, doğru olma ihtimali de yüksek olabilir. Nasılsa yargı el koymuş, bekleyip görelim. Doğru olsa da üzülürüm yanlış olsa da. Doğru ise tek tesellim, güzel insanımı kandıranların cezalarını çekmesi olur. Yanlış-yalan haber ise tesellim ne olur onu bulamadım işte.
Geçelim bunları. Neden yorum yazmak istedim ve okuduğunuza göre yazdım, onu açıklayayım.
1. Küfür etmeden eleştiri yapılamaz mı? Hem de % 85'e.
2. Tesbih, sakal ve fesle nasıl bir bağlantı kurulabilir böyle bir yolsuzluk için. Sık sık gelip gitmesi gibi mi diye düşündüm ama onun kadar bile bağlantı kuramadım.
3. Memleketimin en önemli sorunlarından birisinin fakirlik olduğunu biliyorum. Fakirliği yendiğimiz sürece birçok sorunun da biteceğine inanıyorum. (Stadyumdaki küfürlerin bile- Cebindeki 5 kuruşu maç biletine verip, ölmeye geldik diyen insanımızın, cebindeki kuruş miktarı fazla olunca keyif için maç izleyecek diye düşünüyorum).
4. Memleketin gerçek sorunlarını bırakıp, tesbit-sakal-fes (ya da türban) ile uğraşmak bu ülkeye hizmet midir acaba?
Benim gibi düşünmeyen insanlarla sohbeti çok severim. Çünkü hep onlardan öğrendim yeni şeyleri. Benim gibi düşünen zaten benim bildiklerimi söylediği için hiç bir katkısı olmuyor bana.
Solcularla sohbet etmeyi çok ama çok özlüyorum ama bulamıyorum... Hepinize saygılar...
Canım kardeşim % 85' e inanacak kadar saftirik değilim. Eee sanada şu % 15 düşüyor, kimlermiş merak ediyorum. Bu 15' e hangi halkı, hangi milleti, hangi azınlığı ve hangi düşünceyi sıydırabileceksiniz merak ediyorum...
Sakal, fes, tespih örneği; solculara kaka yakıştırmasından gelerek verdim. İnanılmaz ya basınlarına ve adamlarına.
Ben türban konusunundan söz edecek veya bağlayacak bir yorum yapmadım. Sanırım yanlış anlamışsınız. Bu memleketin en büyük sorunun açlık, fakirlik, işsizlik ve demokrasi diye yırtınıp anti-demokratikleşme olduğunu bas bas bağırıyorum.
En büyük sorun halk açısından da; Samimiyetsiz, üç kağıtçı, yüzsüz siyasettir. Siyaseti bu hale getirenlerdir. Dini afyon diye kullananlardır.
Asıl sorun bu forumda; Bunca hırsızlığa rağmen adamları melake ilan edilmesi ve muhterem kaşarlılığı ile soyguncuların üzerlerinin karartılması...
***
Madem bu kadar temizler kaldırsınlar dokunulmazlıklarını. Kaldırsalar ne olcak savcı mı var?...
Teşekkür ederim ağabey... Keyifle okudum yazdıklarınızı. (Türban konusunu parantez içinde yazmıştım zaten. Bütün sorunlarımız çözüldü de bir o kaldı. Onu da çözeriz yakında...)
Kirlenen siyaset mi biz miyiz?
Her partide hem çok saf (temiz), hem de çok kirliler yok mu?... Aynı şekilde devlet kurumlarında da.
Düzeni şöyle tanımlamıştı hocamız bir gün. Düzen, sistemin insanların elinde aldığı şekildir. Kirlenen siyaset mi, kirleten insanlar mı?
Hangi kitapta okuduğumu tam hatırlamıyorum. Aklıma geldi yazmak istedim. İlk Dersim Mebusu (Tunceli Milletvekili) Mithat Efendi (efendisi kesin doğru ismi yanlış hatırlıyor olabilirim) Ankara'ya giderken, kendisini uğurlamaya gelenlere bir konuşma yapar. Ve konuşmanın bir yerinde şöyle der.
"Süt nasılsa kaymağı da öyledir. Süt kokuyorsa kaymağı da kokar. Süt bozuksa kaymağı da bozuk olur. Eğer benim bir hatamı görürseniz, kendinizden bilesiniz"
Kötülükleri azaltmanın en etkili yolu güzellikleri artırmaktan geçiyor.
Evimin önünü temiz tutmak için uğraşıyorum... Saygılar efendim.
Kayıt: Oct 24, 2007 Mesajlar: 222 Nereden: Denizin Kıyısından
Tarih: Pzr Mar 02, 2008 11:26 pm Mesaj konusu:
Yazılanlara inanıyorum, doğru olabilirler ya hepsi yada bir kısmı. Belki de hepsi yalandır ceplerine haram para sokmuyorda olabilirler.
"malı istediğime, ilmi ise isteyene veririm" lafın özü sağda ki cümlede.(!)
Unutulmaması gereken bir şey vardır ki başta kim olursa olsun bal tutan parmağını yalar diye bir söz var.
Sizin deyimizle Sütten çıkmış AK kaşıklar başta olmasaydı, Muhalefet partisi başta olacaktı o iç etmeyecekmiydi? evet belki oda etmeyecekti bu seferde AK Kaşığın yazarları onun hakkında bunlara benzer şeyler yazmayakmıydı...
Neyse, sonu gelmez bu parmak yalamalarının.
Biz şükür edelim halimize vaktimize.
yazıyı okudum. Nedense içim burkuldu.
İnandım yada inanmadım bu belli değil.
Çünkü bu millet biz kötünün iyisini seçiyor yada seçmeye çalışıyor ne zamandır.
Okadar yara almışızki.
Biliyoruz çünkü kimse sütten çıkan ak kaşık değil. Ve siyaset kandırma sanatı olmuş bence asıl'afyon' olmuş kaç senelerdir.
En son sidharta tarafından Cum Mar 07, 2008 4:36 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Demirel siyasetini hatırladım. En azından uyutulurken eğleniyorduk... Mizah kahramanlarımız ne kadarda çoktu. Ve iyiki geçti demek yine de geliyor içimden..
Başbakanımız, Uşak'ta Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle konuşma yaptığı kadınlardan en az 3 çocuk istedi. Önce Zaman Gazetesi'nin haberini okuyalım, ardından bir bildiği olan başbakanımızın niye böyle dediğini anlayalım:
Alıntı:
ZAMAN GAZETESİ:
BAŞBAKAN ERDOĞAN, HER AİLENİN 3 ÇOCUK SAHİBİ OLMASINI İSTEDİ
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Uşak Belediyesi Atatürk Kültür Merkezi'nde Dünya Kadınlar Günü kutlama programına katılarak bir konuşma yaptı. Kadını baş tacı yapmak için var güçleri ile çalıştıklarını, önümüzdeki yerel seçimde de kadınların ön plana çıkmasını istediklerini belirten Başbakan Erdoğan, her ailenin en az 3 çocuk yetiştirmesini talep etti.
Almanya eski Başbakanı Shröder'in 'Nüfusumuz yaşlanıyor. Başka ülkelerden genç nüfus ithal etmeye başlayacağız' dediğini anlatan Erdoğan, çocuk yapmayı ihmal ettiği için Batı dünyasının şu anda ağladığını ifade etti.
Türkiye'nin ne zaman yaşlanacağı konusunda bir araştırma yaptırdıklarını, 2030 yılında nüfusumuzun büyük çoğunluğunun 60 yaşın üstünde olacağını öğrendiklerini belirten Başbakan, bu genç nüfusu aynen korumamız gerektiğini, insan unsurunun çok önemli olduğunu ifade etti.
Nüfusunuzun böyle devam etmesi için her ailenin 3 çocuk sahibi olması gerektiğini vurgulayan Erdoğan, "Çocuk berekettir. Benim 4 tane çocuğum vardı. Keşke daha fazla olsaydı. Ben öyle zengin bir ailenin çocuğu olarak doğmadım. Simit sattım, su sattım, şeker sattım. 1974'ten belediye başkanı olduğum ana kadar işçi olarak çalıştım. Çocuklar hep bereketiyle geldi." ifadelerini kullandı.
En son kukulkan tarafından Cum Mar 07, 2008 9:31 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Almanya eski Başbakanı Shröder'in 'Nüfusumuz yaşlanıyor. Başka ülkelerden genç nüfus ithal etmeye başlayacağız' dediğini anlatan Erdoğan, çocuk yapmayı ihmal ettiği için Batı dünyasının şu anda ağladığını ifade etti.
Evet, Batı dünyası hüngür hüngür ağlıyor. Nüfusu 600 yıldır artmayan Viyana gibi şehirlerin nüfus patlaması yaşaması için alınacak önlemleri tartışıyor. Azgelişmiş ülkelerden insan göçünü durdurmak, ucuz emek yerine kendi ülkesinin işçilerine daha fazla ücret ve sendikal haklarla iş vermek istiyor. Ülke nüfusunu arttırmak için doğum kontrolünü kaldırmayı, kürtajı yasaklamayı, çok çocuk doğuranlara çeşitli avantajlar tanımayı planlıyor, tartışıyor. Da, biz bilmiyoruz. Ama Başbakanımız biliyor:"Batı dünyası -çocuk yapmayı ihmal ettiği için- ağlıyor."
Rızık, bereket meselesine gelince "Çocuklar(ım) hep bereketiyle geldi" diyor. Allah rızkını verir, yani. Bereket de şöyle oluyor seslendiği halk için:
Alıntı:
Sosyal yardımların eleştirilmesine tepki gösteren Erdoğan, "Bakıyorum televizyonlara nerden vuracağız diye bağırıyorlar. Halka sadaka dağıtılıyor hale getiriyor diyorlar. Bunlar yapamadıklarını gelip nasıl gölgeleriz diyorlar. Fakir fukara AK Partiyle mi oldu. Bunlar zaten vardı, ayıptır. Anayasa TC demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti diyor."diye konuştu. Erdoğan her yıl masaların üzerine ücretsiz kitap konulmasının 'sadaka' diye yorumlanmasına karşı çıktı.
Başbakanın ve AKP'lilerin hep bereketten nasiplenmesinin sırrı ise şunda herhalde:
Alıntı:
Allah'ın yarattığı bir kula biz öyle bir zulüm yapamayız. Biz yaradılanı yaradandan ötürü sevmeyi biliriz."
Allah da tabii onları sevecek. "Yürü ya kulum!" diyecek. Hatta "Sevgili kullarımın çocukları, siz de yürüyün!" diyecek. Bakın "yaradılanı Yaradandan ötürü sevmeyi bilen" AKP'li bakanların, başbakanın, cumhurbaşkanının çocukları nasıl yürümüş, Allah ne bereket vermiş bu çocuklara:
Tüm saatler GMT +2 Saat Sayfa 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7Sonraki
1. sayfa (Toplam 7 sayfa)
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız