Muhteşem bir doğal fon üstünde devasa bir İsa heykeli düşünün. Rio'da 700 metre yüksekliğindeki Corcovado tepesinin üzerinde oturan yaklaşık 40 m boyunda 400 tonluk, ellaerini iki yana açmış İsa heykeli. 1931' de tamamlana heykel Rio'nun simgesi.
Filipinler'in Bohol adasında bulunan, sonbaharda üzerini kaplayan otların rengi nedeniyle çikolata tepeleri denen doğal oluşumlar. 50 kilometrekarelik alanda düzgün koni şeklinde, otla kaplı, hemen hemen hepsi aynı yükseklikte tam 1268 tepecik. Filipinler'in çikolata tepeleri...
Yeryüzünün altı da, üstü kadar güzelliklerle dolu. İşte Çin'deki ünlü Guilin mağaraları: 600.000 yılda oluştuğu düşünülen bu mağarala karstik yapıda ve basıları dv boyutlarda olan sayısız sarkı ve dikitlerle, taş duvar ve kolonlarla, taş iğneleri ve çiçekleri gibi sayısız görünümlerle dolu. En ünlüsü, adını mağara çevresinde yetişen ve çok güzel flütler yapılan kamışlardan alan reed flute. Mağara içinde ışığa floresan reaksiyon veren mineraller bir rüya ülkesi dekoru oluşturuyor.
TASMANYA KURDU:
4 milyon yıl önce orta çıkan bu tür Avustralya, Yeni Gine ve Tasmanya'sa yaşıyordu. Sırtındaki çizgiler nedeniyle Tasmanya Kaplanı da deniliyordu. 2000 yıl önce Avustralya ve Yeni Gine'de ortadan kalktı. Tasmanya'sa yaşamını bir süre sürdürdü. 1933'te son kez fotoğraflandı. Bu tarihten sonra vahşi doğada görüldüğüne dair ihbarlar gelse de konulan milyon dolarlık ödüllere karşın neslini sürdürdüğü kanıtlanamadı. Soyunun tükenmesinin başlıca nedeni "insan varlığı".
Şili açıklarındaki Paskalya Adası'nda Moai denilen gizemli heykeller vardır. Sırtı denize dönük, kimisi 10metre yüksekliğe ve 75 ton ağırlığa sahip bu heykeller yekpare taştan oyulmuştur. 887 Moai'nin çoğu tüften bir kısmı da bazalt gibi başka kayalardan oyulmuş, bugün bile çok zor olan bir yolculukla son yerlerine taşınmış ve ayağa kaldırılmışlardır. Çoğunun kafasın-nda kırmızı renkli taştan şapkalar vardır. Neyi temsil ettikleri ve ne amaçla dikildikleri hala tartışma konusudur. Avrupalılar'ın adayı keşfetmelerinden bir süre sonra 1830'larda (büyük olasılıkla klanlar arası savaşların sonucu olarak) heykellerin bir kısmı devrilmiş ve boyunları kırılmıştır. MÖ 1250-1500 yılları arasında yapılan bu heykellerin ve bu heykelleri yaopan uygarlığın çözülememiş yazısı hala g,zemini koruyor.
Çin'in Leshan kenti yakınlarındaki dünyanın en büyük Budha heykeli. 71 metre yüksekliğindeki heykelin omuzları birer basketbol sahası genişliğinde. Ayak serçe parmağının tırnağı bir insan büyüklüğündedir. Tahtadan yapılmış 7 metrelik kulaklar kaya gövdeye monte edilmiştir.Heykel kayalık bir yamaç oyularak yapılmış. MS 713 'te Çinli rahip Haitong, yamacın önünden akan üç ırmağın öfkesini yenmek için buraya bir Budha heykeli yapmak için onay alır, 20 yıl içinde yeterli parayı toplar, hanedanın memurları parayı almak isterler, rahip gözünü verebileceğini ama Budha için toplanan parayı vermeyeceğini söyler ve gözünü çıkarır, bunun üzerine korkuya kapılan memurlar kaçarlar. Haitong ölür ama iki öğrencisi onun projesini sürdürür ve 90 yıl sonra heykel tamamlanır. Heykeli oymak için çıkarılan kayaların nehre atılmasıyla nehrin akışı düzenlenmiş, yatışmış olur, böylece Budha nehir ruhunu sakinleştirmiştir. Heykel çevre kirliliği ve erozyonla karşı karşıyadır ve Çin hüküğmeti ve UNESCO tarafından koruma ve bakıma alınmıştır.
Her yıl, Doğu Afrika'nın sonsuz düzlüklerinde dünyanın en kitlesel karasal göçü sergilenir. Tanzanya'nın Serengeti düzlükleri ile Kenya'nın Masai Mara'sı arasında saat yönünde 2000 km'lik uzun bir yolculutur bu. Yaklaşık 2 milyon yabanöküzü, zebra ve antilop -göç sırasında dünyaya gelen 400 bin yavruyla, yağmuru ve dolayısıyla taze otları izleyerek bu göçü tamamlar. Yolları üzerinde iki büyük nehirde dev timsahlar, düzlüklerde aslan, çita, leopar ve sırtlanlara birkaç yüzbin kurban vererek.
Belki de, dünyanın sahibinin insanoğlu olmadığını anlamak için bu göçü bir kez izlemek gerek.
Einstein şöyle demiş: ”İnsanoğlu evren dediğimiz bütünün –zamanda ve mekanda sınırlı olan- bir parçasıdır. Kendini, düşüncelerini ve duygularını evrenin geri kalanından ayırarak yaşar. Bu deneyim bizim için bir hapishanedir, bizi kişisel ortamımıza ve yakınımızdaki belli sayıda insana hapseder. Oysa hedefimiz, kendimizi bu hapishaneden kurtarmak, ufkumuzu genişletmek ve tüm yaşayan canlıları ve doğanın tümünü kucaklamak olmalıdır.”
İşte muhteşem dünya!
Böyle başlamıştım bu başlığa.
Kentlerin cangılında yaşamak, türdeş ama yabancı insanlarla, betonla, metalle, gürültüyle bir tutsaklık içinde yaşamak zorunda olan insan için, "dışarıdaki" muhteşem dünyayı hatırlamak, düşlemek yitirilmiş sevgiliyi anmaktan farklı değil.
Bazen, "dışarıdaki" yağmur içinize yağıyormuş gibi serin ve huzurlu o kısacık deja vu anında, bazen de kendinden bile sığınmak için "içerideki" muhteşem dünyayı özlemek...
“En”ler, diğerlerini gölgeler hep. Dünyanın en yüksek dağı Everest, aynı coğrafyadaki diğer devleri bile bilinmezliğe itmiştir. Mt Blanc, Kilimanjaro, Aconcaqua vb kıtalarının en büyükleri olarak isimlerini duyurabilmişse de K2 Everest’e çok yakın olsa da hep gölgede kalmıştır. K2 dünyanın en yüksek 2. zirvesidir, Everest’ten yalnızca 200 metre alçaktır. Karakurum dağlarındaki zirveler numaralandırılırken K2 olarak adlandırılmıştır. Pakistan sınırları içinde yer alan K2 gövdesiyle neredeyse bir piramit gibidir. Kesintisiz yükselen binlerce metrelik dik yamaçlara sahiptir. Çevresinde büyük yükseltiler olmaması, rüzgârların şiddetli olmasına ve dağın haşin bir iklime sahip olmasına yol açar. Tırmanılması en zor dağlardan biridir, takma adı “Vahşi Dağ”dır. Başarısız denemelerden sonra ilk kez 1954’ de zirvesine çıkıldı. Everest’e bugüne dek 2600 kişi çıkmasına karşın K2’ye çıkanların sayısı 280’dir –ki bunların arasında Nasuh Mahruki de var. Ölümcül dağ 70’in üstünde kurban da aldı bugüne dek.
DÜNYANIN AKCİĞERLERİ=AMAZON YAĞMUR ORMANLARIAmazon yağmur ormanları dünyanın akciğerleridir. Akciğerlerimiz yaşamımız için ne kadar önemliyse, Amazon yağmur ormanları da dünya için o kadar yaşamsaldır. Amazonu kat eden iki otoyolun yapımı için kesilen ağaçlar yüzünden dünyanın ortalama sıcaklığının 2 derece arttığını düşünürsek bu ormanların değeri anlaşılabilir. 5 milyon kilometrekare alan kaplayan bu yeşil ülke ne yazık ki, yangınlar, yeni yerleşimciler, tarım alanları açmak gibi nedenlerle her yıl muazzam miktarlarda küçülüyor. Uluslar arası örgütlerin çabaları bu yıkımı ancak bir parça azaltabiliyor. 1 kilometrekarelik alanda 90 ton canlı bitkinin yaşadığı bu ormanlar aynı zamanda 2,5 milyon böcek, 225 bin bitki, 3 bin balık, 1294 kuş, 427 memeli, 378 sürüngen türüne ve sahipliği yapıyor. Amazon ormanlarının yıkımının en can yakıcı sonuçlarından biri de yerlerinden edilen Amazon yerlileri. Koruma altında olsalar da, yerliler bölgeye gelen uluslar arası yatırımcılar tarafından sistematik olarak basitçe yok ediliyorlar. Daha vahşi bir gerçek de, yerlerin öldürülmelerinin videoya çekilerek kara pazara sapıkların talebine sürülmesi.
Kanser Amazona girdi ve yayılıyor, bedelini tüm dünya ödeyecek.
Herodot zamanından beri Sahra Çölü'nün hakimi olan atalarının izinden giden Tuaregler hala göçebe bir yaşam sürüp başlıca kervan ticaretiyle uğraşıyorlar. Binlerce yıldır yaşadıkları topraklar bugün Nijer, Cezayir, Libya, Burkina Faso, Mali arasında paylaşılmış. Nüfusları 1 milyona yakın.
Tuareglere "çölün mavi insanları" denmesinin nedeni, erkeklerin 25 yaşına gelince taktıkları ve ölene dek çıkarmadıkları, yalnız gözlerini ve burunlarını açıkta bırakan, genellikle mavi renk olan türbanları. Müslüman olan Tuareglerde kadınlar örtünmese de erkekler mutlaka bu türbanı takıyorlar. Toplumlarında kadının önemli ve üstün bir yeri var. Özgürlüklerine düşkün , savaşçı bir halk olan Tuaregler Fransız sömürgecilere karşı büyük şiddetle direndiler, bugün de hala yaşadıkları ülkelerle sık sık çatışmaya giriyorlar. Tuaregler, Sahranın gizemli, savaşçı mavi insanları.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız