Kayıt: May 26, 2007 Mesajlar: 246 Nereden: Muğla/Yatağan
Tarih: Çrş Ağu 27, 2008 11:46 pm Mesaj konusu:
Maviden sürgünümün sebebiydi senden sürgünüm... Ne yazsam sana dair olacak diye ödüp kopuyor. Burnumda mavinin kokusu, gözlerimde bir dama mavi yaş... Büyüyorum usul usul yavaş yavaş...
Ne yazsam sana dair, sana dahil olucak... Kelime arası senler mürekkepten dökülecek... heryere dağılıcak silsem de izi kalıcak.
İki dakka sen arası vermez mi dünya.
İçimin tam orta yerinde sıcacık bir korku var.
Damarlarımda coşkun coşkun geziniyor.
Gözbebeklerimde zonkluyor sanki dövüyor, geçiyor usul usul sızıyor yanaklarıma... Ciğerime varınca çatallaşıyor aldığım her nefes göğsüme bıçak gibi batıyor...
Mideme dokunuyor kıvrandırıyor, eli böğründe iki büklüm, başımı yere eğdiriyor.
Kalbime ulaştığı an deprem gümbürtüsüyle sendeliyorum ...
Bilir misin?
"tekil çoğulluğumsun" sen benim ...
Aklımın çetelesinde , çarpık kelimelerden ayıklanmış noksansız ezberim...
Bir yanım daha kesik bu gece ...
Yine gitmek düştü soluma , yada gidene yarım bir bakışla , sessiz çığlıklar kopararak " gitme " demek .
Haklıydın aramız bir uçurum mesafe ...
" Ben mi çok yorulmuştum, sen mi hiç yoktun yanımda ?
yoksa sen mi yorgundun , ben mi yüreğinde hiç yoktum ? "
Bilmiyorum ...
Eylül ...
Özledim seni kavuşmamıza az kaldı . Bitiyor bu özlem . Bak bitiyorum .
Eylül içime es öyle bir eski tüm yangınlarım sönsün . Küllerim savrulsun ...
Yorgunum eylül, bir yanım yok .
Kan sızıyor solumdan bu kanamayı durdur eylül ...
İçim uçurum uçurum .
Bir kez daha düştüm bu gece . Bir el itti beni gözlerinden . " Yapma " dedim , yalvardım .
Dinlemedi beni eylül .
Ne bir tane "gel" im , ne bir tane " git " im kaldı eylül ... İçimin sesi çalındı . Sessizim biliyor musun ? Ne "evet" , ne "hayır" dedi . "Süpriz" diyerek umut verdi , oysa köşesi yanmış, rengi solmuş bir umuttu bu . Sarıldım sımsıkı ,öyle bir sarıldım ki gece kıskandı . Gölgeler kıskandı . Ama eylül gün ışımaya başladı umut öldü ...
Ben de bir şey de öldü .
Eylül gözyaşlarım sana geliyor , seni karşılıyor . İçimdeki yangın her dakika çoğalıyor .
Koş eylül acele et sarıl bana sımsıkı . Yoruldum . Çok yoruldum . Eylül yağ içime usul usul. Damla damla düş . Her damla bir yaramın sızısına dokunsun. Alsın acısını ...
Kötüyüm be eylül. Darmadağınık , ortaya saçılmış haldeyim . Şaşkınım , durgunum , yoksunum , aşığım eylül...
Hocam ...
Bu gece nedenler aradım durdum . Bahaneler çoğalttım , kendime daha önce hiç söylemediğim kadar çok yalan söyledim .
Bekledim hocam gün ışıyana kadar bekledim . Küçük bir umut cebime iliştirildi benim .
Avucumda sımsıkı tuttum onu yitirmedim...
Yudumladım bir başıma şarabı . Göz yaşlarım yanağıma düştü . Gelip silmedin be hocam . Gelmedin ...
İçim sanki yapboz tahtası gibi.
Yerini , köşesini , bulamamış duygu parçaları . Öyle savruk , öyle dağılmış ki etrafa ...
Birbirine benzer ve bir o kadar da birbirinden bağımsız ...
Hangi parçama uzansam , avucumun içine bulaşıyor kokusu , bulmaya çalışıyorum yerini yurdunu .
Yerleştiremiyorum göğsüme , içim kabul etmiyor ...
Oysa ne kadar kalabalıkmışım .
Ne çok duygum varmış sana dair .
Tanıyamamışım kendimi , yabancılığım bundanmış ...
Kırık dökük vagonlarım var kıvrımlarımda sana uzanan.
Ne vakit adını yazsam gönül tutanaklarıma divitin ucu batar parmak uçlarıma .
Ne vakit dokunsam tenime parmak iz(ler)in kalır üzerimde .
Ne vakit umut büyütsem ansızın tel örgülerde infaz edilir .
Yok(sun)luğum gözeşiğime peydahlanır sızısı kat(re) kat(re) düşer avuçlarımın arasına.
Her gece aynı labirenti dolanıyor ayaklarım.
Voltalar çoğaltıyorum hücremde.
(S)aklayamıyorum ben bu çocuğu gözlerim ihbar ediyor beni .
Ne yana baksam içimde sana çıkıyor bütün yollar. Adımları(mı)n ardına duvarlar örü(lü)yor.
İçim yılların tutsaklığını devirmiş(ken) ,
Yalnızım şimdi bir ihtilal kadar , zorlu , sancılı ve bir o kadar da devrik ...
Aşk belası bakışların yağmur gibi üzerime düşüyor.
Solu(ğu)mdasın sevdam .
Sol yanımda .
En son mavisurgun tarafından Çrş Eyl 03, 2008 11:38 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Adımlarım ne yana düşüyor bilmiyorum hocam.
Yoruldum...
Yorgunum bu akşam.
Sözün imbiğine kan düştü ... Kanın kırmızısı gözüme düştü.
Sendeliyorum ...
" Bir damla sen , bir parça sen , bir yudum sen , bir lokma sen " dedim bekledim ...
Açım çok açım , açlığım sanadır yar!
"Duy beni " dedim
Duyuramadım hocam...
İçimin sesini de çaldırlar .
Mühür vurdular dilime , mil çekildi ruhuma . Yasakların en bölücü , en karanlık , en zalim olanı kilitli kapıları bir bir kapattı üzerime.
Korkuyorum !!!
sen içimde kal , yalnız bırakma beni hocam ...
Dile vurgun katran karası , çetrefilli , çengelli sözcükler içimde ...
Uyku yarı ölüm haliydi hani ?
Her gece sana ölmekden , sana düşmekten , sana gelmekden bitkinim , tükendim...
Zamanı dilimleyip sana eş bölüyorum içimde.
Saatler sen ol , saniyeler ben olayım ...
Her atmış da , usulca kavuşsun dudaklarımız .
Biriken her dakika bir sonrakine devretsin , yirmi dört atmış oldu mu bir olalım , tek olalım , biz olalım yar !
Her zerrem içine işlesin . Gözlerin gözlerime devrilsin . Her dokunuşum bir ölüm olsun .
Yağmur misali döküleyim damla damla yüreğine , benliğinin üzerine ... her damla da bin ölüm olsun.
Bırak şimdi beni !
Öleyim avuçlarının arasında ...
Öleyim kirpiklerinin kıvrımında ...
Öleyim boynun köşesindeki kokunla ...
Öleyim adımlarının ardına ...
Öleyim bırak şimdi beni yüreğinin tam ortasında ...
Sinsice beni saran , ansızın yakalayan , gölgem gibi benle yaşayan...
ben uyurken , ben susarken , ben düşlerken beni izleyen , her adımımda beni taklit eden şey ... Bir tek ben düşerken karşımda duran .
Bunun adı aşk ...
Bilir misin en çok seni onda sevdim . Aynı göğe uzanan bakışlarımız vardı bir birini teğet geçen . Mavilerimiz vardı umutlarımızı yüklediğimiz . Bir meridyenin iki farklı noktasıydık , iki farklı şehriydik kavuşturamazdık bir türlü içimizin çıkmaz sokaklarını . Bir tek aynı rüzgar geçerdi üzerimizden onunla savrulurduk , karışırdı kokum kokusuna ... Aynı iklimi yaşardı tenimiz , aynı okyanusu kucaklardı kıyılarımız .
Aynı yerden vurgun yemiştik , aynı yerden susmuştu içimiz .Aynı anda düştük ..
beni bir kara delik yuttu sanki . Züleyha bakışlarım yetmedi veda bile edemedim ... Oysa ardımdan koşarken düşüverdi Yusuf ' un kuyusuna...
Hocam biliyor musun?
Artık devrik gülümsüyorum hayata ...
Nerde kırılmıştık , neye kırgındık , biz niye böyle kırılgandık ?
İçimize " sus " hangi aralık kaçıvermişti bizim ...
"Seviyorum" lar dile yalan olup " Sevmiyorum!!! " haline ne vakit dönüşüverdi ?
Kim için bu yalanlar ? Gecenin en keşmekeş vakti kimi kandırmayı deniyoruz ki biz?
Söylediğin gibi " gülüm boşver ... "
Boşverdim " Gülüm " ...
Sevmelere devam , sevmeye araverilir mi ki hocam ?
Ucunu yakıp uzattığın sigara yok mu ? Efkar vakti nasıl çekiliyor ciğere ...
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız